Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Ahiret Gününe İman Ahiret günü; İnsanların hesap ve dünyada yaptıklarının karşılığını alma günüdür. Ahiret gününün bu şekilde isim lendirilmesinin sebebi onun son gün olup dünya

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Ahiret Gününe İman ile konu

    Sponsorlu Bağlantılar




    Ahiret Gününe İman

    Ahiret günü; İnsanların hesap ve dünyada yaptıklarının karşılığını alma günüdür. Ahiret gününün bu şekilde isimlendirilmesinin sebebi onun son gün olup dünya için başka bir gün olmadığı içindir. Ahiret günü kıyamet günü diye de isimlendirilmiştir.
    Ahiret gününe iman: Allah ve Rasulünün haber verdiği ölümle başlayan kabrin fitnesine, oradaki nimet ve azaba, tekrar dirilmeye, haşra, amel defterlerine, hesaba, teraziye, havuza, sırata, şefâate, cennete, cehenneme ve kıyamet alametlerine iman etmeyi gerektirir.
    Kur’an’ın Ahiret Gününe Önem Vermesi

    Kur’an imanın bu kısmına çok önem vermiş ve onun mutlaka gerçekleşeceğini değişik vesilelerle ortaya koymuş, insanın ondan gafil olmaması için her fırsatta ona dikkat çekmiştir. Kur’anda bu büyük güne verilen önem, birçok ayette Allah’a imanla ahiret gününe iman yan yana zikredilme şeklinde tezahür etmiştir. Bunu şu ayetlerle örneklendirebiliriz. Allahu Teâlâ Kitabında şöyle buyuruyor:
    “Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik Allah’a ahiret gününe iman etmektir.”
    Bakara: 177
    “Herkim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amel işlerse onlara Rab’leri katında müKâfat vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
    Bakara: 62
    “Bu sizden Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimselere verilen bir öğüttür.”
    Bakara: 232
    “...Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen kimselerle savaşın.”
    Tevbe: 29
    “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, ahiret gününü umut edin. Yeryüzünde karışıklık çıkarıp bozgunculuk yapmayın dedi.”
    Ankebût: 36
    Allahu Teâlâ Kitabında kıyamet gününü birçok isimle zikretmiştir. Bu da ona verilen önemin bir başka tezahürüdür. Ahiret gününe imanın insan hayatında etkin bir tesiri vardır. Çünkü ahiret günü ve ondan sonra gerçekleşecek hesap, ceza, cennet, cehennem vb. şeylere iman, kişiyi orası için hazırlık yapmaya yönlendirir.
    Bu iman, sahibine cennete girdirici salih amel yaptırır; cehenneme girdirici kötü amellerden de uzaklaştırır. Dünyada kendisinin imtihan için kaldığını bilen bir kimse, bu imtihan dönemini iyi değerlendirir ve bu dönemi kendi aleyhine kapatmaz.
    Hayır ve iyi işler yapanlara sevap ve cennet, kötü işler yapan asi kimselere de cehennem vereceğini vadeden, hâkimler hâkimi Zatın huzurunda söz ve fiillerinden hesaba çekileceğine iman eden bir kimse, heva ve hevesine göre değil, Allah ve Rasulünün ölçülerine göre bir hayat yaşar. İçerisinde salih amellerin bulunduğu defterinin tartıda ağır gelmesi için çaba harcar. Allahu Teâlâ Kitabında şöyle buyuruyor:
    “O gün tartı tam doğrudur. (Kimseye zulmedilmez) Kimin sevap tartıları ağır gelirse, işte onlar felaha erenlerdir. Kimin sevap tartıları hafif gelirse, işte onlar da ayetlerimize haksızlık etmelerinden dolayı kendilerini ziyana uğratanlardır.”
    A’raf: 89
    Kur’an ahiret gününe imanla salih ameli birçok ayette birbirine bağlamıştır Allahu Teâlâ Kitabında şöyle buyuruyor:
    Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimseler imar eder...”
    Tevbe: 18
    Allah’a ve ahiret gününe iman edenler; mallarıyla ve canlarıyla cihat etme hususunda senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilir. Fakat Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, kalpleri kuşkuya düşmüş ve şüpheleri içinde bocalayıp duran (savaştan geri kalmak için) senden izin isterler.”
    Tevbe: 44, 45
    Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kavmi Allah’a ve Rasulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin.”
    Mücadele: 22
    “And olsun onlarda (İbrahim ve ona iman edenlerde) sizin için Allah’ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnek vardır.”
    Müntehine: 6
    İnsan unutkan ve gaflet sahibi olup dünya hayatına aşırı düşkün olduğu ve geleceğini ihmal ettiği için, Kur’an dünya hayatını oyun ve eğlence, dünya metâının geçici, ahiret hayatının da ebedi olduğunu her fırsatta hatırlatmıştır. Allahu Teâlâ Kitabında şöyle buyuruyor:
    “Ey iman edenler, size ne oldu ki; Allah yolunda topluca savaşa çıkın dendiği zaman yere çakılıp kaldınız. Ahirete karşılık dünya hayatına mı razı oldunuz?! Fakat dünya hayatının metâı (faydası) ahirete nisbeten çok azdır.”
    Tevbe: 38
    “Bilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır. Bu tıpkı bir yağmura benzer ki bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap; Allah’tan ise mağfiret ve rıza vardır. Dünya aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.”
    Hadid: 20
    Ahiret Gününe İmanın Delilleri

    Kur’an, sünnet, akıl ve fıtratı selime ahiret gününe iman etmemizi gerekli kılıyor. Allahu Teâlâ Kitabında ahiret gününe imanın gerekliliğini sıkça zikretmiş ve onun mutlaka gerçekleşeceğini haber vermiştir. Kıyamet gününe iman etmeyenlerin şüphelerini akli ve nakli delillerle boşa çıkarmıştır. Allahu Teâlâ ahiret gününe imanın gerekliliği hususunda şöyle buyurmuştur:
    “Kıyamet saati mutlaka gelecektir. Bunda asla şüphe yoktur.”
    Mümin: 59
    “Sura üflendiğinde göklerde ve yerde olanlar kendilerinden geçip yere yıkılırlar. Ancak Allah’ın dilediği kalır. Sonra sura bir daha üflenir, birden onlar mezardan kalkıp bakarlar.”
    Zümer: 68
    “...İlk yaratmaya başladığımız gibi tekrar iade edeceğiz; bu üzerimize bir va’ddir; biz bunu mutlaka yapacağız.
    Enbiyâ: 104
    Allah kendinden başka ilah yoktur sizi mutlaka kıyamet gününde bir araya toplayacaktır. Bunda şüphe yoktur. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir.”
    Nisâ: 87
    Kur’an’ın bildirdiğine göre her nebi kavmini, ahirete iman etmeye davet etmiştir. Dolayısıyla semavi dinlerin hepsi öldükten sonra dirilmeyi iman rükünlerinden saymış; ahiret ve dirilmeye iman etmeyen kimseyi mümin saymamıştır. Bazı inatçı kâfirlerin dışında ahireti inkâr eden de olmamıştır.
    Nuh (Aleyhisselam) kavmini ahirete iman etmeye davet ederken şöyle demiştir:
    Allah sizi bitki (bitirir) gibi topraktan bitirmiştir. Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve (tekrar diriltip) bir çıkışla çıkartacaktır.”
    Nuh: 17, 18
    İbrahim (Aleyhisselam):
    “Beni öldürecek, sonra diriltecek O’dur. Ceza (kıyamet) günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O’dur.”
    Şuara: 81, 82
    Musa (Aleyhisselam):
    “Kıyamet saati mutlaka gelecektir. Kıyamete iman etmeyen ve kendi hevasına uyan kimse seni ona imandan alıkoymasın sonra helak olup gidersin.”
    Ta-Ha: 15, 16
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    “Kâfirler diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: Hayır, Rabb’ime and olsun ki mutlaka diriltileceksiniz. Sonra yaptıklarınız size haber verilecek. Bu Allah’a göre kolaydır.”
    Tegabun: 7
    Tarih boyunca kâfirlerden tekrar dirilmeyi inkâr edenler olmuştur. Allah onları bize Kitabında haber vermektedir:
    “Biz kemikler haline geldikten ufalanıp toprak olduktan sonra mı, sahiden biz mi yeni yaratılışla diriltileceğiz? dediler.”
    İsra: 49
    “Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (tekrar hayata döneceğiz)? Bu (gerçekleşmesi) uzak bir dönüştür. (Biz) o su ile ölü bir beldeyi dirilttik. İşte mezardan çıkış da böyledir. Onlardan önce Nuh kavmi, Res ve Semud halkı da yalanlamışlardı. Ad, Firavun ve Lut’un kavmi, Eyke halkı ve Tubba kavmi. Bunların hepsi rasulleri yalanladılar ve tehdidimi hak ettiler. İlk yaratma ile yorulup aciz mi kaldık ki (tekrar diriltmeden aciz kalalım)?! Doğrusu onlar yeni bir yaratmadan kuşku içindedirler.”
    Kahf: 3-11-15
    Kâfirlerin tekrar dirilmeyi inkâr ve ondaki şüpheleri, Allah’ın kudretine olan bilgisizlikleri ve akıllarını gereği gibi kullanmadıklarındandır. İlk yaratılışlarını unutarak çürüyüp toprak olmuş bu kemikleri kim diriltecek diye akıllarınca delil getirmeye çalışmaktadırlar. Kur’an bunu bize şöyle naklediyor:
    “Kendi yaratılışını unutarak ve bize bir misal vererek: ‘Şu kemikleri kim diriltecek?’ dedi. De ki: Onları ilk defa yaratan diriltecektir...”
    Yasin:78, 79
    Bu mübarek ayette çok nefis ve ince bir mana vardır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmakta:
    “Ey insan, çürüyüp toprak olduktan sonra tekrar dirilmeyi nasıl inkâr eder ve onu uzak görürsün? Oysa biz senin aslını ilk yaratışta da topraktan yaratmıştık. Seni ilk seferinde topraktan yaratan toprak olduktan sonra tekrar yaratmaya elbette kadirdir.”
    “Ey insanlar, eğer öldükten sonra tekrar dirilmede şüphede iseniz (bilin ki) biz sizi önce topraktan yarattık...”
    Hac: 5
    “Gökleri ve yeri yaratan onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O çok bilen yaratıcıdır.”
    Yâsîn: 81
    Allahu Teâlâ kullarına bu dünyada da ölüleri dirilttiğini göstermiştir. Bakara süresinde buna beş tane örnek vardır:
    1-Musa (Aleyhisselam)’in kavmi kendisine:
    “Ey Musa, biz Allah’ı açıkça görmedikçe sana iman etmeyiz” dediklerinde Allah onları yıldırıma çarptırarak öldürmüş ve iman etmeleri için tekrar diriltmişti. Allahu Teâlâ bu hususu şöyle anlatıyor:
    “Bir zaman da: Ey Musa, biz Allah’ı açıkça görmedikçe sana iman etmeyiz demiştiniz de sizi yıldırım yakalamıştı. Siz de bunu görüyordunuz. Sonra belki şükredersiniz diye sizi ölümünüzün ardından tekrar dirilttik.”
    Bakara: 55
    2-İsrail oğullarının anlaşmazlığa düştüğü öldürme olayında Allahu Teâlâ İsrail oğullarına bir inek kesip onun bir parçasını öldürülen kişiye vurmalarını emreder. Ayetlerde tarif edilen ineği kesip öldürülen kişiye vurduklarında ölü dirilir ve katilini onlara haber verir. Allahu Teâlâ bu olayı bize şöyle bildiriyor:
    “Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun katili hakkında birbirinizle atışmıştınız; oysa Allah, gizlediğinizi ortaya çıkaracaktı. Onun için ineğin bir parçasıyla öldürülene vurun demiştik. İşte Allah böylece ölüleri diriltir. Size ayetlerini gösterir ki aklınızı kullanasınız.”
    Bakara: 73
    3-Sayıları binlerce olup ölüm korkusuyla beldelerinden kaçan kimselerin kıssası:
    “Sayıları binlerce olup ölüm korkusuyla beldelerinden kaçan kimseleri görmedin mi? Allah onlara: Ölün dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı ikram sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.”
    Bakara: 243
    4-Viran olup harabeye dönen bir beldeye uğrayan bir kişi gördüğü manzara karşısında belde halkının tekrar dirilmesinin mümkün olmadığını düşünmüştü. Bunun üzerine Allah onu öldürmüş, yüz sene ölü olarak bırakmış, sonra onu tekrar diriltmişti. Bu olayı Allahu Teâlâ şöyle bildiriyor:
    Allah kendisini yüz sene öldürüp sonra da diriltti. Ne kadar ölü olarak kaldın? dedi. ‘Bir gün veya bir günün birazı kadar kaldım’ dedi. Allah dedi ki: Hayır yüz sene kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine bak, seni insanlar için bir ibret kılalım diye (böyle yaptık. Eşeğin) kemiklerine, nasıl onları birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz. Bu işler ona iyice belli olunca: ‘Allah’ın her şeye kadir olduğunu biliyorum’ dedi.”
    Bakara: 259
    5-İbrahim (Aleyhisselam)’ın kıssası. İbrahim (Aleyhisselam) kalbi mutmain olması için Allahu Teâlâdan ölüleri nasıl dirilttiğini kendisine göstermesini istemişti. Allahu Teâlâ bu olayı bize şöyle nakletmektedir:
    “İbrahim de bir zaman: Rabb’im, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster demişti. (Allah): İnanmadın mı dedi. (İbrahim): Hayır inandım, fakat kalbim kuvvet bulsun diye (görmek istiyorum) dedi. O halde kuşlardan dört tane al; onları kendine çek; sonra kesip her dağın başına onlardan birer parça koy. Sonra onları kendine çağır; koşarak sana gelecekler. Bil ki, Allah daima galip ve hikmet sahibidir dedi.”
    Bakara: 260
    Ayetlerde görüldüğü gibi Allahu Teâlâ hem fert hem de toplum şeklinde dünyada iken kullarına tekrar dirilmeyi göstermiştir. Hatta yüz sene ölü kalıp sonra diriltilen kimsenin kıssası anlatılırken, Allah ona eşeğinin dirilişini göstererek gözüyle müşahede ettirmiştir.
    Akli Yönden Tekrar Dirilmeye Örnekler

    Şüphesiz ki Allahu Teâlâ gökleri ve yeri örneksiz olarak yaratmıştır. Gökleri, yeri ve onların içindekileri benzersiz ilk defa yaratan onları tekrar diriltmeye elbette güç yetirir:
    “Yaratmaya başlayan O’dur. (Öldükten) sonra onu tekrar iade eder. Bu Ona daha kolaydır...”
    Rum: 27
    Sonra Allahu Teâlâ tekrar dirilmeyi yeryüzünde bize bitkiler ve bazı hayvanlar üzerinde gösterir. Yeryüzü kışın gelmesiyle güzellik ve canlılığını kaybeder. Ağaçlar kurur yapraklarını döker, yemyeşil otlar kupkuru olup rüzgârın önünde yok olup giderler. Baharın gelmesiyle yeryüzünde tekrar bir canlılık ve hareket başlar. Allahu Teâlâ birçok ayette yeryüzünün öldükten sonra dirilmesini ahiretteki dirilmeye benzetmiş ve bunu tekrar dirilmeye örnek vermiştir:
    “Onun ayetlerinden biri de, sen toprağı boynu bükük kupkuru görürsün. Onun üzerine suyu döküğümüz vakit, titreşir kabarır. Onu dirilten Allah elbette ölüleri de diriltir. O her şeye kadirdir.”
    Fussilet: 39
    “Gökten bereketli su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. Birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik. Kullara rızk olması için. O su ile, ölü bir beldeye can verdik. İşte (kabirden) çıkışta böyledir. Nasıl ölen toprak canlanıyor, ağaçlara taze bir hayat geliyor, bitkiler yerden çıkıyorsa, siz de kabirlerden öyle taze can bulup çıkacaksınız.”
    Kâf: 9-10-11
    Ahiret Günüyle Alakalı Meseleler

    Ahiret gününe iman, imanın en önemli rükünlerinden bir rükün olunca, onu biraz tafsilatlı izah etmek zorunludur. Bir mümin kıyamet denen bir günün kendisi için takdir edilen bir zamanda kesin tahakkuk edeceğine itikat eder ki bu icmali imandır. Sonra o, Kur’an ve Sahih Sünnette haber verilen, ölümle başlayan gaybî işlerin hepsine inanır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
    Kabir Fitnesi ve Sorgu Melekleri

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği kabrin fitnesi ve meleklerin kulu Rabb’i, dini ve Nebisi hakkında sorguya çekmesidir. Bunun delili ise Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sahih hadislerde insanlar kabirlerinde imtihan olunacaklar demesidir. Esma bin Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:
    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘Evvelce bana gösterilmemiş birçok şey bu imtihanlarına benzer veya ona yakın bir imtihan geçireceksiniz. (Kabirdeki kimseye) bu adam hakkında bilgin nedir? denir. Mümin veya yakîn sahibi:
    −O zat Muhammed’tir. Biz de davetine icabet ettik ve Ona uyduk. O zat Muhammed’tir, diyecek ve bu söz üç kere tekrarlanacak. Ondan sonra o kimseye:
    −Yat ve rahatça uyu, O zatın risaletine kesin inandığını bildik denilecek. Münafık veya şüpheci (bu soruya):
    −Ben bilmiyorum, insanların bir şeyler söylediğini işittim, ben de onu söyledim diyecek’ buyurdu.”
    Buhari: 243, Müslim: 905, Malik: 1/188-189
    Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘Kul kabrine konduğu ve arkadaşları dönüp gittiği zaman, o arkadaşlarının ayakkabılarının sesini işitir. Ona iki melek gelir. Bunlar ölüyü oturturlar ve ona:
    −Muhammed denilen kimse hakkında ne dersin? derler. O kul:
    −Onun Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna şahadet ederim der. Bunun üzerine melekler tarafından:
    −Ey mümin, cehennemdeki yerine bak. Allah bu azap yerini senin için cennetten bir makama değiştirdi denir. O kul cehennem ve cennetteki iki makamını birden görür. Fakat kâfir veya münafık olan ölü ise meleklerin sorusuna:
    −Muhammed hakkında bir şey bilmiyorum. İnsanların Ona söyledikleri bir sözü işitir ben de onu söylüyordum der. Melekler o kâfir veya münafığa:
    −Anlamaz ve uymaz olaydın der sonra bu kâfir veya münafığın iki kulağı arasına demir bir balyozla vururlar. O balyozu yiyince kâfir veya münafık şiddetle feryat eder. Bu feryadı ins ve cinden gayrı ona yakın her şey işitir’ buyurdu.”
    Buhari: 1259, İbni Hibban: 3120
    Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    Allah, müminleri dünya hayatında da ahiret hayatında da sabit bir sözde sebat ettirir...” İbrahim: 27. ayeti kabir azabı hakkında indi. Kabirde ölüye:
    −Rabb’in kimdir? diye sorulur. O da:
    −Rabb’im Allah ve Nebim Muhammed’tir der. İşte bu Allah’ın:
    Allah, müminleri dünya hayatında da ahiret hayatında da sabit bir söz üzere sebat ettirir...”
    Ayetindeki sabit kavlin delalet ettiği sözdür’ buyurdu.”
    Müslim: 2874/73, Buhari: 1294
    Kabrin Sahibi İçin Azap ve Nimet Oluşu

    Kabir fitnesinden sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in haber verdiği kabir azabı ve kabir nimetine iman etmemiz de gerekir. Kabrin azap ve nimetine Kur’an ve Sahih Sünnette birçok deliller vardır.
    “...Firavun ailesini, azabın en kötüsü kuşattı. Sabah akşam ateşe sunulurlar. (Dünya durdukça azap böyle devam eder.) Kıyamet koptuğu gün de Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun denir.”
    Gafir: 46
    Allahu Teâlâ bu ayette Firavun ailesinin iki çeşit azap ile cezalandırılacağını söylüyor.
    Birincisine:
    “...Sabah akşam ateşe sunulurlar.” buyruğu ile işaret etmekte, ikincisine ise:
    “...Kıyamet koptuğu gün de Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun denir.” buyruğu ile işaret etmektedir. Bu ayete dikkat edildiğinde ikinci azabın kıyamet saatinden sonra olduğu anlaşılmaktadır. Birinci azap ise kıyamet saatinden önceki sabah akşam kâfirlerin arz olundukları bu dünyadaki azap. Yani, ölümle dirilme arası kabir azabı olduğu anlaşılmaktadır. Allah ölümden sonra kıyametten önce meydana gelen azaba şu ayetle de işaret etmiştir:
    “O zalimler ölüm dalgaları içinde, meleklerde ellerini uzatmış: Haydi canlarınızı çıkarın, Allah’a gerçek olmayanı söylemenizden ve Onun ayetlerine karşı büyüklük taslamanızdan ötürü, bu gün alçaklık azabıyla cezalandırılacaksınız’ derken onların halini bir görsen.”
    En’âm: 93
    İbni Abbas (Radiyallahu Anh) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir. Bu azap ölüm anında başlayan azaptır. Meleklerin ellerini uzatmasından murat, onlara azap etmesi yüzlerine ve arkalarına vurmasıdır. Buna Allah’ın:
    “...Melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vura vura canlarını alırken halleri nice olur.” Enfal: 50 buyruğu şahadet etmektedir. Bu her ne kadar definden önce ise de ahiretteki azaptan önce olması Sebebiyle kabir azabından addedilmiştir. Çünkü öldükten sonra ve ahiretten önceki azabın geneli kabirde olmaktadır.
    Kabir azabıyla ilgili hadisler sayı bakımından bayağı kabarık olup mütevatir derecesindedir. İmamı Nevevî Müslim şerhinde şöyle demiştir:
    Ehli sünnetin yanında kabir azabı sabittir. Onlar bu hususta Kitap ve sünnetin delillerini kabul edip ona inanmaktadırlar. Kabir azabıyla ilgili hadislerin birkaç tanesini zikretmekte yarar vardır:
    Zeyd bin Sabit (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Neccar oğullarına ait bir bahçede ve katırının üzerinde bulunduğu bir sırada biz onunla beraberdik. Katır aniden yoldan saptı ve koştu. Nerede ise Nebiyi yere atacaktı. Orada altı veya beş veya dört tane mezarla karşılaştık. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Bu mezarların sahiplerini kim tanıyor?’ dedi. Bir adam:
    −Ben tanıyorum dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Bunlar ne zaman öldüler’ dedi. O adam:
    −Müşriklik zamanında öldüler dedi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Şüphesiz bu ümmet kabirleri içinde imtihana tabi tutuluyorlar. Şayet ölülerinizi gömmeyi terk etmeniz endişesi olmasaydı, bu mezarlıktan işitmekte olduğum kabir azabından bazısını sizlere işittirmesini Allah’tan muhakkak talep ederdim’ buyurdu. Sonra yüzünü bize dönerek:
    −‘Kabir azabından Allah’a sığının’ buyurdu. Sahabeler:
    −Kabir azabından Allah’a sığınırız dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Kabir azabından Allah’a sığının’ buyurdu. Sahabeler:
    −Kabir azabından Allah’a sığınırız dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Fitnelerden, onların görünenlerinden ve görünmeyenlerinden Allah’a sığının’ buyurdu. Sahabeler:
    −Fitnelerden, onların görünenlerinden ve görünmeyenlerinden Allah’a sığınırız dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Deccal fitnesinden de Allah’a sığının’ buyurdu. Sahabeler:
    −Deccal fitnesinden de Allah’a sığınırız dediler.”
    Müslim: 2867/67
    İbni Abbas (Radiyallahu Anh) dedi ki:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki kabre uğradı ve:
    ‘Bu iki kabrin sahibi azap olunuyorlar. Hem de büyük bir şeyden dolayı azap olunmuyorlar. Onlardan biri söz taşır, diğeri de bevlinden sakınmazdı...’ buyurdu.”
    Buhari: 1361-6052, Müslim: 292/111
    İbni Ömer (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘Sizden biri vefat ettiğinde sabah ve akşam ona makamı gösterilir. O kimse cennet ehlinden ise cennet ehli makamlarından bir makam; ateş ehlinden ise cehennem ehlinin yerlerinden bir yer gösterilir ve:
    −Burası senin oturacağın yerdir. Kıyamet günü Allah seni o makama gönderecektir denir’ buyurdu.”
    Buhari: 1301, Müslim: 2866/65
    Kabir azabı ve nimetlerinin keyfiyetiyle ruhun ölüye dönüşünün keyfiyetine gelince, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sahih olarak rivayet edilen hadislerin dışına çıkmak doğru değildir. Tahavi akidesinin şârihi İbni Ebi’l-İz bu hususta şöyle demektedir:
    “Kabrin azap ve nimeti, iki meleğin gelip ölüye bir şeyler sorması Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den mütevatir olarak rivayet edilmiştir. Dolayısıyla onlara îtikat etmek gerekmektedir. Nasıllığı ve niceliği hakkında konuşmak doğru değildir. Bilakis ruhun cesede dönüşü bizim keyfiyetini bilmediğimiz bir tarzdadır. Kabir azabı berzah azabıdır. Ölüp kabir azabına müstahak olanlar şüphesiz onu tadacaktır. Onlar ister bir kabre defnedilsin, ister suda boğulup cesedi kaybolsun, ister kurda kuşa yem olsun aynıdır. Azap defnedilenlere ulaştığı gibi bunlara da ulaşır.”
    Tahavî Şerhi: 399-400
    Bunu rüyasında azap ve işkence gören veya saadet içerisinde mutluluktan uçan biriyle örneklendirelim. Rüyasında azap içerisinde inleyen kimse, azabı sadece cisminde mi görmektedir, yoksa ruhunda mı? Sadece cisminde dense, uyuyan kimse vücudunda yara ve bere gibi bir şey görmemektedir. Sadece ruhunda azap görür dense, azap anında yatağında kıvranması terleyip çığlık atması cismiyle alakalı bir şeydir. Netice olarak kabir azabı diye bildiğimiz ahiretten önce, öldükten sonra vuku bulan azap ve nimet, berzah azabı ve nimetleridir; Keyfiyeti bizce malum değildir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sahih hadislerinde gelen kabir azabı ve nimetleriyle ilgili haberlere inanıp onlarla yetinmek ve keyfiyetini araştırmamak en doğru yoldur.
    Kıyamet Saatinin Alametleri

    Kıyametin kopuş saatini Allah’tan başka kimse bilemez. Bu hususta Allah şöyle buyurmaktadır:
    “Kıyamet saati hakkındaki bilgi Allah’ın indindedir.”
    Lokman: 34
    Meşhur Cebrail Hadisinde de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    “...Bu hususta kendisine soru sorulan sorandan daha bilgili değildir...” buyurmuştur. Ancak onun yaklaştığını bildiren alametleri vardır. Bu alametleri hem Kur’an hem de sünnet bize bildirmiştir. Yukarıdaki Cebrail hadisinin sonunda onlardan birkaç tanesini zikretmiştir. Kıyametin yaklaştığını bildiren alametler, büyük ve küçük alametler olmak üzere iki kısma ayrılır.
    1) Kıyamet saatinin yaklaştığını haber veren küçük alametlerdir. Bunların geneli ahir zamanda insanların fesat içerisinde olup aralarındaki fitnenin çoğalıp Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yolundan uzaklaşmaları Sebebiyledir. Bunlardan bir kaçını zikredelim. Cebrail:
    ...O halde bana onun alametleri hakkında haber ver dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
    “Cariyenin efendisini doğurması, çıplak ayaklı elbisesiz fakir koyun çobanlarının yüksek bina yapmakta birbirleriyle yarıştıklarını görmen”
    Müslim: 8/1 Buhari: 50/203
    Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘İki büyük müslüman gurup birbirleriyle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Bu iki gurubun davaları bir olduğu halde aralarında büyük bir savaş olacaktır’ buyurdu.”
    Buhari: 6974, Müslim: 2888/17
    Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Bir adam Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e Kıyamet saati ne zaman gerçekleşecek? dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Emanet zâyi edildiği vakit kıyamet saatini bekle’ buyurdu. Adam:
    −Emaneti zâyi etmek nasıldır? dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘İşler ehlinin gayrına tevdi edildiği zaman kıyamet saatini bekle’ buyurdu.”
    Buhari: 6418
    Küçük alametlerle ilgili başka hadisler de var ancak mevzuu çok uzatmamak için bu kadarla yetiniyoruz. Dileyen sahih hadis kitaplarına bakabilir.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Ahiret Gününe İnanmanın Faydaları
  3. Kadere İman ile ilgili konu
  4. Kitaplara İman ile ilgili konu
  5. Meleklere İman, İman ile ilgili konu
  6. Âhiret Günü ve Âhirete İman Hakkında
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri