Hoşgeldiniz.

anneler günü öyküleri eklermisiniz Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Anneler Günü Gösterileri, Anaokulu Anneler Günü Gösterileri, Okul Öncesi Anneler Günü Göst Anneler Günü E-Kartları, Anneler
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar








  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Anneler Günü Öyküleri

    Annenin Fedakarlığı

    Çocuk, babasından aldığı harçlığı vaktinden önce bitirmiş ve günlerdir istediği top için yeterli parayı biriktirememişti. Birkaç hafta sonra yaz tatiline girecek olması, onu bu konuda endişelendirip yeni kaynaklar aramaya sevkediyordu. Evlerine gelen son aylık dergide "Her hizmetin bir ücret karşılığında olduğu"nu okuyunca, sevinçle havaya sıçradı. Buna göre, ailesine yaptığı yardımların da bir karşılığı olmalıydı.
    Çocuk bu fikirle harekete geçip gördüğü işlerin listesini çıkardı ve bunların yanına da ücretlerini yazdı. Fırından ekmek almak için 200, çöp dökmek için 100, annesiyle pazara gitmek için 500 lira hiç de fazla sayılmazdı.Aylık toplamı 25 bin lira tutan listeyi imzalayıp annesinin çantasına koyduğunda, bu akıllıca keşfinden dolayı gözleri parlıyordu.Çocuk, ertesi gün yatağının başucunda 25 bin lira ile birlikte küçük bir kağıt parçası buldu. Kendi hazırladığı listeye benzeyen ve annesinin imzasını taşıyan kağıtta:"Seni hayatım pahasına dünyaya getirmenin, yıllarca bezlerini yıkamamın; binbir güçlükle besleyip büyütmenin karşılığı, sadece sevgindir ve yanağından aldığım bir öpücüktür" yazıyordu. "Kazandığın parayı güle güle harca yavrum."Cüneyt SUAVİ


    Annenin değeri hakkında bir hikaye

    Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış.

    Bir gün Tanrı'ya sormuş;
    "Tanrım, beni yarın dünyaya göndereceğini söylediler. Fakat, ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım?"

    "Tüm meleklerin arasında senin için bir tanesini seçtim, O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Meleğin sana hergün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın."
    "Peki, insanlar bana birşey söylediklerinde, dillerini bilmeden, söylediklerini nasıl anlayacağım?"

    "Meleğin sana dünyada duyabileceğin en tatlı ve en güzel sözcükleri söyleyecek. Sana konuşmayı, dikkatle ve sevgi ile öğretecek."

    "Peki, ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım?"

    "Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi de öğretecek."

    "Dünyada kötüler olduğunu da duydum. Beni onlardan kim koruyacak?"

    "Meleğin seni kendi hayatı pahasına da olsa koruyacak."

    "Fakat, ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm."

    "Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve ulaşmanın yolunu öğretecek."

    O sırada cennette bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete kadar ulaşır. Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar;

    "Şimdi gitmek üzere isem, benim Meleğimin adı ne?"

    "Meleğinin adının önemi yok yavrum. Sen onu, "ANNE" diye çağıracaksın."

    ANNE VE EVLADI hikaye

    Annemin yalnızca bir gözü vardı. Ondan nefret ederdim… Çünkü bu durum beni utandırıyordu.

    Ailemizi geçindirmek için okulda aşçılık yapardı.

    İlkokulda iken bir gün annem bana merhaba demeye gelmişti.

    Yerin dibine geçmiştim. Bunu bana nasıl yapabilirdi?

    Onu görmezden geldim. Ona nefretle baktım ve oradan kaçtım.

    Ertesi gün sınıfta bir arkadaşım dedi ki,“Eeee,senin annenin yalnızca bir gözü var!”

    Yerin dibine girmek istedim. Ve de annemin ortadan kaybolmasını istedim.

    Bu yüzden o gün onunla karşılaşınca dedim ki, “Beni gülünç duruma düşüreceğine ölsen daha iyi?!!!”

    Annem karşılık vermedi.

    Dediklerim hakkında bir saniye bile durup düşünmedim çünkü çok kızmıştım.

    Onun duyguları beni ilgilendirmiyordu.

    Onu evde istemiyordum..

    Çok çalıştım ve Singapur’a okumaya gittim.

    Sonra evlendim. Kendi evimi aldım. Çocuklarım oldu ve hayatımdan memnundum.

    Bir gün annem beni ziyarete gelmişti. Kaç yıldır beni görmemiş ve torunlarını tanımamıştı.

    Kapıya gelince çocuklarım ona güldüler.

    Ona “Evime gelip çocuklarımı nasıl korkutabilirsin!

    HEMEN BURADAN GİT!” diye bağırdım.

    Buna annemin sessizce “Kusura bakmayın. Yanlış adrese geldim galiba” dedi ve gözden kayboldu.

    Bir gün mezunlar toplantısı için okuldan bir mektup aldım.

    Karıma “iş seyahatine gidiyorum” diye bahane uydurdum.

    Mezunlar toplantısından sonra sırf meraktan eski eve gittim!!!.

    Komşularım, annemin öldüğünü söylediler.

    Hiç üzülmemiştim.

    Bana verilsin diye annemin bıraktığı bir mektup verdiler.

    “En sevgili oğlum, her zaman seni düşünüyorum…

    Singapur’a gelip çocuklarını korkuttuğum için üzgünüm.

    Mezunlar gününe geleceksin diye çok sevinmiştim.

    Ama seni görmek için yataktan kalkabilir miyim bilemiyorum.

    Sen büyürken sürekli bir utanç kaynağı olduğum için üzgünüm.

    Biliyor musun… sen çok küçükken bir kaza geçirmiştin ve gözünü kaybetmiştin.

    Anne olarak senin tek bir gözle büyümene dayanamazdım.

    Bu yüzden sana kendi gözümü verdim…

    O gözle benim yerime görüyor diye seninle o kadar gurur duyuyordum ki.

    Bütün sevgimle…..

    Annen…

    Anne konulu bir hikaye

    Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı:
    "anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?""görmüyor musun? Telefon la konuşuyorum."Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.Her şey erteleniyordu telefon ve Araba söz konusu olduğunda.Bir de eve misafir gelecek oldumu kendisine hiç yer kalmıyordu.
    Nerelere gitsindi?Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan Tencere kaşık sesleri geliyordu.
    Koşarak yanına gitti.
    "sana yardım edeyim mi?" dedi en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı.
    "hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten."Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır "nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni"
    Diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi. Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu."anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor."
    "uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum."Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle yorgun yorgunken..."anneciğim sen yorulma diye..."
    "yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz."
    "hani siz yoruluyorsunuz ya..."
    "eeee...."
    "ben de oynamaktan yoruluyorum."
    "ne yapayım?"
    "bilmem..."Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden.Annesi öfkeyle söylenmeye başladı."mum da yok" diye diye karıştırdı dolapları el yordamı.Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü.
    Gaz lambasının ışığında deli tavsan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne.Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavsan kafası yaptı. "bak deli tavsan" diyerek parmaklarını oynattı.Yoldan gecen arabaların farları duvardaki tavsana yol açtı. Tavsan alabildiğine hür dolaştı sağda solda.Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu.Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.Neden sonra ışıklar geldi. kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti birden.
    Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 
Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.