Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Felsefe İle İnsan Arasındaki İlişki Bir şeyi sevmek , ona bağlanmak , ken din den daha yüce bir değer vermek bazen istemeden vuku bulan bir

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Felsefe İle İnsan Arasındaki İlişki

    Sponsorlu Bağlantılar




    Felsefe İle İnsan Arasındaki İlişki

    Bir şeyi sevmek, ona bağlanmak, kendinden daha yüce bir değer vermek bazen istemeden vuku bulan bir durumdur. Mesela karasevda gibi bir seviş sizi yalnızlığa sürükleyen bir muhabbettir sevgiye uzanan. Ben aklım başıma geldi geleli felsefeyi de bir sevgi aracı olarak görerek yaşamaya çalıştım. O da içimde kopan fırtınaları bir nevi olsun dindirmek için beni boğulmaktan kurtararak kıyıya sürükleyen vefalı bir dost, sığındığım tek dost oldu son yaşadığım huzur saatlerini onda buldum. Adeta hüzün dolu yaşamıyla bana büyük tesiri olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın „Huzur Saatleri“de onu bulmuş oldum. Bu bazen bilinmeyen yörelere sürükleyerek nar ve gül bahçeleri, ya da babamın yaşarken gözleri gibi baktığı bağ ve bahçeleri oldu.

    Oralarda gezerken Thales’i, Platon’u ümidimi kaybedip, ümitsiz sevginin kurbanı olduğum anda yalan dünya da sığındığım bu sığınak bana ev sahipliği yapan tek kuruluş oldu. İşte o engin göğsü her şeye açık olan felsefe (sevgi bilgeliği) hiç kimseyi yüz üstü bırakmadan herkesi kucaklayarak sever. Hatta herkes onu yüz üstü bıraksalar da… o yine kollarını açarak bizi kurtaran biricik kapıdır. Çünkü o bütün bilimlerin babasıdır, bir anne sabrıyla bütün bilimleri büyüttü sırtında taşıdı ve ihanetlere maruz kalmasına rağmen asla hiç kimseye kırgınlık duyarak küskünlük etmedi. O uykusuz gecelerde prensiplerini çizerek sabahlara ışık veren tanyeri güneşi oldu. Her bebeğin büyüyerek ebeveynleriyle anlaşmazlığa düştüğü gibi terk eden çocuklar misali ihanetlerde boyun eğerek kah tökezleyerek, kah koşarak, kah umutla sarılarak yoluna devam etti ve de edecektir.
    Vefasız insan denen alemin sahibi felsefe karşısında, insanın durumu da bunun gibidir. Felsefe yaşamı anlamlandırmaya çalıştıkça; insan kaçar, sıkılır, zorlanır ve küstahlaşır. Başı dara düştüğünde, yaşam karşısında çaresiz kaldığında da felsefeye sığınır. Belki de Thales bu yüzden sormuştur “insan nedir” diye, Egenin sonsuz maviliğine dalgın gözlerle bakarken…

    Yine bütün bilimlerin anası ve babası felsefe olmasına rağmen büyüttüğü çocuğun ihanetine uğramıştır. Adete bir ihanete uğramıştır „tanrılar tanrısı“ olan felsefe, ben felsefeyi „tanrıların tanrısı“ olarak tanımladığım için Sezar’ın gözü gibi bakıp büyüttüğü üvey oğ lu tarafından uğradığı korkunç bir ihanet gibidir bu günkü felsefenin durumu. Bilim her dönem de daime birileri tarafından asıl amacından saptırılarak kullanılmıştır. Bilim Ortaçağ da din denen gerici (www.ozelbilgiler.com) yobaz Hıristiyanlığın emrinde kullanılarak asıl amacından daha uzaklara taşınmıştı. Yirminci yüzyılda ve günümüzde ise sermayenin hizmetinde ki bir hizmetçi ve sekreter konumuna düşürülmüştür. Her alanda olduğu gibi kapitalizmim, bu alanda da Manchester kapitalsizimi, ren kapitalizminin hümanist yönlerini silerek kendi hakimiyetini kurmağa çalışmaktadır. Hele bu vahşi saldırganlık Sovyet Devleti’nin tarih sahnesinden silinmesinden sonra aymazlığıyla ayyuka çıkmıştır. Bütün bu olup bitenleri felsefe, utangaç ve haklılığının anaç bilgeliğiyle olan biteni izlemiş, not almış, düşünmüş ve yazmıştır. Ama çocukları dönüp bakmamış, söylediklerini dinlememiş, yazdıklarını okumamıştır. Bu ilgisizlik, onu daha yalnız daha hüzünlü ve daha az konuşur ve yazar yapmıştır. Şimdi sadece gözlerindedir biriktirdiklerinin anlamı; yalnızlık, hüzün ve çocuklarının kendisine döneceği günün ışıltısı…

    Ağır bir yüktür şimdi felsefenin sırtında taşıdığı ve bu yük Avusturyalı bir fen felsefecisi olan Wittgenstein sırtlamıştır yüreğiyle bu ağır yükü. O adeta felsefede idol denecek bir konuma sahiptir. Birinci Dünya savaşı yıllarında cephede bile felsefeyle uğraşacak kadar cüretkâr bir karaktere sahiptir. Cambridge Üniversitesi’nde ki akademik kariyeri reddederek Avusturya’nın bir köyünde ilkokul öğretmenliği yaparak ne kadar nezih bir kişiliğe sahip olduğunu tarih önünde iddia etmiştir. Bu yüzden de Wittgeinstein’nın “felsefe dünyayı olduğu gibi bırakır” sözünü „dünya felsefeyi yalnız bırakır” diye yorumlamak, elimde olmadan kendiliğinden oluverir. Hatta düşüncelerimin arasından deyim yerinde ise fırlayıverir kendiliğinden hemen ortaya haklı olarak.

    Felsefe insan kalabalıkları içinde yapayalnız olanıdır. İnsanlar bu duruma sanki kulakları tıkalı ve gözleri açık olarak bakarak uyumaktadırlar. Herkes buna bakıyor, ama kimse görememek istemiyor nedense. Felsefe, insan kalabalıkları arasında sesini duyurmaya çalışır. Bağırır ve çırpınır, ama kimse duyamaz onu. Gerisin geri, kulübesine döner, çocukları ona yabancılaşmıştır. O artık ötekidir, başkadır kendi kurmuş olduğu şu dünya ya. Thales’in mavi gözlerindeki dalgalar gibi sarsılarak neden diye sorar. Kant gibi iyiye niyet etmek için bir saati kurar gibi kurar sözlerini. Ve Wittgeinstein’ı anımsatırcasına, sarsılarak son sözünü söyler: „felsefe yaşamda olup biten bir şey değildir”. O birdenbire hayallere dalan bir hulyacı gibidir, derin imgelemeleri olan ve hep kaliteli konumuyla insanı sürekli ileriye götürerek ona en büyük değ eri veren yegane bilim dalıdır dersek abartmış olmayız.

    Bazen o bir bestedir şarkıda dinlenmesi gereken, bazen bir salonda Cemal Reşit Rey’den bir parçadır dinlenmesi gereken, boynunda boyunbağı kravatı olan salon sessizliğinde kendi yüreğiyle, kendi iç hesaplaşmasını yapan her şeyini kaybetmiş bir içkicidir bir barda zaman öldüren, ya da Rimbaud’dur her gördüğü lokale uğrayıp bir tek atarak zaman öldüren. Bazen anlaşılması zor satırlardır Hegel’de K. Marks’la ayaklar üstüne gelen bir insandır o. O halde felsefe insan, insanda felsefe demektir. O Hallac – ı Mansur’da derisi yüzülen Nesimi’dir yüreğiyle insan onuru için ölebilen. Bazen de Pir Sultan’dır egemen sömürücülere karşı {Hızır (hınzır) Paşa’ya} „benim köpeklerim bile sizin yemeğinizi yemeyecek kadar dürüsttür“ diyebilen.

    İçinde yaşadığı ve olduğu zamanın tüm verileri ve öğelerince damgalanan felsefe, bu kez kaçınılmaz bir biçimde, bu zamanı, tüm veri ve öğeleriyle birlikte damgalamaktır. Daha başka bir dille izah etmek gerekirse; felsefe Tarih’le ilişkiye geçerek bağlantı kurar. Bir de felsefe toplumun kendisine biçim kazandırmakta olduğu sisteme ters düşer ve karşı koyar. Ya da apaçık bir biçimde felsefe devleti, dini, ruhu ve bilici eleştirerek gerçek tespitleri yapmak için çaba harcar. İşte bu nedenle, felsefe, daima güncel, dikkatli ve titiz bir bilim dalı olarak, dünyanın akılcı yürüyüşünü göstermede önderlik ve kılavuzluk etmez mi? Nitekim bazen bir sistemin çöküşüne tanıklık eden, bu çöküşü hızlandıran felsefesel eleştiri olmayıp, ama tam tersine, bu tür bir felsefe eleştiriyi yaratan sistemin çöküşüdür. Daha açık bir ifadeyle, felsefe ancak, insanlık önünde ve insanlık için, eyleme koyulup, kendi üzerine düşen ödevi yerine getiriyor. O, zaman içinde, yine bu zamanın var olması için eleştirel – gözlemci olarak kalır. Ve böylece de, felsefe nesnel olarak gerçekleşir.

    Sizi felsefe sevgisiyle kutlarım.

    Hasan Hüseyin Arslan

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Felsefe İle Hikmet Arasındaki İlişki Kısaca
  3. Isı Ve Sıcaklık Arasındaki İlişki Nedir, ısı ve sıcaklık arasındaki ilişkiye örnek
  4. Felsefe İle Diğer Bilimler Arasındaki Fark, İlişki
  5. Felsefe İle Ahlak Arasındaki İlişki
  6. UNESCO İle Felsefe Arasındaki İlişki
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri