Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Allah 'ın rızasını nasıl kazanırız Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Allah'ın Rızasını Ve Sevgisini Kazandıran Faydalı İş Ve Davranışlara Ne Denir Allah'ın Rızasını Ve Sevgisini
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 2      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Allah'ın Rızasını Nasıl Kazanırız

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Allah'ın Rızasını Nasıl Kazanırız

    Allah'ın Rızası İhlas İle Kazanılır..

    İnsanın nefsi çoklukla övünmeye yatkındır. Her elini attığı işte başarılı olmayı, herkesin başarısını duyup onu takdir etmesini, övmesini ister. Ününün yayılmasını, insanların gözünde büyümeyi arzu eder ve bu insandaki büyüklenme arzusunu olabildiğince kamçılar.

    İşte bu yönüyle nefis, Allah'ın dilemesi dışında sürekli olarak insanı kibire ve gurura iten bir ses gibidir. Kuran'da Allah Hz. Yusuf’un nefisle ilgili şu sözüne yer vermektedir:

    (Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." (Yusuf Suresi, 53

    Nefis insanın kendisini herşeyin merkezi gibi görmesine neden olur. Ona bencilliği, düşüncesizliği, vicdansızlığı, acımasızlığı, zalimliği sevdirir. Dünyanın en iyi düşünen, en iyi konuşan, herşeyi en iyi bilen kişisinin kendisi olduğunu, bu nedenlerden dolayı da herşeyin en iyisini kendisinin hak ettiği düşüncesine insanı inandırır. Dünyanın bir sonu ve kendisinin de ölümle sona erecek bir dünya hayatı olduğunu aklından tamamen çıkarttırır. Yaptığı tüm bu hırsın, büyüklenmenin, bunlar için harcadığı enerjinin ahirette karşısına çıkacağını kendisine unutturur.

    Oysa dünya üzerinde var olan kurallar çoğu insanın zannettiği gibi işlemez. Örneğin insanların meydana gelmesinden dolayı hoşnut olmadığı bazı olaylar aslında kendileri için çok hayırlı gelişmelere vesile oluyor olabilir. Aynı şekilde meydana gelmesinden dolayı hoşnut oldukları başka bir olay da tam aksine onlara zarar verecek olayların habercisi olabilir. Ancak insanların bunu önceden bilmeleri mümkün değildir. Bu nedenle de yapılması gereken Allah'tan gelen herşeyin hayır olduğunu bilip razı olmak ve karşılaşılan her duruma bu ahlak ile güzel bir karşılık vermektir.

    Kuran'da Allah insanlara peygamber kıssaları ile örnekler vererek gerçek ihlasın, yani Allah rızası için yaşamanın, inceliklerini öğretmektedir. Örneğin Hz. Nuh’un kavmine dini çok farklı yöntemlerle anlatmak istemesine rağmen bu insanların Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri Hz. Nuh’un tebliğini bırakmasına neden olmamıştır. Aksine Hz. Nuh sürekli yeni tebliğ yöntemleri kullanarak, insanların anlattıklarına kulak vermelerinin yollarını aramıştır. Tek bir kişi dahi olsa insanların iman etmesine vesile olmayı istemiştir. Hz. Musa, Allah'a, İsrailoğulları içinde kardeşi Hz. Harun’dan başka hiç kimseye malik olamadığını söylemiştir. Ancak bu durum hiçbir zaman bu mübarek insanların tebliğ şevkini, azimlerini ve isteklerini kırmamıştır. Onlar yine tüm güçleriyle Allah'ın dinini kitlelere tebliğ etmekten, tekrar tekrar anlatmaktan vazgeçmemişlerdir. Çünkü müslümanlar için önemli olan yaptıkları işin dünyevi anlamda başarılı olması değil, bu işin Allah rızası gözetilerek yapılmış olmasıdır. Onlar yaptıkları her işin Allah rızası için başarıya ulaşmasını istemelerine rağmen bu işlerde ihlaslı olmayı hepsinden daha öncelikli görürler. Başarı kazanmanın kendi ellerinde olmadığını, bunun Allah'ın takdirinin bir sonucu olduğunu unutmazlar. İnsanların kalplerinde etki uyandırmanın, onların iman etmesini sağlamamın kendilerine ait olmadığını, asıl önemli olanın ihlastan vazgeçmemek olduğunu da unutmazlar. Üstad Müslümanlara bu konuda şöyle bir hatırlatma yapmıştır: “Cenab-ı Hakkın rızası ihlas ile kazanılır. Taraftar olanların çokluğu ve fazla başarı ile değil...”

    Önemli olan insanın kendi nefsani isteklerini, büyüklenme arzusunu, kendini öne çıkarma duygusunu hiç katmadan, sadece temiz bir ihlasla dini tebliğ etmesidir. Bir kişinin sorduğu sorulara samimiyetle, Allah rızası için cevap vermesi, kendi işini bırakarak ona zaman ayırması, bıkıp usanmadan sabırla ve o kişi anlayana kadar bu soruların cevaplarını ona anlatması, başka birinin yüz kişiyi karşısına alıp öfkelenerek, sıkılarak ve sabırsızca bu soruları cevaplamasıyla bir değildir. Burada önemli olan anlatılan kişilerin sayıca çokluğu ya da azlığı değil, bu sırada güzel ahlaklı olmak ve Allah'ın rızasını kazanma isteğiyle davranmaktır.

    Unutulmamalıdır ki nefsin önemli bir özelliği de insanları çoklukla oyalamak, onlara niteliğin değil de çokluğun önemli olduğunu düşündürmesidir. Said Nursi önemli olanın çokluk değil, ihlas olduğunu ifade etmiş insanın asıl görevinin hayatı boyunca ihlasla dini tebliğ etmek, ancak sonucunu Allah'ın takdirine bırakmak olduğunu ifade etmiştir:

    “Ey sevaba hırslı ve uhrevi arzulara kanaatsiz insan! Bazı peygamberler gelmişler ki, sınırlı birkaç kişiden başka tabi olan olmadığı halde yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin sınırsız ücretini almışlar. Demek hüner çokluk ile değildir. Belki hüner rıza-yı ilahiyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki. Böyle hırsla “Herkes beni dinlesin” diye vazifeni unutup vazife-i ilahiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenab-ı Hakkın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah'ın vazifesine karışma.

    Hem hak ve hakikati dinleyen ve söyleyene sevap kazandıranlar yalnız insanlar değildir. Cenab-ı Hakkın şuurlu mahlukları ve ruhanileri ve melekleri kainatı doldurmuş her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevap istersin ihlası esas tut ve yalnız rıza-yı ilahiyeyi düşün. Ta ki senin ağzından çıkan mübarek kelimelerin havadaki fertleri, ihlas ile ve sadık bir niyet ile hayatlansın, canlansın, hadsiz şuur sahiplerinin kulaklarına gidip onları nurlandırsın, sana da sevap kazandırsın.”

    Bilinmelidir ki, söylediği sözlerin karşı tarafın kalbinde etki uyandırması kişinin kendi gücü dahilinde değildir. Bir insan karşısındakilere lafını dinletmek için kendini helak etse de, Allah dilemedikçe o insanların tek bir tanesi bile söylenenleri kavrayamaz. Çünkü insanlar üzerinde etki uyandırmak, kalplerini imana açık bir hale getirmek ve onların üzerinden nefsin baskısını kaldırmak ancak Allah'ın takdirindedir. Bir insanın kendi gücüyle karşı insana hidayete kavuşturması, güzel ahlaklı bir insan haline getirmesi ise asla mümkün değildir.




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri