Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Farklı Kültürlerde Ortak Bir İletişim Dili Oluşturmak İletişim Kurmanın Gerekliliği Dünyamız âdeta global bir köy görünümü arz etmektedir. Yerküremizdeki yaklaşık iki yüz devletten çok kültürlü
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Farklı Kültürlerde Ortak Bir İletişim Dili Oluşturmak

    Sponsorlu Bağlantılar




    Farklı Kültürlerde Ortak Bir İletişim Dili Oluşturmak




    İletişim Kurmanın Gerekliliği
    Dünyamız âdeta global bir köy görünümü arz etmektedir. Yerküremizdeki yaklaşık iki yüz devletten çok kültürlü olmayan toplum sayısının iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olduğu belirtilmekte ve iki yüz milyon insanın doğduğu yerin dışında göçmen olarak yaşadığı varsayılmaktadır. (Christoph Antweiler, Hemiat Mensch, was uns alle verbindet, Murman Verlag, Hamburg 2009, s. 13.) Doğrusu gelinen bu aşamada farklı kültüre mensup insanlar birbirleriyle isteseler de istemeseler de ailede, okulda, işyerinde, sporda, sosyal ve kültürel hayatta bir iletişim içine girmektedir. Hatta pek çok toplumda farklı kültürlere mensup insanlar arasındaki evlilikler gözle görülür oranda artmaktadır. Örneğin bir fikir vermesi açısından Almanya’daki farklı ulus evliliklerinin oranı 1950 yılında % 3.6 iken bu oran 1997 yılı itibariyle % 12.7’ye yükselmiştir. (Katolik Ruhani Meclisi, Almanya’da Hıristiyanlar ve Müslümanlar, Başvuru Kitabı, (TR 172), Bonn 2003, s. 162.) Keza globalizm ve iletişim sadece mezkûr alanlarla sınırlı kalmamış ticari hayatı da etkilemiş olmalı ki, Berlin’de Polonyalı bir tüccar, ana maddesi Tayvan’dan gelmiş Amerika yapımı bir oyuncak bebeği Türk kızına satabilmektedir. Öyleyse, hemen hemen her toplum, özellikle modern toplumlar ve gelişmiş ülkelerin çok kültürlülük, çok dinli toplum, göçmen, entegrasyon, kimlik vb. kavramlarla daha yakından yüzleşmeye başladığını görüyoruz. Nitekim ilim, siyaset, medya ve din adamları bu konuları gündemlerine almakta, sorun ve çözüm yolları üzerine bir takım fikirler yürütmektedir. Hâl böyle olunca, insanların bir birlerinin farklılıklarını tanıması, hassasiyetlerini bilmesi karşılıklı diyaloga gidecek yolun da kapısını aralayacaktır. Nitekim Kur’an'ın, “Biz sizi kabilelere ayırdık, birbirinizle tanışasınız diye… “ (Hucurat, 13.) ifade ettiği gerçek de buna işaret etse gerektir.
    Biz bu yazımızda, kültürün kısaca tarif ve tasnifine bakıp, genelden daha özele gelerek farklı kültürlerde ortak bir iletişim dili oluşturmanın gereğine değineceğiz. Söz ve davranışlarda, beşerî ilişkilerde dikkate alınması gerekli kurallara atıf yaptıktan sonra, konuyu somutlaştırmak için yeri geldikçe Batı âleminden ve Türk kültüründen bazı örnekler vermeye çalışacağız. Bir kültürü oluşturan en önemli unsurlardan biri olan dil ve onun mantığı üzerinde kısaca duracağız.
    Çünkü dilin mantığını çözmek, işaret ve beden dilinden anlamak, farklı kültürlerde mimik ve jestlerin ne anlamda kullanıldığını bilmek karşı tarafın gönlüne gidecek yolu da kolaylaştıracaktır. Bu durum, yarım asırdan beri Avrupa’yı vatan edinmiş insanımız ve din görevlilerimiz için daha da büyük bir önem arz etmektedir.

    Kültür Farklılıkları
    Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir toplumda görgü ve nezaket kurallarının göz ardı edildiğini söylemek mümkün değildir. İlkel kavimlerin bile kendine göre şekillendirdiği bir takım ahlak, görgü ve nezaket kuralları hep var olagelmiştir. Bu bağlamda selamlaşma, tanışma, konuşma, yeme-içme, giyim-kuşam, karşılama, uğurlama, acı ve mutluluğu paylaşma var olan nezaket kuralları arasında bulunmaktadır. Eski dilde buna “adab-ı muaşeret” denilirdi. Bazı kurallara gelince bunlar müşterektir. Örneğin başkaları için önemli olan değerlerle asla alay edilemeyeceği, yabancıların yanında kişinin kendi yerel diliyle ve gizli konuşamayacağı, yerel otoriteler tarafından konulmuş genel kural ve kaidelerin ihlal edilemeyeceği gibi pek çok şey bunlardan bazılarıdır.
    Şimdi konumuzu doğrudan ilgilendiren ve önemli bir kavram olan kültürün tarifiyle söze başlayalım. Bilindiği gibi kültürün pek çok tarif ve tasnifi vardır. Ancak genel kabul görmüş bir tanıma göre kültür,Din, dil, değer ve normlar, örf-âdet, yasa ve ahlak kuralları, müzik, sanat, teknik, bilgi, iktisat vb. alışkanlıkların bütünü.” şeklinde anlaşılmaktadır. (H. Ziya Ülken, Sosyoloji Sözlüğü, MEB Yayınları, İstanbul 1969, s. 73.) Dünya üzerindeki kültürler ise bir İngiliz bilim adamı olan ve “Lewis Modeli” diye bilinen bir kategoriye göre üç ana grupta tasnif olunmaktadır:

    1- Linear-Aktif Kültürler
    Bu kültüre sahip insanlar soğuk, gerçekçi, plancı ve doğrudan konuşurlar. Plansız bir iş yapmazlar, her şeyi en ince detayına kadar organize ederler, zamana azami riayet gösterirler. Kurum ve yasalara büyük değer atfederler. Nazik ve dürüstlüğü önceler, söylediklerini doğrudan ifade eder, duygularıyla değil mantıklarıyla hareket ederler. (Alman ve İsviçre toplumu gibi)

    2- Multi-Aktif Kültürler
    Bu kültüre ait olan insanlar daha ziyade canlı ve konuşkandırlar. Bir anda birden çok iş yapma eğilimindedirler. Birinci kültürün aksine plan ve programlı çalışmaktan öte işlerini kişisel duygularına göre yaparlar. Sık sık konuşmayı böler, duygusal davranırlar. Alt-üst ilişkilerine dikkat eder, vefakârdırlar. (İtalya-İspanya-Brezilya toplumu gibi)

    3- Reaktif Kültürler
    Bu kişiler saygı ve nezakete, toplumsal uyuma büyük önem verirler. Muhataplarını sessiz ve sükûnetle dinler, bazen tepkisel hareket ederler. Anlatmak istediklerini karşı taraf rahatsız olmasın diye doğrudan değil dolaylı anlatırlar. (Vietnam-Çin, Türk ve Japon toplumu gibi)

    Bu sınıflandırma iyice tahlil edildiğinde mensup olduğumuz Türk kültürünün reaktif kültür grubu içinde analiz edildiği, ancak bu üç grup kültürlerin her birisinden istifadeyle yeni bir sentez oluşturduğu söylenebilir. Ancak durum ne olursa olsun her kültüre ait insanlar farklı bir halet-i ruhiyeye sahiptir. Bununla birlikte yapılan bazı araştırmalara göre insanlar arasındaki kültür farklılığının sanıldığı kadar da büyük olmadığı vurgulanmaktadır. Zira “İnsan” olmamız hasebiyle bizi birbirimize bağlayan müşterek noktaların daha fazla olduğu belirtilmektedir. Hangi kültürden olursa olsun insanlık, deprem, savaş, kaza, doğal felaket vb. acıklı olaylara hep beraber üzülmekte, yapılan şakalara hep beraber tebessüm etmektedir. Yine aynı insanlık ailesinin bir ferdi olarak herkes doğal olarak tiksinti duyulan bir şey karşısında burun bükmekte, şaşkınlık ve hayret karşısında kaşlarını kaldırıp ağzını açmakta, kızgınlık anında ise kaşlarını çatıp dişlerini sıkmaktadır. Ayıp, günah, iffet, izzet, tevazu vb. manevi ve moral kavramlar farklılık arz etse bile hemen hemen her toplumda mevcut olan değerlerdendir.

    Keza insan doğası gereği yaşadığı çevrenin bir zaman sonra kalıbını alması hasebiyle karşılıklı bilerek veya bilmeyerek bir dönüşüm ve değişim geçirme yeteneğini bünyesinde barındırmaktadır. Nitekim bu değişimi günümüz ilim adamlarından Nisbett, güveç yemeği ile örneklendirmektedir. Bu yemekteki malzemeler tek tek ayırt edilebilir olmakla beraber, bütünü değiştirirken kendisi de değişmektedir. Bu değişim aynı zamanda yemeğe ortak bir lezzet katmaktadır. (Richard E. Nisbett, Düşüncenin Coğrafyası Doğulular ve Batılılar Nasıl ve Neden Birbirinden Farklı Düşünürler?, Varlık Yayınları, İstanbul 2006, s. 173.) O hâlde, bir kültürün diğerinden daha üstün olduğu, kendi içerisinde gayet doğal ve mantıklı olan bir davranış tarzının ötekiler için gayrimedeni görüldüğü iddia edilemez. Önemli olan kişinin mensup olduğu kültürüyle barışık, ancak içinde yaşanılan toplumun hassasiyetine de dikkat ederek ötekiyle barış içinde yaşaması ve rahat bir iletişim kurabilmesidir.

    İletişimde Aynı Dili Konuşma
    Bu durumda, 'ötekiyle nasıl rahat bir ilişki kurulabilir?' sorusu karşımıza çıkmaktadır. Doğrusu daha baştan insanlar arası iletişimde dilin, mimik ve jestlerin, işaretlerin, davranışların, hatta görgü kurallarının büyük bir önemi haiz olduğu unutulmamalıdır. Hatta her birimiz sosyal hayatta bazen kişinin ne demek istediğine değil nasıl söylediğine bakarız. Nitekim dildeki nezaket ve nezahetin önemine, iletişimdeki üsluba vurgu yapan Allah Kur’an da, beş büyük peygamberden biri olan Hz. Musa’yı, Firavun gibi tanrılık iddiasında bulunacak kadar ileri giden kişiye gönderirken yumuşak bir üslup sergilemesini önermektedir. (Ta-Ha, 44.) Ayrıca Kur’an insanların gönlünü kazanabilmenin yolunun dilden geçtiğini ifade ederek Hz. Peygamber'e hitaben insanlara yumuşak davranmasını tavsiye etmektedir. (Âl-i İmran, 159.) Bir insanın kendi kültüründen kaynaklanan farklı değerleri, davranışları, inanç ve etik anlayışı, olaylara bakış açısı ve yaşam tarzı ötekine ne demek istediğini anlatmada bir engel teşkil edebilir. O hâlde, iletişimde tercih edilen sinyalin kişinin kendi kültüründen öte muhatabın dilinde ne anlama geldiğini bilmek gerekir.

    Söz ve Davranışlarda Doğu- Batı Karşılaştırması
    Şimdi güncel hayatta karşılaşılan bazı örneklerden hareketle farklılıkları daha somut hâle getirmek, konuyu anlaşılır kılmak ve kültürler arasında kısa bir karşılaştırma yapabiliriz.

    Bu karşılaştırmayı yaparken tecrübe açısından uzun süre kaldığımız Almanya örneğinden hareket etmeye çalışacağız. Genelde batı kültüründe çok fazla farklılıklar yoktur. Türk kültüründe sokaktaki birine adres sorulacak olsa önce, “kardeş, amca, teyze, dayı bakar mısın?” şeklinde bir hitapla söze başlanır. Hâlbuki bir Batılıya böyle seslenmek büyük bir tepkiye neden olabilir. Hatta bu şahıs size büyük bir reaksiyon gösterip, “Ben sizin nereden dayınız oluyorum?” diyebilir. Günlük konuşma dilinde sık sık biraz da samimiyetin gereği olarak Türkçe'de karşıdakine “sen” diye hitap etmek doğal iken, bu durum formel “sizli” konuşan Batı toplumunda nezaketsizlik olarak algılanmakta ve söz daha başlamadan bitebilmektedir. Resmi görüşme ve yeni tanışmalarda Batıda kişiye soyadıyla hitap edilirken, Türklerde ön isim tercih edilmektedir. Yine bu kültürde telefon konuşmalarında telefonu ister açan isterse karşılayan olsun önce soyadıyla birlikte kendisini karşıdakine tanıtırken, Türk geleneğinde telefonu açan şahıs eğer ihtiyaç duyulursa, bu durumda soyadıyla değil ön ismiyle kendini tanıtmaktadır. Telefon ahizesi kaldırıldığında ise “alo” yerine “buyurun” demek pek çok kültürde daha medeni bir hareket olarak algılanmaktadır. Yüz yüze görüşmelerde sağa-sola değil muhatabın yüzüne bakılması, yine bu tür konuşmalarda sıkça muhataba anladın mı, tamam mı? İfadelerinin kullanılması ayıp sayılmaktadır.

    Hiyerarşik alt-üstün olduğu toplantılarda tokalaşmayı üst belirlemekte, o elini uzatmadan, elin uzatılması doğru görülmemektedir. Tokalaşma anında el uzun süre tutulmaz, iki el arasına alınmaz, aşırı sıkılmaz ve aşağı-yukarı sallanmaz. Ayrıca üst, kapıyı açıp “Lütfen içeri buyurunuz!” dediğinde, Türk örfündeki gibi hayır, “önce siz buyurunuz” demek doğru bir davranış şekli değildir. Yine tokalaşma, akabinde kucaklaşma ve öpüşme Türk kültüründe sıcaklık ve samimiyet göstergesi iken, Anglosakson ülkelerinde erkeklerin öpüşmesi yadırganmakta, Almanya ve İskandinav ülkelerinde yanak ve elden öpme geleneği bulunmamaktadır. Evden ayrılırken erkek misafire ceketini tutmak yerine eline vermek, bayan misafir için ise tutmak medeni bir davranış şekli görülmektedir. Yine misafire ikram konusunda Türklerde sorulmadan sunmak gayet doğal bir davranış iken, Batı toplumunda eve gelen şahsa önce içmek için neyi tercih edip etmediği sorulmakta, cevap verilmediği takdirde ikinci bir soru sorma gereği duyulmamaktadır.

    Bütün bu dil ve görgü kurallarıyla birlikte beşerî ilişkilerde nezaket cümlelerinin yadsınamaz bir ağırlığı bulunmaktadır. Batı âleminde günlük hayatta bir kişinin günde en az yüz defa kullandığı dört kelimeyi merak eden araştırmacılar, bunların “lütfen, özür dilerim, affedersiniz, teşekkür ederim” olduklarını tespit etmiştir. Gerçekten de genelde Batı, özelde Alman toplumunda bir yere girerken mutlaka selamlaşmak (Guten Morgen/Tag), ayrılırken görüşürüz! (Aufwiedersehen/Tchüss!) demek, bir yanlış yapıldığında derhal özür dilemek (Entschuldigung), bir iyilik ile karşılaşıldığında muhataba teşekkür etmek (Danke!) asla ihmal edilmeyen ve beklenilen bir davranış hâlidir. Yine Batı insanı yapacakları her işte, verdikleri sözlerde mutlaka zaman kavramına azami riayet eder, karşıdan da buna riayet edilmesini beklerler. Bu toplumda daire ve işyerlerinin açılış ve kapanış, iş ve istirahat saatlerinden asla taviz vermelerini ve esnek davranmalarını beklemek mümkün değildir.

    Karşılıklı görüşmelerde aşırı mütevazılık yerine misliyle mukabelede bulunmaya, el-kol hareketleriyle ve yüksek sesle konuşmamaya, konuşması devam eden birinin yanına sokulmayıp, onun görebileceği bir kenarda beklemeye beşerî ilişkiler açısından dikkat etmek gerekir. Batıda toplantı ve tartışmalarda söz isteyen kişi el kaldırarak söz istemekte, söz sırası geldiğinde ise sözünün kesilmeden dinlenmesini arzu etmektedir. Muhatabın ileri sürdüğü ve kişi tarafından benimsenmeyen fikirler karşısında, “yanlış konuşuyorsun” yerine “sizinle aynı görüşte değilim”, veya “ben bu konuda sizden farklı düşünüyorum” demek daha doğru bir davranış tarzı olarak görülmektedir. Doğu- Batı kültür farkının dildeki bir diğer yansıması bir şeyi söyleme üslubunda yatmaktadır. Daha genel bir yaklaşımla ifade etmek gerekirse, Doğu kültüründe söylenmek istenen şeyler dolaylı anlatıldığından bir Batılı bu niyeti anlamakta ve okumakta zorlanabilir. Doğulu ötekinin duygularını anlamaya önem verirken, Batılı daha çok kendini anlamakla ilgilenir. Batı dilleri özneyi, Doğu dileri ise genelde nesneyi (konu) öne çıkaran bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda Batıda bireysellik, özgürlük, akılcılık ve evrenselcilik diğer değerlere oranla daha baskındır. Batı kamuoyunda resmi toplantılar dışındaki görüşmelerde sürekli takım elbise ve kravatla bulunmak, kişinin doğallığını ve rahatlığını zedeleyen bir durum olarak anlaşılmaktadır. Yine her iki kültürün somut farkı bağlamında verebileceğimiz bir diğer örnek komşuluk ilişkilerinde kendini göstermektedir. Örneğin yurtdışında en çok vatandaşımızın yaşadığı Almanya’da binaya yeni taşınmış biri kendisini komşulara tanıştırmak için giderken, Türklerde bu durum tam tersidir. Binaya yeni gelen Türk, başka komşuların kendisine “hoş geldiniz!” demesini beklemektedir. Bu iyi bilinmediği takdirde Türk, “İçinde yaşadığım bu toplum acaba beni aralarında görmek istemediği için mi hoş geldin demeye bile tenezzül etmedi” şeklinde anlarken, bir Batılı bunu “Türkler bizim topluma acaba katılmak istemiyor mu? Kendisini tanıtmaya dahi gelmedi” şeklinde algılayabilmektedir. Sonuçta birbirlerinin kültürlerini iyi tanımadıkları için aralarında kasıttan doğmayan bir alınganlık baş göstermektedir.

    Not: Bu yazı, Diyanet Avrupa Aylık Dergi Eylül 2018 sayısında yayınlanmıştır
    Doç. Dr. Ömer Yılmaz
    Hamburg Din Hizmetleri Ataşesi


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Farklı kültürlerde komşuluk ilişkileri
  3. Farklı Kültürlerde Komşuluk Kavramının Önemi
  4. Farklı kültürlerde komşuluk kavramına verilen önem
  5. Farklı kültürlerde komşuluk ilişkilerinin önemi
  6. Farklı kültürlerde komşuluk ilişkileri nasıldır
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri