Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Ana dilde ibadet konusu ve KUR'AN. Ana dilde ibadet edebilme konusu , ne yazık ki diğer birçok konular da olduğu gibi tartışmalı ve karşılıklı atışmalarla
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Ana dilde ibadet konusu ve KUR'AN.

    Sponsorlu Bağlantılar




    Ana dilde ibadet konusu ve KUR'AN.
    Ana dilde ibadet edebilme konusu, ne yazık ki diğer birçok konular da olduğu gibi tartışmalı ve karşılıklı atışmalarla geçmektedir. Bir kısım düşünce ana dilde ibadetin olamayacağını söylerken, bir kısmı ise Allahı anlayarak ve bilerek ibadet etmemizi zaten kur’an istiyor, düşüncesiyle olabileceğini savunmaktadır. Biz iki düşüncenin de fikirlerine, delillerine bakalım ki daha sonrada kur’an ın süzgecinden geçirip, kendimizce düşünüp doğrunun kararını verebilelim.

    Önce ana dilde ibadet edebileceğimizi savunan düşüncenin delil ve fikirlerine bakalım.


    (Namazda kuran tercümesinin okunup okunmayacağı tartışmasında " OKUNUR " diyenlerin dayandıkları Sünnet kaynaklı belge, Büyük sahabe Salman FARISI nin yaptığı FATIHA tercümesidir.

    Daha sonraki fıkhı tespitlere dayanak noktası yapılan bu belgenin, Imam -i Azam Ebu Hanife tarafından fetva mesnedi olarak kullanıldığı Hanefi fıkhının temel kaynaklarından biri olan SERAHSI nin el-Mebsut adli eserinden öğreniyoruz.


    Belge şudur: İlk Müslümanlardan ve Hz. Peygamber in seçkin arkadaşlarından biri olan İran asilli Selman Farisi Namaz sırasında Fatiha suresinin özgün metnini güzel okuyamadıklarını söyleyen ve bunun yerine Fatiha nin Farsça tercümesini okuyup okuyamayacaklarını soran ırkdaşlarına, bunun olabileceğini bildirmekle kalmamış, Fatiha yi Farsça ya çevirerek kendisine bas vuran kişilere göndermiştir ( Bk. Serahsi; Mebsut,1/36–37 )

    Üzerinde olduğumuz konunun Sünnet açısından durumunu daha da önemli kılan başka bir belge vardır:

    Salman Farisi arkadaşlarının Kendisine başvurması üzerine, Fatiha yi Farsça ya çevirip onlara vermeyi düşündüğünü Peygambere arz etmiş ve ondan onay aldıktan sonra işe girişmiştir. ( Bk. Tacu's-seria; Nihayetu Hasiyeti'l-Hidaye, Kiraat bölümü; Abhülhayy el-leknevi, Hidaye serhi, Dehli,1915 baskisi, sy,86.not:1;MUHAMMED Hamidullah; Kuran-i kerim tarihi ,sy;108 )

    Ehlisünnet İnancının temel kabullerine göre,sahabelerin tümü MUKTEDA BIH ( Kendisine uymak dinen caiz olan müctehid ) Durumunda olduklarından, her birinin fetvasıyla ibadet geçerlidir.

    Buna göre Selman in uygulaması başka hiç bir kanıt aramaksızın, Fatiha nin çevirisi ile ibadet edilmesini sağlamaya yetecektir. Nitekim Hanefi fıkıhçılar Fatiha nin çevirisi ile Namazın geçerliliğine HÜKMEDERKEN sürekli bicimde Selman in uygulamasına atıf yapmışlardır.

    SAFII FAKIHI MUHAMMED B. Abdurrahman ed-DIMASKI nin eseriden Konuyu ustalıkla özetleyen bir kaç satiri vermek istiyorum:

    IMAM-I AZAM EBU HANIFE söyle demiştir:

    Namaz kılan kişi isterse Arapça özgün metni okur, isterse Farsça çevirisini.

    Ebu Hanife nin Baş öğrencilerinden olan İmam Ebu Yusuf ve İmam MUHAMMED söyle demişlerdir:

    Eğer fatiha yi Arapça metninden güzel okuyabiliyorsa Başka bir şeyi veya fatiha nin çevirisini okuması yeterli olmaz. Ama eğer Arapça metni güzel okuyamıyorsa, Fatiha nin kendi dilinden çevirisini okur. Bu da onun için yeterli olur. (Dimaski, MUHAMMED b. Abdurrahman; Rahmetu'l-Umme fi Ihtilafi'l-Eimme, Kiraatu's-Salat Bahsi )

    Hanefi Fıkhının babası ve birinci derecede söz sahibi olan Imam-i Azam ın Kuran tercümesi ile ibadet meselesindeki Görüşleri ACIK ve KESINDIR :


    Arap dilini bilen ve Kuran ı güzel bir telaffuz ile okuyabilenler de dâhil, namazda Fatiha yı tercümesinden okuyan herkesin namazı geçerlidir.

    Büyük imam ın Bu fetvası herhangi bir mazeret veya zaruret kaydına bağlanmamıştır. Mutlak ve genel bir FIKHI görüştür. BIR GENEL FETVADIR.

    İmamı Azam ın bu fetvasına göre, bir Müslüman örneğin Arap asıllı olsa veya Arapçayı öğrenip güzelce okuyabilse dahi,
    Kuran ın çevirisi ile namaz kılabilir. Bunu yapabilmesi için kendisinden bir Mazeret istenmez.

    İmamı Azam Görüsünün Hanefi FUKAHASINCA ayrıntılanan gerekçesi söyle özetlenir.


    Kuran kâğıtlarda Yazılmış ve bizim Okuduğumuz Lafızlar değildir. Esas kuran o lafızların taşıdığı manadır ki, bir kelam-i nefsi ( ALLAH ın zati ile var olmaya devam eden söz ) olarak kalıptan kalıba dökülür. O kalıplar sonradan yaratılmış ( Muhdes ) Varlıklardır. Oysaki esas Kuran, MAHLÛK olmayan bir manadır. Hiç kuskusuz O,öncekilerin Zübürlerinde de vardı ( Şuara suresi,42 ) Buyrulması da bu gerçeği gösterir.

    O halde esasi itibari ile mana olan KURAN ı Arapça lafız yerine, başka lafızlardaki çevirisinden Okumak mümkündür.


    “Kaldı ki çeviri ile namaz kılmaya cevaz veren mutlak müçtehid sadece İmam-ı Âzam değildir. Tâbiûn nesli bilginlerinin tartışmasız hocası ve önderi olan ve tüm alanlarda müçtehid ve otorite kabul edilen Hasan el-Basrî (ölm. 110 / 728) ile Sûfî-bilgin Habîb el-Acemî de (öl. 120 / 737) bu konuda imamı Âzam gibi düşünmektedir.

    Ensarî (Abdülali Muhammed b. Nizamuddîn), Fevâtihu’r- Rahamût adlı eserinde bize şunları söylüyor: “Mazeret halinde Kur’ân tercümesi ile namaz kılmak konusunda imameyn (İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed) de İmam-ı Âzam’la aynı görüştedir. Velilerin ve âriflerin tacı, tarikat silsilelerinin halkalarından biri ve muhaddislerle (hadis ilmi ile uğraşanlarla), müçtehidlerin baş tacı Hasan el-Basrî’nin yakın dostu Habîb el-Acemî, Arapçaya dili çok yatkın olmadığı için namazlarında Kur’ân’ın Farsça tercümesini okurdu.



    Şimdide ana dilde ibadete karşı çıkan düşüncenin bu fikre karşı ne söylediklerine bakalım.


    İmam-ı Azam’ a, İran’ da yaşayan ve kitle halinde Müslümanlığı seçen bir topluluktan şöyle bir talep gelir.

    Biz Müslüman olduk ancak Arapça bilmiyoruz. Kendi dilimizde ibadet edebilir miyiz?

    Büyük İmam şu fetvayı verir:

    Orijinal metinlerini ezberleyene kadar kendi dilinizde ibadet edebilirsiniz.

    Cevap gayet açık ve nettir. İmam-ı Azam, anadilde ibadet konusuna ancak böyle bir durumda; o da orijinal metnin ezberlenmesine kadar ruhsat vermiştir.Bunun dışında, anadilde ibadet konusunda bir ruhsat yoktur.

    Bir başka düşüncede fikrini söyle anlatıyor.

    Öncelikle ibadetten kastın ne olduğunu ifade etmek lâzım. Eğer kişi dua edecekse bunu ana dilinde yapmasında hiçbir beis yoktur. Yalnız Arapça dua makbul olsaydı, pek çok insanın Allah’a sığınma ihtiyacı karşılanamaz, Arapça öğrenemeyenler dua gibi büyük bir hazineden mahrum kalırlardı. Bu durum elbette hikmet ve hakikate muhalif olacağından, her dilde dua edilmesi caizdir. İmanı elde eden insan mânisiz, müdahalesiz, engelsiz; her halinde, her arzusunda, her anda, her yerde rahmet hazinelerinin maliki ve mutluluk definelerinin sahibi olan ezel ebed padişahının huzuruna girip ihtiyaçlarını arz edebilir; dua vesilesiyle Allah’ın nihayetsiz rahmetini bulup, sonsuz kudretine dayanarak mükemmel bir ferah ve süruru kazanabilir. İşte bu kapı Almanca ile de açılır, Fransızca ile de açılır, Felemenkçe ile de Türkçe ile de açılır.
    Madem öyledir; o hâlde namazı da anadilimizle kılalım, namaz surelerini Türkçe okuyalım denilirse bu son derece tehlikelidir, İslâm’ın ruhuyla ters düşmektir, daha açık ifadeyle bidâtttır, sapıklıktır.

    Yukarıda sizlere naklettiğim ana dilde ibadeti kabul eden ve kesinlikle karşı çıkan iki düşünceyi okuduk. Doğrusu bizler ne yazık ki aklı bir kenara koyup, beşerin rivayetleri ne göre iman etmeyi daha uygun görmüş ve kur’an ne söylüyor rahman ne anlatıyor diye çok fazla merak etmemişiz. Ana dilde ibadete karşı çıkan düşüncenin verdiği örnek düşündürücüdür. İmamı Azamın geçici olarak ana dilde ibadetini normal gören, fakat daha sonra Arapçayı öğrenme mecburiyeti getirmesini normal karşılayan düşünceyi, bana göre iyi analiz etmeliyiz. Acaba bir beşer, bu her kim olursa olsun. Rabbin vermediği bir ruhsatı, izni geçici olarak kullanabilir ve bunu geçici meşru kılabilir mi?

    Gelin bu konuyu yukarıdaki bilgiler ışığında değil, Rabbin rehberinden yola çıkarak anlamaya ve düşünmeye çalışalım. Çünkü yukarıdaki rivayet ve hadis bilgileri dâhil, yani ana dilde ibadete onay veren bilgilerde, karşı çıkan düşüncede beşerin nakil yoluyla ilettikleridir. Her iki düşüncede yanlış olabilir, yada doğru olabilir, çünkü en emin yol KUR’AN dır. Bizler kesin kanıtları, delilleri ne olursa olsun Allah ın rehberinden aklımızla, mantığımızla bulmalıyız. En doğru yolda budur.


    Kur’anı anladığı dilde okuyan bir insan, Rabbin ayetleri sonunda onlarca ayetinde, bizlere söylediği ayeti düşünmemizi, akıl yoluyla mantığımızı kullanmamızı emreder. Yani ben ayetleri indirdim, koşulsuz inanacaksın demek yerine, sözlerimi okuyun, düşünün aklınızı kullanın der. Bunu söyleyen Rahman tüm yarattığı kullarının kendi ana dilinde, indirdiği kur’anı okumasına karşı çıkar mı? Bundan dolayıdır ki bizler, İslam dini için, AKIL DİNİDİR DERİZ. Gelin bizde böyle yapalım ve bu konuyu bizzat kendimiz rabbin rehberinden yola çıkarak, acaba Allah ana dilde ibadet etmemize izin veriyor mu, bunu anlamaya çalışalım.

    Bildiğiniz gibi Allah ın ilk emri okumaktır, peki nasıl okumak diye bir soru gelir hemen akla. Bakın Allah nasıl okumaktan bahsediyor.

    Bakara 121: Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim onu inkâr ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

    Allah acaba bizlere gönderdiği kitabı gereği gibi okumakla, neyi kastediyor olabilir. Çünkü ona iman edenlerin onu gereği gibi okuyacaklarını söylüyor. Bizler çocuklarımıza ders çalışmaları konusunda uyarırken, ne söyleriz? Oğlum ya da kızım, elindeki kitabı gereği gibi oku, yani anlayarak oku aklın başka yerde olmasın. Öğretmenin soru sorduğunda doğru cevap veresin diye uyarırız çocuklarımızı. Hemen düşünelim, bizler KUR’ANI gereği gibi yani anlayarak, tüm ayetler arasında bağlantıyı kurup, Rabbin ne söylediğini, bizlerin nasıl bir insan olmamız gerektiğinin tebliğini anlayabilmemiz için hangi dilden okumalıyız? Arapça dersek, biz Arapça bilmiyoruz, bu durumda gereği gibi okumamız mümkün değil. Günümüzde hatırlayınız kurslarda kur’anı okumasını öğretiyorlar, acaba gereği gibi mi okuyoruz dersiniz? Demek ki gereği gibi okumak ve anlayabilmek için anladığımız dilden okumamız şart. Şimdide Nisa suresi 82. ayete bakalım.

    Nisa 82: Kur'an'ı, iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başka birinin katından gelseydi, elbette ki onun içinde birçok ihtilaf bulacaklardı.

    Allah çok açık ve net bizlerin kur’anı anladığımız dilden okumamızı istiyor. Yoksa kur’anı iyice okuyup düşünmüyorlar mı der mi? Anlamını bilmeden okuyan ayetler hakkında nasıl düşünsün ve anlasın. Bir örnek daha vermek istiyorum sanırım bu ayet hepsine bedel.

    Zühruf 44: Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.

    Yüceler yücesi Allah size rehber olsun diye indirdim dediği kitap tan, huzuruma geldiğinizde hesap soracağım diyor bizlere. Bu durumda Allah kur’anı nasıl okumamızı istiyor olabilir? Tabi dikkatle okuyup, anlayarak okumamızı istiyor. Buda anladığımız dilden okumakla olur. Bunun tersini nasıl düşünür de savunuruz? Şimdide şunu düşünelim, acaba kur’anın vermek istediği bilgiler, öğütler, Arapçanın sözcüklerinde mi, yoksa anlatmak istediği manasında mıdır? Allah yemin ederek kolaylaştırdım diyorsa, açık ve anlaşılır gönderdim açıklamasını da yapıyorsa, elbette gizli manaları olacak şekilde, herkesin anlayamayacağı bir tarzda göndermesi de mümkün olmayacaktır.

    Kur’anın başka dile çevrilmeyeceğini söyleyip, kur’an da ki bir kelimenin anlamı, başka hiçbir dilde karşılığının olmadığını söylemek, Rabbin tüm âleme, kâinata, cihana anlayacağı bir kitap göndermemiş demekle aynıdır. Eğer bunu savunursak tüm insanları kur’anın güneşinden, rehberliğinden mahrum bırakmış oluruz ve kur’anın anlatmak istediği manasından, anlamından uzaklaştırıp, Arapçanın dilini kutsamış oluruz, bunu da unutmayalım. Bunun tersini düşünmek, Rabbin adaletini sorgulamak olur. Zor anlaşılır bir kitap gönderip, daha sonra hesap sormak rabbin adaletine asla sığmaz. Bir beşer yazdığı kitabı, tüm Dünya dillerine çevrilebiliyor ve tüm insanlık faydalanıyorsa, Allah katından gelen kitaba her dile çevrilmez, çevrilirse anlamı bozulur demek, KUR’ANIN evrenselliğine balta vurmak olur. Rabbim bundan korusun bizleri. Düşünün lütfen bir Almanı ya da İngiliz i İslam a davet etmek, kur’an ile buluşturmak istediğimizde, onlara önce Arapça öğreneceksin dersek, onları kur’an ile buluşturabilir miyiz?

    Aslında çok fazla örnek verilebilir, fakat ana dilimizde namaz kılarken ibadet yapabileceğimize dair, apaçık kanıt aşağıdaki ayette sizce çok açık anlaşılmıyor mu? Yazımızın başında ana dilde ibadeti namaz dışında dua ederken savunan kardeşimiz, acaba aşağıdaki ayetlere Rabbimden namazlarında nasıl yardım isteyecek? Bilmediği bir dilde yardım istemesi mümkün olmadığını savunursak, Arapça bilmeyen Allah tan namazla yardım isteyemeyecek mi? Lütfen ayetler üzerinde düşününüz.


    Bakara 153: Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.

    Bakara 45: Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır.

    Sizlere sormak isterim, eğer namazlarımızda kur’an dilinden başka bir dil kullanılmaz diyor ve bunda iddia ediyorsak, acaba Arap olmayanlar namazlarında nasıl Yüce Rabbimden yardım dilesin? Şimdi birisi çıkıp şöyle diyebilir. Nasıl dua edileceğine dair ayetler var, onları okusun. Doğrudur duaların en güzeline birçok örnekler vardır kur’an da. Bende hemen sormak isterim, acaba Allah böyle bir sınırlama yapmış mıdır? Yani size dua edecek örnekleri verdim, yalnız onlarla dua edin mi demiştir? Elbette hayır, Yüce Rabbim her konuda namazla kendisinden yardım istenebileceği kapısını ardına kadar açık bırakmıştır, aklınıza ne gelirse her yardımı Yüce Rabbimden namazla dileyebiliriz, hem de anlayarak, bilerek, huşu ile.

    Yüce Rabbin koymadığı bir yasağı kimse koyamaz. Bizler Yüce Rabbin ruhundan bir parçasıyız, onun lisanı yoktur. Bizlerin içinden geçirdiğimizi, isteklerimizi dili bir kenara bırakın manen zaten bilir. Biz insanlar sözcüklere muhtacız, ama rahman muhtaç değildir. Lütfen artık İslam ı şahlandıralım. Kur’anı duvara asılacak bir kitap olmaktan çıkarıp, anlayarak okuyalım ve anlayarak namazlarımızı kılıp, Yüce Rabbimden niyazda bulunalım, ondan yardım isteyelim. Allah o günkü topluma bakın eğer ben size Arapça bir kur’an indirmeseydim, bana şunları söyleyecektiniz diyor.

    Fussilet 44; Eğer biz onu başka dilde bir Kuran yapsaydık onlar mutlaka, "Onun ayetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?" derlerdi….


    Allah ayetlerini o kadar güzel açıklıyor ki, tabi anlayana anlamak isteyene. Allah size Arapça kur’an indirmeseydim, bana itiraz edip sitem edecektiniz diyor. Ayetleri açıkça anlaşılır göndermeniz gerekmez miydi, biz Arap toplumuyuz ve peygamberimiz Arap, ama siz başka dilde bir kitap mı gönderdiniz diyecektiniz diyor. İşte Allah ın Arapça bir kur’an göndermesinin nedeni bu dostlar, daha açık nasıl söylesin Yüce Rabbim? Ana dilde ibadet yapmanın günah olduğunu söyleyenlere, namazda Allah tan kendi dili ile yardım isteyemeyeceğini söyleyenlere, aynı mantıkla şunu sormak isterim; Arapça bilmeyen bir Türk toplumu ve Arapçadan başka dile çevrilmeyen bir kitap ve Rabbim anlamadığımız bir dilden bir rehber gönderip, daha sonrada bizi bu kitaptan mı hesaba çekecek?

    Sorduğum soruyu herkes kendi nefisine sormalıdır. Kur’an ile irtibatı olanlar, onun rehberliğinden güneşinden istifade edenler, eminim ki bu sorunun doğru cevabını verecektir. Rabbim cümlemizin yardımcısı olsun, çünkü içimize sokulan fitne o kadar büyümüş ve yerleşmiş ki, Rabbin gerçeklerini gören duyan bile yok.
    SAYGILARIMLA Haluk GÜMÜŞTABAK
    alıntı


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Dilde Sadeleştirme Çalışmalarının Nedenleri
  3. Rüyada yabancı dilde yazı okumak
  4. Hangi dilde kaç Türkçe sözcük var?
  5. ibadet yerleri nelerdir, ibadet yerleri hakkında bilgi
  6. Dilde kaç çeşit tad tomurcuğu vardır
  7. Paylaş Facebook Twitter Google






  8. Sponsorlu Bağlantılar




    Ben türkçe namaz kılıyorum.

    bu konudaki görüş ve düşüncelerimde aşağıda olduğu gibidir
    .

    SORU : İbadet hangi dilde yapılmalı?

    CEVAP : Tabiî ki insan en yakını ile konuşurken hangi dili tercih ederek konuşuyorsa, kendisine şah damarından daha yakın olan ALLAH’la da o dilde ibadet etmesi ve yardım istemesi ve dua etmesi gerekir.

    FUSSİLET SURESİ
    44 – Eğer biz Kur’ân’ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki:“Neden, onun âyetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap arap! Olur mu böyle şey?” De ki: “O, iman edenler için hidâyet ve şifadır.”Ama iman etmeyenlerin kulaklarında ağırlıklar vardır. Kur’ân onlara kapalı ve karanlık gelir.Onların, çok uzak bir yerden sesleniliyor da söyleneni hiç anlamıyorlar gibi bir halleri vardır.

    YUSUF SURESİ
    1 – Elif, Lâm, Râ. Bunlar, hakkı açıklayan, Hak’tan geldiği âşikâr olan kitabın âyetleridir.
    2 – Düşünüp mânasını anlamanız için Biz, onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik.

    TAHA SURESİ
    113 – İşte böylece bu kitabı Arapça bir Kur’ân olarak indirdik ve onda uyarı ve tehditlerimizi farklı üsluplarla anlattık.Ta ki insanlar Allah’a karşı gelmekten korunsunlar ve ta ki o, kendilerine bir ibret ve uyanış versin.

    RUM SURESİ
    22 – O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.

    DUHAN SURESİ
    58 – Biz Kur’ân’ı, insanlar iyi anlayıp ibret alsınlar diye, senin dilinle indirerek anlaşılmasını kolaylaştırdık.

    ŞUARA SURESİ
    193-195 – Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.
    196 – Bu Kur’ân’a, elbette öncekilerin kitaplarında da işaret edilmişti.
    197 – İsrailoğullarından bilginlerin onu bilmeleri, onlar için bir delil değil midir?
    198-199 – Eğer Biz Kur’ân’ı arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
    200-201 – İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı suçlu kâfirlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.


    Bana göre insanlar ibadetlerini kendi dillerinde yapmalıdırlar ki ne kadar ciddi ve bu inanca ne kadar yürekten bağlı olduklarını gösterebilsinler. Çünkü günümüzde insanlara yanlış bir inanç empoze edilerek anlamadıkları dilde ibadet etme alışkanlığı yıllar önce oluşturulmuştur. Bunun nedeni de şu hususa dayandırılmıştır. Efendim Kur’an-ı Kerim’den tercüme edildiğinde tam manası verilemiyor. Denilmektedir. İyide kardeşim sen namazı kılıyorsun eksik veya yanlış söylerim diye Arapça duaları (Türkçe manalarını bilsende) ALLAH’a söylüyorsun bu doğru oluyor da, sen anlasan da biraz eksik söylesen ne dediğini de kendin bilsen daha iyi değil mi? Yine aynı sonuç oluşmayacak mı? Çünkü insanlara hesap bildiği idrak ettiği hususlarda hesap sorulacak, bilmediği hususlara da sorulmayacak ki hatta bu konuda ayetlerde var. Kim ne kadar yük taşıyabilirse o kadar yük verildiğine işaret edilmektedir. Bütün insanlar mahşerde gününde peygamberler gibi hesaba çekilmeyecek ki şahıslara ne kadar akıl verilmişse ne kadar idrak ve anlama yeteneği varsa o kadarından hesap görecek bunun aksini iddia etmek ALLAH’ın yüce adaletinden şüphe etmektir. O bakımdan biz dua ederken ne söylemişsek (anlayarak ve idrak ederek) söylediklerimizden sorumlu tutulacağız. Anlamadığımız şeyleri söylesek te bize bir faydası olmayacak, çünkü biz söylüyoruz fakat söylediğimiz şeylerin bilincinde değiliz.

    Sence hangisi daha doğru hem senin bilmediğin sadece ALLAH’ın bildiği şeyleri söylemenin ALLAH’a ne faydası olacak namazın sana mı? yok sa ALLAH’amı faydası var. Namazdan fayda sağlayacak olan sen misin yoksa ALLAH mı? Hem burada şu hususa da dikkat çekmek istiyorum. ALLAH seni huzuruna aldığında bildiğin şeylerden sorgulayacak, bilmediklerinden değil, bu yüzden endişeye kapılmana gerek yok ki.

    Birde insanlar başları sıkıştıklarında zora girdiklerinde ALLAH’a kendi dillerinde yalvarır ve dua ederler. Neden Arapça öğren ipte dua etmiyorsunuz dendiğinde ALLAH bütün dillerden anlar zaten yaratanda odur derler. Bu durum kendi içinde bir çelişkidir.

    İnsanlar farkında olmadan ALLAH’ın yüceliğine zarar verdiklerini bilemiyorlar ve bunu da düşünmeden yapıyorlar
    . Bütün namazlarda da her gün belki yüzlerce defa seni naksan sıfatlardan tenzih ederim diyorlar fakat söylediklerine namaz kılarken dahi aykırı davranışta bulunduklarının farkında değiller.

    Bu durum takva açısından yani imanın derecesi açısından da sakınca doğurmaktadır. Biz namaz kılarken nasıl kılıyoruz Arapça, o zaman ALLAH’a şöyle diyoruz ey ALLAH’ım ben namazı bak senin söylemeni emrettiğin şekilde söylüyorum ben tam manasını bilmiyor olabilirim bu durum benim için bir sakınca oluşturmuyor oluştursa da bu durumda yapacak hiçbir şeyim yok sen anlayıver diyorsun. Bu mantık takva açısından ne derece doğrudur. Bilmiyorum onu da ibadet Arapça yapılır diyenler açıklasınlar. Burada duaların Türkçe manalarını bilsen de bu durum değişmez. Her iki durumda da şu sonuç çıkmaktadır. Ya çeviri tam yapılmamışsa diye soru işareti oluşmaktadır. Araplar açısından da bu durum aynıdır, Çünkü 1400 yıl önce konuşulan Arapça ile şimdiki Arapça arasında fark vardır, hem de azımsanamayacak ölçülerdedir. Her durumda insanın aklına şeytan vesvese vermektedir. Bana göre O yüzden her insan en yakını ile hangi dili konuşuyor ise ALLAH’a olan ibadetlerini ve dualarını da konuştuğu dilde yapması en doğru yoldur.

    Eğer bu şekilde ise insanın aklına hemen şu sorular geliyor.

    1
    . O zaman Kur’an-ı Kerim bize indirilmedi mi? Hayır alemlere rahmet olarak indirildi. Öyle ise demekki bu kitap bize de indirilmiştir.

    2
    . O zaman ben Kur’an-ı Kerim’i okuyabilmem için arapçamı öğrenmem lazım bu durumda şart hadi diyelim ki arapçayı örgendim sadece okuyabiliyorum ama anlayamıyorum. Bana yukarıdaki ayetler Kur’an-ı Kerim’i okumamı anlamamı ve düşünmemi emrediyor ve diyor ki okuyup anlayasınız diye kendi dilinizde indirdim diyor kime Araplara yani onların nezdinde bütün insanlara bu durumda benim önümde iki seçenek var.

    3
    . Birincisi; Ben kendi dilimi bırakıp Kur’an-ı Kerim Arapçasını öğrenip bu dilde ibadet etmek kutsal kitabımızı okuyup anlamayı ve düşünmeyi de bu şekilde icra etmem gerekir. Burada kast ediğim Peygamberimizin konuştuğu Arapçadır. Yani Kuran-ı Kerim Arapçasıdır. Bunu da yine nereden öğreneceğim Kur’an-ı Kerimi çeviri yapmış bu uğurda bir ömür harcamış insanlardan.

    4
    . İkincisi ise; Kur’an-ı Kerim Arapçasını örgenmiş bu yolda bütün hayatı boyunca araştırma yapmış akademik kariyer edinmiş bilim adamlarının çevirilerinden yararlanıp kutsal kitabı okuyup anlamam ve düşünmem ibadetlerimi de kendi dilimde yapmam gerekir.

    Birinci yolu seçersem ne olacak bir düşünelim;


    1
    . Milliyetimi kaybederim dilim yok olurdu. Bu durum bilimsel olarak ta böyledir dilini değiştiren ülkeler kimliklerini de zaman içerisinde değiştirmektedirler. ALLAH böyle isteseydi tek millet olarak yaratırdı ve değişik değişik dillerde uyarıcılar göndermez tek dilde gönderirdi. Bu duruma aşağıdaki ayette dikkat çekilmiştir. ALLAH böyle yaratmıştır. Hatta aşağıdaki ayette değişim ve gelişime de atıfta bulunulmuştur.

    RUM SURESİ
    22 – O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.


    2
    . İlk zamanlarda bütün bir millet Kur’an-ı Kerim Arapçası öğrenmek için herkesin İlahiyat Profesörleri gibi eğitim almaları gerekirdi. Bu eğitimi bize kim verecek şu anda bu eğitimi almış kişiler iyide aynı kuşkular yine ortaya çıkacaktı. Çünkü bize eğitim veren kişilerin meallerini okuyoruz, bu kişiler öğrendiklerini bize öğretecekler farklı şeyler öğretmeyecekler ki bu bakımdan dil sorununu hiçbir zaman ortadan kalkmayacak aynı şekilde devam edecektir.

    3
    . Biz bunları yaparken kazancımızı sağlamak için geçimimizi kim temin edecek bir ömür boyu veya belli yaşlara kadar bu eğitimleri aldık bize kim bakacak hiç düşündünüz mü? Bu durumu düşünmesi bile insanı aptalca sonuçlara sevk ediyor.

    İkinci yolu seçersem ne gibi sakınca veya faydaları olacak bir düşünelim
    .

    1
    . Kendi anladığım dilde namaz kılarak namaz esnasında daha yoğun duygular içinde namaz kılabilirim. Yalnız camilerde kalabalığın istediğine bağlı olarak ve cemaate sorularak istenilen dilde namaz kılınması daha doğrudur. Bu durum bize her gün demokrasi gereği nasıl hareket etmemiz gerektiği yönde öğretici bir katkı sağlayacaktır. Azınlık çoğunluğun kararlarına uymayı bir gelenek haline getirdiği için ortak akılda devreye girerek, demokrasi ve laiklik ön plana çıkacaktır.

    2
    . Kur’an-ı Kerimi anladığı dilde okuyan ve anlayan halk kendi tevsirini kendisi yaparak kendi görüşlerini oluşturacak ve çağımıza uygun yeni yeni değişik fikirler ortaya çıkacak bu fikirlerin tartışılması sonucunda yeni düşünceler ortaya çıkacaktır. Bu durum bize okuyup anlamamızı ve son neticesi olan düşünmemizi sağlayacak bu düşüncelerde araştırmaya sevk ederek yeni fikirlere ve yeni buluşlara sevk ederek bizi başarıdan başarıya ulaştıracaktır.

    3
    . Matbaanın icadı ile İncil basılmaya ve halk tarafından okunmaya başlanması ile Avrupalılar dinlerini kendileri öğrenerek papazların elinden kurtardıkları gibi Kur’an-ı Kerim Türkçe okutulup öğretildiğinde dinimiz hocaların tekelinden kurtularak özgürlüğüne kavuşacaktır. Bu durum bize dinimize hocaların değil de kendimizin sahip çıkmasını sağlayacaktır. Günümüzde bir imam bir günah işlese a imama bak ne yapmış deyip imam böyle yaparsa eh bizimki normaldir deyip toplum dini açıdan iman zayıflatılmaktadır. Halbuki kendi inancına sahip çıkan insan şöyle demesi gerekir oda insandır olabilir. İmamın her dediği doğru olmayabilir, bunu ben bir araştırayım. Dediği anda insan imanına sahip çıkmış ve takvasını da güçlendirmiş olacaktır.

    Bu şekilde yetişmiş olan insanlar tarafından seçilmiş olan insanlar seçmenlerinin beklentileri doğrultusunda azami ölçülerde hareket edeceğinden demokrasi ve laiklik (unutmayın ki laiklik Kur’an-ı Kerim’de vardır) yönetimi ile ortak akıla ve ortak mutluluğa ulaşmış olacaklardır
    . BANA GÖRE MİLLİ GELİRİ EN YÜKSEK ÜLKELER İSLAMİYETİ EN İYİ UYGULAYAN ÜLKELERDİR. İnançları farklı olabilir. Bu husus Kur’an-ı Kerimde de açıklanmış ve buna uygun ayetlerde vardır.

    NİSA SURESİ
    78 – “Nerede bulunursanız bulunun: Sağlam, yüksek kulelerde, (hatta eflâke ser çeken) gökteki yıldız burçlarında bile olsanız, ölüm mutlaka size yetişir.”Onlara bir iyilik ulaşınca “Bu, Allah’tandır” derler. Bir fenalık gelince “Bu, senin yüzündendir” derler.De ki: “Hepsi de Allah tarafındandır.” Fakat bu adamlara ne oluyor da, söz anlamaya bir türlü yanaşmıyorlar?

    79 – Ey insan! Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her fenalık ise nefsindendir.Ey Resulüm! Seni bütün insanlara elçi gönderdik. Allah’ın buna şahit olması yeter de artar!




  9. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  10. Son günlerde Türkçe ibadet ve özellikle Kur'an-ı Kerim'in namazda Türkçe tercemesinin okunmasına dair tartışmaların yoğunluk kazanması üzerine konu Kurulumuzda görüşüldü. Yapılan inceleme ve müzakere sonunda:

    Bütün ilahi kitaplar, onları insanlığa tebliğ ile görevlendirilen Peygamberlerin konuştukları dille indirilmişlerdir
    .

    Peygamberimiz Hz
    . Muhammed (s.a.) Arabistan'da Araplar arasında yetiştiği ve Arapça konuştuğu için, O'nun tebliğ ettiği Kur'an-ı Kerim de Arapça olarak indirilmiştir.

    Ancak Yüce Rabbımızın bütün insanlığa son kitabı ve ebedi hitabı olan Kur'an-ı Kerim, sadece Araplar ve Arapça'yı bilenler için değil, bütün insanları sapıklıklardan korumak, onlara Hakkı ve hakikati öğretmek, hidayet ve gerçek saadet yolunu göstermek için indirilmiştir
    . Bunun gerçekleşebilmesi için de, Kur'an-ı Kerim'in bildirdiği ilahi gerçek ve öğütlerin herkese, bütün insanlığa tebliğ edilmesi, herkes tarafından öğrenilmesi, anlaşılması, üzerinde düşünülmesi, kavranması ve kalplere yerleşmesi gerekir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:

    "Bu Kur'an, bütün insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür
    ." (Al-i İmran, 3/138)

    "Ey Peygamber, Rabbından sana indirileni tebliğ et
    . Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun..." (Maide 5/67)

    "Kendilerine, indirileni insanlara açıklayasın diye sana Kur'an'ı indirdik
    ." (Nahl, 16/44)

    "Bu Kur'an, ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler, tam akıl sahipleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitaptır
    ." (Sad, 38/29)buyurulmuştur.

    İfade edildiği üzere Kur'an-ı Kerim Arapçadır
    . Cenab-ı Hakk'ın yüce kelamı kutsal kitabımızın dilinin her müslüman tarafından bilinmesi ve anlaşılması, arzu edilen bir durum ise de, âdeten mümkün değildir. O halde Kur'an-ı Kerim'in Arapça bilmeyenlere tebliğ edilebilmesi ve onların da bu Yüce Kitapta bildirilen ilahî gerçek ve öğütleri anlayıp üzerinde düşünebilmeleri ve O'nun hidayetinden yararlanabilmeleri için, başka dillere tercüme edilmesine, kısa ve uzun açıklamalarının yapılmasına kesin ihtiyaç hatta zaruret vardır. Nitekim, İslamın ilk dönemlerinden itibaren buna ihtiyaç duyulmuştur. Ashabın ileri gelenlerinden Selman-ı Farisî'nin İranlı hemşehrilerinin isteği üzerine Fatiha Sûresini Farsçaya çevirip onlara gönderdiği bazı kaynaklarda (bk. Serahsi, el-Mebsut, I, 37, Beyrut, 1398/1978) yer almıştır. Günümüzde Kur'an-ı Kerim, dünyadaki belli başlı hemen bütün dillere çevrilmiş durumdadır. Dilimizde de yüzün üzerinde meal, terceme ve tefsiri bulunmaktadır.

    Kur'an-ı Kerim'in namazda Türkçe tercemesinin okunmasına gelince:


    Kur'an-ı Kerim'de "Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun" (Müzzemmil, 73/20) buyrulduğu gibi, Hz
    . Peygamber (s.a) de bütün namazlarda Kur'an-ı Kerim okumuş ve namaz kılmayı iyi bilmeyen bir sahabiye namaz kılmayı tarif ederken "... sonra Kur'an'dan hafızanda bulunanlardan kolayına geleni oku." (Müslim, Salat, 45) buyurmuştur. Bu itibarla namazda kıraat yani Kur'an okumak, Kitap, Sünnet ve İcma ile sabit bir farzdır.

    Bilindiği üzere Kur'an, Cenab-ı Hakk'ın Hz
    .Muhammed (s.a,)'e Cebrail aracılığı ile indirdiği manaya delalet eden elfazın (nazm-ı münzel'in) ismidir. Sadece mana olarak değil, Resülüllah (s.a.)'in kalbine elfazı ile indirilmiştir. Bu itibarla bu elfazdan anlaşılan ve başka lafızlarla (sözlerle) ifade edilen mana Kur'an değildir. Çünkü indirildiği elfazın dışında, hatta Arapça bile olsa, başka sözlerle ifade edilen mana Cenab-ı Hakk'ın kelamı değil, mütercimin ondan anladığı yorumdur. Oysa Kur'an kavramının içeriğinde, sadece mana değil, bir rüknü olarak onun elfazı da vardır. Nitekim:

    "Şüphesiz O, alemlerin Rabbı tarafından indirilmiştir
    . Onu Ruhu'l-emin (Cebrail), uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine apaçık Arap diliyle indirdi." (Şuara 26/192-195)

    "Böylece biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik
    ." (Ta-Ha 20/113)

    "Korunsunlar diye dosdoğru Arapça bir Kur'an indirdik
    ." (Zümer, 39/28)

    "Bu bilen bir toplum için, ayetleri Arapça bir Kur'an olmak üzere ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır
    ." (Fussilet, 41/3) gibi tam on ayrı yerde (Yusuf, 12/2; Ra'd, 13/37; Nahl, 16/103; Şura, 42/7; Zuhruf, 43/3; Ahkaf, 46/12) nazm-ı münzel'in Arapça olduğunu ifade eden ayetlerden, sadece mananın değil, elfazının da Kur'an kavramının içeriğine dahil olduğu açık ve kesin bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu sebepledir ki, tercemesine Kur'an denilemeyeceği ve tercemesinin Kur'an hükmünde olmadığı konusunda İslam bilginleri görüş birliği içindedir.

    Bilindiği üzere terceme, bir sözün anlamını başka bir dilde dengi bir sözle aynen ifade etmek demektir
    . Oysa her dilin, başka dillerde bulunmayan (kendine ait) ifade, üslup ve anlatım özellikleri vardır. Bu yüzden, edebî ve hissî yönü bulunmayan bazı kuru ifadeler dışında, hiçbir terceme aslının yerini tutamaz ve hiçbir terceme de her bakımdan aslına tam bir uygunluk sağlanamaz. O halde, Kur'an-ı Kerim gibi, ilahî belağat ve i'cazı haiz bir kitabın aslı ile tercemesi arasındaki fark, yaratan ile yaratılan arasındaki fark kadar büyüktür. Çünkü biri Yaratan Yüce Allah'ın kelamı; diğeri ise yaratılan kulun aciz beyanı. Hiç böylesi bir tercemenin, Allah kelamının yerine konulması ve aynı hükümde tutulması mümkün olur mu?

    Kaldı ki, İslam dini evrensel bir dindir
    . Değişik dilleri konuşan bütün müslümanların ibadette ortak bir dili kullanmaları onun evrensel oluşunun bir gereğidir.

    Herkesin konuştuğu dil ile ibadet yapmaya kalkışması, Peygamberimizin öğrettiği ve bugüne kadar uygulana gelen şekle ters düşeceği gibi içinden çıkılmaz bir takım tartışmalara da yol açacağı muhakkaktır
    . Konuya ülkemiz açısından baktığımızda ise böyle bir uygulamanın dışarıda Türkiye aleyhinde, içerde ise Devlet aleyhinde bir malzeme olarak kullanılacağı, vatandaşların birlik ve beraberliğini zedeleyeceği, sonuç olarak bir takım huzursuzluklara sebebiyet vereceği dikkatten uzak tutulmamalıdır.

    Diğer taraftan, yüzleri aşan terceme ve meal arasından din ve vicdan hürriyetini zedelemeden, üzerinde birlik sağlanacak birisinin namazda okunmak üzere seçilmesi ve buna herkesin benimsemesi mümkün görülmemektedir
    .

    Türkçe namaz ile Türkçe dua birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü dua kulun Allah'tan istekte bulunmasıdır. Bunun ise herkesin konuştuğu dil ile yapılmasından daha tabii bir şey olamaz ve zaten genelde de ülkemizde Türkçe dua yapılmaktadır.


    Diğer taraftan, Kur'an-ı Kerim'in en önemli özelliklerinden biri de i'cazdır
    . Bir benzerinin ortaya konulması konusunda, Kur'an bütün insanlığa meydan okumuştur. Bu i'cazın sadece anlamda olduğu söylenemez. Aksine, "onun Allah katından indirildiğinde şüpheniz varsa, haydi bir benzerini ortaya koyun" anlamındaki tehaddi (meydan okuma) ayetlerinden (Bakara 2/23-24; Yunus, 10/37-38; Hud, 11/13; İsra, 17/88; Tur, 52/33-34) bu özelliğin daha çok lafızla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

    Ayrıca bir benzerini ortaya koymak için, insanlar ve cinler bir araya toplanıp birbirlerine destek olsalar bile bunu başaramayacaklarını ifade eden ayet-i kerime (İsra, 17/88) den de, Kur'an'ın bir benzerinin yapılamayacağı ve bu itibarla tercemesinin Kelamullah sayılamayacağı, o hükümde tutulamayacağı ve dolayısıyle namazda tercemesinin okunamayacağı açıkça anlaşılmaktadır
    . Nitekim, 1926 yılında İstanbul Göztepe Camii İmam-Hatibi Cemal Efendi'nin Cuma namazında Kur'an-ı Kerim'in Türkçe tercemesini okumasıyla ilgili olarak İstanbul Müftülüğü(nün 20 Mart 1926 tarih ve 92-93 sayılı yazısı üzerine, altında Atatürk tarafından göreve getirilen ilk Diyanet İşleri Reisi Rifat Börekçi'nin imzası bulunan 9 Ramazan 1324/23 Mart 1926 tarih ve 743 numaralı Müşavere Hey'eti kararında:

    "Namazda kıraet-i Kur'an bi'l-icma farz ve Kur'an'ın hangi bir lügat ile tercemesine Kur'an itlakı kezalik bi'l-icma gayr-ı caiz ve namazda kıraet-i Kur'an mahallinde terceme-i Kur'an'ın adem-i cevazı da bi'l-umum mezahib fukahasının icmaı ile sabit olduğundan, hilafına mücaseret, namazı vaz'-ı şer'isinden tağyir ve emr-i dini istihfaf ve mel'abe şekline vaz'ı mutazammın olduğu gibi, beyne'l-müslimin iftirak ve ihtilafa ve memlekette fitne hûdusuna bâis olacağından, fiil-i mezbure mecasereti sabit olan merkum Cemal Efendinin uhdesindeki vezaif-i ilmiye ve diniyenin ref'i, emr-i zaruri halini almış olmakla ol vechile tebligat icrası
    ..." denilmiştir.

    Şüphesiz bir müslümanın en azından namazda okuduğu Kur'an-ı Kerim metinlerinin anlamlarını bilmesi ve namazda bunları anlayarak ve duyarak okuması son derece önemlidir ve bu zor da değildir
    . Ancak manasını anlamak, onun hidayetinden faydalanmak ve Yüce Rabbimizin emir, yasak ve öğütlerinin neler olduğunu öğrenmek için Kur'an-ı Kerim'i terceme etmenin ve bu maksatla meal, terceme ve tefsirlerini okumanın hükmü başka; bu tercemeleri Kur'an yerine koymanın ve Kur'an hükmünde tutmanın hükmü yine başkadır.

    Namazda ve ibadet olarak Kur'an-ı Kerim asli lafızları ile okunur.
    Yüce Rabbımızın bize olan öğüt, buyruk ve yasaklarını öğrenmek, onun irşadından yararlanmak maksadıyla ise, terceme, meal ve açıklamaları okunur. Bu maksatla Kur'an-ı Kerim'in terceme, meal ve açıklamalarını okumak ta çok sevaptır ve genel anlamı ile ibadettir.

    Din İşleri Yüksek Kurulu



 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri