Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Mizah Kavramı Nedir Mizah Kavramı Hakkında Bilgi Komik , eğlendiren , hareket veya ifade , kisinin hosça vakit geçirmesine k atkı da bulunan her sey

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Mizah Kavramı Nedir Mizah Kavramı Hakkında Bilgi

    Sponsorlu Bağlantılar




    Mizah Kavramı Nedir

    Mizah Kavramı Hakkında Bilgi

    Komik, eğlendiren, hareket veya ifade, kisinin hosça vakit geçirmesine
    katkıda bulunan her sey, gülmeyi olusturan nesne, yapılan mizah
    tanımlamalarındandır. Mizah duygusu, hayatın komik ve anlamsız taraflarına iliskin
    değerlendirme yetisidir. iyi gelistirilmis bir mizah değerlendirmesi için yaratıcı
    ustalığa sahip olunması gereklidir.
    Gelisen teknoloji ve yasam sartları, farklı mizah çesitlerinin ortaya
    çıkmasına sebep olmustur. Basının gündelik yasamda yerini almasıyla insanlar
    yazılı mizahla tanısmıslar. Sözlü mizah ise ikinci plana itilmisti.Yazılı mizahla
    taklitçi tipler, gülünç hareketlerle eğlenen topluluklar islevlerini yitirmis, mizahçılar
    yazar ve çizer olarak basın yayın organlarında çalısmaya baslamıslardır. Karikatür
    basının toplumda yaygınlasmasıyla zaman ve mekâna göre çok farklı tanımlamalar
    yapılmıs ve bu tanımlamalar farklı anlayısların farklı sanat kuramlarının kaynağı
    olmustur.
    Yazılı mizah yasanılan çağ ile paralel olarak gelisim gösterirken
    görsel mizah ürünleri ise resim, heykel, karikatür ve grafik sanatları içine
    alarak aynı doğrultuda yasanılan çağın aynası olmuslardır.

    Mizahın Tanımı
    “Mizahın uzun ve üstünde çok tartısılmıs bir tarihi vardır. Aristotales,
    Platon, Darwin, Descartes, Kant, Hobbes, Freud ve Twain gibi büyük
    düsünürler, mizahı açıklamaya çalısmıslardır. Latince de “humere” olan
    mizah, nemli anlamına gelmektedir. Đsim hali “umor”, nemli ya da sıvı
    anlamındadır. Bu iki kelime, akıcı ve ıslaklık anlamında olan Yunancada
    hygros kelimesinden türemistir” (Cavanaugh, 2002: 14).
    Ana Britannica’da mizah, dilimize Arapçadan girmis bir
    sözcüktür ve olayların gülünç, alısılmadık, çeliskili yönlerini
    yansıtarak insanı söz konusu olaylar üzerinde düsündürme,
    eğlendirme, yada güldürme sanatı olarak aktarılmaktadır. Türkçe karsılığı
    ise güldürüdür. “Bir kısım arastırmacılar ise mizahın tanımında esdeğer
    fikirde olmamalarına rağmen, gerçekte mizahın tanımlanmasının mümkün
    olabileceğinde birlesmektedirler” (Khramtsova, 1996: 7). Buradan mizahın
    tanımlanması ve ölçülmesi zor bir kavram olduğu sonucu
    çıkarılabilmektedir. Modern psikologlar, mizahı çesitli sekillerde
    tanımlamıslardır.
    Adams’a göre; komik veya eğlendiren hareket veya ifade, kisinin
    hosça vakit geçirmesine katkıda bulunan her sey, gülmeyi olusturan nesne,
    yapılan mizah tanımlamalarındandır. Çoğu insana mizahın ne olduğu
    sorulduğunda, muhtemelen kendilerini güldüren bir sey olarak anlatırlar.
    Mizah, genel olarak komik bir dürtüyle baslayan, gülümseme veya gülme
    gibi bir tavırla biten, genelde hosnutluk veren bir deneyim olarak
    görülmektedir (Susa, 2002: 45). Ayrıca mizah, “Eğlendirmek, güldürmek
    ve birine bir davranısı kırmadan takılmak amacını güden ince alay” olarak
    tanımlanarak, kökeninde eğlence ve hosgörünün yer aldığı seklinde de tarif edilebilinir.” Hemen hemen bütün toplumlarda mizah bu iki unsur sayesinde
    sekil kazanabilmis ve temel gelisimini sürdürebilmistir.
    Toplumların geçmisten getirerek biriktirdikleri, gelenek ve
    görenekler, yasam tarzları, tarihleri ile manevi değerleri arasında mizah da
    vardır ve önemli bir yere sahiptir. Türk toplumu için, Karagözle Hacivat,
    Nasrettin Hoca gibi mizah ustaları ve mizah oyunları, yüzyıllardır değerini
    korumaya devam etmektedir. Bugüne kadar pek çok düsünür, mizahın ne
    olduğu konusunda açıklamalarda bulunmaya çalısmıslar, ancak kesin bir
    anlasmaya varamamıslardır. Aziz Nesin’e göre mizah, toplumlara, sınıflara,
    uluslara hatta kisilere göre ayrılıklar gösteren bir kavramdır. Bu durum
    mizahın pek çok tanımının yapılmasını haklı çıkarmaktadır. Çünkü herkes
    kendi anlayacağı mizahı tanımlamaktadır. Bilim adamları, filozoflar yada
    mizahçılar kafa karıstırıcı yönüne dikkat çekseler de mizah, beğeniyi ve
    sorun çözmenin vereceği hazzı insanlara vermektedir. “Binlerce yıldır
    mizah insan hayatının önemli bir parçası olmustur. Bu önemini geçmiste
    koruduğu kadar gelecekte de koruyacağı düsünülmektedir” (Fry, 1987: 70).
    Mizah, hayatın komik ve anlamsız taraflarına iliskin değerlendirme
    yetisidir. Mizah, noksanlıklarda ve zayıflıklarda dahi gülmenin olusmasını
    sağlayabilir. Đyi gelistirilmis bir mizah algısı için yaratıcı ustalığa sahip
    olunması gereklidir. Bazen karsıdaki kisinin eksik yönü anlatılmak
    istendiğinde de mizaha basvurulmaktadır. Burada karsılıklı hosgörünün de
    olması gerekmektedir. Bir isçinin isverenine yaptığı espriler, komedyenlerin
    siyasetçileri hedef aldığı parodiler ya da karikatürler, karsı tarafın mizah
    anlayısına sığınılarak yapılmaktadır.

    Mizahın Tarihçesi
    Batı kaynaklı görüsler, mizahın fonksiyon ve tipolojisinin M.Ö. 4.
    ve 5. yy.da Yunanistan’a kadar uzandığından bahsetmektedirler. Bu
    görüsler eski Yunan’da insan vücudunda dört sıvının olduğunu ve bu sıvının
    ya da mizahın insan sağlığını etkilediğini göstermistir. Bu inanıs Ortaçağ ve
    Rönesans’a kadar devam etmistir. Sarı sıvı, siyah sıvı, kan ve balgam. Bu
    dört sıvı öfke, melankoli, güven, duyarsızlık ve saygı eğilimlerini
    olusturmaktadır. Mizah, toplumsal sevinçlerin dısa vurulus sekli olarak göze
    çarpsa da ilk toplu eğlencelerde ve mizah örneklerinde değismeyen bir çatı
    gözlenmektedir. (Health, 1998: 3).
    Hititlerde Purilli ayinleri, Eski Yunan’da Dionysos senlikleri mizah
    içeren eğlencelerdir. Eski toplumlarda iyi ile kötü sürekli çatısma
    halindedir. Đyinin sonunda kötüyü yenmesinden dolayı eğlenceler
    düzenlenmistir. Kötü güçlerin insanlar üzerindeki bıraktığı yılgınlık ve
    korkunun yerini, olumsuz durum ortadan kalkınca mizah almıstır. Mizah,
    kötünün taklidini yaparak nese sağlamıstır. Örneğin, kötü olarak sembolize
    edilen yılana sarap içirilerek onun sismesi sağlanır ve böylelikle yılanın deliğine girememesi mizahı olustururdu. Đnsanlar bunu dinleyerek
    basarılarını eğlenerek kutlarlar, bağımsız ve güvende olduklarını
    düsünürlerdi. “Anadolu’da da buna benzer hikâyeler anlatılmıs ve nesilden
    nesile aktarılmıstır. Farenin kilerde çok peynir yiyerek sismanlaması ve
    deliğine girememesi, ev sahibinin onu yakalaması fıkraya dönüsmüs,
    binlerce yıl unutulmamıstır” (Öngören, 1998: 17). Dokümanlarda mizahın
    kullanımı mitolojik Yunan kahramanı olan Oedipus ve Theseus’a kadar
    gitmektedir. Sadece mizahın kullanımı dokümanlarda değil, günlük yasamın
    her anında kullanıldığı belirtilmektedir. Oedipus ve Theseus’un yasadığı
    yıllarda, bilmeceler, mizahla beraber diğer insanları ikna etmek için
    kullanılırdı. Böylelikle bilgiye ulasma ve onu kavramaya çalısılırdı. “20.
    yy.’ ın ortalarına kadar mizah, bilgi verme, ikna etme, öğretme ve basarılı
    olmayla ilintilendirilmistir. Ayrıca kisiler arası iletisimde basarılı olmada
    etkili olduğu savunulmustur” (Williams, 1997: 54).
    Đlk insanın ne zaman güldüğü veya gülümsediği kesin olarak
    bilinmemektedir. Arastırmacılar arasında da insanların ne zamandan beri
    gülme davranıs biçimini kullandığı konusunda anlasmazlık vardır.
    Đnsanoğlu var olduğundan beri çesitli gülme eylemini kullandığını iddia
    ederken, bazılarıysa bu davranıs biçiminin dilin gelismesiyle ortaya çıktığını
    savunmaktadırlar (Williams, 1997: 53). Darwin’in primat olarak
    adlandırdığı ilk insanlar, orangutanlar ve sempanzeler basitçe gülümser
    davranıslarda bulunmuslar ve dislerini göstermislerdir. Đlk çağ boyunca,
    oyunun, zıtlıkların ve gülmenin örneklerinin gelistirildiğine ve bunun 6,5
    milyon yıldan fazla zaman sürdüğüne inanılmıstır. Đlk insanların ne zaman
    güldüğü bilinmese de, gülme sebebinin mizah olduğu arastırmacılar
    tarafından düsünülmekte ve tartısılmaktadır. (Manning, 2004: 11). Mc
    Hovec ise ilk insanların konusmadan önce güldüğünü öne sürmüstür.
    Davranısları komik ve kaba olduğundan, çıkardıkları konusmaya benzer
    sesler de homurtulu gelmektedir. Đlk insanlar muhtemelen düsmanları veya
    çatıstıkları kisilerin farklılık, zayıf yönleri ve çirkinlikleriyle eğlenmisler,
    alay ve taklit etmislerdir. Buradan da bu insanların ilk gülüslerinin sözsüz,
    mimiklere dayalı ve taklitle olustuğu düsünülmektedir.
    Ortaçağ döneminde mizah, kilisenin iznine bağlı olarak
    kullanılmıstır. Ortaçağda inanılan bazı tek tanrılı dinler, mizaha karsı
    çıkmıs, mizahın istenilen yerde ve sekilde kullanılmaması için yasaklar
    koymustur. Ortaçağda mizaha yapılan baskı, tek tanrılı dinlerin savunduğu
    dünya görüslerinden kaynaklanmaktadır. Đyi, tek ve sürekli olarak üstün
    görülmekte, kötü ise her zaman olumsuz düsünülmektedir. Bu kalıpların
    dısına çıkılmamakta, özgür bir düsünce gelisememekte, dolayısıyla bu da
    mizaha etki etmekteydi. “Ortaçağda bu kalıplar içinde kalan toplumlar,
    kendilerine özgü bir mizah anlayısı gelistirememisler, bunun yerine
    kendilerine miras kalan örnekleri benimsemislerdir” (Öngören, 1998: 20).




    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Edebiyatta Mizah Nedir Edebiyatta Mizah Hakkında Bilgi
  3. Sanatta Mizah Nedir Sanatta Mizah Hakkında Bilgi
  4. Mizah Teorileri Nedir Mizah Teorileri Hakkında Bilgi
  5. Mizahın Tanımı - Mizah Hakkında - Türk Mizah Ustaları - Tür Edebiyatında Mizah Hakkında
  6. Mizah Nedir? Edebiyatta Mizah - Türk Edebiyatında Mizah
  7. Paylaş Facebook Twitter Google






  8. Sponsorlu Bağlantılar




    Manning’e göre, Rönesans döneminde iktidar sahipleri; kamburlar, cüceler
    ve sekil olarak deforme olmus insanlar tarafından eğlendirilmekteydi.
    Günümüzdeki anlamıyla mizah, Rönesans hareketiyle belirmistir. Günlük
    hayata uymayan mantık, Rönesans için zengin bir mizahın olusumuna yol
    açmıstır. Kilise ve papazlara karsı çok zengin bir mizah anlayısı gelismeye
    baslamıstır. Sosyal, ekonomik ve politik yönden çökmüs ve mantık yapısı
    günlük yasantıya uymayan Ortaçağ, mizahın gelistiği dönemdir. Bu
    devirde,mizah, belirli kitleleri hedef almaya baslamıstır. Mizahçı, soylularla
    sosyal değerler için savasırken arkasına halkın desteğini almaktadır. Moliere
    ve Cervantes’in eserleri o dönem için bulunmaz bir ortam yaratmaktadır.
    Hosgörü çatısı altında politik ve ekonomik mücadeleler de mizahla
    verilmektedir. “Basının ortaya çıkarak etkinliğinin artmasıyla, mizah bir güç
    haline gelmeye baslamıstır. Böylece, sözlü mizahın yanında yazılı mizah da
    etkisini artırmıs, hatta sözlü mizah ikinci plana itilmistir. Özellikle
    karikatürler ve mizah hikâyeleri ilgi çekici olmaya baslamıstır” (Öngören,
    1998: 20–22).
    Mizahın akli bir unsur olduğu ilk olarak 15. yy. da kabul edilmistir.
    Ancak nasıl kullanıldığı 16. yy.a doğru arastırılmaya baslanmıstır. 18. yy.
    da mizah yapanlar, sanatsal ve edebi metinlerde mizahı kullanmaya
    yetenekli kisiler olarak görülmektedir. Böylelikle mizah yavas yavas
    günümüzdeki anlamına yaklasmıstır. Bu dönemde mizah, zekâ ve
    maskaralığı da içine alan bir terim olarak kullanılmaya baslanır.
    “Mizahın iyilestirici gücünün olduğu düsünülmüs, karakteristikleri ve
    yapısının anlasılması 20. yy.a doğru olmustur. Mizah böylece 15. yy.dan
    farklı bir anlamda kökenini bulmus ve bu anlamıyla yükselmeye
    baslamıstır” (Wickberg, 1998: 18). Mizahın tarihte sağlık açısından da
    önemli olduğu düsünülmüstür. Mizah, 13. yy.da cerrahi müdahaleler için
    anestezi olarak kullanılırken, 16. yy.da depresyon hastalarını tedavi etmek
    için tavsiye edilmektedir. Ortaçağda mizahın, sindirime yardımcı olduğu
    düsünüldüğünden saray soytarıları soyluları büyük yemek salonlarında,
    yemek sırasında eğlendirmektedir (Hefferin, 1996: 42). Mizahın fiziksel
    sağlık açısından yararlı olduğu düsüncesi yeni değildir. “Saka, kalbe ilaç
    kadar faydalıdır” benzeri atasözleri, Yunanlıların hastaları tedavi etmek için
    komedyenleri hasta evlerine göndermeleri, Klein’nin 1999 tarihli mizahın
    iyilestirici gücü adlı yazısına göre; Amerikan yerlilerindeki kabile
    doktorunun hastaları iyilestirmek için maskaralık yapması bilinen eski
    örneklerdendir.
    Yeni teknolojiler geliserek toplumsal iliskileri de değistirmeye
    baslamıstı ve modern eğlence kültürleri üzerinde belirleyici bir etki
    olusturmuslardı. “Đkinci Dünya Savası sıralarında eğlence fırsatları ortaya
    çıkaran radyo ve televizyonun eğlence kalıpları üzerindeki etkisi büyük
    olmustur. Savas sonrası dönemde ise televizyon baslıca ev eğlencesi olarak radyonun yerini almıstır” (Philips ve Tomlinson, 1992:16). Bunda süphesiz
    görüntünün de etkisi büyüktür. Đnsanlar radyoda konusulanları hayal
    güçleriyle canlandırırken, televizyon sese görüntüyü de ekleyerek olayları
    olduğu gibi vermeye baslamıstır. Kitleler, böylece iletisim araçlarında
    yalnızca sesli mizahı değil, görüntüsel mizahı da tanımıslardır.
    “Mizahın Türk toplumunda uzun bir geçmisi vardır. Mizah tarihini
    dönemlere ayırmada farklı yaklasımlar mevcuttur” (Özcan, 2002: 21). Ferit
    Öngören Türk mizahını; Antik Anadolu Mizahı, Selçuki Mizahı, Osmanlı
    Mizahı, Cumhuriyet Öncesi Anadolu Mizahı olarak bölümlendirmistir.
    Aziz Nesin ise; Eski Türk Mizahı Dönemi, Nasrettin Hoca Dönemi, Đki
    Koldan Yürüyen Divan Edebiyatı ve Halk Edebiyatında Mizah, Diyojen ve
    Süreği olan mizah gazeteleri Dönemi, Đkinci Mesrutiyet Mizahı Furyası
    Dönemi, Son Dönem, olarak ayırmıstır.
    Nesin’e göre; Mizahın farklı dönemlere ayrılmasında sosyal, siyasal
    ve ekonomik nedenler rol oynamıstır. Mizah hem egemen sınıfların
    baskısıyla doğar, hem de kendisinin doğuran egemen sınıfların baskısını
    çağırır. Tarihte görülmüstür ki, egemen sınıflar mizahı yapan ve kendini
    elestirenleri yok etseler de, sonunda yine mizah kazanmıstır. Đlk çağlardan
    bu yana toplumda var olan düzensizlikler, haksızlıklar, kötülüklerle beraber
    mizah da görülmüstür.
    Toplumsal yasamın değisimiyle beraber mizah anlayısı da
    gelismistir. Anadolu’da doğmus ama ünleri tüm dünyaya yayılmıs Noel
    Baba, Ezop’un mizah öyküleri nesilden nesile aktarılmıstır (Özcan, 2002:
    20). Ezop Anadolulu olduğu halde Batı mizahına kaynaklık etmistir. Ancak
    Antik Anadolu döneminde yer alan Ezop, Batı mizahının çekirdeğinde yer
    alsa da, bu dönemin ardından gelen Selçuklu mizahında etkisi
    görülmemektedir. Ezop ile Nasrettin Hoca arasındaki mizah anlayısı
    bakımından bir benzerlik yoktur. Bu durumun temel sebeplerinden biri
    Antik Anadolu kültürü çiftlik ve bağcılık kültürüne dayanırken,
    Selçuklularda çobanlık yapılmasıydı. Đki dönem insanının farklı yasamları
    ve geçimini sağlama sekilleri mizah anlayıslarına da yansımıstır. Bir diğer
    etken, Antik Anadolu çevre kültürlerin bir sentezine ulasabildiği
    dönemlerde çok parlak bir yükselis göstermis, bunun dısındaki zamanlarda
    gerilemistir. Ancak Selçuklu mizahı baska toplumlardan etkilenmeden ve
    baskı altında kalmadan kendini gelistirmistir (Öngören, 1998: 43).
    Dede Korkut ve Keloğlan masalları, Nasrettin Hoca fıkraları,
    Selçuklu döneminin önemli mizah örneklerindendir. Keloğlanın padisahın
    kızını istemesinde, Nasrettin Hoca’nın göle maya çalmasında, Karagözle
    Hacivat’ın saf ve dürüstlüğü Türk halkının özelliklerini, mizah anlayısını
    yansıtmaktadır. Osmanlı mizahı, imparatorluğun matbaa ve basın öncesi
    mizah çesitlerini kapsamaktadır. Osmanlı mizahı, durgun ve değismez bir
    yapıya sahiptir. Osmanlı kültür değerleri içinde halk edebiyatı ve divan
    edebiyatı yer almakta, Karagöz ile Hacivat, Pisekâr ile Kavuklu iki kültürün temsilcisi olarak ortaya çıkmaktadır.(Öngören, 1998: 51–52). Osmanlılar
    mizahında Đslam geleneğinin miras bıraktığı gülme etik ve estetiğini
    devralmıslardır. Mizah sözlüğünde yer alan kelimelerin neredeyse tamamı
    Arapça-Farsça kökenlidir. 19. yüzyıl sonuna doğru mizah basınının ortaya
    çıkması farklı anlayısları ve sorunları ortaya çıkarmıstır. 1830’lardan
    itibaren matbaanın yaygınlasması, mizahın gelismesini sağlamıstır. Đçlerinde
    Nasrettin Hoca’nın fıkralarının da bulunduğu pek çok fıkra ve hikâye
    basılmaya baslanılmıstır. Matbaanın gelmesi ve kullanılması, mizahın
    gücünü de artırmıstır. Mizah gazeteleri halkın bildiği, sevdiği Nasrettin
    Hoca’dan, Ortaoyunu’ndan, Karagöz temsilinden birçok unsur alıp
    kullanmıstır. O dönemlerde yeni baslayan modernlesmenin tüm isaretleri
    mizah malzemesi olarak kullanılmaktaydı. Buharlı gemiler, fotoğraf
    makineleri, tiyatrolar, demiryolları eski ve yeninin çatısmasında yer
    almaktaydı. Đkinci gülme unsuru, modernlesme unsurlarının kötü islenmesi
    ya da hiç islenmemesidir. Çizilen trenleri atlar geçmekte, bozulan vapurları
    kayıklar çekmekteydi (Georgeon, 2000: 90–92).
    1870 yılında ilk mizah dergisi Diyojen Đstanbul’da yayınlanmıstır.
    Namık Kemal ve Teodor Kasap’ın çıkardıkları bu dergi, büyük yankı
    uyandırmıstır.




  9. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri