Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Spor alanında insanlığa hizmet etmiş kişiler Hayvanların çoğu oyun oynar , atlar , sıçrar ve tırmanır ama yalnız insan spor yapar. İnsanlar da , tarih
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 151      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Spor alanında insanlığa hizmet etmiş kişiler

    Sponsorlu Bağlantılar




    Spor alanında insanlığa hizmet etmiş kişiler

    Hayvanların çoğu oyun oynar, atlar, sıçrar ve tırmanır ama yalnız insan spor yapar. İnsanlar da, tarih boyunca koştular, tırmandılar, ağır nesneleri kaldırdılar, yüzdüler. Ne var ki, bu fiziksel etkinlikleri her zaman spor amacına yönelik ve yarışma biçiminde olmadı. Çocukların, ilkçağlardan bu yana oyunlarında koşular düzenleyerek yarıştıkları ya da güreştikleri söylenebilir. Büyükler arasında ise, fiziksel yarışma anlamındasporun ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemektedir.
    Arkeolojik buluntular Eski Çin’de top oyunlarının yaygın biçimde oynandığını göstermiştir. Eğer bu oyunlar dinsel bir gösteri değil de bir yarışma özelliği taşıyorsa, sporun ilk biçimlerinden biri olarak ele alınabilir. Eski Yunan ve Roma’da da top oyunları boş zamanların sağlıklı bir biçimde değerlendirilmesi amacıyla oynanırdı.
    Eski Mısır’da spor oldukça yaygındı. Firavunlar, ülkeyi yönetecek yetenekte olduklarını, avcılıkta ve ok atmadaki üstünlüklerini göstererek kanıtlardı. Böyle gösterilerde firavunlar bir başka kişiye karşı yanşmazdı. Bu nedenle olağanüstü basarıları yalnızca birer efsane de olabilir. Kutsal nitelik taşımayan sıradan Mısırlılar ise atlama, güreş, sırık dövüşü ve top oyunları gibi bugün hâlâ görülen sporlarla da ilgilendiler.
    Eski Yunan ve Girit’te spor gösterileri hem dinsel, hem din dışı amaçlarla gerçekleştirilirdi. Homeros’un İlyada ve Odysseia adlı yapıtlarında bu iki tip spor etkinliğinden de söz edilir. Din ve sporun birleştirildiği en ünlü spor etkinliği, başlangıcı İÖ 776 olarak belirlenen, ama geçmişi büyük olasılıkla daha eski tarihlere uzanan Olimpiyat Oyunları’dır. Eski Yunan’da benzer kutsal oyunlar Delfi, Korint ve Nemea kentlerinde de düzenlenirdi. Bu dört kentteki oyunlarda başarılı olan atletler büyük bir ün ve onur kazanmanın yanı sıra, çeşitli maddi ödüller de alırdı. Yunanlılar dindışı sporlarla da yakından ilgiliydiler. Gymnasiou’u olmayan kent devletlerinin tam bir toplum olamadıkları düşünülürdü. Bu gymnasion’larda atletler eğitilir ve yarıştırılırdı. Eski Yunan’da, askeri disiplinin çok önemli olduğu Sparta dışında, kadınlar spor etkinliklerine katılmaz ve Olimpiyat Oyunları’na alınmazlardı. Bu genel uygulama dışında kalantek örnek tanrıça Hera onuruna düzenlenen yarışmalardı.
    Eski Roma’da savaş arabası yarışları en yaygın spor gösterilerindendi. Ama atletizm, boks, güreş, cirit ve disk atma gibi sporlara da ilgi gösterilirdi. Roma’da savaş arabası yarışları 250 bin kişi tarafından izlenen büyük gösteriler biçiminde düzenlenirdi. Bu sayı Colosseum’da gladyatörlerin gösterilerini izlemeye gelenlerin yaklaşık beş katıydı. Bunun bir nedeni de, gladyatör kiralamanın ve dövüştürmenin oldukça pahalıya mal olmasıydı. Gladyatör dövüşlerinde ya insan insana karşı ya da insanlar hayvanlara karşı mücadele ederdi. Neron döneminde arenada kadın gladyatörler de dövüştürülmeye başlandı. Araba yarışları, gladyatör dövüşlerinin Hıristiyanların tepkisi ve ağır maliyetler nedeniyle İS 5. yüzyılın başlarında sona erdirilmesinden çok sonra da sürdürüldü. Araba yarışları oldukça modern yarışlardı. Yarışçılar Yeşiller ve Maviler gibi ayrı takımlarda toplanır, bu da taraftarlarının bağlılıklarını güçlendirir, ilgilerini ayakta tutardı.
    Ortaçağ’da sporun daha az örgütlü olduğu görülür. Panayırlar ve mevsim şenliklerinde erkekler ağır taş ve tahıl çuvalları kaldırma yarışmaları yaparlardı. Kırsal kesimde en yaygın spor, hemen hiçbir kuralı olmayan halk futboluydu. Evlilerin bekârlara ya da bir köyün başka bir köye karşı oynadığı bu oldukça vahşi oyun İngiltere ve Fransa’da 19. yüzyıla kadar sürdü.
    Ortaçağ’ın soyluları arasında okçuluk en gözde spordu. Bazen bir şenliğe dönüşen okçuluk yarışmaları aylar öncesinden tasarlanırdı. Kasabalar arası yarışmalardaki törenlerde okçular, sporun koruyucu azizlerinin resimleri ve heykellerinin ardında yürürlerdi. Kasaba halkı, soylular arasında düzenlenen bu okçuluk turnuvalarına alınmaz, yalnızca izleyici olabilirdi. Genellikle, yarışmaları izlemeye gelen halk için koşu, atlama ve güreş karşılaşmalarıda düzenlenirdi.
    Ortaçağ’da köylü kadınlar koşulara ve top oyunlarına serbestçe katılırdı. Soylu kadınlar da ava çıkar ve şahin beslerdi.
    Rönesans döneminde spor artık tümüyle dinsel amaçların dışına çıkmıştı. 15. ve 16. yüzyılların soyluları ve aydınları dansı spora yeğlediler. Bale Fransa’da bu dönemde gelişti. Atlar ise zarif hareketlerle yürümeleri için eğitildi. Bu dönemde sporcular arasındaki mücadeleden çok, görünümlerinin soyluluğu ve incelikli davranışlarıyla ilgilenildi.
    Avrupa’da sporun günümüzdeki biçimini alması 17. yüzyılın sonlarında başladı. İngiltere’de sırık dövüşü gibi geleneksel sporlar yerini kriket gibi daha örgütlü oyunlara bıraktı. Boks sporu 18. yüzyıl boyunca yaygınlaştı ve bu sporu daha uygar kılmak üzere kurallar geliştirildi.
    18. ve 19. yüzyıllarda spor giderek uzmanlık dallarına ayrıldı. Kurulan ulusal örgütler standart kurallar koydu. 1863′te İngiltere’de Ortaçağ’ın halk futbolundan kaynaklarıan yeni tip futbolu geliştirmek üzere Futbol Birliği kuruldu. ABD’de ragbi ve Amerikan futbolu gelişti. Modern sporlar bu iki ülkeden dünyaya yayıldı. İngiltere, başlangıcı Rönesans Fransa’sına dayanan tenis gibi, kökenleri başka ülkelerde olan sporları da modernleş-tirdi. 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarında Uluslararası Olimpiyat Komitesi (1894), Uluslararası Futbol Federasyonu (1904) ve Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (1912) gibi örgütler kuruldu.
    Avrupa ve Kuzey Amerika ülkeleri, Asya ve Afrika’yı sömürgeleştirdikleri dönemlerde, yerli sporların yerine kendi sporlarını geçirdiler. Batılı olmayan ülkelerden Japonya’da, geleneksel bir spor olan sumo (Japon güreşi) halk arasında yaygın ve sevilen bir spor olma özelliğini korudu. Gene Japonya, modern Olimpiyat Oyunları’na judo gibi bir sporla katkıda bulunan ve batılı olmayan sayılı ülkelerden biri oldu.
    Modern sporlara geçişin ardında Sanayi Devrimi’nce desteklenen bilimsel gelişmeler yatar. Bu dönemden sonra, atletler, fiziksel olarak en yüksek düzeylerine ulaştırılmak üzere sistemli bir biçimde çalıştırıldı. Basketbol, voleybol gibi yeni sporlar, pazara sürülen yeni bir mal gibi, istenen özellikleri karşılayacak biçimde özel olarak geliştirildi. Kapitalist girişimcilik, sporların pazarlarıabilir bir ürün olarak modernleştirilmesinde önemli bir rol oynadı. Boş zamanı değerlendirmek için oynanan geleneksel oyunların modern spor dallarına dönüştürülmesinde okulların ve üniversitelerin de önemli katkıları oldu. Modern futbol İngiltere’de Victoria döneminde seçkin gençler tarafından geliştirildi. Kürek sporu ile pist ve alan atletizmi ise modern biçimlerini İngiliz ve ABD üniversitelerinde aldı.
    Bireysel bir spor olan jimnastik kara Avrupa’sında gelişti. Kökenlerini 18. ve 19. yüzyılda Almanya ve İskandinav ülkelerinden alanjimnastik, rekabete dayanmayan farklı bir spor olarak ortaya çıktı. Günümüzün bireysel jimnastik sporu bu eski spordan gelişmiştir.
    Türk eğitim tarihimizde önemli yer tutan eğitimcilerimiz, beden eğitimi sporu da eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak görmüşlerdir. O yıllarda fikirleriyle, uygulamalarıyla çok yeni sayılan bu anlayışlarını, hızla topluma yaymaya ve benimsetmeye çalışmışlardır.
    Selim Sabit efendi (1829-1910): Fransada matematik eğitimi yapmış, Galatasaray Sultanisinin ikinci müdürü olan (1869) ve Türk eğitim tarihimizde önemli yer tutan eğitimcilerimizdendir. 27 Ocak 1874de yayınladığı “Rehnüma-yı Muallimin” yani öğretmenlere rehber, yol gösterici adlı kitabında, sıbyan mektebleri öğretmenlerine, o zaman için yeni sayılabilecek eğitim-öğretim yöntemlerini açıklamış ve kitabın “Teneffüs ve İstirahata Dair” kısmında, öğrencilere ayak talimi gibi sağlığa yararlı bazı uygun hareketlerin yaptırılmasını tavsiye etmiştir. Selim Sabit Efendinin tavsiye etmiş olduğu bu hareketler basit ve uygulaması kolay jimnastik hareketleridir.
    Şemsi Efendi: Atatürkün mahalle mektebi hocası olarak tanıyoruz, ama diğer yandan da eğitime getirmiş olduğu farklı uygulamalarıyla dikkatleri üstünde toplamıştır. Şemsi Efendi; açtığı özel okulda o zaman için yeni sayılabilecek, öğretmen kürsüsü, kara tahta v.b. sınıfa sokmuştur ve bununla da kalmayıp her saat başı yaptığı tenefüsler de çocukları bahçeye çıkarıp oyun oynatıp, jimnastik hateketleri de yaptırmıştır. Ayrıca; Perşembe günleri yarım gün sayıldığından, öğrencileri öğleden sonra sıra yaparak şehirde dolaştırması da, o dönem için oldukça yeni sayılabilen hareketlerdir.
    Hacı Mustafa Bey: Miralay olup 1859da Takvimhane-i Amire de basılan “Jimnastik” kitabıyla tanıyoruz. Hacı Mustafa Bey, bu kitabında beden ve fikir arasında denge kurmuş bedenin organlarının da eğitilmesi görüşünü savunmuştur. Ayrıca, kitabında konuyla ilgili resimlere de yer vermiştir.
    Ayşe Sıdıka Hanım: Darülmuallimatta öğretmen olup, 1897de yazdığı “Usul-ü Talim ve Terbiye Dersleri” adlı kitabında, insanı ruh ve beden olarak ikiye ayırmıştır. İnsan vücudunun sağlıklı olursa başka işlerde yapabileceğini, onun içinde vücut sağlığına ve beden eğitimine önem vermek gerektiğini savunmuştur. Ayşe Sıdıka Hanımın bu görüşünün, döneminin sert ve ruha, maneviyata önem veren görüşünün aksi bir görüş olması ilginçtir.
    Aristokli Efendi: Darülmualliminde, Mektebi Mülkiyede öğretmenlik ve Meclis-i Maarifde üyelik yapmıştır. Yazdığı “İlm-i Terbiye-i Eftal” adlı eserinde özellikle beden eğitimi üzerinde durmuş ve kitabın “Terbiye-i Bedeniye” adındaki bölümünde, beden eğitimi ile ilgili bilgiler vermiştir. Ayrıca, Aristokli Efendi; eğitimi, bedenin ve ruhun eğitimi olarak ikiye ayırmış ve incelemiştir.
    Emrullah Efendi (1858-1914): Maarif Müdürlüğü, Darülfünunda öğretmenlik, Galatasaray Sultanisinde müdürlük ve iki kez de Maarif Nazırlığı (1910-1911-1912) yapmıştır. Emrullah Efendi, eğitim tarihimizde olduğu gibi beden eğitimi spor tarihimizde de önemli yer tutmaktadır. çünkü, Maarif Nazırı olduğu dönemlerde öğretmen okullarına (erkek), Sultanilere, liselere beden eğitimi spor dersini koydurmuş ve bu dersin önemle ele alınmasını da istemiştir.
    Tevfik Fikret (1867-1915): Edebiyatımız da ve eğitim tarihimizde önemli yeri olan kişilerden biri olmanın yanı sıra, beden eğitimi spora da eğitim içinde yer verilmesi gereğini savunan eğitimcilerimizdendir. Açmayı düşündüğü “Yeni Mektep” adındaki okulun amacını izah ederken, beden eğitimi spora verdiği önemi şu şekilde belirtmiştir: Okul; gençleri bedenen ve ruhi yönden en iyi şekilde yetiştirmek, gerçek hayata ve toplumsal görevlere hazırlamaktan sorumludur. Ayrıca, okul genel eğitim ve onu tamamlayan bir bedeni eğitime dayandırılmalıdır. çünkü “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” ifadesiyle görüşlerini açıklamıştır. Tevfik Fikret, gerçekleştiremediği “Yeni Mektep” teorisini, 1909da Galatasaraya müdür olarak atandığında, uygulamaya çalışmış ve beden eğitimi spor dersine önem vermiştir. İdmanlarla bedeni ve ruhi gücün arttığına inandığından spor salonundan öğrencilerin etkin bir şekilde yararlanabilmelerini sağlamıştır.
    Satı Bey (1880-1968): Beden eğitimi spor dersinin çeşitli düzeylerde ki okulların programlarında yer alması ve bu dersin gelişmesi için çalışmış olan eğitimcilerimizdendir. Aslen Arap tır. Kaymakamlık, öğretmenlik ve Darülmuallimin müdürlüğünü yapmıştır. Yazmış olduğu eserlerden birinin adı da “Fenn-i Terbiye” dir. Bu eserinde eğitimi üç bölüme ayırmıştır: Beden, Fikir, Ahlak. Böylece genel eğitimin içinde bedenin eğitilmesinin de gereğini belirtmiştir.
    Ethem Nejat (1882-1921): çeşitli illerin öğretmen okullarında müdürlük, beden eğitimi spor öğretmenliği ile pedagoji öğretmenliği yapmıştır. Eğitimini; milli duygulara dayalı, gençleri canlı, güçlü ve becerikli yetiştirmeye dönük olması gereğini savunmuştur. Bedence sağlam gençlerin yetiştirilmesinin önemini ısrarla belirtmiş ve eğitimini spor dersinin okullarda yer alması için çok çalışmıştır. Ayrıca, bu dersi öğretmenlerin, aydınların ve halkın “hamallık, cambazlık, pehlivanlık” sanıp küçümsemelerine karşı çıkmıştır. Kendi deyimiyle; “kamburu göğsünden çıkan” gençler yetiştirilmesini, yeni kurulacak eğitim sisteminin önemli sorunlarından saymıştır. Türkiyede izcilik ve spor teşkilatlarının kurulmasına da yardımcı olmuştur.
    İsmail Hakkı Baltacıoğlu (1886-1978): Darülmuallimin, Darülmuallimat, Darülfünun da öğretmenlik, orta ve yüksek öğretim müdürlükleri ile Darülfünun Emirliği (Rektörlüğü) ve milletvekilliği yapmış, eğitimcilerimizdendir. Ona göre, Balkan yenilgimizin tek sorumlusu korkak ve hareketsiz nesiller yetiştiren eğitimcilerimizdir. “İzmir Konferansları” adlı eserinde yeni eğitim sisteminin; vücuda çeviklik, beceriklilik kazandırması, şüpheye, gözleme, dayanması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, okul programlarının da sağlam kafalar, demir eller, metin seciyeler, yüksek emeller vücuda getirecek tarzda, gençler yetiştirmesi gerektiğini belirtmiştir.
    Selim Sırrı Tarcan (1874-1956): Subaylık, jimnastik öğretmenliği, müfettişlik ve milletvekilliği yapmıştır. Kurtuluş Savaşını destekleyen, milletinin bağımsızlığı için çalışan ve Türk beden eğitimi spor tarihinde önemli yeri olan eğitimcilerimizdendir. Hayatının her döneminde beden eğitiminin, sporun gün ışığına çıkması ve toplum tarafından benimsenmesi için çalışmıştır. O fikirlerini diğer eğitimcilerimiz gibi yazarak veya tartışmalarla değil, bizzat uygulamalarla ortaya koymaya çalışmıştır. Beden eğitimi sayılan vücut hareketlerini, felsefenin temeli haline getirmiş ve milletin bedence hareket halinde olması gerektiğine inanmıştır. Bu inançladır ki meydanlarda, okullarda jimnastiği yaymaya, kabul ettirmeye çalışmıştır. Selim Sırrı Tarcana göre eğitim; halka, ayağa kalkmayı ve dik yürümeyi öğretmekti. Beden hareketlerinin eğitime veya modernleşmeye olan ilgisini pek az kişi anlayabilmiş olmasına rağmen hiç kimse ona karşı çıkmadı. İlk yurt dışına “beden terbiyesi” tahsiline yollanmasının yanı sıra Türkiyede ilk “İdman Bayramı”nı da (1916) düzenleyen ve Türk spor tarihine yön veren kişilerden biridir.
    SONUç
    Şayet bugün Türk gençliği; koşuyor, sıçrıyor, yürüyor, ve örgün eğitim kurumlarında beden eğitimi spor dersi, eğitimin ayrılmaz bir parçası, önemli bir öğesi olarak kabul ediliyorsa ve bunun sonucu olarak dünyadaki diğer uluslar arası müsabakalara katılabiliyor, onlarla yarışabiliyorsa bunu, yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığımız eğitimcilerimize borçluyuz.
    BEDEN EĞİTİMİ, SPORA ÖNEM VEREN İLK EĞİTİMCİLERİMİZ
    *Dr. Nalan BİLGE
    İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğr. Üyesi MALATYA
    Spor dalında başarılı olmuş Türk kadınlar kimlerdir?

    Cumhuriyetin aydınlık yüzleri; Kadın sporcularımız…
    Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumsal yaşamdaki köklü değişimlere en hızlı uyumu Türk kadını sağlıyordu. O yıllarca erkeğinin bir adım ardında yürüyen genç kızlarımız, spor salonlarında fırtına gibi esiyordu.
    ONLAR genç cumhuriyetin aydınlık yüzleri… Onlar Türk kadının çağdaşlığa açılan ilk isimleri… Onlar Türk sporunun gururları…
    Atatürk devrimleri Türk toplumunda köklü değişimleri yaratırken, yüzyıllar boyu kafes ardında kalmış, Türk kadını da bu farklılaşmadan payını alıyor, ilk kadın sporcularımız pistlerde boy göstermeye başlıyorlardı.
    Yıl 1926… Ömer Besim Koşalay’ın girişimleri ve çalışmalarıyla Nermin Tahsin, Emine Abdullah, Mübeccel Hüsamettin ve Neriman gibi ilk bayan atletlerimiz pistlere iniyordu.
    Yıl 1928… Dünya kadınları Amsterdam Olimpiyat Oyunları’nda pistlerde yarışma şansını elde ediyordu.
    Tek başına bu örnek bile genç Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumsal yaşamda gerçekleştirdiği değişimleri gözler önüne seriyordu.
    İlk bayan atletlerimizi, kürek sporunda, Şerefnur, Vecihe, Leyla, Melahat ve Kamran hanımlar izledi.
    DÜNYADA İLK VE TEK
    Takvimler 1929 yılını gösterirken, Türk kadını, dünya spor tarihinde eşine belki de bir daha rastlanmayacak bir olay gerçekleştiriyordu. O yıllarda henüz bir bayan voleybol takımı bile yoktu. Ancak bir Türk kızı, Yüksek Mühendis Mektebi öğrencisi Sabiha Fırat Hanım, filede harikalar yaratıyordu. Erkek arkadaşlarından hiç de geri kalmayan bu genç kızı Fenerbahçe Voleybol Takımı’nda oynatabilmek için ilgililer hemen harekete geçmiş ve bayan sporcuların erkek takımında oynamalarını engelleyen bir madde olmadığından Sabiha Rıfat Hanım’a izin çıkmıştı.
    Beş erkek ve bir bayan sporcudan oluşan Fenerbahçe Voleybol Takımı, o yıl bütün rakiplerini ezip geçmiş ve şampiyonluğu kucaklamıştı. Bu belki de Dünya voleybolunda yaşanan ilk ve tek olaydı..
    Fenerbahçe Spor Kulübü Umumi Kaptanı Hayri Celaleddin (Atamer) Bey, takım kaptanı Bedii Süheyl Bey aracılığıyla, 28.01.1929 yılında Sabiha Hanım’a bir mektup gönderiyor ve kendisini kutlarken şunları yazıyordu:
    TEBRİKLER EFENDİM
    ‘‘Bu memlekette ilk defa cem’i sporda erkek arkadaşlarla beraber oynamak suretiyle gösterdiğiniz teceddüd ve muvaffakiyetten dolayı sizi Fenerbahçe gençliği ve hey’et-i idaresi adına hararetle tebrik ederim efendim.’’

    Artık tenis kortları da şenlenmeye başlamıştı. Vecihe (Taşçı), Mediha (Bayar), Adriyel (Sadak), Hidayet (Karacan) hanımlar 1927 yılında Fenerbahçe Kulübü’nün çimento zeminli kortlarında boy gösteriyorlardı.
    1933 yılında ise 2 genç kızımız ay yıldızı formayı giydi. Leyla Asım Turgut ve Cavidan Elberger hanımlar Sovyetler Birliği’nde yapılan ikili karşılaşmalarda Rus rakibeleriyle yarıştılar.
    Avrupalılar yüzyıllar boyunca peçe ve çarşaf altında yaşayan Türk kadınını ilk kez spor sahalarında görmüşler, şaşkınlıkla birlikte hayranlıklarını gizleyememişlerdi.
    AYDINLIK YÜZLER
    Cumhuriyetin aydınlık yüzleri artık her alanda olduğu gibi sporda da
    rüzgar gibi esiyordu. 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’nda İki kızımız Suat Fetgeri Aşeni (Tarı) ile Halet Çambel eskrimde ülkemizi temsil eden ilk bayan sporcularımız oluyordu.
    1950 ve 60 lı yıllarda ise Gül Çiray isimli bir bir bayan atletimiz tam 47 Türkiye ve 2 Balkan rekoruna imza atıyordu. Gül Çiray, 1960 oyunlarında Aycan Önel ile birlikte ülkemizi temsil ederken, Türkiye 1988 Seul Olimpiyatları’nda bayanlarda ilk madalyasına kavuşuyordu. Tekvandoda gösteri dalında kazanılan bu gümüş madalya daha sonraki başarıların habercisi oluyordu.
    Türk kadını inanılmazı başarmış, çok kısa bir sürede toplumsal yaşamın tüm birimlerinde söz sahibi olmaya başlamıştı. Sportif alanda ülkenin sınırlarını zorlayan bu büyük değişim önce Avrupa’da yankılanmış, daha sonra yer küremizin tüm toprak parçalarına yayılmaya başlamıştı.
    VE İLK MADALYAMIZ
    1992 Barcelona Olimpiyat Oyunları cumhuriyet kadını için ayrı bir anlam ifade ediyordu. Bu oyunlar ilk resmi madalyamızı kazandığımız olimpiyatlardı. 1973 Ordu doğumlu Hülya Şenyurt, Judoda 48 kiloda bronz madalya kazandı.
    1996 Atlanta Olimpiyat Oyunları’nda, Okçulukta bir büyük sevinç ile birlikte hüznü de yaşadık. Bayan okçumuz Natalie Nasaridze ilk turda 180 atışta 168 ile olimpiyat rekoruna imzasını attı. Ancak final yarışlarında büyük bir talihsizlik yaşadı ve dereceye giremedi.
    Artık Türk kadını cumhuriyetle birlikte ismini dünya sporuna yazdırmaya başlamıştı. Sadece sporcu olarak değil yönetici, antrenör ve hatta hakem olarak sporun hizmetindeydi. 75 yıl gibi kısa bir sürede Cumhuriyete yakışan bir aşama kaydetmiş, kendi sınırlarını zorlayıp maya başlamıştı.
    Bu büyük değişimin bugün 75′inci yıldönümünü… İsmini buraya yazamadığımız ama başarılarını ve cesaretlerini yürekten alkışladığımız bu kadınlara Türk sporu çok şey borçlu…
    31936 Berlin Olimpiyat Oyunları’nda İki kızımız Ahmet Fetgeri’nin kızı Suat Fetgeri Aşeni (Tarı) ile Halet Çambel eskrimde ülkemizi temsil eden ilk bayan sporcularımız oluyordu.
    3Dünya Kadınları, 1928 Amsterdam Olimpiyatları’nda yarışma şansını ilk kez elde ederken, Nermin Tahsin, Emine Abdullah, Mübeccel Hüsamettin gibi ilk bayan atletlerimiz 1926 yılında pistlere inmişlerdi bile…
    Onlarla gururlandık
    Cumhuriyet Türkiye’sinde bayan sporcularımızın önemi ve başarıları oldukça büyük. Son yıllarda okçulukta büyük hamle yapan kızlarımız hedefleri delik deşik ederken, 1936 Berlin Olimpiyatlarında Suat Fetgeri Aşeni (Tarı) ile Halet Çambel eskrimde ülkemizi temsil eden ilk bayan sporcularımız oldu.
    Okçularımızdan tam isabet
    1962 yılında Paris’te yapılan Avrupa Şampiyonası’nda Cemal Değirmenciler ve Yücel Cavkaytar ilk şampiyonlarımız olarak kürsüye çıktılar. Ancak daha sonra tam 23 yıl madalya özlemi çektik.
    Ancak herşey Natalia Nasaridze ile değişti. 1 Olimpiyat, 5 Avrupa rekoru sahibi Natalia okçuluk sporunun lokomotifi oldu. Bayanlarda pek çok Avrupa şampiyonluğuna imza attık.
    TÜRK Okçuluğu gerek başarı gerekse potansiyel açısından Uğur Erdener federasyonu ile büyük bir patlama gösterdi. 1962 Paris Avrupa Şampiyonasında Cemal Değirmenciler ve Yücel Cavkaytar ilk şampiyonlarımız olurken, daha sonra 23 yıl kürsü özlemi çektik.
    Türk vatandaşlığına geçen Gürcü kızı Natalia Nasaridze, bayan okçuluğunda lokomotif oldu. Bari’de Akdeniz Oyunlarında altını vururken, dünya şampiyonalarında hep bronz da çakılı kaldı. Elif Ekşi, Elif Altınkaynak, Zehra Öktem ve Deniz Günay okçuluğumuzun altın kızlarıydı.
    1962′den 1990 yılına kadar madalyasız geçirdiğimiz Avrupa şampiyonalarında Zehra Öktem, Elif Ekşi ve Belgin Özbaş’dan kurulu bayan takımımız ilk bronzunu alırken, 1996 yılında Slovenya’da bayanlarımız yine altın madalyaya kilitlendi. Natali Nasaridze ve Elif Altınkaynak altın madalyayı vururken, içinde bulunduğumuz Almanya’da yapılan Salon şampiyonasında ise Deniz Günay altın kazandı.
    Atlanta Olimpiyatı’nın yarı finallerinde Olimpiyat rekoru kıran bayan takımımız madalyayı kılpayı kaçırıp dördüncülükte kaldı.
    Gürcü asıllı altın kızımız Natalia Nasaridze halen 1 Olimpiyat, 5 Avrupa rekorunun sahibi bulunuyor.
    Hedef 10
    Okçulukta hedef 10′dur. Ekşi kardeşler ile Gürcü asıllı kızımız Natalia Nasaridze ülkemize Avrupa ve Dünya şampiyonalarında büyük başarılar kazandırdılar. Bayan okçularımız Olimpiyat rekoru da kırmalarına rağmen final atışlarında dördüncülükte kalırken, Natalia Nasaridze Akdeniz Oyunlarında ülkemize ilk altın madalyayı getiren okçumuz oldu.


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Sanat Alanında İnsanlığa Hizmet Etmiş Kişiler
  3. Bilim, sanat ve spor alanlarında insanlığa hizmet etmiş kişiler
  4. Uzay alanında insanlığa hizmet etmiş kişiler
  5. Tıp alanında insanlığa hizmet etmiş kişiler
  6. Eğitim alanında insanlığa hizmet etmiş kişiler
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri