Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Görüntünün Oluşumu Ve Görmek - Görüntünün Oluşumu - Görüntünün Oluşumu -Nasıl Görürüz GÖRÜNTÜNÜN OLUŞUMU ve GÖRMEK Göz sadece beynin dış dünyaya açılmasını sağlayan bir penceredir.
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Görüntünün Oluşumu Ve Görmek - Görüntünün Oluşumu - Görüntünün Oluşumu -Nasıl Görürüz

    Sponsorlu Bağlantılar




    Görüntünün Oluşumu Ve Görmek - Görüntünün Oluşumu - Görüntünün Oluşumu -Nasıl Görürüz



    GÖRÜNTÜNÜN OLUŞUMU ve GÖRMEK



    Göz sadece beynin dış dünyaya açılmasını sağlayan bir penceredir. Bu bölüme kadar bu pencerenin yapısı ve görevlerinden bahsedildi. Oysa, görme duyusunun oluşumunda göz yalnızca bir aracıdır. Görmenin gerçekleştiği yer ise çok daha derinde, beynin içinde gizlidir.
    Önce görmenin hangi safhalar sonucunda gerçekleştiğini hatırlayalım. Göze gelen ışık ışınları kornea, gözbebeği ardından da mercekten geçer. Saydam tabakanın bükümlü üst yüzeyi ve mercek ışınları kırar ve nesnenin (resmin) görüntüsü ters çevrildikten sonra retinaya ulaşır.
    Işığa duyarlı hücreler (reseptörler; koni ve çubuklar) ışığı elektrik impulslarına çevirirler ve sinir uçlarına impuls yollarlar. Retinadan gelen imaj orjinaline göre baş aşağı durumda ve ters taraftadır. Ancak beyin yeniden yorum yaparak görüntünün düz olmasını sağlar. Bu impulslar (elektrik akımı) beyine nesnenin çeşidi, büyüklüğü, rengi, uzaklığı hakkında haber götürürler ve tüm bu dizi işlemler saniyenin onda biri kadarlık bir sürede gerçekleşir
    Görme gerçekleşirken bir saniyede meydana gelen işlem sayısı şu an mevcut hiçbir bilgisayarın yapamayacağı kadar yüksektir. Bu kadar hızlı olmasının yanı sıra görmenin en şaşırtıcı ve mucizevi yanı ağ tabakaya düşen ters görüntünün beynin optik merkezinde düzeltilmesidir. Elektrik sinyallerinden oluşan bir mesajı beynin nasıl olup da tam tersi bir şekilde yorumladığı henüz cevaplanamamış bir sorudur


    Beynin Görmedeki Rolü


    Lens tarafından retinada odaklanan görüntü elektrik sinyallerine dönüştürüldükten sonra saniyenin binde birinde, optik sinirler aracılığıyla beyne ulaştırılır. Her iki gözden ayrı ayrı elde edilen sinyaller, bakılan cisme ait bütün özellikleri içerir. Beyin de iki gözden gelen görüntüleri tek bir görüntü halinde birleştirir. Nesnenin biçimini ve rengini ayırt eder, ne kadar uzakta olduğunu saptar. Kısacası nesneleri gören göz değil beyindir.
    Gözlerden gelen elektrik sinyalleri beynin arka kabuğunda yer alan primer görme alanına ulaşır. Bu merkez 2.5 milimetre kalınlığında ve birkaç santim genişliğindedir. Altı tabaka halinde yüz milyon nöron (sinir hücresi) içerir. Uyarı önce dördüncü tabakaya gelir, burada analiz edildikten sonra diğer tabakalara dağılır. Bu merkezde her nöron bin kadar nörondan uyarı alır ve bin kadar nörona uyarı gönderir. Şuursuz bir hücrenin doğuştan bin farklı hücre ile bilgi alışverişi yapabilecek bağlantılara sahip olması ve işlem yapabilmesi elbette bir tesadüf değil, özel bir yaratılış sonucudur. Son derece gelişmiş bir bilgisayar gibi çalışan beyin aslında tıpkı diğer organlar gibi milyonlarca küçük canlıdan oluşmuş bir canlılar topluluğudur. İnsan beyninin yüzeyinde her milimetre karede 100.000 dolayında sinir hücresi bulunur. Beyinde toplam olarak yaklaşık 10.000.000.000 (10 milyar) sinir hücresi vardır. Yani beyin 10 milyar küçük canlının oluşturduğu bir organdır. Bu canlılardan bir kısmı gözden gelen mesajları yorumlayarak, birbirleri ile koordinasyon halinde görme olayını gerçekleştirirler.Önümüzdeki satırlarda görmenin daha detaylı teknik ayrıntılarına değinilecektir. Hangi tip hücrelerin gelen sinyalleri nerelere dağıttığı, görme merkezinde kaç hücre bulunduğu gibi bilgiler... Bu bilgiler beynin temel çalışma prensiplerini tarif eder. Buna karşın insanoğlunun sahip olduğu teknik bilgilerin ışığında, görme hakkında çözemediği ve çözemeyeceği bir sır vardır. O da görenin kim olduğudur.




    (Şekil 2.1) Görme, gözde değil beyinde oluşur. Göz yalnızca beyne elektrik sinyalleri gönderen bir aracıdır. Tıpkı bir kameranın görüntüyü sinyaller halinde televizyon ekranına aktarması gibi. Fakat bu görüntü ancak televizyon ekranına bakan biri olduğunda anlam kazanır. Bakan-gören biri olmazsa hiçbir anlamı olmaz. Burada önemli olan nokta, gözden beyine elektrik sinyalleri gönderilmesi ve beyinde bir görüntü oluşması değildir. Önemli olan beyinde oluşan görüntüyü kimin-neyin gördüğüdür. "Bakan" ve "gören" göz olamaz, çünkü göz yalnızca bir aracıdır. Gören, beynin kendisi de olamaz, o da yapısı yağ ve protein olan bir "et"tir ve o yalnızca elektrik şifrelerinin çözümlediği bir ekran gibidir. Göz ve beyin hücrelerden, bu hücreler şuursuz atomlardan olusmuştur. O halde su soru büyük önem kazanmaktadır. Beyinde oluşan görüntüye "bakan" ve görüntüyü "gören" kimdir? Göz dibinde ışık ışınlarının odaklanması, bu ışınları elektrik sinyallerine çeviren mükemmel bir sistemin varolması, her iki gözde oluşturulan elektrik sinyallerinin beynin belirli bölümlerine aktarılması, her iki gözden gelen sinyallerin birbirleriyle çakıştırılması ve buna benzer pekçok karmaşık ara işlem, görme olayının yalnızca fiziksel ve teknik yönünü oluşturur. Ancak bütün bu teknik ayrıntılar hiçbir zaman olayın metafizik sonucunu, yani bu işlemlerin nasıl olup da "görüntü" denen soyut bir kavram olarak algılandığını, algılanan bu görüntünün "kim" tarafından bilinçli bir şekilde yorumlanıp anlam kazandığını açıklayamazlar. Ancak şuuru açık, önyargısız ve sistemli düşünebilme kabiliyetine sahip olan bir kişi, görme olayında fiziğin sınırlarının çoktan aşıldığını ve metafizik bir boyuta girildiğininin farkeder. Çok önemli sırları gizleyen bu konuyu daha kapsamlı olarak incelemek üzere şimdilik bir kenara bırakalım ve mevcut sistemin yaratılışındaki ve işlemesindeki mucizeleri incelemeye devam edelim. Yalnız bütün bu teknik ayrıntılar okunurken unutulmaması gereken, her zaman söylediğimiz gibi bu olağanüstü özelliklere sahip olmak için hiçbir şey yapmamış olmanızdır. Yine unutulmaması gereken, kurulu sistemin anne karnındaki tek bir hücrenin bölünmesi sonucunda meydana gelmiş olması ve anlatılan bütün olayların siz bu yazıyı okurken de sizin kontrolünüz dışında süratle devam etmesidir. Detaylara inildikçe, böyle bir sistemin tesadüfen, kendisini yaratan bir akıl ve güç olmadan, kendi kendine oluşmasının imkansızlığını en şuursuz insan bile kavrar. Bu apaçık deliller karşısında ister istemez vicdanlarıyla gerçekleri gören kimselerin yine herşeye rağmen inkara sapmalarının psikolojisini de bir ayet şöyle açıklamaktadır Ayetlerimiz (delillerimiz, mucizelerimiz) onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür." Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 13-14)

    • Kayıp Sinyaller

      Retinadan çıkan bir milyon hücreye sahip sinir demeti, görmeyle ilgili bilgiyi elektrik sinyali halinde yüz milyon hücreye sahip görme korteksine taşır. Bu demetteki her sinir uzantısı doğrudan doğruya ağ tabakadan başlamakla birlikte, ışığa duyarlı alana direk bağlı değildir. Diğer bazı hücreler, görsel bilgilerin kaydedilip görme siniri üzerindeki hücrelere geçirilmesini sağlarlar.Bu arada çok ilginç bir ayrıntı karşımıza çıkar. Beyinle göz arasında sinir lifleriyle doğrudan kurulan bağlantılarda kimi zaman kopukluklar yaşanmaktadır. Bir milyon hattan bazılarında böyle bir kopukluğun olması, her saniye gelen on milyon sinyalden bazılarının görme merkezine ulaşamadan beyinde farklı bir bölgeye gitmelerindendir. Bu da görüntüde kopukluk anlamına gelmelidir fakat böyle bir durum söz konusu olmaz.
      Sorumluluk Sahibi Hücreler

      İlginç olan, yanlış adrese giden sinyallerin, ulaştıkları yer ile görme merkezi arasındaki hücrelerin yaptıkları aracılık sayesinde görme merkezine taşınmasıdır. Acaba bu yanlış adreslere yanlış demek mümkün müdür?Gerçekte değildir. Çünkü görünüşte yapılan bu hata bizlere son derece büyük bir mucizeyi gösterir. Şuursuz bazı hücreler görevleri olmadığı halde, görme sinyallerini beynin ilgili bölümüne gönderirler. Böyle bir sistemde normalde olması gereken, yanlış yere ulaşan sinyallerin beynin karanlıkları içinde kaybolup gitmesidir. Ama böyle olmaz, yerine ulaşamayan sinyal kaybolmaz. Ulaştığı yerdeki hücreler, sanki bu sinyalin bir görme sinyali olduğunu, gözden geldiğini, görme korteksine gitmesi gerektiğini, ve görmenin nasıl birşey olduğunu biliyormuşçasına davranırlar. Hiçbir mecburiyetleri olmadığı halde gerekli bağlantı ve organizasyonu kurarak sinyalin görme korteksine gitmesini sağlarlar. Bu sayede, kesik ve parça parça olması gereken görüntüde hiçbir bozulma olmaz. Acaba aracılık yapan hücrelere bu eşsiz sorumluluk anlayışını kim vermiştir? Evrimcilerin tesadüfen oluştuğunu varsaydıkları bir organı oluşturan milyarlarca hücrenin her biri bu sorumluluk anlayışına yine tesadüfen mi sahip olmuştur? Dahası böyle bir sorumluluk örneği sergileyebilmek için herşeyden önce bu hücrelerin kendi esas görevlerinin haricinde süre giden işlemlerden de haberdar olmaları, olayın geneline hakim olmaları, kendi sorumlulukları dışındaki gelişmeleri an an takip edip aksaklıkları tesbit edip bunları telafi edecek bir kabiliyete sahip olmaları gerekir.
      Buraya kadar anlatılanlar görme işlemlerinin birinci basamağını oluşturur. Bu evre bir çok bilinmeyeni içerir.
      Diğer evrelere ait bilinmeyenler de gözönüne alındığında, görmenin gerçek anlamda çözümlenememiş büyük bir muamma olduğunu söylemek çok doğru olacaktır.
      Görme üzerinde yirmi yıl süreyle araştırma yapmış olan David H. Hubel ile Torsten N. Wiesel yaptıkları çalışma ile ilgili bir makalede şöyle söylemişlerdir: "Bu geniş alana yaygın ve onsuz olunamaz organı anlayabilme, şimdi de acıklı bir biçimde yetersiz kalmaktadır." 19
      Görüldüğü gibi insanın, beyni anlamak için yüzyıllardır sürdürdüğü çaba "acıklı bir biçimde" yetersizdir. O halde tekrar düşünelim: Mevcut teknoloji ve bilgi birikimiyle, yapısını dahi çözemediğimiz, son derece karmaşık ve akıl almaz işler başaran beyin nasıl oluştu? Bu kadar üstün bir yapı kendi kendine, milyarlarca hücre ve bu hücreleri oluşturan trilyonlarca proteinin tesadüfen bir araya gelip herbirinin özel anlamı olan trilyonlarca bağlantıyı rastlantılar sonucunda kurmaları ile mi oluştu?
      Evrim için daha da içinden çıkılamayan problem, beyni oluşturan milyarlarca hücre ve hücreleri oluşturan milyonlarca proteinin tek bir tanesinin bile tesadüfen oluşma ihtimalinin bulunmamasıdır.
      15 Santimetrekaredeki Hayat

      İnsanın doğumundan itibaren gördüğü her görüntü beynin içinde, karanlık ve ıslak bir ortamda bulunan görme merkezinde meydana gelir. Görme merkezinin toplam büyüklüğü ise 15 cm2'dir. İnsan hayatına ait herşey, çocukluğu, okuduğu okullar, evi, işi, ailesi, yaşadığı ev, oturduğu semt, vatandaşı olduğu ülke, üzerinde yaşadığı dünya ve içinde bulunduğu evren, aynada gördüğü kendi vücuduna ait görüntü, hayat boyu gördüğü her ayrıntı, kısacası tüm hayatı, 15 cm2'lik bir et parçası üzerinde oluşur.Eğer görme alanı denilen bu küçücük et parçası olmasa insan bu sayılanlardan hiç birisini göremez, bunların yapılarının nasıl olduğunu hayalinde bile canlandıramazdı. Gözün bütün mükemmel ayrıntıları ile var olması da görmeye yetmeyecek, beyin ve beyindeki görme merkezi olmasa, göz hiçbir işe yaramayan, anlamsız, su dolu bir top olarak kafa üzerinde bulunacaktı. Beyin ve görme korteksinin görme olayındaki kaçınılmaz rolleri dikkate alındığında gözün bunlar olmadan tek başına hiçbir anlamı ve fonksiyonu olmadığı daha iyi anlaşılır.
      Beynin Görmedeki Rolü

      Beynin görme ile ilgili yaptığı görevler incelendiğinde göz ile ne kadar uyumlu bir yapıda yaratıldığı daha iyi anlaşılır: İki ayrı gözün retinasından gelen sinyallerin üstüste çakıştırılması. Bu görüntülerin karşılaştırılarak derinliğin algılanması.Çizgi ve sınırların farkedilmesi.Görme korteksinde renk analizi.Beyinde parlaklığın algılanması. (Beynin parlaklık düzeyini nasıl farkettiği hakkında çok az şey bilinir. Bununla beraber, bunun kısmen, parlaklığın görme alanındaki çizgi, sınır, hareket eden cisimler ve zıt renklerin neden olduğu görme kontrastlarının şiddetini artırmasından ileri geldiği sanılmaktadır.)Gözbebeği çapının kontrolü.Göz hareketlerinin kaslarla kontrolü.Retinadan gelen görüntünün parçalanıp tekrar birleştirilmesi ve görsel hafızayla tamamlanması.Görüntünün ters çevrilmesi.Kör noktaya düşen görüntünün, boşluk olarak kalmaması için doldurulması.
      Beynin Haritası

      Brodman adında bir bilim adamı hücreyle ilgili incelemelerine dayanarak korteksin bir haritasını yapmıştır. Bu harita evrimin ne kadar çürük bir iddia olduğunu bir kere daha kanıtlar niteliktedir. Çünkü bu harita görmenin gerçekleşmesinin tesadüflerle oluşamayacak kadar karmaşık bir algı mekanizması olduğunu gösterir.Brodman haritası beyin fonksiyonlarında esas alınır. Örneğin görme ile ilgili (korteksteki yerden) bölgenin birincisi Brodman'ın 17. alanıdır. Bu bölüme optik sinir vasıtası ile son bilgiler ulaşır. Bunun hemen önünde yer alan ve 19. Brodman alanlarında ise görme ile ilgili daha önceki bilgiler bulunur. Birincil görme alanı olan Brodman'ın 17. alanına ulaşan bilgiler 18. ve 19. alanlarında işlenmeye devam eder. Görme alanının sağ üst bölümünden gelen görsel bilgiler sol yarım kürede, soldan gelenler ise sağ yarım kürede işlenir.Görsel çapraz içinde, lifler kısmi bir çaprazlamaya uğradığından, beyin kabuğunun her yanı, karşıt görsel alandan gelen bilgileri işler.



    • (Şekil 2.3) Görme merkezi-göz iletişimini sağlayan bağlantılar Yaratılıştaki mucize, sanat ve harikalıkları gözler önüne seren bu tip gelişmeler kaydedildikçe, evrimci bilim adamları konuyu tam tersine saptırıcı bir açıdan ele alırlar. Örneğin yukarıda yapılan açıklamalar, evrimciler tarafından, beynin sırrının çözüldüğü, bilimin beynin varoluşunu açıkladığı şeklinde yorumlanır. İnkar edenlerin Allah'ın böyle apaçık mucizeleri karşısındaki kayıtsız tutumları ve tersine işleyen mantıkları Kuran'da şöyle tarif edilir:
      Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet (mucize, delil) gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler (mucizeler, deliller), ancak Allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? Biz onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terkederiz. (Enam Suresi, 109-110)
      Küfredenlerin bu şekilde gerçekleri ters yüz etme alışkanlıklarından başka ayetlerde de bahsedilir:.Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. (Şuara Suresi, 221-223)Brodman adlı bilim adamın mevcut bir sistemin yapısını keşfetmiş ve bunu detaylı olarak izah etmiştir. Mevcut sistemin keşfedilmesindeki her aşama o sistemin harikalığını, mükemmelliğini ve kendi başına, rastlantılar sonucu varolamayacağını defalarca ortaya koyar. Görme alanı denilen bölümü Brodman sadece fark etmiş ve buna kendi ismini vermiştir.Fakat görme alanının yerini bulmak ve ona bir isim vermek, görmenin sırrını çözmek demek değildir. Halbuki bu görme alanı Brodman'ın annesi, babası hatta onlarca nesil önceki atalarında da vardı. Brodman adlı bilim adamı da, onun anne ve babası da Allah tarafından yaratılmış ve canları da yine Allah tarafından alınmıştır.
    • (Şekil2.4) Beynin mevcut yapısının ayrıntısıyla gözler önüne serilmesi ancak yaratılmış bir mucizenin daha iyi görülmesi demektir. Yoksa beyini görevlerine göre bölümlere ayırıp karmaşık latince adlar vermek, beynin varlığının sırrını çözmez. Kaldı ki beyin hakkında araştırma yapan bir insan da bu araştırmayı yaparken daha anne karnındayken Allah'ın kendisine verdiği ve yoktan var ettiği Allah'a ait olan bir beyni kullanmaktadır. Kendi beynine sahip olmak için hiçbir çabası olmamış, doğduıu gün yaratılmış bulmuştur. Brodman görme alanı ya da onyedinci oksipital lob gibi isimler yalnızca ve yalnızca Allah'ın yarattığı şeylere insanların verdikleri adlardır. Allah'ın yarattığı bir varlığa onu bulan bilim adamının adını vermek ya da Latince isimler koymak o şeyi Allah'tan bağımsız bir hale getirmez. Aksine o varlığı bulanı Allah'a karşı daha da sorumlu kılar.
      Kör Nokta ve Beyinin Tamamlayıcı İşlevi

      Bu yazıya bakıyor ve sayfayı tam olarak gördüğünüzü sanıyorsunuz. Ama hiç de öyle değil, sayfanın küçük bir noktası var ki o noktayı göremiyorsunuz. O noktanın bulunduğu alan düşünüldüğünde, siz o alanı göremeyen bir körsünüz. Bu, deneylerle ispatlanmış bir gerçektir. Kaldı ki bu körlük yalnızca bu sayfa için değil, hayatınız boyu gördüğünüz bütün görüntüler için geçerlidir. Bugüne kadar gördüğünüz görüntülerin herbir karesinde aslında küçük bir noktayı görememiştiniz, çünkü az önce de belirtildiği gibi, gözünüz bir nokta için hep kördü.Bu körlüğün sebebi, gözü beyine bağlayan sinirlerin gözün bir noktasında yetersiz kalmasından kaynaklanır.Retinanın bu küçük bölümünde koni ve çubuk hücreleri yetersiz kalır. Bu yüzden burası ışığa duyarlı değildir ve retinanın bu bölgesinde görüntü okunmaz.
      (şekil 2.5) Peki göz içinde böyle kör bir nokta bulunduğu halde nasıl olur da etrafımızdaki hiçbir şeyi eksik görmeyiz? Bunun sebebi beynin tamamlayıcı özelliğidir. Kör nokta yüzünden eksik kalan nokta, çevresindeki fona uygun olarak tamamlanır. Yani beyin, bu noktayı olabilecek en uygun renge boyayarak kamufle eder.21 Kör noktanın varlığının farkına varılmaması ve görmede bir eksiklik hissedilmemesinin açıklaması budur.Konuyu daha iyi kavrayabilmek için şekil 2.5�teki testi yapabilirsiniz.
      Sol gözünüzü kapayın ve kitabı 50 cm.'den gözünüze doğru yakınlaştırın. Baştan itibaren gözünüzü sadece artıya odaklayın. Yakınlaştıkça belirli bir süre için soldaki kırmızı noktanın yok olduğunu ve yerinin fondaki desenle doldurulduğunu göreceksiniz. İşte o noktada siz bir körsünüz fakat bunu hissetmezsiniz. Çünkü beyin kör noktayı, orada olması gerektiğini düşündüğü en iyi tahminle, yani arkadaki fon ile doldurur. Bu tahminin nasıl oluşturulduğu ise psikologların ve nörologlarının çözmeye çalıştığı başlıca sorulardan biridir. Bazı çevreler kör noktanın varlığını şöyle açıklarlar: Her iki gözde de kör leke, görme eksenine göre farklı yerde bulunduğundan, iki gözle görmede, bir noktadan gelen ışınlar, bir gözde kör noktaya düşerken, diğer gözde duyarlı tabakada toplanırlar. Bunu savunanlar yeterli açıklamayı yapamadıkları gibi; tek gözle baktığımızda nasıl eksiksiz görüyoruz sorusuna da net bir cevap verememişlerdir.22
      Buradan ulaşılan sonuç gördüğünüz görüntülerin tamamiyle gerçek olmadığı, beynin sizi var olduğuna inandırdığı bir illüzyon olduklarıdır. Yani gerçek olduğuna inandığınız bir görüntü aslında gerçek olmayabilir. Tıpkı rüyanızda, gerçek sandığınız olayların ve içinde bulunduğunuz ortamın gerçek olmadığı, beyninizde yaratılmış bir illüzyon olduğu gibi. Bir sonraki deneyi yaparak konuyu daha iyi anlayabiliriz (şekil 2.6).

      Retina üzerinde oluşan görüntünün her parçası, kafatası içerisinde elektriksel şifreler olarak dolaşır. Görme siniri boyunca giden elektriksel uyarıların yorumu beynin arka tarafında bulunan oksipital lobdaki görme korteksi tarafından gerçekleştirilir.Başlangıçta çok açık seçik olan "ağ tabaka bilgileri", anlaşılmaz elektrik sinyalleri olarak kortekse ulaşırlar. Oradaki sinir hücreleri bu karmaşıklığı çözecek, bunlardan bir anlam çıkaracak ve herbirimiz için belirgin üç boyutlu görüntüler haline getirecektir. Beynin görme alanı çok karmaşık şifreler çözen son derece gelişmiş bir bilgisayar gibi çalışır. Milyarlarca elektrik sinyali anında okunarak yorumlanır.
      Beyin iki bölümlü bir organdır. Her bölümdeki oksipital lob, gözlerden sadece birinden bilgi alır. Görüş alanının sağ yanındaki bilgiler sol oksipital loba, sol yanındaki bilgiler de sağ oksipital loba gider.
      Colin Blakemore adlı bilim adamı çalışma sistemi tam olarak anlaşılamamış bu sistem için şöyle demiştir: "Beyin görsel bilgiyi aldıktan sonra parçalayıp ne yapar? Eğer daha sonra yeniden bunları bir araya getirip görüntüyü oluşturacaksa, hangi amaçla parçalar?" 23
      Görme organında olup bitenler, gözün beyinle bağlantısı, sistemin işleyişi, işe karışan hücre sayısı, sinapslar ve iç bağlantılardan meydana gelen bu sistem insan aklının alamayacağı bir karmaşıklığa sahip olmasına rağmen herşey son derece düzenli işler, hiçbir kargaşa ve kaos yaşanmaz.24

      Çağrışım Alanı (Ne Gördüğünü Bilmek)

      İnsan hafızası gördüğü görüntülerin bir kısmını depolar. Depolardaki dosyalar daha sonra kullanılmak üzere sık sık açılır. Örneğin, bir bebek ilk defa kalem gördüğünde hafızasında kaleme ait bir dosya açılır. Bebek bir süre sonra tekrar kalem gördüğünde daha önce açılan kaleme ait dosyadan çıkarılan görüntü, otomatik olarak yeni görüntü ile kıyaslanır. Bu sayede bebek gördüğü şeyin kalem olduğunu anlar.Aslında bu sistem sadece bebekler için geçerli değildir. Bütün insanların beyinleri-buna sizin beyniniz de dahil-günlük hayatta bu işlemleri otomatik olarak yapar. Bir görüntü ile karşılaşıldığında, bu görüntü hafızadaki arşiv görüntülerle karşılaştırılır. Arşivdeki bilgilerle yapılan kıyas sonucunda yeni görüntünün ne olduğuna karar verilir. Eğer çağrışım alanındaki bu işlemler yapılmasaydı kendi kaleminizi bile tanıyamazdınız.
      Çağrışım alanı hareket kavramının algılanmasını da sağlar. Hareket halinde bir cisim gördüğümüzde, hafıza işlemi devreye girerek o hareketi alıkoyar ve bir sonraki hareketle karşılaştırır.25 Tıpkı bir film şeridi gibi, hareketler ardarda kaydedilir ve bir fotoğraf serisi oluşur. Nesnenin bulunduğu yer bir an önceki bulunduğu yere göre kıyaslanarak hareket olgusu zihinde oluşturulur.
      Buraya kadar anlatılan bilgileri gözden geçirelim. Hafızaya birtakım görüntülerin kaydedildiği, daha sonra bunların tekrar kullanılmak üzere geri çağırıldığından bahsedildi. Peki bu görüntüler nereye ve nasıl kaydedilirler? Daha sonra bu görüntüler nereden, kimin kontrolünde, nasıl çıkarılır?
      Bilgisayar, hafızasına kaydedilecek bilgiyi bir disk üzerinde saklar ki bu diskin kapasitesi sınırlıdır. Oysa beyin, böyle bir disk veya banta sahip olmadığı halde bir et parçasının içinde milyonlarca görüntüyü saklar. Daha da ilginci şu ana kadar beyinde bir hafıza merkezi de bulunamamıştır.
      Bilgisayar diski mühendisler tarafından tasarlanmış, fabrikalarda üretilmiş, her parçasında onu yapan insanların aklının görüldüğü yapay bir alettir. Biri ortaya çıkıp doğadaki madenlerin, plastik ve camın kendi kendilerine birleşerek, tesadüfen son derece gelişmiş bir bilgisayar oluşturduklarını söylese, hatta bu bilgisayarın günümüz bilgisayarlarının atası olduğunu iddia etse ciddiye alınmaz bile. Oysa bilgisayardan çok daha üstün olan beynin ve kameralarla karşılaştırılamayacak kadar gelişmiş bir gözün varlığı, bazı insanlar tarafından tesadüfle izah edilmeye çalışılır ve insanlara bu izahlar bilimsellik kılıfı altında sunulur.
      Bunun tek bir sebebi vardır. Bilgisayarı yapan bir aklın olduğunu kabul etmek, bunun tesadüfen değil bir fabrikada insanlar tarafından üretildiğini söylemek insana hiçbir yükümlülük getirmez. Ama beyni ve gözü yaratan bir gücün varlığı kabul edilirse o zaman iş değişir. Yaratılış kabul edilirse, yaratan ve yaratanın emir ve yasakları, yani dini de kayıtsız şartsız kabul edilmek zorunda kalınacaktır. Bu yüzden kurdukları din dışı sistemlerin devamını sağlamak isteyen güçler, yaratılışa karşı her dönem evrim teorisi gibi saçma bir varsayımı desteklemişlerdir. Hatta bu güçlerin propagandaları o kadar etkilidir ki, sokaktaki adam evrimi zaten kabul edilmiş bir gerçek olarak görür. Oysa evrim, doğruluğu hiçbir şekilde ispatlanamadığı gibi tam tersine, geçersizliği ve tutarsızlığı defalarca kanıtlanmış bir ideoloji ve inançtır.
      Görsel Hafıza

      Görme yani bakılan nesnenin algılanması sadece göz ve görme merkezi sayesinde gerçekleşen bir algı değildir. Beynin gördüğü şeyi algılaması ve yorumunu yapabilmesi için hafızanın yardımına ihtiyacı vardır.23 Beynin bunu başarabilmesi için "görme assosiasyon alanları"nın birlikte çalışmaları gereklidir. Assosiasyon alanının görevi, algıların daha üst düzeyde yorumunu hafıza yardımıyla sağlamaktır.Geçen yarım yüzyılda nörofizyoloji alanındaki birçok ilerlemeye karşın beynin belki de en önemli fonksiyonu olan hafıza yeteneği henüz açıklanamamıştır. Bilinenler, bilinmeyenler dağının yanında bir hiç kalır.Görmenin "assosiasyon" bölgesi olan kısmının tahrip olması veya bu bölgede tümör bulunması körlüğe sebep olmaz. Birincil görme alanının impulslarıyla bu alan harekete geçer, fakat kişinin gördüğünü yorumlama yeteneği önemli ölçüde azalır.
      Böyle bir kişi genelde kelimelerin anlamlarını tanıma yeteneğini yitirir. Bu duruma kelime körlüğü adı verilir. Hasta karşısındaki cismi görür ama anlam veremez. Örneğin şahıs yemek tabağını mükemmel şekilde görebilir, fakat bu görme bilgisini bir çatalı doğrudan yemeğe götürmede kullanamaz. Ancak tabağı eliyle yokladıktan sonra çatalı düzgün bir şekilde kullanabilir.23
      Sağlıklı bir insanın böyle bir rahatsızlığı kafasında canlandırması bile oldukça zordur. Bir cismi gördüğü halde ne işe yaradığını bilememek, üstelik bu problemle cismi her gördüğünde tekrar karşılaşmak insanı son derece aciz bir konuma sokar. Beynin küçücük bir bölümünün tahrip olmasının böyle bir kabusun başlamasına neden olacağı düşünülürse, beynin yaratılışındaki kusursuz incelik daha iyi anlaşılır.
      İki Göz, Tek Görüntü (Binoküler Görme)

      Her insan kendisini iki gözle doğmuş olarak bulur ama hiç bir zaman bunun nedenini merak etmez. Niçin herkes iki gözlüdür? İnsanlar tesadüfen mi iki göze sahip olmuşlardır? Yoksa bunun özel bir sebebi mi vardır?Aslında her göz tek başına görebilir ve herbirinde ayrı ayrı görüntü oluşur (şekil 2.7). Gözler arasındaki aralık 5 cm.'den biraz daha fazla olduğu için iki retinada oluşan görüntüler birbirlerinden farklıdır. Her gözden gelen görüntü iki boyutludur. İki gözden gelen bilgiler beyinde üç boyutlu tek bir görüntü haline getirilir. Bu sayede derinlik ve cisimler arasındaki mesafe algılanır.
    • (Şekil 2.7) Her gözün gördüğü görüntü retinada ortadan ikiye ayrılır (yukarıdaki şekilde bu iki kısım siyah ve yeşil renklerle gösterilmiştir). Bu bölümlerden gelen sinyaller ayrı ayrı yollardan beyine ulaşır ve burada tekrar birleştirilir.
      Yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi bu görüntülerin parçalanması ve tekrar birleştirilmesi için mükemmel bir geometrik uyumun yanısıra sonsuz işlem gerekmektedir. Daha da ilginci beyinin parçalanan görüntüyü tekrar orjinaline uygun olarak birleştirmesi ve görüntüde bir kayma, karmaşa, kopukluk bulunmamasıdır. Bütün bu olup biten olaylar insanın iradesi dışında gerçekleşir. Böylesine özel ve planlı işlemler yapan kusursuz bir yapının kendi kendine, tesadüfen oluşması söz konusu bile olamaz. Çünkü sistem, ancak yapının eksiksiz ve kusursuz olarak bir defada var olması sonucunda çalışabilir. Görüldüğü gibi, evrimin temeli olan zaman içinde gelişme süreci� fikrinin hiçbir geçerliliği yoktur. Daha da önemlisi yukarda görülen sistemin anne karnında yoktan var olmasıdır.İki gözün gördüğü görüntüler birbirinden farklıdır, ancak birbirlerini tamamlarlar. Bu iki görüntü arasındaki küçük farklılıkları algılayıp yorumlamamız görüntünün derinlikli olmasını sağlar. Eğer iki gözde ayrı ayrı oluşan görüntüler be-yinde tam olarak birleştirilmeseydi dünyayı çift ve iki boyutlu görecektik.
      Görüntüler arasındaki fark çok basit bir deneyle ispatlanabilir. Bir ağacın dallarına önce iki gözünüzle sonra tek gözünüzle bir süre bakın. Daha sonra iki gözünüzü tekrar açın, dallar daha derin gözükecektir.Bir başka deney daha yapabiliriz. Tek gözünüzü kapadıktan sonra bir dikiş iğnesine iplik geçirmeye çalışın. Göreceksiniz ki bunu başaramayacaksınız. Çünkü tek gözle derinlik algısı olmayacağından, iğne ile iplik arasındaki küçük mesafe farkını algılayamayacak ve ipliği deliğe geçiremeyeceksiniz.Cisimlerin gözümüze zaman zaman çift göründüğü de olur. Eğer insanlar çift görmenin farkına varamıyorlarsa, bunun nedeni dikkatin, bakılan cismin dışına yönelmemesidir. Örneğin, iki kalemi arka arkaya tutup, gözümüzü uzaktakine odaklarsak, yakındakini çift; yakındakine odaklarsak uzaktakini çift görürüz. Eğer gözün odaklama yeteneği olmasa, görüntü sürekli çift olacak ve sağlıklı görüntü oluşamayacaktı.
    • (Şekil 2.8) Yandaki şekillerde
      a) Gözler P noktasına odaklandığında P noktası tek görüntü olarak oluşur. Po noktası odaklama doğrultusunun dışında kaldığından görüntüsü de çift oluşur.
      b) Gözler F noktasına odaklandığında, bakılan cisim ile göz arasındaki P noktasının görüntüsü çift oluşur. c) Odaklanan F noktasından daha uzaktaki P noktasının görüntüsü çift olur.
      Görüldüğü gibi iki gözün arasında geometrik açıdan kusursuz bir uyum vardır. İki gözün her birinin yapısı tesadüflerle oluşamayacak kadar karmaşıkken, birbirinden bağımsız iki organın aralarında nasıl olup da bu kadar hassas matematiksel bir ayar olduğu evrim tarafından açıklanamaz. Birbirlerinden bağımsız olarak gören gözlerin görüntülerinin tek bir görüntü haline getirilmesi, bunu yaparken iki boyutlu görüntülere üçüncü bir boyut katılması son derece ince hesaplar gerektiren bir işlemdir. Eğer gözler tesadüfen oluşmuş bir organ olsalardı, bu derece büyük bir uyum nasıl gerçekleşirdi? Hangi tesadüf saniyede milyonlarca farklı şifreyi değerlendiren hatta bu şifreleri birbirleriyle birleştiren kusursuz bir mekanizma yaratabilir?
      Örneğin bir insanın retinadaki görüntüsünün büyüklüğünden ne kadar uzakta olduğu aşağı yukarı hesaplanır.İnsan hiçbir zaman böyle hesapların kendi beyninde otomatik olarak yapıldığını fark etmez. O sadece baktığı cismin uzak ya da yakın olduğunu fark eder.25 Eğer böyle hızlı çalışan bir hesap sistemi olmasaydı, uzaklık yakınlık kavramları devamlı karışacağından hayat son derece güçleşecekti. Hiçbir aracı kullanamaz, yolda bile yürüyemezdik. Dış dünya perspektifi olmayan karmaşık şekiller yığını haline gelecekti.
    [IMG]http://www.***************/images.gif[/IMG]



    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Çukur Aynada Görüntünün Özellikleri
  3. Tümsek Aynada Görüntünün Özellikleri
  4. Düz Aynalarda Görüntünün Özellikleri Nelerdir
  5. Düz Aynada Oluşan Görüntünün Özellikleri Nelerdir
  6. ekrandaki görüntünün fotoğrafını çekme tuşu nedir
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri