Hoşgeldiniz.

kötü alışkanlıklar nelerdir Kötü alışkanlıklar Nelerdir Bu sayfada Kötü alışkanlıklar Nelerdir ile ilgili yazi bulunmaktadir. Alkolizm, uyuşturucu, sigara alışkanlıkları ve uyuşturucu kültürü ile mücadele eden
  • 5 üzerinden 4.20   |  Oy Veren: 5      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    kötü alışkanlıklar nelerdir

    Sponsorlu Bağlantılar




    kötü alışkanlıklar nelerdir

    Kötü alışkanlıklar Nelerdir


    Bu sayfada Kötü alışkanlıklar Nelerdir ile ilgili yazi bulunmaktadir.


    Alkolizm, uyuşturucu, sigara alışkanlıkları ve uyuşturucu kültürü ile mücadele eden YEŞİLAY CEMİYETİ her yıl olduğu gibi bu yıl da 1-8 Mart günlerinde YEŞİLAY HAFTASI etkinlikleri çerçevesinde faaliyetlerine devam etti. Her ne kadar Yeşilay Haftası bu sene mübarek KURBAN BAYRAMI tatiline denk geldiyse de; YEŞİLAY’ın faaliyeti ve kötü alışkanlıklarla mücadelesi sadece Yeşilay Haftası ile sınırlı değildir. Okulların açılışından tatile girinceye kadar olan dönemlerde okullarda konferans verilmekte, bununla birlikte 365 gün faaliyet aralıksız devam etmektedir. Ancak şunu belirtmek isterim ki, TEKEL özelleştirilirse ölüm ve kaçak alkol sebebiyle kör olma vak’aları artacaktır.
    Tıp uzmanları, kaçak içkilerin içerisine konulan metil alkolün insanları ölüme kadar götürebileceğini ileri sürdü. İstanbul Tıp Fakültesi Acil Dahiliye Sorumlusu Prof. Dr. Kerim Güler, “Metil alkol, boya incelticilerinde kullanılır. Vücut için zehirli bir maddedir. Ancak, etil alkole göre daha ucuz olduğu için tercih ediliyor. 60 mililitre metil alkol alındığı zaman insan ölür.” İçtiği kaçak votka yüzünden gözlerini kaybeden Niko Arutünyo, bundan böyle hiçbir zaman göremeyecek. Doktorlar, bu tür körlüklerin tedavisinin mümkün olmadığını söylediler.
    Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) araştırmasına göre Avrupa’da her yıl en az 55 bin genç alkol bağımlılığı yüzünden ölüyor. Özellikle eski Sovyetler Birliği’ne bağlı bağımsız cumhuriyetlerde alkol kullanımı çok tehlikeli boyutta. Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Letonya, Estonya, Litvanya ve Macaristan’da yaşayan gençlerin dörtte biri önümüzdeki yıllarda aşırı alkol nedeniyle hayatını yitirecek!
    Batı Avrupa ülkelerinde ise gençler daha az alkol kullansa da bu oran hızla artıyor. Avrupa ülkeleri 2005 tarihine dek, kendi ülkelerinde alkol kullanımının meydana getirdiği zararlı ve okullardaki alkol kullanma oranının artışını engellemek için WHO ile işbirliği yapacak. Bazı Avrupa ülkeleri ise, alkol kullanımını azaltmaya yönelik kendi ülkelerinde bazı kampanyalar başlattı. 4.5 milyon nüfuslu Norveç’te 13-16 yaş arasındaki gençlere bir yıl boyunca alkol kullanmayacaklarına dair bir kâğıt imzalatan organizasyona üye olanların sayısı 18 bine ulaştı. İsviçre, ise ülke çapında kampanyalarda alkolün cinsel gücü azalttığı temasını işliyor.
    Türkiye, yılda 5 milyar dolarlık sigara ve alkol tüketiyor. Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin verilerine göre, ülkemizde her yıl 800 bin ile 1 milyon kişi sigara veya alkol kullananlar listesine ekleniyor. Başta kanser olmak üzere erken ve sakat doğumun sebebi, alkol ve sigara her yıl 200 bine yakın insanın ölüm sebebi arasında yer alıyor. Türkiye, yıllık 150 milyon kilogram sigara tüketimiyle Brezilya, Güney Kore ve Hindistan’dan sonra dünyada 4. sırada yer alıyor. 1 milyar litre alkol tüketimiyle de ABD ve Almanya’nın ardından 3. sırada yer alıyor. Bir başka ifadeyle kişi başına sigara tüketimimiz 2 kilogram, alkol tüketimimiz ise 17 litre. Veriler her yıl 3 milyar doların sigarayla havaya uçması, 2 milyar doların da alkol tüketimiyle israf edilmesi anlamına geliyor.
    Rakamlar, her geçen gün sigara ve alkol tüketiminin arttığını, kötü alışkanlıklara başlama yaşının da düştüğünü gösteriyor. 4 milyon kişinin alkol bağımlısı, 13 milyon kişinin alkol dostu olduğu ülkemizde, sigara kullananların sayısı ise 25 milyon. Sigaraya başlama yaşı 10, alkole başlama yaşı ise 12. Sağlık Bakanlığı’nın 7 ilde 12 bin ortaöğretim öğrencisi üzerinde yaptığı araştırmada, öğrencilerin % 20’si sigara, % 27’si alkol, % 4’ü de uyuşturucu kullandığını ifade etti.
    Beyin tümör ve kanserlerinin % 99’u, beyin kanamalarının % 85’i, akciğer kanserlerinin % 90’ı, gırtlak kanserlerinin % 99’u, 45-50 yaşın altındaki koroner ölümlerin % 80’i sigara tiryakilerinde meydana geliyor. Son 15 yılda akciğer kanseri erkeklerde % 60, kadınlarda % 280 artmış durumda. Günde bir paket sigara içen tiryakinin vücudunda 20 yılda 7 kilogram is ve katran birikiyor. Ülkemizde işlenen suçların % 66’sı, trafik kazalarının % 61’i alkolden kaynaklanıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 30 ülkeyi kapsayan araştırmasına göre, cinayetlerin % 85’i, şiddet olaylarının % 50’si alkol nedeniyle meydana geliyor.

    Kötü alışkanlıklar

    Sigara, alkol, uyuşturucu, kumar ve cinsel bozukluklar kötü alışkanlıkların başında yer alır... Dünyada her gün sigaraya 1 milyar dolar harcanmaktadır. Varsayalım bu para açlık çekenlere harcansa, dünyada açlık sebebiyle tek kişi ölmez. Türkiye’ye gelince 30 milyon sigara tiryakisi vardır. Sigara kullanma yaşı 11-13 yaşa indi. 18 yaşından küçük 4 milyon kişi sigara tiryakisidir. Türkiye’de her gün sigaraya 17 milyon dolar harcanıyor. Dünyada silah sanayii için yılda 800 milyar ile 1 trilyon dolar harcanıyor. Sigara için de 350 milyar dolar harcanmaktadır. 4 erkekten 3’ü, 4 kadından 1’i ve 5 gençten 4’ü sigara içiyor. Her yıl sigara ile ilgili 43 çeşit hastalıktan 100 bin kişi ölüyor.
    Uyuşturucu ve kumar alışkanlığının temelinde inanç zayıflığı, amaçsızlık, sabırsızlık, isteksizlik, duygusal problemler, olumsuz alışkanlıklar, alınganlık, kaygı, öncelik belirleyememe, düzensiz ve dağınık çalışma, hayal kurma, hayatı sevmeme, televizyon alışkanlığı, ders çalışmada kararsızlık, uykusuzluk ve çeşitli sebeplerle hayatın şartlarına uyum sağlayamama yatıyor. İnsanlar sıkıntılarını kötü alışkanlıklarla unutmaya çalışıyor. Hadiselere konsantre olamıyor. Yetkililerin ilgisizliği ve milli eğitimin bu konularda yetersizliği gençleri gerekli şekilde koruyamıyor.

    Eroin belası!..
    Uyuşturucular içinde büyük tahribata sebep olan “Eroin” çok defa Afganistan’dan gelip, Türkiye üzerinden Avrupa ve Amerika’ya dağılır. Son aylarda İstanbul Valisi ve Emniyet Genel Müdürü bu konuda çok büyük hizmetler ifa etmişlerdir. Son olarak Büyükçekmece Hadımköy’de 1 ton 4 kilogram eroin yakalandı. Bu operasyon son yılların Türkiye ve Avrupa’da yapılan en büyük eroin operasyonudur. Bundan başka 15 Ekim 1999’da Silivri’de 853 kilo eroin 157 kilo bazmorfin ele geçirilmişti. 28 Mart 2002’de Hendek’te 7.5 ton bazmorfin yakalanmıştı. Maalesef uyuşturucu kullanımında “televole kültürü” zararlı olmaktadır. Ahlak kurallarını çiğneyen “uygar insan” olarak gösterilmektedir. Kaldı ki aile hayatı cemiyetin temelidir. Her çareye başvurularak güçlendirilmelidir.
    Amerikalı uzmanlara göre: “Evlilik, gençleri olgunlaştırıyor. Çalışma isteğini artırıyor. Erkeklerde israf ve savurganlık azalıyor. Maneviyat artıyor. Babalık ve analık duygusu eşe bağlılık artıyor. Erkek ve kadın evlilik öncesi kötü alışkanlıklarını terk ediyor.” Amerikan Maryland Üniversitesi “Aile ve Suç” araştırması ile Batı Dünyası yanlışlarını gördü. Ama evlilik dışı (nikahsız) kadın ve erkeğin aynı evde oturması ve evlilik dışı doğumu azaltmak şöyle dursun, bütün maddi ve ahlaki tedbirlere rağmen bu tehlikeyi önleyemiyor. Aksine çığ gibi artıyor. Milletlerin geleceği genç nesillerin iyi yetişmesine bağlıdır. Maalesef Batı bu konuda son derece sorumsuz davrandı ve bizde çağdaşlaşma adı altında onların değersiz değerlerini kendi (güzel, temiz ve iyi) hasletlerimiz yerine ikame etmek hatasına düştük. Kötü alışkanlıklar dönüşü olmayan bir yoldur.

    'Baleye milyarlar, bize kurşunlar'
    Türkiye Yeşilay Cemiyeti, neslin kötü alışkanlıklardan muhafaza edilmesi amacıyla yapılan faaliyetlerinin devlet tarafından desteklenmemesini üzüntüyle karşılıyor.Geleceğimizin teminatı gençleri, uyuşturucu, alkol, kumar gibi kötü alışkanlıklardan korumak amacıyla gecesini gündüzüne katan Yeşilay Cemiyeti devlete küskün.

    “BALEYE MİLYARLAR BİZE KURŞUNLAR”

    Konu hakkında görüştüğümüz Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Selehattin Kaptanağası, Yeşilay tarafından bastırılarak dağıtılan broşürlerin kırma masraflarından bile tasarruf ederek daha çok broşür hazırlamaya çalıştıklarını söyledi. “Eskiden dokümanlarımızı parasız dağıtırdık” diyen Kaptanağası, “Şimdi ise bunların bir kısmını parayla dağıtmaya mecburuz. Oysa opera ve baleye 1 trilyonu gözünü kapatarak veren devlet, Yeşilay’a bir kuruş vermemektedir. Yüzbinlerce genç, bilinçli veya bilinçsizce, bu kötü alışkanlıkların kucağına itilmektedir” şeklinde konuştu.

    Yeşilay Cemiyeti devletin bu tutumunu, “Baleye, tiyatroya milyarlar bize kurşunlar” şeklinde nitelendiriyor.

    ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR

    5 Mart 1920’de Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Uzman tarafından kurulan Yeşilay Cemiyeti, yaşanan tüm maddi sıkıntılara rağmen çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Cemiyet Genel Başkanı Kaptanağası, yaptığı hizmetler hakkında da bilgi vererek, “Yüzbinlerce broşür bastırdık ve dağıttık. Bir sene içerisinde 250 adet seminer ve konferans düzenleyerek toplumu ve özellikle öğrencilerimizi aydınlatmaya çalıştık. Konu hakkında onlarca basın toplantısı düzenledik. Ve bize müracaat eden her okula Cemiyetimiz Genel Merkezi’nde konferans verip, video gösterileri sunarak öğrencilerimizden gelen soruları da cevaplandırdık. Bir derneğin bu çizgideki hizmetini küçümsemek insafla bağdaştırılamaz kanaatindeyiz” dedi.

    TÜRKİYE’DE SOYKIRIM VAR

    Sigara ve alkol kullanımı neticesinde binlerce insanın hayatını kaybettiğine dikkat çeken Kaptanağası, Türkiye’de bu yolla bir soykırımın yaşandığını, temelinde de uyuşturucu kültürünün bulunduğunu söyledi. Kaptanağası, “Operaya 470 milyarı, birçok kilise onarımına milyarları gözünü kırpmadan veren devletimiz, buralara verdiklerinden yüzde 1 veya binde 1 ayırıp Yeşilay’a verebilse, dağıttığımız dokümanın rakamı milyonlara çıkacak, belki de yüzlerce gencimiz bu kötü alışkanlıklarla tanışmadan uyarılacak, kurtarılacak” dedi.

    MALİYE BAKANLIĞI’NA MEKTUP

    Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Selehattin Kaptanağası, konuyu devlet büyüklerine iletme gayretinde olduklarını ve Maliye Bakanlığı’na da bu konuda bir mektup gönderdiklerini hatırlattı

    KURUŞ YARDIM YOK

    Dağıtılan broşürlerin kırma masraflarından bile tasarruf ederek daha çok broşür hazırlamaya çalıştıklarını söyleyen Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Selahattin Kaptanağası, “Eskiden dokümanlarımızı parasız dağıtırdık. Şimdi ise bunların bir kısmını parayla dağıtmaya mecburuz. Opera ve baleye 1 trilyonu gözünü kapatarak veren devlet, Yeşilay’a bir kuruş vermemektedir. Yüzbinlerce genç, bilinçli veya bilinçsizce, bu kötü alışkanlıkların kucağına itilmektedir” dedi

    BÜYÜK ÇELİŞKİ

    Beşikten mezara, doğru dürüst eğitimin olmadığı bir ülkede alkol, uyuşturucu ve sigara benzeri kötü alışkanlıkları önlemek için çırpınan Yeşilay Cemiyeti gibi hayır kuruluşlarının desteklenmesi büyük bir zaruret. Devletin böyle kuruluşları baş tâcı edip, en az opera ve baleye ayırdığı para kadar bir meblağı, o korkunç tahribatı durdurmaya harcaması gerekiyor. Sonunda zarar gören hem devlet, hem millet, hem de bütün ülke oluyor

    Çok büyük çelişkilerin yaşandığı bir ülkedeyiz. Alkol, uyuşturucu, sigara gibi kötü alışkanlıklar yüzünden yılda trilyonlarca lira tutarında maddî zarar meydana geliyor. Bunun yanında ortaya çıkan manevî kayıpları rakamlara sığdırmak mümkün değil. Sadece basına intikal etmiş vak’aları inceleseniz, tüyleriniz ürperir. Alkol yüzünden, evet sadece alkol yüzünden meydana gelen trafik kazalarını, cinayetleri, intiharları, yaralanmaları, kalıcı sakatlıkları kaydetseniz derin bir “Eyvah!” çekersiniz. Bütün bunların temelinde eğitimsizliğin yattığını esefle görürsünüz.

    Kafayı çekip direksiyona oturan insanı polis, ceza korkusu değil, ancak eğitim durdurabilir. Eğitim de ancak maddî imkânla olur. Alkolün kötülüğünü o insana anlatabilmenin, benimsetebilmenin tek yolu eğitim değil mi? Sigara yüzünden kül olup giden o güzelim beden sıhhati bir daha geri geliyor mu? Doktora, ilâca dökülen milyarlar, birçok faydalı hizmete harcansa fena mı olur?

    Beşikten mezara, doğru dürüst eğitimin olmadığı bir ülkede alkol, uyuşturucu, sigara benzeri kötü alışkanlıkları önlemek için çırpınan Yeşilay Cemiyeti gibi hayır kuruluşlarının desteklenmesi büyük bir zaruret. Devletin, böyle kuruluşları baş tâcı edip, en az opera ve baleye ayırdığı para kadar bir meblağı, o korkunç tahribatı durmaya harcaması gerekiyor. Sonunda kaybeden hem devlet, hem millet, hem bütün ülke olmuyor mu?
    O hurdahaş olmuş otomobil, millî servet değil miydi?

    O toprak olmuş veya sakat kalmış bedenler, bu ülkeye daha yıllarca hizmet etmeyecek miydi? Nice nice trilyonları kazandırmayacak mıydı? Bunları önleyecek en tesirli metod olan eğitime harcanacak paralar, opera–baleseverlere ayrılınca, trafik kazaları azalıyor mu, cinayetler önleniyor mu, sakatlıklar bitiyor mu? Heyhât!
    Eğitimdeki eksiğimiz: Psikolojik hizmetler
    Sağlıklı, başarılı ve yetkin nesillerin yetiştirilebilmesi için, eğitim sürecinde psikolojik hizmet verecek uzmanlara büyük sorumluluk düştüğü, ancak ülkemizde bu konuya gerekli önemin verilmediği belirtildi.Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitimde Psikolojik Hizmetler Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Banu İnanç, yaptığı açıklamada, eğitimde başarının temel unsurunun, çağın gereği olarak öğrenci, öğretmen, aile ve yönetici ekip çalışmasını sağlamak olduğunu, bunun da rehberlik uzmanlarının işlevlerini yerine getirebilmeleriyle sağlanabileceğini bildirdi

    Eğitimin her kademesinde psikoloji, rehberlik ve danışmanlık hizmetleri konusunda akademik formasyondan geçmiş uzmanlara ihtiyaç bulunduğunu kaydeden Doç. Dr. İnanç, şunları söyledi:

    "Özellikle kredili sistemin başarısı, rehberlik uzmanının varlığına bağlı. Yeterli rehberlik uzmanı olmadan bu sistemde başarı sağlamak mümkün değil. Eğitim sistemimiz kağıt üzerinde çok başarılı, uygulamada ise meseleler içinde bocalıyor

    Gelişmiş ülkeler, bu konuya özel bir önem veriyor. Ülkemizde ise bu alanda eğitim veren üniversitelerden mezun olan insanlar ya çeşitli problemler sebebiyle görevlerini yerine getiremiyor ya da başka okul mezunlarının bu alandaki görevlere atanmaları sebebiyle işsiz kalıyorlar. Oysa, rehberlik hizmeti vermek, psikolojik danışmanlık yapmak, uzmanlık isteyen özel bir konudur. İşin ehline bırakılmalıdır."

    SON SÖZ UZMANIN OLMALI

    Doç. Dr. İnanç, rehberlik uzmanları ya da diğer adıyla "okul psikologları"nın, öğrencilerinin yönlendirilmesi, karakterini geliştirmesi, başarısının artması yanında, kötü alışkanlıkları önleme, hatta ailelerin çocuklarını tanımalarına yardımcı olma ve öğretmen ile yöneticilerin "işlerini hafifletme" gibi önemli işlevlerinin bulunduğunu vurguladı.

    "Eğitimin her aşamasında rehberlik uzmanına ihtiyaç vardır. Bu, çağdaş eğitimin, çağdaş yöntemin bir gereğidir" diyen Doç. Dr. Banu İnanç, şöyle devam etti:

    "Öğrencinin yönlendirilmesi, kendisinin merkez olduğu bir ekip çalışması ile sağlanmalıdır. Ancak, yönlendirmede son söz, rehberlik uzmanının olmalıdır. Çünkü, aldığı özel eğitim, gözlemler ve gerçekleştirdiği testler sayesinde çocuğun ilgi ve yeteneği konusunda bir yargıya varabilecek en yetkin kişi odur."

    Rehberlik uzmanlarının vazifelerini yerine getirebilmeleri için, gerekli imkanların meydana getirilmesi konusuna da dikkat çeken Doç. Dr. İnanç, ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı ile üniversiteler arasında "daha ciddi bir koordinasyon" sağlanması gerektiğini, eğitimin geliştirilmesi ve meselelerin çözümlenmesinde bunun zorunlu olduğunu kaydetti.
    Kötü alışkanlığın sonu verem
    Kötü alışkanlıkların başlamasında yataklık eden kafe türü, kapalı mekânların verem hastalığının başgöstermesine sebebiyet verdiğini belirten İç Hastalıkları Mütehassısı Dr. Osman Gök, hastalığın ortaya çıkmasında ve topluma yayılmasında bu tür mekânların büyük rolü olduğunu kaydetti.Veremin ilk kez 16. yüzyılda salgın olarak İngiltere'de başladığını, oradan Avrupa'ya, daha sonra da Doğu Avrupa ve Kuzey Amerika'ya yayılarak büyük salgınlara sebep olduğunu ve ülkemizde ise 1910'lu yıllarda görülmeye başladığını söyleyen Dr. Osman Gök, "İnsanların içki içmesi, uyuşturucu kullanması ve bunun gibi uygulamalarla vücudu dirençsiz bırakması yüzünden verem etkisini gösterir. İşte bu yüzden veren hastalığı ne kadar mikrobik olsa da, hastalığın etkisini göstermesinde kötü alışkanlıkların, kapalı ve havasız yerlerde uzun süre kalmanın büyük etkisi var. Bütün bu saydığımız kötü alışkanlıklarla birlikte, günlük stresler, yeterli beslenememe, uyuyan hastalığın tekrar alevlenmesine sebep oluyor" dedi.

    DİNİMİZ VEREME GEÇİT VERMİYOR

    Dinini tam olarak yaşamaya çalışanların büyük çoğunluğunun veremli olmadığına dikkat çeken Dr. Osman Gök, sözlerini şöyle sürdürdü: "İnançtan yoksun veya dinimizi yaşamayan insanlar, bunun getirdiği manevî boşluk yüzünden, içki, sigara türü kötü alışkanlıkların kaynağı olan kafe türü mekânlara gidiyorlar ve böylece vereme yakalanma riskleri kaçınılmaz oluyor. Halbuki İslâm dini, içki, uyuşturucu gibi alışkanlıklara yasaklama getirmiş ve böylece insanların, bu alışkanlıklardan kaynaklanan hastalıklara yakalanmamalarını sağlamıştır. Dinimizi tam olarak yaşamaya çalışan insanlar, inanç ve ibadet gibi manevî vazifelerini yapmaları, örf ve âdetlerimize göre hareket etmeleri sayesinde kötü alışkanlıklara kapılmamakta, bu tür yerlere gitmemekte ve hastalıklardan korunmaktadırlar."

    Kötü alışkanlıklar Nelerdir hakkinda aciklamalar Kötü alışkanlıklar Nelerdir konusunda bilgiler.


    Paylaş Facebook Twitter Google



  2. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.