Hoşgeldiniz.

Hayvanları Koruma Günü İle İlgili Okuma Parçası Boncuk Bir sabah annem bana güzel bir müjde verdi: - Zeynep, sana güzel bir haberim var. Senin de
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Hayvanları Koruma Günü İle İlgili Okuma Parçası

    Sponsorlu Bağlantılar




    Hayvanları Koruma Günü İle İlgili Okuma Parçası

    Boncuk

    Bir sabah annem bana güzel bir müjde verdi:

    - Zeynep, sana güzel bir haberim var. Senin de bir kedin olacak!

    Aylardır beklediğim bu müjdeyi duymamla, can sıkıntım birden kayboldu.

    Nasıl da canım sıkılıyordu. Yaz tatili nedeniyle okula gitmediğim için bütün gün evdeydim. Sabah geç kalkıyor, akşamı zor ediyordum. Günler geçmek bilmiyordu. Beni oyalayacak bir şey istiyordum.

    Demek artık benim de besleyip bakacağım, bana ait, güzel bir kedim olacaktı.

    Bütün gün, annemden bu kedi konusunu tekrar tekrar anlatmasını istedim.

    Beni mutlu etmekten kendisi de mutlu olan annemi dinliyordum.

    — Bugün, Adapazarı’ndan teyzenle telefonda görüştüm. Komşuları Hatice Hanım’ın Minnoş isimli kocaman siyah bir kedisi varmış. Hatice Hanım’ın uzun bir süre, evinden ayrılmaları gerekiyormuş. Dolayısıyla Minnoş’u teyzeme bırakmak istemiş. Teyzen de, zaten biliyorsun, kedileri çok sever. Kabul etmiş.

    Annemin sözünü tamamlamaya fırsat vermeden olanca sesimle:

    - Anne, anne Minnoş’u almaya ne zaman gideceğiz? Diye haykırdım.

    Benim bu kadar sevineceğimi bilemeyen annem hayretle gözlerini açarak;

    - Dur kızım, diye seslendi. Minnoş’u değil, onun yavrusunu alacağız.

    Daha sonra annem Minnoş’u anlatmaya devam etti:

    - Minnoş, teyzenlere gelince suskunlaşmış. Sevdiklerinden ayrılan insanlar gibi sessiz ve garip olmuş. Zavallı hayvan, bir hafta sonra doğuracakmış. Karnı koskocamanmış.

    Annemin uzun süren bu anlatımı bir yandan beni meraklandırıyor, diğer yandan sıkıyordu. Duramadım, yine sordum:

    - Anne Minnoş’u ne zaman alacağız?

    Annem sabırla başını sallarken;

    - Anlatıyoruz ya, dedi. Sonra şöyle devam etti:

    - Minnoş birkaç gün sonra yavrularını dünyaya getirmiş. Küçücük, minicik dört yavru kedi. Minnoş, bir yandan minik yavrularını beslerken, öte yandan, bazı garip davranışlarda bulunuyormuş.

    Bir gün teyzen, “Miyav miyav” diye bağıran minik yavruların sesi üzerine merakla küçük odaya girmiş. Bir de ne görsün, Minnoş yok... “Minnoş! Minnoş!” diye seslenmiş. Ama onu bulamamış. O sırada kapı çalınmış. Teyzen kapıyı açtığında, kapıda komşularının oğlu Küçük Ömer’i görmüş.

    Ben merakla annemin anlattıklarını dinliyordum.

    “Ömer, Teyzene kötü bir haber vermiş. İri yarı bir adamın Minnoş’u arabasına atıp götürdüğünü söylemiş.

    Annem:

    - Herhalde zavallı Minnoş gerçek sahibini özleyip dışarı çıkmış olmalı, dedi. Hain bir adamın kendisini çalacağını ne bilsin?

    Minnoş’un kaçırılışına üzülmüştüm. Ama aklım Minnoş’un minik yavrularındaydı.

    Teyzem bu yavrulardan birini bize verecekti. Artık anneleri olmayan minik kedilerden birini ben, diğer üçünü ise Ömer, Mürşide ve Ünzile büyütecekti.

    Nihayet beklenen gün gelmişti. Ailece Teyzemlere tatile gidecek, Ankara' ya gelirken de yavru kediyi getirecektik.

    Yol, bir türlü geçmek bilmiyordu.

    Akşam saatlerinde Adapazarı’na vardık. Teyzemleri evde bizi merak içinde beklerken bulduk.

    Günlerdir özlediğim minik kedimize koştum hemen. Bir de ne göreyim? Dört minik yavru! Değişik renklerde minicik dört kedi birbirlerine sokulmuş miyavlıyorlardı.

    Ben, ağabeyim Emre, annem ve babam, teyzemlerle birlikte bu güzel manzarayı seyrediyorduk. Bir süre sonra teyzemin kızı Ünzile, elinde dört biberonla birlikte geldi. Biberonları aramızda paylaştık. Küçük yavrulara biberonlarla süt vermeye, onları doyurmaya başladık. Onların biberonlarla süt içişlerini seyretmek ne güzeldi! Önümüzde birbirine sarılmış dört minik kedi, ellerimizde dört biberon... Onları doyurmanın zevkiyle neşeliydik.

    Tatil günlerinin ne kadar çabuk geçtiğini bilirsiniz.

    Tatilimizin bitmesine birkaç gün kala Ankara’ya döndük.

    Nüfusumuz artmıştı. Artık altı kişilik bir aileydik. En küçük canlımız, evimizin yeni misafiri Boncuk’tu.

    Günlerimiz Boncuk’la

    geçiyordu. Onu sütle beslemek, severek uyutmak, onun sesi ile uyanmak...

    Bal rengi gözleri, minicik pembe ayakları, yumuşacık, bembeyaz tüyleri ile Boncuk hayatımızın bir parçasıydı.

    Kimi akrabalarımızın, komşularımızın kedi sevmemelerini bir türlü anlayamıyordum. Bu güzel, bu sevimli, bu evcil yaratıklar nasıl sevilmezdi!

    Annem bir ara Ebu Hüreyre adlı bir sahabenin kedileri çok sevdiğini, bu nedenle de “kedicik babası” anlamına gelen Ebu Hüreyre lakabıyla anıldığını söylemişti. İşte, o günden beri kedi sevgim daha da artmıştı.

    Aradan günler, aylar geçti. Boncuk büyüdü. Onunla oyunlar oynamaya başladık. Bizimle oynarken, elimizi acıtmadan ısırıyor, oyun gereği bizi korkutuyordu. Evimizin mutluluğu onun sevgisiyle daha bir büyümüştü. Pişmiş akciğer, yumurta, dondurma, baklava en sevdiği yemekleriydi. Boncuk’la yalnız evde değil bahçede de oynuyorduk.

    Kovalamaca oynarken, tarladan geçen ve kendinden büyük, iri bir köpeği nasıl da kovalamıştı! Evde büyüyen Boncuk, sanırım köpeğin nasıl bir hayvan olduğunu bilemiyordu!

    Boncuk, sokakla ilk tanıştığında, otlara korkudan basamıyordu. Tuvalet ihtiyacı geldiğinde, koşa koşa eve geliyor, sonra yine sokağa çıkıyordu.

    Bahçedeki oyun sonralarında pencereye çıkarak camı tıklatan Boncuk, günün birinde eve gelmedi.

    Ailece merak ettik. Akşam, gece oldu. Boncuk, yine yoktu.

    Ertesi gün, kapıyı açtığımızda Boncuk karşımızdaydı. Bir günlük özlemle hepimiz ona sarıldık, o da bizi yaladı durdu.

    Günlerdir evimizde bir hareket vardı. Ailece yeni taşınacağımız eve gidip geliyor, yeni evi temizliyor, eşyaları topluyorduk. İşte, o günlerin birinde Boncuk yine bahçeye çıkmıştı. Ben dersimle ilgileniyordum. Saatler geçtiği halde, Boncuk yine eve gelmemişti. Hepimiz meraktaydık. Bütün mahalleyi birkaç gün aradık. Boncuk'a bir şey mi olmuştu? Yoksa o da annesi Minnoş gibi kaçırılmış mıydı, bunu bir türlü çözemedik.

    Evimize ayrı bir neşe katan Boncuk, bembeyaz, yumuşacık tüyleri, bal rengi gözleri, sevimli yüzü ile gözümün önünden gitmiyordu.

    Onunla ne kadar güzel oyunlar oynardık. Can sıkıntısı içerisinde somurttuğum sıralarda oyunbaz tavırlarla yanıma gelip ayaklarımı, ellerimi acıtmadan ısıran, tırnaklarını içine çekerek tokalaşan, önüne atılan bir kâğıt topağı, bir ip yumağı ile oynayan, sinek avlamaya çalışan Boncuk’un yokluğunda onu ne kadar çok sevdiğimizi bir kere daha anladık.

    — Acaba Boncuk, bizim evden taşınmamızı mı istememişti? Bu isteğini bizden önce evi terk ederek mi göstermek istemişti?

    Kim bilir!

    Şimdi nerede bir kedi görsem, gözümde Boncuk’un hayali canlanır, onu özlemle hâlâ beklerim.

    Rıfkı Kaymaz

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Hayvanları Koruma Günü İle İlgili E-Kartlar
  3. Hayvanları Koruma Günü İle İlgili Açıklama
  4. Hayvanları Koruma Günü ile İlgili Kompozisyon
  5. Hayvanları Koruma Günü İle İlgili Bir Haber
  6. Serçeler - Hayvanları Koruma Günü İle İlgili Şiir
  7. Paylaş Facebook Twitter Google

  8. Misafir Üye





    Sponsorlu Bağlantılar




    Ödev konumu du saolasın lord sitesi.



  9. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 
Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.