Hoşgeldiniz.

islam dininin güzellikleri nedir, islamın güzellikleri nelerdir, dinimizin güzellikleri İslam’ın Güzellikleri Şeyh Abdurrahman es-Sudeys Ey Allah ’ın kulları! Sizlere ve kendi nefsime Allah azze ve
  • 5 üzerinden 4.00   |  Oy Veren: 4      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    islam dininin güzellikleri

    Sponsorlu Bağlantılar




    islam dininin güzellikleri nedir,
    islamın güzellikleri nelerdir,
    dinimizin güzellikleri

    İslam’ın Güzellikleri


    Şeyh Abdurrahman es-Sudeys

    Ey Allah’ın kulları! Sizlere ve kendi nefsime Allah azze ve celle’den hakkıyla korkmayı tavsiye ederim. Allah’tan hakkıyla korkun. Daima İnsanların Efendisi’ne uyarak O’na yaklaşın. Durumların düzelmesi, kalplerin ve amellerin arınması, halihazırda ve gelecekte mutluluk ve kurtuluşun gerçekleşmesi ile birlikte bunu yaparsanız size müjdeler olsun!

    Ey Müslümanlar! Taraflı medya organlarının çarpıtmaları, gürültü ve patırtısı arasında; İslam’a, İslam Peygamberi’ne ve Müslümanlara karşı gizlenen düşmanlığı ortaya döken saldırılar ortasında; böyle karanlık bir ortamda akıllı ve şuurlu insan; ümmetin, daha da ötesi tüm dünyanın bu eşsiz dinin özellikleri ile tanışmaya ve övgüye değer özelliklerini anlamaya muhtaç olduğunu idrak eder. Bu iman ehlinin kalbini sabit kılar, hakkı ortaya çıkarır ve çirkin saldırılara kesin delillerle karşı koyar. Uygarlığın devamına dünyada huzur ve güvenin sağlanmasına katkıda bulunur. Böylece insanlık daha iyi bir yaşam ile mutlu olur ve daha güzel bir geleceğin ufuklarına yönelir. Allah, hakkı söyler ve O, doğru yola iletir.

    Ey Müslümanlar topluluğu! Kökleri derinde, dalları çok ve yüksek bir ağaca ne dersiniz? Şiddetli rüzgarlar onu yıkamaz değil mi? O her şeye rağmen meyve vermeye ve gölgesinden faydalandırmaya devam eder. İşte bu, ey Allah’ın kulları, güzellikte ve ayrıcalıkta İslam’ın örneğidir. (Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.) (14/İbrahim/25)

    İbni Kayyım rahimehullah şöyle der: “İhlas ve tevhid, kalpte bir ağaç gibidir. Dalları ameller, meyvesi ise dünyada temiz bir yaşam ve ahirette kalıcı nimetlerdir.”

    Akide kardeşleri! Bu dinin güzelliklerini düşünen insanın ilk dikkatini çeken şey, hoş kokulu İslam ağacında ve onun zengin bahçesindeki sağlam temeldir. Bu temel; yalnızca sözden ve teoriden ibaret olmaktan çok üstün saf ve temiz bir akidedir. Bu, bütün dünyayı; tek olan ve ortağı bulunmayan, kendisinden başka ibadete layık ilah olmayan Allah’a ulaştırır. Çünkü O; Evvel’dir, Ahir’dir, ölümsüzdür ve ancak O’nun dilediği olur. (O’nun benzeri yoktur. O işitendir, görendir.) (42/eş-Şura/11)

    İslam akidesinin delili sahih nakil ve selim akıldır. Bozulmamış yaratılışlara ve düzgün fıtratlara uygundur. İslam akidesi, semavi şeriatların ve ilahi dinlerin özünü bir araya getirmiştir. (“Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye Nuh’a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı.) (42/eş-Şura/13)

    İlkeleri ve temel kuralları insanlığın ihtiyacına ve beşeriyetin çıkarına uygun, dünyada ve ahirette kulların çıkarlarını gerçekleştiren maddeler içerir. Allah’ın bütün elçilerine imanı getirmiştir. (“Biz, Allah’a ve bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve esbata indirilene, Musa ve İsa’ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah’a teslim olduk” deyin.) (2/el-Bakara/136) Bütün çağrıları Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in çağrısında birleştirmiştir. Buhari ve Müslim, Ubade b. Samit radıyallahu anh kanalıyla, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Kim Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun tek olduğuna ve ortağı bulunmadığına; Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna; İsa’nın; Allah’ın kulu ve elçisi, Meryem’e ilga ettiği kelimesi ve katından bir ruh olduğuna; cennetin hak ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse Allah onu işlediği amel üzere cennete sokar.”

    Bütün insanlığın tek bir sona, tek bir ilaha ve son çağrıya teslim olduğu bu akideden daha doğru ve daha sağlam hangi akide olabilir? (De ki: “Ey ehli kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah’tan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım.”) (3/Âl-i İmran/64) Bu nedenle basireti açık, düşüncesi ve görüşü düzgün, insaflı kimse içindeki güzellikler ve faziletler nedeniyle onun hak olduğunu anlar.

    İman kardeşleri!.. Dinimizin güzelliklerinin açıkça ortaya çıktığı bir nokta daha var ki, bu da onun nefisleri arındıran, kalpleri temizleyen ve davranışları güzelleştiren yüce ibadetler içermesidir. (Muhakkak ki, namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.) (29/el-Ankebut/45) (Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin.) (9/et-Tevbe/103) Yine de bu ibadetler mükelleflerin gücüne göredir. Bu nedenle iman ehli onları halis bir niyetle ve samimi bir kararlılıkla yerine getirir. Nefisleri bu ibadetlere özlem duyar.

    Sevgili dostlar!.. Bu dinin güzellikleri bu noktada son bulmaz. Bilakis daha da öteye, günlük hayata geçer. Çünkü o, yaşam savaşından ve insanlar arası ilişkilerden uzak değildir. Bilakis o, bu savaşı seçkin gayelere ve değerli amaçlara yönlendirir. Bu da İslam’ın, güzellikleri ile dini ve dünyayı birlikte kapsayan kusursuz bir nizam olduğunu kesin olarak belirtir. İslam, insanlar arasında gerçekleşen alış-veriş, kiralama ve benzeri anlaşmaları düzenlemiştir. Çalışmaya teşvik etmiş ve çalışmayı, ecir kazanılan ibadetlerden saymıştır. Allah için, hangi nizam, güzellikleriyle ve faziletleriyle bu nizamdan daha yücedir? (İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel kim vardır?) (5/el-Maide/50)

    Değerli kardeşler! Dinimizin güzelliklerinin en belirgin şekilde ortaya çıktığı bir yön de ahlak yönüdür. İslam, mensuplarını en güzel nitelikler ve en seçkin değerler ile eğitmiştir. İslam, birbirine kenetlenmiş bir İslam toplumunun kurulmasına çağırır. Saygı, sevgi ve barış sancaklarının dalgalandığı; sevgi ve dayanışma bağlarının mensuplarını birbirine bağladığı uluslar arası düzeyde yüksek bir oluşum kurmaya çağırır. Hak, adalet ve eşitlik ilkelerini yerleştirir. (Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.) (49/el-Hucurat/13) Zulüm ve düşmanlığı, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayı yasaklar. (İslah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!) (7/el-A’raf/56) İnsan haklarına kefil olmuş, insanın şer’i hürriyetlerini garanti almıştır. Onu başıboş ve hayvanca yaşamaktan korumuş; dinini, canını, malını, aklını ve namusunu muhafaza etmeyi amaç edinmiştir. (Biz hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, karada ve denizde taşıdık. Kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları yarattıklarımızın bir çoğundan cidden üstün kıldık.) (17/el-İsra/70)

    Ey Allah’ın kulları!.. Sosyal konularda, kadın ve aile konusunda, hadler ve cezalar konusunda da durum böyledir. Hatta bu din daha da öteye geçerek; cansızları, hayvanları, çevreyi ve bitkileri de kapsar ve bütün bunlarda İslam’ın güzellikleri, çıkarları gözetmesi ve kötülükleri uzaklaştırması, değerlere bağlılığı ve aşağılıkları engellemesi açıkça görülür. (Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda bir çok tutarsızlık bulurlardı.) (4/en-Nisa/82)

    İslam ümmeti! Bu dinin güzelliklerini açıklayarak etrafa ışık ve nur saçan bir diğer meşale de, onun içerdiği yüce hedefler ve büyük kurallardır. Ve bunların; kapsamlı ve kalıcı oluşunda, her zaman ve mekana uygun oluşunda derin etkisi olmuştur. Bu büyük kurallardan biri, kolaylaştırma ve zorluğun kaldırılmasıdır. (Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.) (2/el-Bakara/185) (Din hususunda Allah üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi.) (22/el-Hacc/78) Bu, yüce şeriatımızın en belirgin özelliğidir. Daha da ötesi, ölçülü ve dengeli olma açısından güzellik ve ışık saçan parlak yüzüdür. Bir çok fazileti ve güzelliği içinde toplayan eşsiz bir özelliği ifade eder. (Sizi mutedil bir millet kıldık.) (2/el-Bakara/143) Aşırılık ve ihmal, ifrat ve tefrit yoktur. Bunlar, ölçülü ve dengeli olmasıyla bilinen şeriat metoduna sonradan gelmiştir. İbni Kayyım rahimehullah şöyle der: “Adaletten zulme, merhametten merhametsizliğe, yarardan zarara, hikmetli olmaktan rastgele ortaya çıkan her konu şeriattan değildir. Çünkü şeriat, Allah’ın kulları arasındaki adaletidir. Yarattıkları arasındaki merhametidir. Yeryüzündeki gölgesi ve O’na ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in doğruluğuna işaret eden hikmetidir. Allah’ın şeriatı insanlar için himayedir. Dünyayı ayakta tutan temeldir. Dünyada ve ahirette kurtuluş ve mutluluğun eksenidir. Genel olarak ey Allah’ın kulları, İslam dini dünya ve ahiret hayırlarını içinde barındırır. Her hayra ve fazilete mutlaka teşvik etmiş, her şerden ve rezillikten, bozgunculuktan ve suçtan mutlaka sakındırmıştır. Kim ona tutunursa mutlu yaşar ve övgüye layık bir şekilde ölür. Kim de ondan yüz çevirirse isyankar olarak yaşar ve bedbaht olarak ölür.

    Bunlar, bu dinin güzelliklerinden ve etrafa saçtığı ışıktan bir kısmı… Bugün, en çok ihtiyacı olduğu bir anda dünyaya ve tarihinin en tehlikeli dönemeçlerinden birini yaşayan insanlığa sunulur. Belki bu güzelliklerle gözler ve basiretler, çeşitli şüpheler ve sloganlar arasında dönüp dolaşan şaşkın ve kayıp insanlar için kurtuluş yolu olduğuna inandığımız bu dine açılır.

    Duyarlı insanları bu konuda hatırlatmada bulunmaya tüm insanlığa olan sevgileri sevketmektedir. Allah, bizleri bu dine ileterek nimetlendirmiştir. Bizler, onun güzelliklerinin tadını aldık. Bu nedenle, ona giden yolu kaybetmişlere yol göstermemenin hakka davette bir kusur ve insanlığa saygısızlık olduğunu düşünüyoruz. (Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helak olanın açık bir delille helak olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için böyle yaptı) (8/el-Enfal/42)

    Ey insanlar! İşte bu, bizim dinimiz.. İşte bu İslam’ı üstün kılan özellik! Öyleyse ona saldırılar niçin? Bu hücumlar ne zamana kadar sürecek? Kimin çıkarına ona saldırı sürüyor? Bu arada akıl, hikmet ve insaf sahibi değerli insanların görmesi gereken önemli bir nokta var. Müslümanlardan bir kısmının bu güzelliklere ve faziletlere bağlılıktaki kusurları bizzat İslam’ın ayıbı değildir. Herhangi bir nizamın uygulamasında bir kişinin yaptığı hatanın o nizamın bir ayıbı olmadığı herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Örneğin, yargıcın verdiği yanlış hüküm bizzat kanunun kusuru değildir. Doktorun yanlışı, tıp mesleğinin kusuru değildir. Dolayısıyla; bir müslümanın yanlışı yüzünden İslam dini ayıplanamaz.

    Deliller açıkça ortaya konulup doğru yol belli olunca özür ortadan kalkmıştır. Fakat ışığın kuvveti körlere fayda vermez. (O halde onlar için üzülerek kendini helak etme. Allah onların ne yaptıklarını biliyor.) (35(el-Fatır/8) Bize düşen ne ile karşılaşırsak karşılaşalım doğru yola koyulmaktır. (Bir kimseye Allah nur vermemişse artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.) (24/en-Nur/40)

    Ey Allah’ın kulları! Dininize sarılın ve onda sebat edin. Özellikle de fitnelerin yaygın ve İslam’ın garip olduğu bu çağda… Söylenti çıkaranların provokasyonlarından sakının. (Sen şimdi sabret. Bil ki Allah’ın va’di gerçektir. İyice inanmamış olanlar, sakın seni gevşekliğe sevk etmesin.) (30/er-Rum/60)

    Allah’tan korkun ey Allah’ın kulları! Kendinizi, İslam’ın güzelliklerinin yansıdığı ve dünyaya bu dinin üstünlüklerini haber veren aynalar haline getirin.

    Bu çağrı; şeriat alimlerine, davetçilere ve medya organlarınadır. İslam’ın güzelliklerini ortaya çıkarsınlar ve pratik yaşamda onları göstersinler. Bu; İslam Ümmeti’nin, dinine karşı yapılan saldırılara karşı koymada kullanacağı en iyi çözümdür. Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.

    Ey Allah’ın kulları! İslam’ın güzelliklerini uygulamada ve onlara davetteki önder, karşısında tarihteki bütün şahsiyetlerin eridiği imamımız ve önderimiz, tüm ademoğullarının efendisi, beşeriyetin en hayırlısı Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalip’tir. Allah O’nu, alemlere rahmet olarak ve güzel ahlakı tamamlamak üzere göndermiştir. Anamız-babamız O’nun yoluna feda olsun. O’nun çağrısını küçümseyen ve kişiliğine saldıranlara karşı Allah bize yeter ve O ne güzel vekildir.

    Ey Muhammed Ümmeti! Kalpleri üzüntü ile dolduran bir durum da çirkin saldırıların Makam-ı Muhammedi’ye kadar ulaşmasıdır. Alaycı makalelerinde ve karikatürlerinde, televizyon kanallarında rahmet ve hidayet peygamberini çirkin vasıflarla ve lakaplarla nitelerler.

    Bir buçuk milyar müslümanın duygularına meydan okurlar. Hangi göz; bu durumu, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yüce şahsiyetine dil uzatıldığını görür de yaşarmaz! Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, bedenine zarar verecek bir dikenin batmasını dahi istemem” diyen Hubeyb radıyallahu anh’a helal olsun! Barış ve İslam Peygamberi’nin yolundan gidenler, yılların birikimi bir kinin ve düşmanlığın sonucu sayılan bu aşağılık davranışları şiddetle reddetmektedir. Bütün dünyada medeniyetler arası diyalog çağrılarının yükseldiği bir anda bu saldırılar uzun vadede halkları İslam’a karşı kışkırtmayı; onları, İslam’ın parlak medeniyetinden ve ışık saçan çağrısından nefret ettirmeyi; öfke ve şiddet eylemlerini, Müslümanlara karşı ayrımcılık içeren görüşleri geçerli göstermeyi hedeflemektedir.

    İslam’ın ilkelerine ve yüce öğretilerine karşı savaş başlatmak, uluslar arası kamuoyunu Müslümanlara karşı hazırlamak ve onlar hakkındaki olumsuz önyargıyı pekiştirmek için zaman zaman ortaya atılan kasıtlı sözler, halkların ilişkilerini birlikte yaşama ve anlayıştan, çatışmaya dönüştürmektedir. Bu da insanlığa acı ve mutsuzluk getirmektedir. İnsaf ve dürüstlük nerede? Tarafsızlık ve objektiflik nerede?.. (De ki: “Ey Kitap ehli! Dininizde haksız yere haddi aşmayın!”) (5/el-Maide/77)

    Onların insaflılarından bazılarının şu şahitliğine kulak verin: “Bütün tarih boyunca Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem gibi bir öğretici göremeyiz. İslam, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ve O’na uyanların önderliğinde, güçlülük ve düzenlilikte, güzel huyluluk ve ahlakta, yaşam seviyesinin yükseltilmesinde, merhametli ve insancıl kurallar koymada, dini hoşgörüde, edepte ve ilmi araştırmada tüm dünyaya liderlik yapmaktadır.” Bir diğeri ise şöyle der: “Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem gibi bir kişi kendisine mensup olduğu için insanlık gurur duysun! Çünkü O, okuma ve yazma bilmemesine rağmen on küsur yüz yıl önce öyle bir metot getirdi ki, şu kadar yıl sonra biz ona ulaşabilirsek mutlu olacağız.”

    Bu insaf sahibi insanların yanında o yalancı iftiracılar nerede? Onlar bilsinler ki, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in şahsiyetine dil uzatmak; İbrahim aleyhisselam’a, Musa aleyhisselam’a, İsa aleyhisselam’a ve daha da ötesi onları peygamber olarak gönderen Allah Subhanehu’ya dil uzatmaktır. Allah Teâlâ, onların söylediklerinden oldukça uzaktır. Bütün bu yalan ve iftiralara rağmen peygamberlik makamına hiçbir zarar gelmeyecek ve peygamberlik çağrısının değeri hiç düşmeyecektir. Bilakis daha da yükselecek ve artacaktır.

    Bununla birlikte Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yolundan gidenlere düşen görev, ilmi diyalog ve hikmetli üslup ile bu saldırılara karşı koymaktır. İslam ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in şahsiyeti hakkında doğru bilgiler yaymaktır. Bu yolda çeviriyi, basın-yayın organlarını, interneti en iyi şekilde kullanmak; fert ve toplum bazında ümmetin bütün gücünü bunun için seferber etmek ve bu saldırılara en güzel şekilde karşılık vermektir. (Allah işinde galiptir fakat insanların çoğu bilmezler.) (12/Yusuf/21)


    Paylaş Facebook Twitter Google



  2. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.