Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Aids (HIV Virüsü) Nedir? Belirtileri nedir? Nasıl bulaşır ve korunulur? Nasıl tedavi edilir? HIV kelimesinin açılımı “Human Immunodeficiency Virus” (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) şeklindedir. Bu

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Aids (HIV Virüsü) Nedir? Belirtileri nedir? Nasıl bulaşır ve korunulur? Nasıl tedavi edilir?

    Sponsorlu Bağlantılar




    Aids (HIV Virüsü) Nedir? Belirtileri nedir? Nasıl bulaşır ve korunulur? Nasıl tedavi edilir?



    HIV kelimesinin açılımı “Human Immunodeficiency Virus” (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) şeklindedir. Bu ifade, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilen bir virüs anlamına gelmektedir. HIV taşıyan insanlar “HIV pozitif” veya “HIV ile enfekte” olarak adlandırılır. AIDS ise “Acquired Immunodeficiency Syndrome” (Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) kelimelerinin kısaltmasıdır. HIV enfeksiyonunun bağışıklık sistemini yetersiz hale getirmesi ve hastalık belirtilerinin başladığı duruma verilen isimdir.

    HIV virüsü, doğrudan bağışıklık sistemine zarar verir, kişinin direncini azaltarak, normalde hastalık oluşturmayan mikroplarla daha kolay hasta olmasına ya da kanserlerin ortaya çıkmasına neden olur. AIDS, HIV virüsünün bağışıklık sistemini zayıflatmasından sonra ortaya çıkan hastalıklar tablosudur.

    Bağışıklık Sistemi Nedir?
    Bağışıklık sisteminiz, vücudunuzu hastalıklara karşı korur. Örneğin, vücudunuza nezle virüsü girdiğinde, bağışıklık sisteminiz derhal özel savunma hücreleri ve kimyasallar üretmeye başlar. Birkaç gün halsizlik, burun akıntısı, burun tıkanıklığı gibi şikâyetleriniz olur. Fakat sonuçta, bağışıklık sisteminiz bu virüsü öldürür veya kontrol altına alır ve tüm şikâyetleriniz geçer.

    HIV ise diğer tüm virüslerden farklı olarak, doğrudan bağışıklık sistemi hücrelerini (CD4 veya T hücrelerini) hedef alır. Bağışıklık sisteminin iyi çalışamadığı veya yetersiz kaldığı durumlarda, normal kişilerde herhangi bir hastalık yaratmayan bakteri, virüs, mantar veya parazit gibi bazı mikroplarla enfeksiyonlar ve bazı kanserler oluşmaya başlar.

    Bağışıklık sisteminin en önemli hücreleri olan lökositler (Beyaz Kan Hücreleri = BKH), vücudun enfeksiyonlarla savaşmasında en önemli hücrelerdir. Bunlar, lenfosit, nötrofil, eozinofil, bazofil ve monosit adı verilen alt gruplara ayrılırlar. Lenfositler B lenfositleri ve T lenfositleri olmak üzere iki çeşittir. T lenfositlerinin en önemli alt grupları T4 (CD4) ve T8 (CD8) lenfositlerdir. HIV virüsünün başlıca etkilediği hücreler, CD4 hücreleridir. CD4 hücreleri vücudun mikroplarla ve kanserlerle savaşmasında en önemli hücrelerdir. Virüs vücuda girdikten sonra doğruca CD4 hücrelerinin içine girer ve orada çoğalır. Normal kişilerde CD4 hücre sayısı, mm3 de 600- 1500 dür.

    HIV/AIDS Hastalığının Evreleri Nelerdir?

    Virüsün vücuda girmesinden, kişinin hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı AIDS aşamasına kadar yedi evre vardır. Bunlar:
    1. HIV’in bulaşması
    2. Birincil HIV enfeksiyonu (Akut HIV enfeksiyonu)
    3. Serokonversiyon
    4. Asemptomatik (Bulgusuz) dönem
    5. Erken semptomatik dönem (Erken Bulgulu Dönem)
    6. Geç semptomatik dönem (AIDS)
    7. İleri evre
    Bu evrelerin süreleri kişiden kişiye değişebilir. Başlangıçtan itibaren hiç tedavi görmeyen vakalarda hastalık kan nakli ile bulaşmışsa ortalama 1–2 yıl, cinsel yol ile bulaşmışsa da 8–10 yıl içerisinde AIDS tablosu ortaya çıkar. Evrelerin özellikleri şunlardır.




    1.HIV’in Bulaşması:
    HIV bulaşma yolları şunlardır:


    • Cinsel ilişki: HIV enfeksiyonunun en yaygın bulaşma şeklidir. Oral, anal ve vajinal cinsel ilişki sırasında virüs vücuda girebilir. Heteroseksüel, homoseksüel, biseksüel her tip ilişki ile HIV bulaşabilmektedir
    • Kan ve kan ürünleri: İçinde virüs bulunan kan veya kan ürünlerinin nakli ya da doku ve organ nakilleriyle bulaşma olabilmektedir. Damar içi uyuşturucu kullanıcılarının ortak enjektör kullanımı da kan alışverişine neden olabileceğinden olası bir geçiş yoludur. Kan ve kan ürünleriyle geçiş, sağlık personelinin de virüsle karşılaşma yollarından biridir.
    • Anneden bebeğe: HIV, virüsü taşıyan anne tarafından gebeliğin her döneminde, doğum sırasında ve gebelik sonrası emzirme yoluyla bebeğe bulaşabilmektedir.
    • Hijyenik Olmayan ortamlardan: Hijyen kurallarına uyulmadan ve steril olmayan aletlerle uygulanan; dövme ve vücut deldirme (piercing) işlemleri, akupunktur, tıraş bıçağı, ustura veya benzeri aletlerle yapılan her tür işlem teorik olarak HIV bulaşmasına neden olabilir.
    2. Birincil HIV Enfeksiyonu Dönemi: (Primer Dönem)

    Virüsle karşılaştıktan sonraki 2–4 hafta içerisinde, hastaların %40-90’ında belirtiler başlar. Kırıklık, ateş, kas ağrısı, boğaz ağrısı, lenf bezlerinde büyüme, ishal, bulantı-kusma, döküntü vb belirtiler 1–10 hafta (ortalama 3 hafta) sürebilir. Herhangi bir tedavi yapılmasa bile belirtiler kendiliğinden 2–3 haftada iyileşir.
    Bu safhada hastalık belirtileri diğer viraj hastalıklara çok benzediği için genellikle HIV akla gelmez. O yüzden hastaların çoğu bu evreyi geçirdiğini hatırlayamaz. Ayrıca, bu evreyi tamamen belirtisiz geçiren hastalar da çoktur.

    Bu dönemde kanda Anti HIV antikor testleri negatiftir (bu dönem pencere dönemi olarak da adlandırılır). Laboratuar testi olarak p24 antijeni ve viral yük pozitiftir. Bu dönemde bulaştırıcılık yüksektir.

    3. Serokonversiyon Dönemi:
    HIV virüsü vücuda girdikten sonra 10 -12 hafta içinde HIV’e karşı “antikor” gelişir. (Bunlara anti HIV antikorları denir). Dünyada ve ülkemizde tanı için yaygın olarak kullanılan ELISA testlerinde, kanda bu antikorlar araştırılmaktadır. Bu nedenle çoğu kişi, bu dönemde tesadüfen yapılan bir kan testi ile tanı alır. Bu antikorlar hastalığın ilerlemesini durdurmaz. Bulaştırıcılık bu dönemde de devam etmektedir.

    4. Asemptomatik Dönem (Bulgusuz Dönem)
    Bu dönemde kişide, uzun yıllar boyunca hiçbir belirti ve bulgu yoktur, ancak bulaştırıcılık sürmektedir. Virüs vücutta çoğalmaya devam eder. Kişinin bağışıklık durumuna göre yapılan takipler esnasında, doktorların, çeşitli laboratuar testlerinin sonuçlarına göre gerekli görmeleri halinde bu dönemde tedavi başlanır. Bu dönemde verilen tedaviye uyum çok önemlidir.

    5. Erken Semptomatik Dönem (Erken Bulgulu Dönem)
    Tedavi görmeyen hastalarda veya tedaviye dirençli vakalarda belli bir süre sonra HIV’e bağlı belirtiler ortaya çıkabilir. Bunlar, halsizlik, kilo kaybı (altı ayda vücut ağırlığının %10’undan fazla), nedeni bulunamayan ateş, uzun süren ishal, yaygın lenf bezi büyümeleri, herpes (uçuk) enfeksiyonları, ağızda mantar enfeksiyonları gibi belirtilerdir. Bu dönemde genellikle tedavi verilmektedir.

    6. Geç Semptomatik Dönem (AIDS)
    Bu dönemde bağışıklık sistemi yetmezliğine ilişkin belirtiler belirgin hale gelir. HIV negatif kişilerde, insanlarda hastalık etkeni olmayan bazı mikroorganizmalar (virüsler, mantarlar, parazitler) hastalık oluşturmaya başlar. Bunlara “Fırsatçı enfeksiyonlar” denir. Yine bu dönemde özel kanser türleri (Kaposi sarkomu, beyin lenfoması vb.) ortaya çıkabilir; bunlar da “Fırsatçı kanserler” olarak adlandırılır. Bu dönemde mutlaka tedavi verilmelidir.

    7. İleri Evre
    Hastalığa bağlı olarak kaslarda erime ve belirgin sinir sistemi tutulumları ortaya çıkar. Bu hastalığın son dönemidir ve bu aşamaya kadar tedavi görmemiş kişilerde çoğunlukla ölümle sonlanmaktadır.

    LABORATUAR TESTLERİNİN ANLAMI:

    Laboratuar testleri, sağlık durumunuzun anlaşılmasına ve hastalığınızın izlenmesine yarar; ayrıca bağışıklık sisteminizin durumunu da gösterir. Laboratuar testlerinin sonuçlarına bakılarak tedavi başlanmasına karar verilir; tedavinin etkilerinin takibinde de bu testler çok önemlidir. HIV pozitiflerde şu soruların yanıtlarının sürekli izlenmesi gerekir:
    • Bağışıklık sisteminiz ne kadar iyi?
    • HIV enfeksiyonu ne kadar hızlı ilerliyor?
    • Vücut fonksiyonlarınız (böbrekler, karaciğer, yağ değerleri, kan hücreleri gibi) nasıl?
    • HIV ile ilgili diğer hastalıklar var mı, varsa ne düzeyde?
    HIV tanısından hemen sonra yapılan testlerin çoğu temel testlerdir. Bunların pek çoğunun bir kez yapılması yeterlidir. Bundan sonra doktorunuz, hangi testleri ne sıklıkta yaptırmanız gerektiğini size söyleyecektir.


    Laboratuar raporlarının çoğunda sonuç değeri ile beraber referans değerleri de verilmektedir. Sonuçlarınızdan biri veya birkaçının, referans değerlerin biraz dışında çıkması durumunda hemen paniğe kapılmayın. Çoğu kez, laboratuar testlerinizin bir bütün halinde değerlendirilmesi veya farklı tarihlerde yapılan testlerinizdeki değişiklikler daha önemlidir.

    CD4 Sayımı (T hücresi analizi)
    CD4 hücresi (veya başka bir deyimle CD4 + T hücresi ) sayısı, bağışıklık sisteminin ne kadar iyi durumda olduğunun bir göstergesidir. CD4 hücreleri, beyaz kan hücrelerinin bir alt grubudur; HIV pozitiflerin takibinde belirli aralıklarla ölçülür.
    CD4 sayısı, virüsün çoğaldıkça hücreyi parçalayarak yok etmesi nedeniyle azalmaya başlar. Bu hücrelerin sayısının belli bir değerin altına inmesi durumunda antiviral ilaç tedavisi ve gerekiyorsa fırsatçı enfeksiyonlara karşı da tedavi başlanır. Bu yüzden HIV enfeksiyonunun bağışıklık sistemi üzerindeki etkisinin takibinde en önemli göstergelerden biri CD4 hücresi sayısıdır.

    Uygulanacak tedavi, ulusal ve uluslararası kılavuzlar doğrultusunda, kişinin durumuna göre değişebilen, birbirinden farklı ilaçların bir arada kullanılması şeklindedir.

    Aynı testte genellikle CD8 hücrelerinin sayısı da ölçülür ve CD4/CD8 oranı takip edilebilir.

    CD4 Sayısı Nasıl Hesaplanır?
    Yapılan testler sonucunda genellikle CD4 sayısı % cinsinden rapor edilir. Mutlak CD4 sayısını bulmak için, aynı gün ve tercihen aynı kan örneğinden yapılan hemogram (kan sayımı) raporunda verilen lökosit ve lenfosit sayılarına da ihtiyaç vardır.
    1 ml kandaki lenfosit sayısının, CD4 % si ile çarpılması sonucunda, 1 ml kanda bulunan CD4 hücresi sayısı saptanır.

    Örnek:
    CD4 oranı %25; lenfosit sayısı 2000/mm3
    Mutlak CD4 sayısı = 500/mm3

    Viral Yük (veya ‘HIV RNA’)
    Viral yük, kandaki HIV virüsünün miktarını ölçen bir testtir. Laboratuar yöntemine göre değişmekle beraber, kanın bir mililitresinde 50 kopyanın üzerindeki değerler ölçülebilmektedir. Viral yükün <50 kopya/ml olması tedavinin temel hedefidir.
    Hasta tedavi kullansın veya kullanmasın, CD4 sayısı ve viral yük, 3–6 aylık aralarla tekrarlanmalıdır.

    Direnç Testleri

    Bu testler vücudunuzdaki HIV virüsünün, tedavide kullanılan ilaçlara karşı duyarlılığını ölçmede kullanılır. HIV vücutta çoğalırken, yapısında çeşitli nedenlerle küçük değişiklikler (mutasyon) meydana gelir; bunun sonucunda da farklı HIV tipleri oluşabilir. Bu değişiklikler ilaç kullanımı esnasında da oluşabilir. Bu tür değişiklikler, virüsün, kullanılan ilaçlara karşı direnç kazanmasına ve kullanılan tedavinin etkisiz kalmasına yol açar.Aşağıdaki durumlarda direnç testi yaptırmanız gerekebilir:
    • İlk kez ilaca başlayacak olan hastalarda en uygun tedavinin seçilmesi için yararlı olabilir.
    • İlâç kullanılmasına rağmen viral yükte azalma olmaması halinde kullanılan ilaçlardan hangisine (hangilerine) karşı direnç olduğunu tespit etmek için kullanılır.
    • Viral yük, kullanılan tedaviye yanıt olarak saptanabilir düzeyin altına inmişken, tekrar artarsa ilaç değişikliğine karar vermek açısından direnç testi sonuçları önemlidir.
    Doktorunuz bu testleri yorumlayacak ve size en uygun ilaç rejimini belirleyecektir. Doktorunuzun bu durumlarda direnç testi istememesi halinde, siz bu testin yapılmasını talep edebilirsiniz.


    Ülkemizde “direnç testleri” bir merkezin dışında henüz çok yaygın olarak yapılamamaktadır. (Halen sadece Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji laboratuarında yapılmaktadır.)

    Tam Kan Sayımı
    Tam kan sayımı (veya hemogram) kanınızdaki bazı hücrelerin durumunu saptamak için yapılır. Kırmızı kan hücreleri (eritrositler ) vücutta dokulara oksijen taşıyan hücrelerdir. Eritrosit sayısının, hemoglobin (Hgb) ve hematokrit (Hct) ile beraber düşmüş olması, aneminiz (kansızlığınız) olduğunu gösterir. Anemi halsizlik, yorgunluk yapabilir; kan değerlerinizdeki düşüklüğün derecesine göre tedavi edilmeniz gerekebilir.

    Trombositler (Plt) pıhtılaşma sürecinde rol alırlar. Trombosit sayınızın düşük olması halinde, kanınız çabuk pıhtılaşamaz. Dişeti kanaması olabilir, oluşan küçük kesiklerde kanama hemen durmayabilir. Eğer ileri derecede olursa tedavi edilmesi gerekebilir.

    Beyaz kan hücreleri (lökositler) çeşitli tipleri ile vücudun mikroplarla savaşmasında ve bağışıklık sisteminde görev alırlar. Yükselmesi halinde, yeni bir enfeksiyon söz konusu olabilir. Düşük olması halinde de mikrobik hastalıklara yakalanma ihtimaliniz artabilir.

    Biyokimya Testleri
    Vücut fonksiyonlarınızı ve organlarınızın çalışması sonucunda kanınızda meydana gelen değişiklikleri, oluşan atık maddelerin ve bazı gerekli elementlerin düzeylerini ölçmek için yapılır.

    Özellikle ilaçların vücuttaki yan etkilerini anlamak, gerekiyorsa önlem almak için, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri belirli sıklıkta tekrarlanabilir.

    Vücudun yağ metabolizması, kalp ve damar hastalıkları dışında, HIV tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkilerinin izlenmesi açısından da çok önemlidir. Yüksek kolesterol ve yüksek trigliserit düzeyleri ile vücutta belirli bölgelerde yağlanma pek çok HIV pozitifin ortak sorunudur. Kan yağlarınızın düzeylerini takip etmek ve beslenme şeklinizi (düşük kolesterol, düşük yağ içeren diyetler) düzenlemek sizin için çok önemli olabilir.

    Tüberküloz Testi (PPD)
    Tüberküloz , HIV pozitiflerde ortaya çıkan önemli fırsatçı enfeksiyonlardan biridir. Bu nedenle kişinin tüberküloz bakterisi ile karşılaşıp karşılaşmadığını anlamaya yarayan PPD deri testinin yapılması çok önemli olabilir. PPD testinin şüpheli olduğu durumlarda akciğer grafisi ve balgam incelenmesi gerekir.

    Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların (CYBH) Araştırılması
    HIV’in korunmasız cinsel ilişki ile bulaşan bir hastalık olması nedeniyle, HIV+ kişilerde sifiliz (frengi), gonore (belsoğukluğu), klamidya gibi cinsel yolla bulaşan hastalıkların da araştırılması gerekmektedir.

    Bu hastalıkların etkenleri, boğaz, anüs, penis ve vajinada bulunurlar; korunmasız cinsel ilişki ile bulaşırlar.

    Hepatit B ve C
    HIV ile Hepatit B ve C’nin bulaşma yollarının (korunmasız cinsel ilişki, kan ve vücut sıvıları ile temas gibi) benzer olması nedeniyle, bu hastalıkların da sizde mevcut olup olmadıkları araştırılmalıdır. HIV ile Hepatit B veya C’nin beraber olması durumunda tedavi biçimi ve ilaçlar biraz farklılık gösterecektir.

    Diğer Testler
    Önceden geçirdiğiniz bazı hastalıkların etkenleri, vücudunuzda sessiz kalabilir ve yıllarca hiçbir hastalık belirtisi oluşturmadan canlılığını sürdürebilir. Bu mikroplar, bağışık yetmezlik durumunda yeniden etkinleşip, fırsatçı enfeksiyonlara yol açabilirler. Bu nedenle, daha önce hangi enfeksiyonları geçirdiğinizi bilmek açısından, bunlara ilişkin testlerin de HIV enfeksiyonu saptandığında yapılması gerekir. Kızamık, suçiçeği, EBV, CMV enfeksiyonu, toksoplazma bunlar arasında en önemlileridir.

    BAŞKALARINI VE KENDİNİZİ KORUMAK
    HIV enfeksiyonunu başkalarına nasıl bulaştırabileceğinizi ve nasıl bulaştıramayacağınızı çok iyi öğrenmek zorundasınız.

    Kendinizi tamamen sağlıklı hissetseniz bile HIV’i başkalarına bulaştırabileceğinizi unutmayın. Bu nedenle, viral yükünüz ne olursa olsun, her tür cinsel ilişkide mutlaka prezervatif (kondom) kullanın. Bu hem virüsü eşinize bulaştırmanızı engelleyecek, hem de sizi, cinsel yolla bulaşan başka hastalıklardan koruyacaktır.

    Partnerinizin de HIV pozitif olması durumunda bile mutlaka kondom kullanılmalıdır. Çünkü sizin taşıdığınız virüsün tipi ile partnerinizin taşıdığı tip farklı olabilir. Bu durumda, korunmadığınız takdirde, yeni bir virüs türünü sizin edinmeniz veya partnerinize bulaştırmanız söz konusu olabilir. Yeni virüs tipinin dirençli olması durumunda, kullandığınız ilaçlar etkisiz kalabilir veya kullanabileceğiniz ilaç seçenekleri kısıtlanabilir.

    Gebe kadınlarda HIV, doğumdan önce, doğum sırasında ve doğumdan sonra emzirme ile bebeğe bulaşabilir. Bu tür bulaşmaları önlemek için, gebelik sırasında doktorunuzun önereceği tedavileri uygulamanız ve doğumdan sonra mümkünse bebeğinizi emzirmemeniz gereklidir.

    Dünyada ortak enjektör kullanımı hastalığın yayılımında çok önemli bir rol oynamaktadır. Ayrıca, damar içi uyuşturucu da dahil tüm uyuşturucular bağışıklık sisteminizi olumsuz etkileyecektir; bu nedenle hiçbir uyuşturucuyu kullanmamanız ya da kullanıyorsanız enjektör paylaşmamanız tavsiye edilir.

    Aynı evde yaşadığınız kişileri korumak için, kişisel temizlik ve hijyen malzemelerinizi ayırın; diş fırçası, traş bıçağı, tırnak makası vb kanınızla temas edebilecek malzemelerinizi kimseyle paylaşmayın. Evinizde, ofisinizde vb. bir ev kazası olasılığına karşı, birkaç çift eldiven ve pansuman malzemeleri bulundurun. Eğer kanınıza başkaları temas edecekse, onlardan eldiven giymelerini isteyin. Kanınızın herhangi bir yüzeye bulaşması halinde, önce kanı bir kâğıt peçete ile temizleyin; daha sonra o bölgenin 1/10 sulandırılmış çamaşır suyu ile silinmesi yeterli olacaktır.
    Cinsel ilişki sırasında kondomun yırtılması veya kaza sonucu kanınız ile HIV negatif bir kişinin temas etmesi halinde, en kısa sürede doktorunuza başvurun. Durumunuz değerlendirilecek ve gerekli görüldüğü takdirde, temas eden kişiye önleyici ilaç tedavisi başlanacaktır.

    TEDAVİ
    Halen HIV pozitif olma durumunu ve onun geç aşaması olan AIDS hastalığını tam olarak ortadan kaldıran bir tedavi yoktur. Mevcut antiretroviral tedavi, virüsün çoğalmasını yavaşlatır ve kandaki düzeyini düşürür. Bu tedavi ile yaşam süresi uzamakta, yaşam kalitesi artmakta ve hastalığın ileri evrelere ulaşması engellenmektedir. Günümüzde HIV pozitifler, ilaçlarını düzenli kullanmak suretiyle, yıllarca kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmektedirler.

    Tedavinin olmaması durumunda, hem HIV virüsünün kendisinin yıkıcı etkisine bağlı olarak hastalıklar gelişebilmekte, hem de bağışıklık sisteminin yetersizliğine bağlı olarak çeşitli bakteri, mantar ve parazit enfeksiyonları ile değişik kanser türleri ortaya çıkmakta ve yaşam süresi kısıtlanabilmektedir.

    Tedaviye hastalığın çok erken döneminde başlanması önerilmemektedir. Çünkü ilaçların ciddi yan etkileri vardır ve kullanılabilecek ilaç sayısı da sınırlıdır. Ayrıca tedaviye bir kez başlandıktan sonra bir daha kesilmemesi gerekir. Bu nedenle tedaviye, hastalık belli bir aşamaya geldikten sonra başlanması, en çok kabul gören yaklaşımdır. Tedaviye başlama kararı, hastanın klinik durumuna, CD4 hücresi sayısına ve viral yük düzeyine göre, hasta ile hekim tarafından birlikte verilmelidir.
    Hastanın ilaca uyum durumu, oluşan yan etkilerin şiddeti ve yaşamsal önemi ve en önemlisi de kişinin viral yük miktarı üzerindeki etkilerine göre verilen tedavi gözden geçirilerek, gereğinde değiştirilir.

    İLAÇLARIN ETKİ BÖLGELERİ

    HIV virüsünün çoğalmasını engelleyen antiretroviral tedavide (ART) kullanılan ilaçlar dört gruptur: Bunlar:
    1. Nükleozit ve nükleotit analogu revers transkriptaz inhibitörleri (NRTİ) : Bunlar HIV tedavisinde ilk bulunan ilaçlardır. Revers transkriptaz enzimini etkileyerek HIV virüsünün kopyalanmasını engeller.
    1. Nonnükleozit revers transkriptaz inhibitörleri (NNRTİ): Bu gruptakiler de NRTİ gibi virüsün kopyalanmasını önler.
    1. Proteaz inhibitörleri (Pİ): Bu gruptaki ilaçlar ilk olarak 1996 da kullanılmaya başlanmıştır. HIV tedavisindeki en güçlü ilaçlardır. Fakat yukarıdaki gruptakilerle beraber kullanılmak zorundadır (Kombinasyon tedavisi). Kopyalanmış virüsün hücreden çıkışını, yani yeni virüslerin oluşumunu engeller.
    1. Füzyon inhibitörleri (Fİ): Virüsün hücreye bağlanmasını engeller.
    Tedavide, 1987 -1996 yılları arasında sadece 4 ilaç seçeneği varken, 1997 -2006 arasında 22 yeni ürün ruhsat almıştır. Yüksek etkinlikli antiretroviral tedavi (HAART) olarak adlandırılan tedavi ile HIV/AIDS tedavisinde çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir.


    Günümüzde antiretroviral tedavi, iki veya üç farklı gruptan seçilen en az üç ilacın birlikte kullanılması temeline dayanır. Tek veya iki ilaçla tedavi yapılması, gebelik veya temas sonrasında korunma gibi bazı özel koşullar dışında kesinlikle önerilmez.
    Tüm dünyada tedavide ana hedef, virüsün çoğalmasını engellemek ve günlük alınan ilaç sayısını azaltarak, hastanın tedaviye uyumunu artırmak ve ilaçların yan etkilerini azaltmaktır.

    Tedavinin başarılı olması için en önemli koşul, hastanın tedaviye tam uyum sağlamasıdır. Yani ilaçların hiç doz atlanmadan ve olabildiğince zamanında alınması gereklidir. Tedaviye uyumun yüksek olması halinde, viral yük <50 kopya/ml düzeyinde kalacaktır. Bu durumda virüsün ilaçlara direnç kazanması mümkün değildir ve bu koşullarda hasta aynı tedaviyi yıllarca sorunsuz kullanabilir. Tedaviye ara verilmesi veya önerilen kullanım şekline uyulmaması direnç gelişimine zemin hazırlayan en önemli nedendir. Bu nedenle, viral yükün ve CD4 sayısının düzenli takibi, direnç gelişimini erken dönemde saptamak ve gerekli tedavi değişikliğini yapmak açısından son derece önemlidir.

    Profilaksi:
    Önleyici tedavi (veya profilaksi) hastalık daha oluşmadan, oluşmasını önlemek üzere verilen tedavidir.

    HIV enfeksiyonunda fırsatçı enfeksiyonların önlenmesinde kullanılır. Pnömoni (zatürre), tüberküloz (verem) gibi bakteri enfeksiyonlarından ve toksoplazma gibi parazitlerden korunmak amacıyla, doktorunuzun uygun gördüğü ilaçları, önerilen süre ve dozda kullanmanız gerekir.

    Ayrıca çeşitli hastalıklardan korunmak için bazı aşıları yaptırmanız da kuvvetle önerilir. Bunlar, zatürre (pnömokok), hepatit A ve B ve grip aşılarıdır. Zatürre aşısı 3 yılda bir, grip aşısı ise her yıl tekrarlanmalıdır. Hepatit A ve B aşı şeması tamamlandıktan sonra kan testi yapılarak, ek aşı yapılıp yapılmamasına karar verilir.
    Yeni tedavi biçimleri ve aşı konusunda bilimsel çalışmalar tüm dünyada devam etmektedir. Zaman zaman yazılı ve görsel medyada “yeni tedavi” başlığı altında çıkan pek çok haber aklınızda soru işaretleri oluşmasına neden olabilir. Anlamlı bulduklarınızı doktorunuza sorabilirsiniz. Ancak, bunların pek azının gerçekleri yansıttığını unutmayın. Ülkemizde de bu konu ile ilgilenen profesyoneller (doktorlar ve diğer sivil toplum kuruluşları) tüm gelişmeleri takip etmekte ve yenilikleri uygulamaktadır.

    Enfeksiyonlardan Korunma:
    Günlük aktivitelerimizi sürdürürken, farkında olmadan çevremizde bulunan birçok mikropla temas ederiz. Bunların hastalık oluşturmasını önlemenin başlıca kuralı temizlik ve kişisel hijyene dikkat etmektir.

    El Yıkama: Nezle ve benzeri üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmanın en etkin yolu düzenli el yıkamadır. Grip–nezle benzeri hastalığı olan kişilerden uzak durun, salgılarıyla bulaşmış eşyalara dokunmaktan kaçının. Ellerinizi yıkamadan, ağız ve burnunuza temas etmekten ve yemek yemekten kaçının. El yıkarken sıvı sabun tercih edin, en az 20 saniye süreyle ellerinizi, tüm yüzeylerini ovuşturarak yıkayın. Ortak havluları kullanma yerine ellerinizi havada kurutun ya da kâğıt havlu kullanın.

    Temizlik: Evinizde temel hijyen kurallarına uyum ve ortamın havalandırılması çok önemlidir. Mutfakta ve diğer ortamlarda yiyecek kırıntıları böcek oluşmasını kolaylaştırır.Tuvalet, banyo gibi ıslak bölgelerin nemli kalması, sıvı birikintileri, mantar oluşumuna neden olur. Evinizin yer döşemelerinin ve mobilyalarının kolay temizlenebilen, toz barındırmayan bir malzemeden yapılmış olmasına dikkat edin. Temizlik için normal ev temizlik malzemeleri dışında özel malzemeler kullanmanıza gerek yoktur. Yaşadığınız/çalıştığınız ortamların iyi havalandırılmış olması gerekir. Bir diğer önemli nokta da kişisel hijyen ve temizliğinize dikkat etmenizdir. Cildinizin temiz, gerekiyorsa bir nemlendirici ile nemlendirilmiş olması, açık yara ve kesiklerin steril malzemelerle kapatılmış olması hem sizin hem başkalarının sağlığı açısından önemlidir.

    Sigara: Sigara kullanmak, hem kalp ve damar hastalıklarının gelişmesine zemin hazırlaması hem vücudun bağışıklık sistemini zayıflatması hem de kanser gelişmesi açısından önemli bir risk faktörü olması nedeniyle, HIV’le yaşayanlar için kesinlikle önerilmez. Sigara kullanıyorsanız, bırakmak için size yardımcı olması açısından doktorunuzla konuşun. Unutmayın ki sigarayı bırakmanın en önemli koşulu, bırakmayı gerçekten istemektir.

    Sağlıklı Beslenme: HIV enfeksiyonunun vücudunuzda yapacağı tahribatı en aza indirmek, bağışıklık sisteminizi güçlü tutmak ve antiretroviral tedavide kullanılan ilaçların olumsuz yan etkilerinden korunmak için, sağlıklı beslenmek son derece önemlidir. Dengeli bir beslenme için bir diyetisyene ya da doktorunuza danışmanız önerilir. Gıdalarınızın hijyenik koşullarda hazırlanmış olduğundan emin olun. Kuşkulu olduğunu düşündüğünüz gıdaları tüketmeyin. Çiğ et yemekten kaçının. Sebze ve meyveleri iyice yıkamadan tüketmeyin. İşlenmiş gıdaların tüketimini olabildiğince azaltıp, doğal gıdalarla beslenmeye gayret edin. Vitamin ve diğer bazı destekleyici ürünlerin tüketiminin, CD4 hücreleri üzerinde olumlu etkileri olduğu gösterilmiştir. Bu tür ürünleri kullanmadan önce mutlaka doktorunuzun görüşünü sorun.

    Diğer İlaçlar: HIV enfeksiyonunun yanı sıra, başka hastalıklar için de ilaçlar kullanmanız gerekebilir. Bazı ilaçların, HIV enfeksiyonu ve antiretroviral ilaçlar ile olumsuz etkileşimleri olduğunu unutmayın. Herhangi bir ilacı kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

    Spor: Spor yapmak, hem bedensel hem de ruhsal sağlığınız açısından yararlıdır. Ayrıca spor, bağışıklık sisteminizin güçlenmesine ve antiretroviral ilaçların kan yağları üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesine de yardımcı olacaktır. Spor yapma konusunda mutlaka doktorunuzun görüşünü almayı unutmayın.

    Evcil Hayvanlar: Evcil hayvanlar, bulunmaz dostlardır. Evcil hayvan beslenmesi ve hayatımızı onlarla paylaşmak, pek çok açıdan pozitif etki yaratmaktadır. Evcil hayvanınız varsa, ondan vazgeçmeniz kesinlikle yanlış olacaktır. Sadece ufak hijyen kontrollerini yapmanız yeterlidir.

    Evcil hayvanınızın aşılarının ve rutin kontrollerinin tam olmasına özen gösterin. Daha önce toksoplazma enfeksiyonu geçirmemişseniz, kedi dışkısını çıplak elle tutmayın. Bu protozoondan (Toxoplasma gondii) korunmak için, çiğ et yememeli, hatta çiğ ete dokunmamalısınız da. İyi pişirildiğinden emin olduğunuz etleri yemelisiniz. Ayrıca, iyi yıkandığından emin olmadığınız hiçbir sebze ve meyveyi tüketmemelisiniz.

    HASTANE TEDAVİSİ
    Genel durumunuzda hastanede yatırılarak tetkik ve tedavi edilmesi gereken bir gelişme olduğunda, doktorunuz sizin hastaneye yatırılmanızı isteyebilir. Hastanede bazı tetkiklerin uzun sürebileceğini, farklı branşlardan doktorların sizi muayene edebileceklerini unutmayın.

    Hastanede kaldığınız süre boyunca, hastanenin kurallarına uymanız gerekir. Bazı durumlarda ziyaretçi kabul edilmeyebilir. Bu durum hem sizin, hem de ziyaretçilerinizin sağlığı açısından gereklidir.

    Hastanede size yapılanlar ve yapılacaklar hakkında bilgi almak en doğal hakkınızdır. Ayrıca yapılacak tüm işlemler için yazılı rızanızın alınması gereklidir. Tanınızın, herkesin görebileceği şekilde oda kapısına, dosyanın üzerine veya yatağınızın üzerine yazılması, hasta haklarına aykırıdır. Böyle bir tutum karşısında itiraz ve şikâyet hakkına sahip olduğunuzu unutmayın.

    Eğer hasta haklarınızın ihlal edildiği bir durumla karşılaşırsanız, bunu ilgili mercilere bildirmekten çekinmeyin.

    DİŞ BAKIMI /TEDAVİSİ
    Bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde, dişeti ve ağız içi hastalıkları oluşma riski yüksektir. Bu nedenle, ağız sağlığınıza normalden daha fazla özen göstermelisiniz. Ağız içi hijyene dikkat etmek, tedavilerinizi zamanında yaptırmak, diş fırçalama ve bakım konularında çok titiz olmak zorundasınız. Bu amaçla en az yılda bir- iki kez diş hekimine kontrole gitmeniz yararlı olacaktır.

    Diş hekimine tanınızı bildirmek zorunda değilsiniz; ancak diş hekiminizin, kendisini koruyacak önlemleri almasını (maske, eldiven, gözlük) sağlayın ve kullanmadan önce ve kullandıktan sonra aletlerini uygun şekilde mikroplardan arındırdığından emin olmak için kendisini sorgulamaktan çekinmeyin.

    ALTERNATİF VE TAMAMLAYICI TEDAVİ
    Sürekli ve etkili bir tıbbi bakım sizin için çok önemlidir. HIV + kişilerin öncelikle, modern tıbbın olanakları ile sağlık çalışanları tarafından , etkisi kanıtlanmış bilimsel yöntemlerle tedavi edilmesi önerilir.

    Bazı HIV hastalarının tedavide alternatif tıp yöntemlerini (bitkisel ilaçlar, akupunktur, homeopati gibi etkinliği tam olarak bilinmeyen bazı geleneksel tıp dışı yöntemler) kullanma eğiliminde oldukları bilinmektedir. Ancak bu yöntemlerin geleneksel tıbbın yerine/veya tamamlayıcısı olarak tavsiye edilmeleri için henüz elimizde yeteri kadar kanıt yoktur.

    Sizin, duygusal veya zihinsel olarak iyilik halinize katkıda bulunan, rahatlatan, ilaçlarınız ile etkileşimi olmayan ve en önemlisi zararı olmayan bazı yöntemleri, doktorunuzla görüşüp, onun onayını almak koşuluyla kullanabilirsiniz.

    GEBELİK
    Gebeliğiniz sırasında HIV pozitif olduğunuzu öğrenmiş olabilirsiniz veya HIV pozitif olduğunuzu öğrendikten sonra gebe kalmak isteyebilirsiniz. HIV pozitif olmak gebeliğin sonlandırılmasını gerektiren veya gebe kalmayı engelleyen bir durum değildir. Ancak bazı ilerlemiş HIV olgularında gebeliğin, hasta üzerinde olumsuz etkileri olabilir ya da hastanın kullanmakta olduğu antiretroviral tedavi, bebek üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilir. Bu nedenle gebelik konusunda karar vermeden önce, doktorunuz ile konuyu enine boyuna tartışmanız önerilir. Gebelikte, doğum sırasında ve sonrasında belirli koruyucu önlemler alınmadığı takdirde, enfeksiyonun bebeğe bulaşma olasılığı %75 gibi yüksek bir düzeydedir. Bu nedenle, gebelik durumunuz saptanır saptanmaz doktorunuza başvurmayı ve onun önerilerine harfiyen uymayı ihmal etmeyin.

    Kadın eşin HIV negatif, erkek eşin HIV pozitif olması durumunda, tüp bebek yöntemiyle bebek sahibi olmak mümkündür. Ancak bu kararı vermeden önce, konuyu doktorunuzla etraflıca tartışmanız ve bu işlemin nerede ve nasıl yapılabileceğine ve olası risklerine dair gerekli bilgileri almanız önerilir.

    CİNSELLİK
    HIV pozitif olmak, cinselliği engelleyen bir durum değildir. Ancak bu konuda eşler, durumlarını tartışarak ortak bir karara varmalı ve birbirlerinin duygu, düşünce ve görüşlerine saygı duymalıdır. HIV pozitif olduğunuzu eşinize gecikmeden söylemeniz önerilir. HIV enfeksiyonunu bilerek başka bir kişiye bulaştırmak suç olarak tanımlanmıştır ve eşinizle ya da partnerlerinizle korunmasız ilişki sonrası onlara HIV bulaştırmanız cezalandırılmanıza neden olabilir. Cinsellik konusunda hemen bir karara varması konusunda ısrarcı olmayın. İstiyorsa, gerekli bilgileri almak üzere kendisini doktorunuzla görüştürün ve ona duruma alışması ve karar vermesi için zaman tanıyın. Hastalığınız hangi aşamada, viral yükünüz ne düzeyde olursa olsun, mutlaka her ilişkinizde ve ilişkinin her çeşidinde kondom kullanmayı ihmal etmeyin ve cinsel ilişki sırasında kanamaya yol açacak hareketlerden kaçının.

    SON SÖZ
    HIV pozitif olarak yaşamını son derece sağlıklı bir biçimde sürdüren pek çok insan olduğunu unutmayın ve hiçbir zaman ümidinizi kaybetmeyin. HIV enfeksiyonunun daha iyi anlaşılabilmesi ve tedavi edilmesi için yapılan çalışmalar, tüm hızıyla sürmekte ve birçok yeni ilaç kullanıma sunulmaktadır. Ülkemiz, antiretroviral ilaçlara ulaşım açısından pek çok ülkede olduğundan daha iyi durumdadır. Doktorunuzun önerileri doğrultusunda hareket ettiğiniz takdirde, uzun yıllar sorunsuz bir yaşam sürmeniz mümkündür.




    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Vitiligo Nedir ? Nasıl Tedavi Edilir ?
  3. Çocuklarda RS Vİrüsü RS virüsü ve tedavisi - RS virüsü Nedir - RS hastalığının belirtileri
  4. Batı Nil Virüsü - Batı Nil Virüsü Nedir - Batı Nil Virüsü Nasıl Bulaşır
  5. Talasemi Nedir? Nasıl tedavi edilir?
  6. Varikosel nedir? Nasıl tedavi edilir?
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri