Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Vefa ve Tarih Bilinci Şiirleri 12 ADET ŞİİR VARDIR ÜSTE VEFA ALTA TARİH BİLİNCİ ŞİİRLERİ VARDIR. ŞİİRLER AŞAĞIDADIR VEFA SAHİPLERİNE Vefa , İstanbul’da küçük bir
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 15      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Vefa ve Tarih Bilinci ile ilgili Şiirler

    Sponsorlu Bağlantılar




    Vefa ve Tarih Bilinci Şiirleri

    12 ADET ŞİİR VARDIR ÜSTE VEFA ALTA TARİH BİLİNCİ ŞİİRLERİ VARDIR. ŞİİRLER AŞAĞIDADIR

    VEFA SAHİPLERİNE

    Vefa, İstanbul’da küçük bir semtmiş,
    Fatih ile Karagümrük arasında…
    “Bozası” ile meşhurmuş yıllarca
    Bir de Lisesi...
    Vefa, “elveda”nın bitirmek istenmeyen perdesi
    Hayatımızdan geçenleri hatırlama vesilesi.
    Bir fincan kahvenin acı telvesi.
    Daha bilmem nesi ve nesi...

    Üstün tutaktır vefa
    Yarını, bugünü, geçmişi
    Sımsıkı tutan.
    Keskin bıçaktır vefa
    Dostu, arkadaşı, kardeşi
    Hayırsızdan kesip atan.

    Vefasız olmak ister misin?
    Hadi özgürlük senin.
    Uçup kaybolmak ve de unutulmak...
    Vefa prangası mı var ayağına takılı?
    Adın sonsuza kadar yüreğimde kazılı.

    Hulusi Mutlu ERTAN

    Vefamız Mayamız Olsun

    Bizi kul var eden Rabb-i Rahman’a
    Sonsuz şükür ile daldık ummana
    Bize ışık tutan Kutb-i Cihan’a,
    Fikir asla yetmez, vefa gerektir
    Büyüttü bizleri anne ve baba,
    Sevgi,saygı göster olmaz ki heba
    İnsana yakışan sadakat, çaba,
    Şükürle yetinmez, vefa gerektir

    Âlimlerin özü, Hakk’a davettir
    Onlara kötü söz, bir adavettir
    Bizim görevimiz de uhuvvettir
    Zikir dilden düşmez, vefa gerektir

    Hayat arkadaşın ortak derdine,
    Daimî şefkati göster kendine,
    Zor gününde koşan, dostun merdine
    Teşekkürsüz olmaz, vefa gerektir

    Ceddimiz Hakk için şehîd olmuşlar,
    Gönüllere girip, mürşid olmuşlar
    Yârdan, serden geçip vatan bulmuşlar,
    Tefekkürle bitmez, vefa gerektir

    Cemiyette saygı her işin başı,
    Hukuk yoksa, ayırmaz kuru - yaşı
    Söz verdiysen, atma kimseye taşı
    Malkoç Ali, ahde vefa gerektir.

    Ali Rıza Malkoç

    Vefakarlara...

    —Vefa’nın vefalı eczacısı Ülkü Terzioğlu’na-
    Allah’ım ne oldu bize,
    Sözler vefasız vefasız…
    Selamet ver gönlümüze,
    Özler vefasız vefasız…

    Vefa bir semt adı kalmış,
    Yerini bencillik almış…
    Menfaatten yana dalmış,
    Gözler vefasız vefasız…

    Dostluk ateşi mi sönmüş,
    Nankörlük mü asıl yönmüş?
    Hep dünyaya doğru dönmüş,
    Yüzler vefasız vefasız…

    Büyükler, küçüğü yutmuş,
    Komşu komşuyu unutmuş!
    Yalnızlığı makam tutmuş,
    Sazlar vefasız vefasız…

    Kardeşlik argı açıktı,
    Seneler bendini yıktı,
    Mevsimler hayırsız çıktı,
    Yazlar vefasız vefasız…

    Vefakâr geçse serinden,
    Vefasız kalkmaz yerinden.
    Hatıralar ta derinden,
    Sızlar vefasız vefasız…

    Celil söyle biz ne yaptık,
    Bu taş kalbi nerden kaptık?
    Bir bilinmez yola saptık,
    İzler vefasız vefasız…

    Halil Gökkaya

    Vefasız Dünyanın Vefasız Sevgilisi

    Vefa her kimseden kim istedim ondan cefa gördüm
    Kimi kim bîvefa dünyada gördüm bîvefa gördüm
    (Her kimden vefa istediysem ondan cefa gördüm;

    kimi gördüysem vefasız dünyada, onun vefasızlığını da gördüm)

    Kime kim derdimi izhar kıldım isteyip derman
    Özümden bin beter derd ü belaya mübtela gördüm

    (Kime derman için derdimi açtıysam, onu benden bin beter dertli gördüm.)

    Mükedder hatırımdan kılmadı bir kimse gam def'in
    Safadan dem uran hemdemleri ehl-i riya gördüm

    (Kederli gönlümden kimse üzüntülerimi gidermedi.

    Esenlikten dem vurarak beni teselli edecek dostlarımı iki yüzlü gördüm)

    Ayak bastım reh-i ümmide, sergerdanlık el verdi
    Emel serriştesin tuttum elimde ejderha gördüm

    (Ne zaman umut yoluna ayak bastım, başım dönüp durdu.

    Emel ipinin ucuna yapıştım elimde ejderha gördüm)

    Fuzuli ayb kılma yüz çevirsem ehl-i âlemden
    Neden kim her kime yüz tuttum andan yüz bela gördüm

    (Ey Fuzuli, artık insanlardan yüz çevirirsem beni ayıplama.

    Çünkü kime yaklaştıysam ondan belanın yüz türlüsünü gördüm)

    Şair Fuzuli

    VEF’YA VEF BORCUM 1

    Murat ettin lütfettin, var olmamı istedin.
    Nur’undan parça kattın. Ruhumda öz’e VEFÂ.
    Siz kimsiniz? Ben kimim? Diyerek hitap ettin.
    Âlemi ervah’taki, verdiğim söz’ VEFÂ.
    M M M
    Koymadın nefsimizin, elinde esir bizi.
    Bin tane tarifçiyle, anlattın kendinizi.
    Ölürümde unutmam. Sana verdiğim sözü.
    Her masnunda turran. Gördüğüm göz’e VEFÂ.
    M M M
    İndirdin ve anlattın. Ayet ayet gösterdin.
    Her Ayette bin sırrı. Anlayan zekâ verdin.
    Kâinatta ne varsa, bunun içinde serdin.
    Her nimetinde olan. Çok ya da az’a VEFÂ.
    M M M
    Ezberledim yâsini. Kur’an ı yın kalbini.
    Her surede yaşadım. Hayatım olan Din’i.
    Kur’an’ı bahşettiğin. sevgili efendimi(sav) .
    Yaşayarak anlatmış. Bastığı iz’e VEFÂ.
    M M M
    Hürmetine kâinat. Yaratılan Efendim(sav) .
    O bana öğreticim. Kur’an ve İman Din’im.
    Kıblem Kâbe Beytullah, izine benim yönüm.
    Sürünmemiz bize zevk, aldığım hız’a VEFÂ.
    M M M
    Her Hadis’in Sünnetin, benim kurtuluş ipim.
    Hayatımı kuşatan, Resûlün altın küpüm.
    Sünnetlerin yaşamam elde iyilik kapım.
    Yollarında sürünen,elimle diz’e VEFÂ.
    M M M
    Ömer Çetinkaya

    Vefaymış Semtin Adı

    Çok şey anlatmak için
    önce susmasını bileceksin…
    hiç bir şey söylemeden,
    rüyalar aleminden sessizce
    gün ışığına süzülüp...
    gideceksin...
    İnanma.. ama dinle
    renkli hikâyelere…
    Çekip gitmek gelirse içinden
    Git gidebildiğin en uzak yere,
    Nasıl olsa yolun düşecek
    Huzur-u mahşere...

    İnanmış görün tüm söylenenlere,
    bir şey söyleme…
    İsterse kopsun sol yanın…
    En fazla yüreğin
    Ağladığın kadar ıslanır…

    Geçerse içinden ufacık sitem,
    Üzme kendini…boşver
    Bir anda yakacaksan gemileri,
    açık denizlere sür
    hayallerini…
    rahat olmalı, için dışın
    yakarken çırasını meyhanenin...

    Aşkmış, sevdaymış, dostmuş
    Hikaye bunlar,geçeceksin…
    Teselli verip kendine
    vefayı semt diye bileceksin…
    kimse değişmez ki! senin için
    sende öyle bilesin…!
    Sukut-u hayale uğrayıp
    hakikati, göreceksin…

    Vefasızlığa Sitem

    Ümit bağlayıp sırtımı dayadıklarım fos çıktı
    Bağrıma bastıklarım, çoğu kez vefasız çıktı
    Dost gözükenlerin tavırları canımı çok sıktı
    Ummanlar gibi olan ümitlerimi aniden yıktı
    Gözlerimde cam, yüreğimde hayal kırıklığım
    Cam kırığından daha çoktur hayal kırıklığım
    İçimdeki burukluğumun ekseri dostların eseri
    Yoktur gördüğüm vefasızlıkların haddi hesabı

    Toprağa Da Vefalılar

    hayat
    güneşli bir kış günüdür hep
    onlar için
    toprak ellerinde yoğrulur
    ölüm ellerinden akıp gider
    görünmezdir elleri
    ve de ne yazık o ellerin emekleri
    çekilen zahmete
    bir gülümseme
    bir elinize sağlık deme
    yeter de artar bile
    sizler ayaklarınızla yürürsünüz
    dünyayı
    onlar elleriyle...
    5 Ocak 2018 Ankara

    Okusunlar Tarihimizi

    Onlar Uludular tarih boyunca
    Hilekarlar bu düzeni bozunca
    Oyunlarında da hep oy olunca
    Hilekarlar bu düzeni bozunca
    Karıştırsın ortalığı bilerek
    İleriye gidenleri döverek
    Başkaldıranlara vurup, söverek
    Hilekarlar bu düzeni bozunca

    Düşündüğüm kalem ile yazdıkça
    Riyakarın hilesini bozdukça
    Uluyorlar karanlıkta azdıkça
    Hilekarlar bu düzeni bozunca

    Yusuf’um, bir günde, yola gelirler
    Okusalar tarihimiz bilirler
    Yalandan, yanlıştan dersin alırlar
    Hilekarlar bu düzeni bozunca

    Yusuf Ter

    Şanlı Tarihimle Gurur Duyarım....

    Şanlı tarihimle gurur duyarım,
    Nerde haklı görsem ona uyarım,
    Uyuduğum günleri ölüm sayarım,
    Şanlı tarihimle gurur duyarım.
    Ulubatlı burca diker sancağı,
    Kimse sevdiremez bana alçağı,
    Nazlı dalgalanır Türkün bayrağı,
    Şanlı tarihimle gurur duyarım.

    Nerde mazlum görsem dururum,
    Asla olmaz benim kinim gururum,
    Sanma kalleşim sırttan vururum,
    Şanlı tarihimle gurur duyarım.

    Aman dileyene kalkmaz ki elim,
    Mayamız temizdir kâlbimiz selim,
    Dünya için değil sevdam emelim,
    Şanlı tarihimle gurur duyarım...

    Yusuf Önder Bahçeci

    Tarihin Önemini Bilirmisin

    tarihin önemi yoktu aslında.geçmişti geçmişte kalan hatıralarım ve kırık dökük sedef kakmalı aynalarım.hayata dair irdeledim konuları aşka da yaz dediler yazasım yoktu aslında.bitkindim yorgundum ruhumu sevda çıkmazına vuran bir kadına satmış gibi serkeştim.seslenişlerimi kıyı balıkçıl kuşları akşam sefaları ve birde daimi müşterisi olduğum rakı kadehleriydi neden olan sabahları beraber kapattığım meyhanelerin kimliksel biyografisiydi.Aşka dair yaz dediler bir tarihten önce bu tarihti.yıkılmıştım dökük bir viranenin arkasından baskılarında sıkılmıs bir şehir gibi damıttım acılarımı sıkısmıs yerde kalan yıllarıma.Aska dair yazdım...kadın gittmişti aşk bitmişti.yaşamadairdir tiyatro sahneleri kadın ve adam vazgeçilmez karakterleri.sevişmek ne kadar basitti.yargılanacağım akşamdı günahlarımı şeytana satma vaktiydi.kutsanmış suda yıkanacaktım.oysa bütün dinlerin lugatından afaroz edilmiştim.dinsiz gibi yaşamaktısensiz.dini olmayan bir insan gibi felsefe aşklarıydı seni bana taşıyan taşaroncu sevdasıydı yanımda ki su.ne utopyalarımdan vazgeçebilirdim nede yardan.oysa bütün yarlar sere verilmedi mi? söyle şimdi kim kimi kandırabilir sevda çıkmazında.sen mi ben mi? endişeliyiz hayata.daha ne yazayım bilmem ki oysa iki yıl evvel bu tarihte ne diyordum şimdi ne diyorum.bir kadın buluyorum yada o beni buluyor ve tarihin anlamsal bütün yüklerini sedef kakmalı bir sandığa kapatıp ömür boyu açmamak üzere kilitliyor.
    şimdi seni düşünüyorum hangi paragrafa yazmalıyım.

    Tarihin Bilincinde Tomurcuklanıyor Kuruyan Ağaçlarımız

    yarasalar zorladılar mağaraların duvarlarını
    sıyrıldılar kınından, tepelerin ilahları oldular
    okşadılar düşmanlık dağının şakaklarını
    şarap sarhoşu sakallardan dökülüyordu kin
    diziliyordu acımasızlık kehribar tespihine

    merhametsiz bir imgeye takılıp kalıyordu parmaklar
    kurumayan imzalarla, bir neslin adı kurbana çıkıyordu
    kalplere saplanıyordu keskin tırnaklar
    ölümler sonsuzlaşıyordu

    kıyılarını infazların süslediği ağızlarında, kelle hesabına
    isimler taşınırken çarmıhlara, taş çehreler heykelleşiyordu
    her gün biraz daha taşlaştılar
    taşlaştıkça kamburlaştılar
    kendi evrimini yaşadılar her cinayetten sonra

    yok edişi desen desen giydiler
    kökten kazımak isteyen, ali kıran baş kesenler

    kimdi, neydi, nereden geliyordu
    emdiği sütün damarı kimdeydi
    bileyledi kılıcını yezit, ok gürledi
    inledi kerbela
    gelmedi insafa kuru taş su vermedi

    toprağından koparılmadan önceydi
    kökü derindeydi
    adı İmam, adı Cafer, adı Hüseyin’di
    öldü insan
    öldürdü insan
    paslanmış tarihlere gömüldü insan

    kazma kürek, tahta sopa, demir çubuk
    kurşun yağdı oluk oluk
    ve gaz -ve katran, ne cam kaldı ne çerçeve
    ne de kapısı çarpıp duran
    ırza geçti karın deşti, kundak söktü
    yerler kızıl-kan
    adı Maraş, adı Kahraman

    fetva verdi- sırt sıvazladı
    mehdilerin-imamların yazan kalemi
    kin kustu salyalı dili
    ne adınaydı, kim içindi
    basıp geçti kömürleşen çığlıkların üstünden
    elhamdülillah dedi

    bin kat daha çoğaldı yedi başlı ejderhanın alevi
    her cüsse bir silah, her düşünce bir mermi
    canlar ölümün menzilindeydi

    aldı kara-sını Ankara’nın
    orası neresiydi, o hangi şehirdi
    kara yeller esti sokaklarında
    gözyaşı kana-kesti
    kulağı sağırdı, gözü kördü
    hiç kimse duymadı anaların iniltisini

    taş yürekler neyi anlatır gözlerine bakınca
    gül açar mı soluğunda
    adı nedir
    gazi midir, katil midir Madımağın

    sustular bedenlerin yangınına, duman kokusuna
    sustu yol yolak, yağmurlara uzak topraklar sustu

    gözleri karanlığa açılan pencere
    çılgın korosu ile girdiler silip süpürmenin yörüngesine
    rengarenk nefretler uçuştu putlarında
    uzadı bacakları suçun

    karanlığın çatlayan kabuğunda inanç bahçıvanları
    ölümlerden ölüm beğendiren, çağın kambur cellatları
    budarken fidanları

    varsın kazıya dursunlar
    tarihin bilicinde tomurcuklanıyor kuruyan ağaçlarımız
    bahçelerimiz ülke kadar büyük şimdi

    Müsade Özdemir

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Vefa ve Tarih Bilinci ile ilgili Kompozisyon Yazısı
  3. Tarih bilinci ve vefa ile ilgili kompozisyon
  4. Vefa ve Tarih Bilinci ile ilgili Ayet ve Hadisler
  5. Vefa ve Tarih Bilinci ile ilgili Sözler Atasözleri
  6. Vefa ve Tarih Bilinci ile ilgili Güzel Sözler
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri