Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

AYGIR FATMA ROMANININ ÖZETİ (KİTABININ ÖZETİ , ROMAN ÖZETİ) Yazarı: OSMAN CEMAL KAYGILI Roman Hakkında Genel Bir Giriş: Aygır Fatma , Osman Cemal Kaygılı’nın roman

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Aygır Fatma Romanının özeti (kitabının özeti, Roman özeti)

    Sponsorlu Bağlantılar




    AYGIR FATMA ROMANININ ÖZETİ (KİTABININ ÖZETİ, ROMAN ÖZETİ)

    Yazarı: OSMAN CEMAL KAYGILI

    Roman Hakkında Genel Bir Giriş:

    Aygır Fatma, Osman Cemal Kaygılı’nın roman alanındaki en ilginç eseri sayılabilir. Roman,çocuklukta başlamış bir aşk hikayesinin İstanbul’dan Anadolu’ya savrulup gidişi özelliğini taşır. Yoksul insanların sıkıntıları dolaylı biçimde yansıtılır.

    Romanın Konusu:

    Romanın konusu çocukluk yıllarında başlayıp ilk gençlik yıllarında mutsuzlukla biten bir aşktır.

    Romanın Ana Fikri:

    Gönül çökkünlüğüne uğramış yoksul insanlar,son sığınağı sanatta bulmak isterken,bu haktan bile yoksun bırakılırlar.

    Romanın Özeti:

    Hasan o zaman altı, yedi yaşlarında sarışın bir toramandır. Bir bayram günüdür. Bayram eğlenceleri sırasında Hasan, darbukacı ablayla ve zilli maşa çalan oğlanla tanışır. Bir de kişmiri, narin bir kız vardır. İki bayram günü boyunca darbukacı abla onları gezdirir. Darbukacı kız, çocukların annelerine onları üçüncü gün de getirmelerini söyler ama gelemezler. Bu iki gün çocukluğun en güzel hatıraları olarak zihinlerinde kalacaktır.

    Kişmiri, narin, utangaç kız Hasan’ın ilk aşkıdır. Yılar geçmiş, kızın sadece anıları kalmıştır Hasan’ın hatırında. Altı yedi yıl sonra Hasan ve bu kız tekrar karşılaşır. İkisi de önce birbirlerini tanımaz; ama benzetirler. Konuştuklarında bir bayram günü tanışmış olduklarını hatırlarlar. Kız burada bir akrabalarında misafirdir. İkinci görüşmelerinde Hasan’a gelecek baharda buraya yine geleceklerini müjdeler. Aradan uzun bir kış geçer. Bir gün Hasan birkaç mahalle serserisi ile birlikte, üstü başı bozuk bir haldeyken kişmiri, narin kız onu görür ve yüzünü ekşitir.

    Hasan o mahalleden aynı semtte başka bir mahalleye taşınır. Güz mevsiminde o kızı geçen yıl gördüğü yerde yine görmesine rağmen, kız onu görmezlikten gelir. Kış gelince Hasan arkadaşları tarafından şehzadebaşındaki tiyatrolara alıştırılır. Tiyatroya giderken kantocu kıza,sonra da cambaz kızına karşı ilgi duyar. Ondan sonra mahalleden Zaika adlı kızla bakışmaları olur. Zaika mahallede çıkan dedikodular ve olaylar nedeniyle bir süreliğine başka bir yere gitmek zorunda kalır. Bu sırada da Hasan’ın ilk ve asıl sevdiği olan kız yine mahalleye misafir gelir. Hasan çok değişmiştir ve kız daha önce ona ilgi göstermeyip, yüz çevirdiği için pişmanlık duyar. Ertesi gün yine aynı yere giderler. Bu kez Hasan’la kız konuşur. Birbirlerinin isimlerini bilmediklerini fark ederler. Kızın adı da Mediha’dır.

    Mediha’nın yanında bir de Rana isminde arkadaşı vardır. Arap Zeynel ve Topuz Süleyman ismindeki serseriler kızlara laf atarlar ve daha sonra da Hasan’ı dövmeye başlarlar. Aygır Fatma hemen yetişir ve Hasan’ı serserilerin elinden kurtarır. Aygır Fatma’nın kızı da oraya gelir. Çocuklara soru sorarlar ve genç kadın onların yıllar önce bir bayram günü kağıthane’ye götürdüğü çocuklar olduğunu anlar. Aygır Fatma’nın kızı yıllar önce çocukları gezmeye götüren darbukacı abladır. Çocukları alıp orada oturdukları bahçeye getirirler. Onları Ali Beybaba ile tanıştırırlar. Ali Beybaba darbukacı ablanın üvey babasıdır. Sonra darbukacı ablanın kocası gelir. O da küçükken onlara külah yapan, zilli maşa çalan Ahmet’tir. Zehra (darbukacı abla) yıllar sonra çocuklarla karşılaşmanın mutluluğu içindedir. Bir müddet onlarla oturduktan sonra çocuklar evlerine giderler.

    Hasan ve Mediha Arap Zeynel ve Topuz Süleyman’la yaşadıkları olaydan sonra yine buluşur ve birbirlerine sevgilerini söylerler. Olaydan dolayı çıkan dedikodular nedeniyle Mediha’nın annesi Aygır Fatma’nın evine gelir ve ona suçlamalarda bulunur. O kadından sonra da Mediha’nın amcası gelir. Meseleyi ona anlatırlar ve dedikoduların yalan olduğunu anlar. Aralarında bir yakınlık oluşur. Mediha’nın amcası, Hasan’la Mediha’nın yakınlığına karşı çıkmaz; ama annesi onu Beşiktaş’a kaçırır. Hasan bu üzüntüyle bahçelerde gezinirken bir bahçıvan kızı ile tanışır. Bu kızın adı Elmas’tır. Hasan her gün bu kızın yanına gitmeye başlar. Hasan bir akşam Aygır Fatma’nın evinden derslerini bahane ederek hemen ayrılır. Onu takip eden Zehra Elmas’la birlikte yakalar.

    Hasan bir daha bu kızı germeyeceğine söz verir. Zehra Aygır Fatma’nın Mediha’nın amcasını ikna ettiğini ve Mediha’nın annesinin bugünlerde ya Hasan’lara yada kendilerine uğrayacağını müjdeler. Onlar böyle konuşa konuşa eve giderken Elmas’ın işten çıkarttırdığı biri tarafından saldırıya uğrarlar. Altı ay süren bir mahkemeden sonra Zehra dişleriyle kulak kopartmak ve Hasan’a yardımdan altı ay, Hasan da bostan yanaşmasını kasıklarından ilelebet sakat bırakmaktan iki buçuk yıl ceza yerler.

    Hasan iki buçuk yıla mahkum olduğu halde aftan dolayı bir buçuk yıl sonra hapishaneden çıkar. Hapishaneden çıktığında yirmi bir yaşındadır. Anası Mediha’yı Dağıstanlı, kırk beşlik bir tüccar ile evlendireli bir buçuk yıl olmuştur. Ali Beybaba damar şişkinliğinden öleli dört ay olmuştur. Hasan Aygır Fatma’ların evine gittiğinde Ahmet’in veremin son aylarını yaşadığını görür. Hasan hapishaneden çıktıktan bir gün sonra Mediha’nın evlendiğini öğrenir. Hasan, arkadaşı Hilmi’yle birlikte içki içmeye başlar. Bir müddet sonra Ahmet de yaşamını yitirir.

    Hasan, Mediha’nın hayalini Zehra’da hissetmeye başlar. Onu sever ve onunla evlenme kararı alırlar. Hasan’ın annesi Sıdıka H. Önce istemese de sonradan bu evliliğe razı olur. Hasan’ın babası Ömer Efendi zaten hiç itiraz etmez. Hasan’la Zehra düğün ve nikahla evlenecektir. Hasan tiyatro amatörlüğü yapmaya başlar. İçkiyi bırakacağına söz verdiği halde bırakmaz. Hasan’ın Aygır Fatma’nın evinde olduğu bir akşam evin penceresi taşlanır. Aşağı inerler evi taşlayan kişilerden birini yakalarlar; fakat diğeri kaçar. Yakalanan Çapraz Selahaddin’dir. Bunu gören Zehra Çapraz Selahiddin’e saldırınca o da kalbinden vurulur ve ölür. Artık dünya Hasan’a zindan olur.

    Zehra’nın ölümünden sonra Hasan tiyatroyu bırakır. Kendini içkiye verir. Hasan’ın bu hali tam on yıl sürer. Aygır Fatma çoktan memleketindeki akrabalarının yanına gitmiştir. Babası Ömer Efendi de ölmüştür. Hasan, ihtiyar anasına bakmak için tuluat kumpanyalarında çalışmaya başlar. Bu kumpanyayla Anadolu’da dolaşır. Kumpanya sahibi ondan bir oyun yazmasını ister. O da kendi hayatını yazar. Oyunun adı “Aygır Fatma” dır. Bu oyunun başrolünü “seyyar sahneler yıldızı” Bedia Nesrin oynayacaktır.

    Bedia Nesrin oyunun sahneleneceği günden bir gün önce gelir. Bedia Nesrin’in gençliğin masumiyetini çoktan yitirmiş Mediha olduğu anlaşılır. Hasan yine onunla birlikte olmak ister; fakat Bedia Nesrin hayatındaki erkeklerin peşini bırakmayacağını söyleyerek onu reddeder. Oyun sahneleneceği sırada Aygır Fatma elinde bir sopa ile sahneye dalar ve oyunu bozar. Onların arasında Hasan’ın da olduğunu öğrenince büyük bir pişmanlık duyar. Kumpanya başka bir kasabaya gitmek üzere yola çıkar.

    Hasan Aygır Fatma’ya onunla birlikte İstanbul’a gelmesini söyler. Kadın önce itiraz etse de Hasan’ı kıramaz. On beş gün sonra Hasan’la Aygır Fatma İstanbul’a geldiklerinde Hasan’ın annesinin iki gün önce öldüğünü öğrenirler. Hasan Aygır Fatma’dan onu bırakıp gitmemesini ister ve artık anasının o olduğunu söyler. Aygır Fatma da gitmez.

    Aygır Fatma bir yıl sonra, kendi memleketinden getirdiği akrabası bir kızla Hasan’ı nikahlandırır. Hasan’ı katiplik göreviyle yanında çalıştıran tüccar Abdullah Bey Hasan’ın, Mediha’nın amcası da kızın vekilliğini yapar.

    Sonuç Ve Değerlendirme:

    Bu rokan Osman Cemal’in en ilginç eseri sayılabilir. Eserin teknik açıdan kuvvetli olduğu söylenemez; fakat konusu ve kahramanları özgündür. Kenar mahalle insanı anlatılır. Tahir Alangu Osman Cemal’le ilgili şunları söyler:

    “Onun karma bir estetiğin dışında, biraz itinasız, düzensiz ama tam anlamıyla halktan gelen bir tarafı vardır ki zamanla değeri daha iyi anlaşılacaktır. (... ) Onun romanlarından yapı bakımından çok üstünleri yazılacak, ama onun, kişilerini konuşturma ve anlatma yolundaki gayretleri daima hatırlanacaktır. ”

    Osman Cemal, kahramanlarını konuştururken onların şivelerini değiştirme yoluna gitmez.

    “(... ) Ahmet gülümsiyerek:

    -Onlar da bir günmüş.
    -Amma, sonra deniz kenarında benden paparayı yiyince nasıl süt dökmüş kediye dönmüştün !
    -Canım bırak şimdi bunları be Zehra da tatlı muhabbete bakalım!

    Ali Beybaba üvey kızına:

    -Senden, anandan paparayı yemiyen kim var ki ? Hem maşallah, sen bu gidişle anana da taş çıkaracaktın !

    -Çıkarırım, Zahir ! (... )” (sf. 76. sf. 77)

    Yazar, romanda bazen okuyucuyla konuşuyormuş gibi araya giriyor. Bu romanın teknik kusurlarından biridir. Örneğin;

    “(... ) Düşünün bir kere, biraz sonra, o dehşetli kalabalığın içinde on dört yaşlarında bir çocuk, koskoca pehlivan yapılı ve kendi karısının tabiri veçhile ip koparan koskoca bir lenduhadan intikam alacaktı !

    Buna kediler bile gülerdi ! (... )” (sf. 25)

    “(... ) Biraz sonra kollarını sallıya sallıya o mahallenin sınırından daldı, çocukların, hele Bahri’nin bulunacağı sokak aralarında, duvar diplerinde, boş meydanlarda tek başına harman çevirmeğe başladı. Fakat aksi gibi bugün ortada ne Bahri, ne de o mahallenin başka bir çocuğu vardı. Hasan, bunu neye güvenerek böyle yapıyordu ? diyeceksiniz. Hiçbir şeye ! (... )” (sf. 55)

    Yazar, aynı çevrede yetişen insanların aynı davranışlarda bulunacağı düşüncesine karşıdır. Bunu kitabın ana karakteri Hasan vasıtasıyla dile getirir:

    “(... ) Amma ben ne yapayım, benim elimde değil ki; ben her ne kadar onlardan olmağa çalışırsam çalışayım, olmuyor işte... Zira benim mayam, benim hamurum onlardan büsbütün başka....

    İçinde yaşadığımız aynı çevre, aynı mahalle, aynı görgüler, aynı panoramalar da beni tamamile onlara benzetmiyor ! (... )” (sf. 24)

    Yazar eserinde eserinde eski bir İstanbul kahvesini de anlatmadan geçemez. Bu kahve Hasan’ın sanata yatkınlığının da göstergesidir.

    “(... ) Hasan’ı bu karanlık, kasvetli kış günlerinde oyalayan, onun zaten çok incelmiş, yufkalaşmış olan yüreğini biraz daha yakalanmış olduğu bu çeşitli sevgi derdine bağlıyan şey, mahallede en çok gençlerin çıkmış olduğu bahçeli büyük kahve oluyordu. Hasan’ı, bu kahveye ramazandaki tiyatro arkadaşları alıştırmışlardı.

    Ramazan geceleri bu kahveye ara sıra meddahlar, cura, bağlama gibi meşhur saz çalanlar geliyor; orada gençlerle birlikte çocukları da eğlendiriyorlardı.

    Fakat Hasan’a bu kahvede meddahlardan ziyade saz çalanların çaldıkları şeyler tesir ediyordu. Zaten musikiyi çok seven Hasan bu sazlarla çalınıp söylenen aşıkane ve çok hazin türküleri dinledikçe adeta oturduğu yerde ağlamalı oluyor ve sonra kahveden eve dönünce yatakta uyuyuncıya kadar bazan hep o şarkıları mırıldanıyordu. Büyük mahalle kahvesinde Hasan’ı meddahlardan da, sazcılardan da çok efsunlıyan şeyler kahvenin duvarlarındaki levhalar, resimlerdi. Mesala karşılıklı asılmış, birbirlerine çok benziyen iki tane kara kaşlı, kara gözlü, süt gerdanlı, püskürme benli beyaz arap kızı resmi vardı bunların o upuzun kirpiklerile canlara işleyen süzgün bakışları, adlarına (kadın-ana) denilen Havva kızlarını Hasan’a hayatın biricik can yoldaşları gibi gösteriyordu. Fakat ayni kahvenin duvarlarında Hasanı kendinden geçiren başka tablolar da şunlardı:

    İsviçrenin karlı çamlı dağları... Kazlı, ördekli gölleri.... çok şirin, çok şairane İtalya, İspanya sahilleri.... Sonra Avrupanın daha başka pastoral manzaralı yerleri....

    Hasan, bazan kış günleri, kış geceleri bu kahveye çıktıkça gözlerini hep bu resimlere diker; onları dakikalarca seyreder; bazan kahvenin tenha bir masasına çekilip kalemini defterini çıkarır; bu tabloların o anda kendisine verdiği ilhamlarla defterine birşeyler karalamıya çabalardı. (... )” (sf. 43, sf. 44)

    Eser, Türk insanının akrabalık bağları olmadan da yakın olabildiğini çok güzel gösterir. Hasan’ın Aygır Fatma’larla olan ilişkisi şöyle ifade edilmiştir: x

    “(... ) Hasan, artık Ali Beybaba ailesinin bir ferdi gibi olmuştu. Hasanın, pek olur olmaz insanlarla görüşmiyen anası bile bir iki defa Aygır Fatmalarla gidip geldiği gibi onlar da ana kız, Hasanların evine birkaç defalar gidip gelmişlerdi. (... )” (sf. 104)

    Osman Cemal, bu romanda insanların dış görünüşlerinin ruhunu yansıtmadığını göstermiştir. Bunu şu ifadelerde görüyoruz:

    “(... ) – Yahu, (Zehrayı göstererek) bu kız senin tasavvur ettiğin kızlara pek benzemiyor. (... )

    Zehra ağlıyarak:

    - Haşa, haşa, ben insan evladıyım, benim rahmetli asıl babam bize ana, baba, karı, koca, evlat, kardeş yüreklerinin ne demek olduğunu iyice anlatmıştı. (... ) Anama aygır lakabını takanlar onun tam bir gürbüz Anadolu yayla kadını gibi iri, kemikli, güçlü, kuvvetli gövdesini çekemeyenlerdir. (... )” (sf. 144, sf. 145)

    Roman konusu ve akıcı üslubuyla zevkle okunabilecek bir özelliğe sahiptir.


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Aşıklar Yolunun Yolcuları Romanının özeti (kitabının özeti, Roman özeti)
  3. Ateş Gecesi Romanının özeti (kitabının özeti, Roman özeti)
  4. Asılacak Kadın Romanının özeti (kitabının özeti, Roman özeti)
  5. Ankara Romanının özeti (kitabının özeti, Roman özeti)
  6. Akşamlar Romanının özeti (kitabının özeti, Roman özeti)
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri