Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Semavi Kitaplara Îmân , İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir? İlâhî Kitaplar Ve Semavi Kitaplara Îmân İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir ?
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 3      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Semavi KitapLara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?

    Sponsorlu Bağlantılar




    Semavi Kitaplara Îmân, İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir?

    İlâhî Kitaplar Ve Semavi Kitaplara Îmân

    İlâhî Kitap Ne Demektik Ve Niçin Gönderilmiştir ?


    Hak Teâlâ'nın insanlar arasından seçtiği «Peygamber» dediği­miz mümtaz ve seçkin şahsiyetlere, yalnız kendi milletlerine [1] veya bütün insanlığa tebliğ etmek üzere [2] vahyettiği kitaplara, «İlâhî Kitaplar» veya «Semavî Kitaplar» veya «İnzal olunan Ki­taplar», (Kütüb-i Münzele) adı verilir
    Bu kitaplar, lâfız ve mânâ bakımlarından Allah Kelâmı olup, herşeyden önce insanları her türlü dalâlet ve sapıklıktan, kötü ve karanlık yollardan çıkararak, onları doğru ve güzel yollara sev-ketmek suretiyle Hak ve hidâyet nuruna kavuşturmak için gönde­rilmiştir Gerçi insan, bütün yaratıklar arasında en kuvvetli ve en şerefli mahlûk olarak yaratılmış, kâinattaki her çeşit varlık ve ya­ratık onun emrine ve hizmetine verilmiş [3] ona bu dünyayı îmâr ve ıslâh etme kuvvet ve kabiliyeti bahşedilmiştir Fakat insan, nef­sine ve tabiatta bulunan bazı şer kuvvetlere karşı daima başarı sağlayamaz Hattâ çok defa onlara yenilir Zira insanın, bilhassa nefsine karşı, buyuk zaafı vardır Onun en buyuk düşmanı, şer kuv­vetlerinin başı sayılan Şeytan'dır [4] Nitekim, insanoğlunun ve beşeriyetin ceddi Âdem (as)'in nefsine ve Şeytana nasıl aldana-rak uyduğu, Cennet'ten nasıl çıkarıldığı, sonra hatasını anlayarak Allah'tan nasıl af ve mağfiret dilediği ve Cenab-i Hakk'm affına mazhar olduğu Kur'an-ı Kerîm'dc beyân edilmiştir [5]
    Evet, insan herşey karşısında kuvvetli ise de, nefsi karşısında zayıftır însan, ilâhî bir nur ve ihsan olan aklı ile, sahip olduğu beşerî kuvvetler ve eşya hakkındaki bilgisi sayesinde tabiatı ye­nebilir, bazı hakikatlara erebilir, birçok keşifler yaparak yüksele­bilir Fakat başarıların en büyüğü kendi nefsini yenmektir Kemâ­lin en yükseği ise, bu başarıya ulaşmaktır îşte bu başarı ve bu kemâl ancak ve ancak Hak Teâlâ ile yakın bir alâka kurmak, yâni ilâhî vahyin yardımına ermekle kaabildir
    Nitekim Kur'an'da, insana, nefsinin arzu ve ihtiraslarına kar­şı koyamadığı zamanlarda, ona Yüce Allah'dan «ilâhî bir sös» şek­linde yardım geldiği haber verilmektedir [6] İnsanların ilk babası Âdem (as)'a gönderilen ilâhî yardım ve vahiy, Âdem oğullarına da, ilâhî irşad ve rehber olarak gönderilmiştir Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de meâlen :
    Benden sise bir hidâyet gelecektir O'na tâbi olanlara ar­tık hiç bir korku yoktur Onî^r mahzun da olmayacaklardır» [7]
    buyur ulmaktadır
    Bu ve daha birçok âyetler, insanın ilâhî vahye muhtaç oldu­ğuna, vahye tabî olursa Şeytan'm tahriklerinden ve birçok kötü­lüklerden korunacağına, her türlü şer kuvvetleri yenerek huzur ve güven içinde kemâle doğru yükseleceğine delâlet etmektedir[8]

    1] ) Hz. Musa (A.S.) ya indirilen Tevrat, Hz. Dâvud (A.S.) indirilen Zebur. Hz. tsa (A.S.) a indirilen İncil gibi..

    [2] Hz. Muhammed (S.A.V.) e indirilen en son ve en mükemmel ilâhî kitapKur'ân-i Kerim gibi.

    [3] İbrahim : 32-33; Nahl : 12. 14; Hacc : 37,65.

    [4] Isrâ : 53; Yasin : 60; Fâtır : 6.

    [5] Bakara ; 35-37. Bu hâdisenin vuku bulmasmdaki ilâhî hikmet, insanları ikaz. irşad ve onlara ilâhî bir derstir

    [6] Bakara : 37,£em, Rabbinden kelimeler öğrenip aldı (Rabbine yalvarıp mağfiret diledi.) O da tevbesini kalıul etti. Çünkü tevbeyi en çok kabul eöcti,
    en çok acıyan O'dur»

    [7] Bakara : 38

    [8] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 419-420

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. İlâhî Kitap Kavramı ve Kitaplara İman Hakkında
  3. İlahi kitap kitaplar niçin kutsaldır?
  4. İlahi kitaplara iman ne anlama gelmektedir?
  5. İlahi Kitap ve İlahi Kitaplara İman
  6. Kitaplara iman ne demektir?
  7. Paylaş Facebook Twitter Google






  8. Sponsorlu Bağlantılar




    İlâhî Kitapların Hepsine Îmân, Îmân Esaslarım) Andır


    İşte bu sebeple Hak Teâlâ, beşeriyeti hidâyete, yani doğru yola sevketmek için, ilâhî nizam, esas ve hükümlerini ihüva eden, «Mu­kaddes Kitaplar» indirmiş, bu kitapları insanlara tebliğ ederek on­lara öğretmek için de, kendi aralarından seçtiği b'ir kısım insanları Peygamber ve İlâhî Elçi olarak göndermiştir Peygamberler, bifij yüce vazifeyi noksansız olarak yapabilecek ve kendilerine vahyolu-nan ilâhî hükümleri insanlara aynen tebliğ edebilecek kudret ve: kabiliyette yaratılan mümtaz ve sâdık kullar, ilâhî elçilerdir
    O halde; Mukaddes Kitapları beşeriyete tebliğ etmek ve ilâhî hükümleri bildirmek için Peygamberlere, herhangi bir zâtı Pey­gamber olarak kabul edebilmek için de, kendisine vahyedilen ilâhî bir kitaba ihtiyaç vardır Bu sebebledir ki, müslüman olabilmek için, Allah'a ve Meleklerine îmândan sonra, İlâhî Kitaplara ve Pey­gamberlere îmân etmek şart koşulmuştur
    Çünkü insanlar, nefislerini ve şeytanı yenebilmek için daima Yüce Allah'ın yardımına, yani, vahye dayanan İlâhî Kitaplara, do-' layısiyle, bu kitapları kendilerine tebliğ edip, öğretecek Peygam­berlere muhtaçtırlar İlâhî Kitapların ve Peygamberlerin lüzumu­na inandıktan sonra da, insanlık tarihinin her devrinde yaşayan milletlerin bir Peygambere ve mukaddes bir Kitaba sahib olabile­ceğini kabul etmek ve bunlara da inanmak, akl-ı selimin ve sağ duyunun icâbıdır
    Nitekim Kur'an-ı Kerîm, vahyin ve Peygamberliğin muayyen bir şahsa veya millete mahsus olmadığını ve her millete bir Pey­gamber gönderildiğini şu âyetlerde açıkça bildirmiştir :
    «Hiçbir millet yoktur ki, kendi içinde (onları Allah azabıyhı) korkutan biri (yani bir Peygamber) gelip geçmiş olmasın» [9]
    «Her milletin bir Peygamberi vardır» [10] Yani, her millete mutlaka bir Peygamber gönderilmiştir
    Her Peygambere de, gönderildiği insanlar arasındaki ihtilâfı halletmek için bir kitap verildiği şu âyeti kerîmede bildirilmekte­dir :
    «Bütün insanlar bir tek ümmet idi (Aralarında ihtilâfa düş­tüklerinden) Allah, (rahjnetiyle) müjdeleyici, (azabı ile) korkutu­cu Peygamberler gönderdi İnsanların ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hükmetmek için Peygamberle beraber hak (ve gerçek) kitaplar da inzal etti»[11]
    Kendisine müstakil bir kitap verilmeyen Peygamberler ise, daha önce indirilen ilâhî bir kitaba tabî olmuşlar ve onu gönderil­dikleri milletlere talim ve telkin etmekle, hükümlerini öğretmek ve anlatmakla emredilmişlerdir
    Bu sebeple İslâm dînî, yalnız Kur'an'a değil, daha önce dünya milletlerine gönderilen Mukaddes Kitapların hepsine îmân etmeyi emretmekte, bütün İlâhî Kitaplara inanmayı, îmân esaslarından saymaktadır[12]
    Her millete bir Peygamber ve her Peygambere de bir «Kitap* veya «Suhuf» verildiği Kur'an'da bildirilmiş ise de, bütün Peygam­berlere indirilen kitapların isimleri ayrı ayrı, zikredilmemiştir Bu bakımdan;
    , İcmali olarak : «Bütün İlâhî Kitaplara»,
    Tafsili olarak da : Kur'an'da isimleri zikredilen Mukaddes Ki­taplara ayrı ayrı inanmak, herbirinin Allah Kelâmı olduğunu kalb ile tasdik etmek lâzımdır
    Tevrat, Zebur ve İncil ile, en son ve en mükemmel İlâhî Kitap olan Kur'anri Kerîm'dİr Ayrıca yüz adet «Suhuf» (sabiteler) in­dirilmiş, bunların 10 adedi Hz Âdem'e, 10 adedi Hz İbrahim'e, 50 adedi Hz Şît'e ve 30 adedi de Hz İdris (Aleyhimesselâm)'a veril­miştir
    O halde, geçmiş milletlere gönderilen bütün Peygamberlere in­dirilen «İlâhî Kitaplar» m ve «Suhuf» un hepsine inanmak, her müslümana farzdır
    îmân edilmesi İslâm'a göre farz olan bu kitapların, mukaddes ve ilâhî vasfını kazanabilmesi için, iki şarta sahio olması lâzımdır :
    1- It&hî Vahye istinad etmelidir
    Yani, Allahu Teâlâ tarafından Peygamber olarak seçilen şa­hıslara indirilen vahyin, aynen yazılarak toplanmasından meydana gelen bir kitap olmalıdır Böyle olmayan ve insanlar tarafından daha sonraları yazılan şeyler Allah Kelâmı olmadığından, ilâhî bir kitap olarak kabul edilemez
    2- ilâhî vahye istinad eden ve ona dayanan Allah Kelâmı olduğu tevatür yoluyla bilinmeli, bu husus sabit görülmeli, ait ol­duğu Peygambere indirildiği hususu yine tevatür yoluyla zamanı­mıza kadar gelmelidir
    Bu iki şarta sahip olmayan kitaplar, aslında ilâhî de olsa, bu yüce vasfını ve ilâhî hüviyetini kaybeder Mukaddes kitap olmak­tan çıkar
    Müslümanlarca inanılması farz olan Mukaddes Kitaplar, işte bu ilâhî vasfa sahip olan Semavî Kitaplardır Halen ilâhî olduğu iddia edilen kitaplar arasında bu vasfı haiz olduğu tarihen sabit olan yegâne Mukaddes Kitap ise, yalnız Kur'an-ı Kerîm'dİr
    Tevrat, Zebur ve încil'in de, aslında vahye dayanan İlâhî ve Mukaddes kitaplar olduğuna her müslüman inanmakla mükellef­tir Fakat, halen mevcut olan Tevrat ve Incillerin nasıl tahrif ve tebdil edilerek değiştirildiğini ve ilâhî hüviyetlerini kaybettiğini [13] bir Tevrat ve bir İncil yerine, birbirine uymayan birçok Tevrat ve İncil nüshaları haline nasıl geldiğini biraz sonra özetleyeceğiz Bu; bakımdan, halen Yahudi ve Hıristiyanların elinde bulunan ve bir­birine uymayan Tevrat ve İndileri ilâhî ve mukaddes kitaülar ola­rak kabul edemeyiz[14]


    [9] Fâtır : 24.Ayrıca. İsrâ sûresinin 15 inci âyetini? bakınız

    [10] Yûnus 47.

    [11] Bakara : 213

    [12] Bakara : 4, 117, 285, Nisa : 136

    [13] Bakara :75,113; Nisa : 45; Mâide : 13, 41; Araf : 162

    [14] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 420-423



  9. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  10. 3 — Vahyolunan Kitapların İsimleri :


    Kur'an-ı Kerîm'de; Hz Musa'ya [15]
    Hz Davud'a, Hz îsâ'ya
    ve en son Peygamber Hz Muhammed (sav)'e kitap indirildiği bil­dirilmiş ve bunlar, Tevrat, Zebur, înciî, Kur'an ve Furkân gibi çe­şitli isimlerle anılmıştır
    Bu kitaplardan Tevrat'ın îsrâil oğullarına [16] Zebur'un Hz Davud'a [17] incil'in Hz isa'ya [18] Kur'an-i Kerîm'in Hz Mu-hammed Aleyhisselâm'a [19]
    indirildiği açıklanmıştır
    Vahyolunan ilâhî kitaplar, Kur'an-ı Kerîm'de genel olarak şu üç isim altında zikredilmiştir :
    1- Kitâb'ın Cem'i (Çoğulu) Olan (Kütüb [20]

    Kitab, «yazdı» veya «bir araya topladı» mânâsına gelen «ke-te-be» kökünden gelir
    Başlı basma bir bütün olan yazıya kitap dendiği gibi, bir mek­tuba da kitap denebilir
    Kur'an-ı Kerîm'de kitap kelimesi, bizzat Kur'an veya her sû­resi için
    [21] o zamana kadar indirilen vahiylerin tamamını ifade için [22] Kur'an ve vahyedilen bütün Mukaddes Kitaplar için [23] ve bazan da, bazı ilâhî emir ve esasları ifade için [24]kullanıl­mıştır
    2- Vahyolunan Kitaplara ve Kur'an-ı Kerîm'e «Sahaf» adı da verilmektedir :
    [25]
    Suhuf, sahife'nin çoğuludur Sahife «sahf» kelimesinden alın­mış olup, «yazılmış bir şey» demektir Mushaf, «yazıl» sahifeler mecmuası» demektir Kur'an'a da bu mânâda «Mushaf» denmek­tedir
    3- Mukaddes Kitaplar, «Zebur» un çoğulu olan «Zübür» adıyla da zikredilin ektedir
    [26]
    Zebur kelimesi «Zebâra» dan alınmıştır Zebâra, «yazdı» veya «kat'iyetle yazdı», «maharetle yazdı» mânâlarına gelir Bu bakım­dan «Zebur» da, «bir yazı», «bir kitap» demektir Nitekim Hz Da­vud'un «İlâhîler Kitabı» na «Zebur» ismi verilmiştir
    Kur'an-ı Kerîm'de tekrar tekrar zikredilen ilâhî kitaplara ve-; rilen isimler, lügat bakımından birbirlerine yakın mânâları ifade etmektedir Bunlardan :
    a) Tevrat: Aslında İbrânice bir kelime olup, «Talim ve! Şeriat» manasınadır İslâm'a göre Tevrat, İsrail oğullarından Hz Musa'ya vahyolunan İlâhî Kitap'tır Fakat bu kelime Hıristiyan­larca, «Ahd-i Atik» adı verilen kitapların hepsine birden mecazî ola­rak söylenmektedir Kur'an-ı Kerîm'de Hz Musa'ya indirilen kita­ba «Furkan» (Hakkı, bâtıldan ayıran) adı da verilmektedir
    b) İncil lâfzı ise; asıl itibariyle Yunanca bir kelime olan «Evangelium» dan alınarak Arapça'ya nakledilen bir kelimedir «Beşaret ve talim» mânâsına gelmektedir încil lâfzı Kur'an'da, Hz îsâ'ya indirilen Mukaddes Kitaba verilen Özel isimdir Fakat Hıris­tiyanlar nazarında bu lâfız, «Ahd-i Cedîd» den yalnız «Matta», «Markos», «Luka» ve «Yuhanna» nın kitaplarına tahsis edilmiş ve ancak bunlara «îneü» adı verilmiştir Fakat, «Ahd-i Cedîd» deni­len kitaba ve risalelerin hepsine de mecazî olarak «tncil» adı veril­mektedir
    [27]
    c) Rur'an'a gelince; O, Hz Muhammed Aleyhisselâm'a indi­rilen ve okunarak ibâdet olunan Aîîah Kelâm'ına verilen isimdir O, en son ve en mükemmel ilâhî Kitaptır
    Kur'an kelimesi Arapça bir kelimedir «Gufran» ve «Şükran» kelimeleri gibi «Fu'l&u» vezninde olup, «Ka-ra-a» fiilinden masdar-Üır «Kıraat ve Tilâvet» yaıü «okumak» manasınadır Nitekim
    [28]
    âyet-i kerîmesinde Kur'an, kıraat ve tilâvet mânâsına kullanılmış­tır
    I «Kur'an» kelimesi dil bakımından : «Cem» ve «Zam» yani «Toplama» mânâsına da gelir
    [29]
    Sonra bu kelime, Hz Muhammed (sav)'e indirilen Mukades Kitaba özel isim olmuştur Kur'an-ı Kennrüii Furkan, Tema), Hak, Hüdâ, Zikrâ, Burhan, Nur, Azız ve Mübin gibi elliden fazlaisimleri vardır[30]

    [
    [15] Bakara: 53, 87; İsrâ : : 2; Kasas : 43; A'Iâ : 18

    [16] Âl-i İmrân : 48, 50, 65. 93; Mâide : 46,66.

    [17] Nisa : 163; İsrâ :55

    [18] Mâide : 46.

    [19] En'âm : 19; Tevbe 111; Yûsuf : 3; Sûra : 7 ve daha birçok âyetler.

    [20] Bakara : 4, 177.285; Nisa :136

    [21] Beyyine :3

    [22] Ra'd : 43.

    [23] Bakara : 185; Âli İmran : 119.

    [24] Bakara : 1.78, 183; Enfâl : 68

    [25] Abese : 13; Beyyine : 2.

    [26] Şuarâ : 195; Kamer : 43

    [27] Rahmetullah el-Hindî : Izharu'1-Hak. C. I.

    [28] Kıyamet : 17-18. «Onu Yani Knr'âş'ı kalbinde) toplamak ve ona (âililc) okutmak şüphesiz bize âiddir O halde (Biz) onu okuduğumuz zaman (sem muin kıraatma uy.»

    [29] Prof. Muhammed Abdullah Dıraz: En-Nebe-uI-Azîm s. 5-6. Kahire. 1957

    [30] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 423-426.


  11. Vahîy Ne »Emektir, Nasıl Tekamül Ettîbjlmîştir?


    îlâhî Kitapları insanlara bildirmek, öğretmek ve telkin etmek­le vazifeli olan Pegamberîerin en açık vasıflan, vahyin en yüksek derecesine ermeleri ve «mû'eize» adı verilen fevkalâde (âdetler üstü) tecellilerle Cenab-ı Hakk'ın te'yidine mazhar olm&larıdır Bu ba­kımdan Peygamberler ve Peygamberlik için bir şart ve esas olan vahy'in dil ve din dilindeki mânâlarını, nevi ve derecelerini kitabı­mızın ikinci cildinde ele alarak, —inşâallah— etraflı bir şekilde izah edeceğiz
    Ancak, îlâhî Kitaplar da, en yüksek vahiy tarzının bir tecel­lisi olduğundan, zamanla gelişerek Kur'an-ı Kerîm ile en mükem­mel ve en yüksek seviyeye ulaşan mukaddes kitapların nasıl ve niçin geliştiğini anlamak gayesiyle, vahiy, ve tekâmülü, yani Hak Teâlâ tarafından geliştirilmesi hakkında burada kısa bir bilgi ver­meyi faydalı bulduk
    Dilcilere göre vahiy; yapılan anî, sür'atli ve gizli bir telkin, gizli bir söz, işaret ve iiham
    [31] mânâlarına gelir
    Vahiy, bu mânâda çok genel olup, yalnız Peygamberlere, hattâ yalnız insanlara mahsus değildir, insanlardan başka, meselâ «Bal Arısı» gibi canlı, «Yer ve gök» gibi cansız varlıkları, «Melek ve Şeytan» gibi maddî olmayan yaratıkları da şumûlu içine alan bu husus Kur'an-ı Kerîm'de birçok âyetlerde zikredilmiştir
    [32]
    Bu vahiy nevilerinden insanlara vâki olan vahy-i ilâhî'nin üç yoldan biriyle husule geldiğini, H^k Teâlâ «Şûra» sûresinde şöyle ifade buyuruyor :[33]
    «(Ya) bir vahiy ile, veya bir perde arkasından, veya bir elçi göndererek kendi izniyle dileyeceğini vahyetmesi olmadıkça, Allah'ın hiçbir insanla konuşması vâki olmamıştır»
    Bunlardan birincisi; Cestab-ı Hakk'm dilediklerini, dilediği ku­lunun kalbine ânî bir tesirle ilkâ etmesidir Bu tarz, ilâhî vahy'in bir nevi «ilham» dediğimiz en genel seklidir Buna «Vahy-i hafi (gizli vahiy) veya «Vahy-i gayr-i metluv» (yani, kelimeler halinde tilâvet olunmadan indirilen vahiy) denir
    Mânâsı ilâhî, lâfzı beşerî olan «Hadisler» bu nevi vahiyler­dendir
    Vahyin ikinci tarzı; «bir perde arkasından duyulan sözler» dir Bu, vahye mazhar olan zâtın, Hak Teâlâ'yı görmeden, yüce kelâ­mını işitmeğidir Musa Aleyhisselâm'm CebeM Tur'da ağaç arka­sından işittiği ilâhî nida (söz) gibi
    Vahyin üçüncüsü ve en yüksek olanı; İlâhî vahyin, Vahiy leği denilen Cebrail Aieyhisselâm vasıtasıyla kelimeler halinde Pey­gamberlere getirilmesi şeklidir Vahiy Meleği'nin geliş ve vahyi ge--tiriş halleri de çeşitlidir
    [34] Bu tarz vahye, «Okunarak kelimeler halinde indirilen» mânâsında «Vahy-i Metluv» adı verilir Kur'an-ı Kerîm, Peygamberimize bu şekilde nazil olmuştur Daha önce gön­derilen tlâhî Kitaplar da bu tarzda indirilmiştir Bütün ilâhî kitap­lar, aslında, en yüksek derecede olan bu tarz vahyin kaydeöilme-siyle meydana gelmiştir Bu balamdan, din dilinde vahiy denince; yalnız Peygamberlere mahsus olan bu vahiy, «Vahy-i Metluv» an­laşılır
    Bütün vahiy şekillerinde, vahiyde iki esas olarak kabul edi­len; «gizlilik» ve «sür'at» mevcuttur
    [35]
    tslâm itikadına ve Kur'an-ı Kerîm'in beyanına göre, ilâhî ;|jpa-hiy vasıtasıyla Hak Teâlâ'nm beşeriyete hidâyet yolunu gösterme­si, «Ebu'l-Beşer», ilk insan ve ilk Peygamber olan Hz Âdem ile başlar [36] Cenab-ı Hakk'ın büyük bir lütuf ve inayeti olan vahiy nimetinden hiçbir millet mahrum kalmamış, kendi zaman ve ihtiyaçlarına göre vahiy inmiş, ilâhî emir ve yasaklar bildirilmiştir Zamanın gelişmesi ve beşerî seviyenin yükselmesiyle mütenâsip (orantılı) olarak vahiy de geliştirilmiş, her devirde yaşayan insan­ların kaabiliyetlefine, idrâk ve anlayış seviyelerine uygun olarak her şey gittikçe açıklanmıştır
    İlk insanın idrâk seviyesi ve genel ihtiyaçları ile, daha sonra gelen ve asırlar boyunca gelişen insan topluluklarının anlayış de­receleri ve sosyal ihtiyaçları, şüphe yok ki değişmiş ve gelişmiştir, indirilen vahiyler de bu gelişme ve ihtiyaçlara muvazi (paralel) olarak geliştirilmiş, daha önce lüzum görülmeyen yeni emir ve ya­saklar konmuş, kapalı bırakılan hususlar açıklanmıştır Hak Teâlâ'-nın İlâhî Varlığı, Yüce Zâtı ve Mukaddes Sıfatları, insanın mebdei (başlangıcı) ve meâdı (sonu ve dönüşü) , ölümden sonraki halleri ve geçireceği merhaleler, Ahiret ve İkinci Hayat, Cennet ve Ce­hennem, ceza ve mes'uliyet, sevap ve ikap gibi ilâhî gerçekler hak­kında daha geniş ve açık bilgiler verilmiştir Böylece meçhul ve ka­palı kalan hususlar aydınlatılmış, insanların fert ve cemiyet ola­rak gelişmesi, refah ve saadetini sağlayan ahlâkî ve sosyal esaslar Öğretilmiştir
    Beşerî seviye, ilâhî gerçekleri kavrayabilecek bir idrâk sevi­yesine ulaştıktan sonra da, artık bütün insanların inanarak kabul edecekleri genel hükümler ve onları daima iyiye, güzele ve her yön­den ilerleyip yükselmeğe sevkederek refah ve saadetlerini sağla­yacak ilâhî esaslar, emir ve yasaklar bildirilmiştir Bu hükümler, en son ve en mükemmel gerçekler olduğu için, bütün insanların ona inanması ve uyması emredilmiştir
    İşte, her şeyi en güzel bir şekilde açıkladığını, Allah'ın dinini, en mükemmel haliyle insanlık âlemine sunduğunu, ilâhî kitaplar­dan yalnız Kur'an-ı Kerîm iddia etmiş, daha önceki kitapların nok­sanlarını tamamlayarak onların hükümlerini kaldırdığını ilân et­miştir
    Nitekim Hak Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de :
    «Bugün sizin dîninizi sizin için kemâle erdirdim Sizin üzeriniz­deki nimetimi (lütuflarımı) tamamladım ve size din olarak İslâm'ı
    seçtim»
    [37] (Yalnız İslâm'dan razı ve yalnız ondan hoşnut ol­dum)
    Buyurmakta ve diğer bir âyette de :
    islâm'dan başka bir din ararsa, ondan (seçtiği dini) ka­bul edilmiyecektir ve o, âhirette hüsrana (büyük zarara) uğra­yanlardan (olacak) dır»
    [38]
    Buyurularak, artık İslâm'dan başka hiçbir dinin Allah katın­da kabule şâyân olmadığı açık, kesin ve beliğ bir dille ilân olun­maktadır
    Aslında, bütün semavî dinler, Allah tarafından gönderildiğine göre, hepsinin kaynağı bir olup, ilâhî vahye dayanır Bu bakımdan bütün semavî dinler, tevhid âkidesine, yani Yüce Allah'ın birliği ve ibadete lâyık tek mâbud olduğu fikrine istinad eder Bütün ilâhî dinler getirdikleri dini inançlarda ittifak halindedirler
    Buna rağmen, zamanla bu dinlerin ilâhî olan asılları kaybol­muş, veya tahrif edilerek değiştirilmiş, yerlerine çeşitli kalemler­den çıkan, beşer aklıyla hatta birbiriyle çelişen kitaplar konmuş­tur
    Cenab-ı Hakk'ın beyan buyurduğuna göre, bu tebdil ve tahrif-den yalnız Kur'an-ı Kerîm masun (ve uzak) kalmıştır Kıyamete kadar da muhafaza edileceği
    [39]
    âyet-i kerîmesiyle bütün insanlığa ilân olunmuştur Bu husus tan-hen sabit olan bir gerçektir
    Müslümanlarca, aslında ilâhî ve mukaddes olduğuna inanılan bu kitapların ne zaman ve nasıl yazıldığı ve herbirinin bu günkü durumları hakkında kısa bir bilgi vermeyi faydalı görüyoruz
    [40]



    [31] Lisanu'I-Arab : C.XX, s.257; Kâmusu'İ-Muhit Tercümesi : C.III, s. 945: Müfredât-ı Rağıb, s. 36.

    [32] Bak; Bal arısına: Nahl : 68.69 - Yer ve Gök için: Fussiiet :11.12: Melekler için : Enfal : 12; Necm : 10; Şeytan için : En'âm : 112, 121

    [33] Âyet : 51.

    [34] Bu konuda daha geniş bilgi, ikinci ciltte verilecektir,

    [35] M. Reşid Rıza: El-Vahy-ut-Muhammedî. s.39-40, Kahire 1955

    [36] Bakara : 34: ÂUi İmrân : 33. 4.

    [37] Mâide : 3.

    [38] Âl-i İmrân :85

    [39] Hicr : 9. Meali :Muhakkak ki Kur'ân1! Biz indirdik da mutlak surette Bizu.bkoruyucuları

    [40] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 429-426


  12. İlâhî Kitaplara Toplu Blr Bakış :


    A) TEVRAT:
    İslâm âkidesine göre inanılması gereken dört büyük ilâhî ki­taptan biri de, Tevrat'tır Tevrat, tsrâil oğullarından Musevilerin mukaddes kitabı olup, Hz Musa Aleyhisselâma nazil olmuştur
    Hıristiyanlar, Hz isa'dan önce gelen «Mukaddes Kitaplar Mec­muasına «Ahd-i Atik» derler ve sayısını altmışa kadar çıkarırlar
    Yahudi an'anesine göre ise, Ahdi Atik (Eski Ahid) üç kısma ayrılır : Tevrat, Sabiim (yani Peygamberlerin sözleri) ve Kütübin (Kitap, tarih, hikmet ve sâireye ait eserler) dir
    Kur'an-ı Kerîm'de adı geçen Tevrat, Hz Musa'ya nisbet edi­len beş kitap, yani «Esfâr-ı Hamse» dir Yahudilere göre bunlar­dan :
    Birinci Kitaba «Tekvin» adı verilir Bu kitap, Nuh Tufam'na kadar yaradılış destanından, insanların ilk suçundan (bab : 1 -11), Hz İbrahim'in ve oğullarının hikâyelerinden, Hz İshak, Hz Yâkub ve Hz Yusuf'un Mısır'da bulunmalarından (bab : 12 - 50) bahse­der
    İkinci kitap; «Huruç (Çıkış)» adıyla anılır Hz Musa ve îsrâil Oğullan'nm Mısır'dan çıkışından (bab: 1-18), Allahu Teâlâ'nın Tûr dağında Hz Musa'ya kanunlarını bildirmesinden (bab : 19 - 40) bahseder
    Üçüncü kitap; «Levililer», kurban, kâhinler, temizlik konuları­nı ve bayramların tanzimi gibi âyin ve merasime ait usullerden,
    Dördüncü bitap; «Sayılar», İsrail'in Tûr dağından kalkarak Erdem ülkesine girmesinden bahsetmektedir
    Beşinci kitab'a ise, «Tesniye» adı verilmektedir Bu kitap hak­kında bir Garp tarihçisi diyor ki :
    «622 senesinde Yehuda Kralı Yoşiya zamanında kâhinler tara­fından neşredilmiş bir eserdir ki, Musa'nın ölümünden bahsettiği ve Musa'nın zamanında henüz mevcut olmayan birçok âdetleri îmâ et­tiği için, o zamanki ilâhiyatçıların, bozulmuş dîni ıslâh etmek mak­sadıyla yazdıklarını söyliyebiliriz» [41]
    Görüldüğü üzere, Hz Musa'ya isnad edilen bu kitaplardan yaî-nız beşincisi üzerinde durmak bizleri de, A Schimmel ve Dinler Ta­rihiyle meşgul olan birçok tarihçiler gibi düşünmeye sevketmekte, Hz Musa'nın vefatından bahseden bir kitabın bizzat Hz Musa ta: rafından yazılamıyacağının muhakkak olduğu kanaatma vardır­maktadır Bu kitabın Hz Musa'nın vefatından sonra o zamanki bazı ilâhiyatçılar tarafından yazılarak, Hz Musa'ya isnâd edildiği anlaşılmaktadır
    Nitekim aynı yazar; «Bu dinîn en mühim vesikaları Eski Ahid'-de toplanmıştır Halbuki Eski Ahid, muayyen bir zamanda muay­yen bir zâtın tesbit ettiği bir eser değildir Onun tarihi yüzlerce yıl sürmektedir» [42] demektedir
    Esasen tarihçilerce bilinen bir gerçektir ki, İsrail Oğulları, Hz Musa'nın vefatından sonra yaptıkları birçok harpler neticesinde millî hâkimiyetlerini kaybederek, asırlarca esaret altında kalmış­lar, uğradıkları felâketler ve karşılaştıkları zorluklar sebebiyle ilâ­hî hükümleri, emir ve yasakları muhtevi bulunan Tevrat'ı ve «Mu­kaddes Sahifeleri» muhafaza edememişlerdir Çünkü o zaman, de­ğil ilâhî kitapları ezberlemek, yüzünden okuyabilmek bile çok az kimselere nasip olurdu Bütün bu sebeplerle Tevrat'ın aslî nüsha­sı kaybolmuş, Süleyman Aleyhisselâm'dan sonra gelen Yahudi hü­kümdarlarının ekserisi Hz Musa'nın dinini terketmişlerdi Daha sonra gelen Yahudi hükümdarlarından «Bûşiya» isimli zat tekrar Hz Musa'nın dinine dönmüş, bu hükümdar zamanında yaşıyan «Azrâ» adında bir kâhin, Milâttan 622 yıl önce, Tevrat'ın asıl nüshasını Kudüs'te bulduğunu ilân etmiştir
    Gerçekte ise, bunun bizzat «Azrâ» mn yazdığı ve Hz Musa'ya nisbet edilen «Beş Sifr» den başka birçok şeyler ilâve ettiği kanaati hâkim ve yaygındır
    ta Esasen, böyle bir tek kişinin sened ve isnaddan mahrum olan iddiası, kuru bir zandan başka bir şey olamaz Hz Musa'nın vefa­tından asırlarca sonra yazılan veya ortaya çıkarılan bir kitabın, Hz Musa'ya isnadı ilmî esaslarla sabit olmadan, değil Allah Kelâ­mı ve mukaddes kitap olarak, Hz Musa'nın hadisi olarak dahi ka­bul edilemez
    Çünkü bir kitabın mukaddes olabilmesi için, ilâhî vahye isti-nad ettiği tevâtüren sabit olması ve yine tevatür yoluyla zamanı­mıza kadar nakledilmesi lâzımdır Halen Yahudilerin ve Hıristiyan­ların ellerinde bulunan Tevrat ve Ahd-i Atik ise, böyle bir tarihî senetten mahrumdur Lâfız ve mânâ bakımından birbirini tutma­yan hadiselerle doludur Bu kitapların ekserisi çok basit ve fay­dasız mânâları ihtiva etmekte, aralarında fikrî insicam (uygunluk) bulunmamaktadır Hattâ bu kitaplarda, Hz İbrahim, Hz Lût, Hz Dâvud ve Hz Süleyman gibi büyük Peygamberler; yalan söylemek, gizli münasebette bulunmak ve zevcelerinin hatırı için puta tap­mak gibi «İsmet-i Enbiyâ (Peygamberlerin İsmet Sıfatı)» ile asla bağdaşmayan çirkin iftiralar ve hurafeler mevcuttur
    tşte, bugün elde bulunan Tevratların bazıları, Azrâ'nın, Tev­rat'ın aslı diye ilân ettiği kitaptan çoğaltılıp dağıtılan nüshalardır
    Buna rağmen, bugün İbranice, Yunanca ve Sâmirîce olmak üzere üç çeşit Tevrat bulunmakta, bunlardan İbranice olan; Yahudiler ve 'Protestanlar nazarında, Yunanca olan; Roma ve Şark kiliseleri nez-dinde, Sâmirîce olan ise; Sâmirîlerce muteber tutulmaktadır
    Hz Musa'nın vefatından asırlar geçtikten sonra müteaddid şa­hıslar tarafından yazılan ve birbirine uymayan çeşitli nüshaları, Tevrat'ın aslı olarak kabul ederek, bunlara mukaddes kitap olarak inanmaya imkân yoktur Fakat her şeye rağmen, bu nüshalarda asıl Tevrat'tan bazı sözlerin bulunabileceğini inkâr etmeyiz[43]
    Dâvud Aleyhisselâm'a indirilen «Zebur» un bugün elde mevcut bir nüshası bulunmadığı gibi, bu kitaba tabî olan belirli bir millet de bulunmamaktadır[44]


    [41] Annemarie Schimmel :inler Tarihine Giriş. Ankara,1955, s.101.

    [42] Ayni eser, s. 100.

    [43] Tafsilât için bak : Rahmetullah (Hintli) İzbârHıl-Hak Birinci ve ikinci bablar. Mimârzade M.Emrullah: Mir"âM Edyân ve Mezâhib. s.30-124.

    [44] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 430-432.

    B) İncil:

    Her Müslüman'ın inanması gereken ilâhî Kitaplardan biri de; Hz îsâ'ya indirilen ve Hıristiyanlarca hükümleri hâlâ ilâhî sanılan ve Mukaddes Kitap olarak kabul edilen «İncil» in Allah tarafın­dan vahyolunan aslıdır Çünkü bugün mevcut olan ve «İncil» adı verilen kitaplar, muharreftir Bunlara «Allah Kelâmı» olarak inan­mamız gerekmez
    Hıristiyanlar, yalnız Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'mn kitaplarına «İncil» adım vermektedirler Bu dört kitaptan başka, Re­sullerin işlerini ve Pavlus, Petrus, Yuhanna ve Yahuda gibi Hristi-yan ilâhiyatçı misyonerlerin birçok mektuplarını ihtiva eden «Dînî mecmua» ya, «Ahd-i Cedîd» adını vermektedirler
    Bu kitap ve mektuplar, ilâhî emir ve yasaklan bildiren ve vah­ye istinad eden semavî bir kitap olmadığı gibi veya Hz İsa'nın ha­yatını/ ahlâk ve sîretini anlatan tarihî ve ilmî bir hal tercümesi bile sayılmaz Belki bu kitap ve risaleler; «Hıristiyanlığın mes'ele-lerine dokunan ve yeni Hıristiyanların inanıp kullanacakları bir Ma­nevî Tarih» dir [45]
    Zira, Ahd-i Cedidi teşkil eden dört İncil ile diğer çeşitli mek­tup ve risalelerden hiçbirisi, Allah Kelâmı olmadığı gibi, Hak Pey­gamber olduğuna inandığımız Isâ Aleyhisselâm'ın da sözleri değil­dir Hıristiyanlar da böyle bir iddiada bulunmamaktadırlar Bütün iddiaları; bu kitap ve risalelerin sahiplerinin de, ilâhî ilhama raaz-har olmuş, resuller olmalarıdır Hıristiyanlar a göre, Hz îsâ'nın Pey­gamberliği müddetince kendisine inanan ve Kur'an'da «Havâriyyûn» havariler adıyla anılan on iki şahıs da, ilâhî irşad ve ilhama maz-har olan ve Hz isa'dan manevî feyz alan «Resuller» dir
    Gerçekte ise bunlar, israil oğullarından Hz îsâ'ya inanan ve onun Peygamberlik nurundan faydalanan birer sâdık «Sahabe» ve «Hıristiyan Misyonerleri» dirler Zira bunlardan hiçbiri Peygamber­lik iddiasında bulunmamışlar, Eesulluk iddialarmı isbat için mû'ci-ze izhar etmemişler, bu husus tarihen tevsik edilerek sabit olmamış ve yalan üzere birleşmeleri kaabil olmayan- topluluklar tarafından zamanımıza kadar (Tevâtüren) nakledümemiştir O halde bu kitap ve mektuplar ne Allah Kelâmı, ne de bir Peygamber sözüdür Bu sebepledir ki; H?, İsa'nın hayatından, menkıbelerinden, duaların­dan ve acâip hallerinden bahseden bu incil'ler, yazarlarına isnad edilmekte ve Matta, Markos, Luka, Yuhanna İncil'i diye anılmak­tadır Hatta bugün gerçek şudur ki, Hıristiyanlarca muteber sayı­lan bu dört İncil'den hiçbiri, hangi tarihte, lıim tarafından ve han­gi dille yazıldığı ve diğer dillere kimler tarafından çevrildiği kesin olarak bilinememektedir
    İneiller üzerinde araştırma ve incelemelerde bulunan Hıristi­yan ve Batı yazarları, bu konularda ihtilâfa düşmüşler, kesin ve emin bir neticeye varamamışlardır Meselâ :
    1- Matta İncili : Tarihçilerin ekserisine göre, Hz isa'nın oniki «Havârî» sinden biri olduğu rivayet edilen «Matta» tarafın­dan İbrani, veya Süryânî diliyle Yahudilerden îmân edenler için ya­zılmıştır Fakat bu İncil'in ele geçen en eski nüshası İbrânice veya Süryânice olmayıp, Yunanca'dır Yunanca'ya kim tarafından ve hangi tarihte tercüme edildiği bilinememektedir
    Zayıf bir rivayete göre, tercüme eden Yuhanna'dır
    Diğer bir rivayete göre Matta, incil'ini Yunanca yazmıştır Fa­kat tarihçilerin ekserisi, bu İncil'in İbranî diliyle yazıldığını ve Yu­nanca'ya çevirenin bilinmediğini ifade etmektedirler
    İbrânice yazılan, daha sonra kaybolan aslî nüshanın yazılış ta­rihinde çok çeşitli rivayetler vardır Bu rivayetlere göre aslî nüs­ha, Milâdî 37, veya 38, veya 41, veya 43, veya 48, veya 61, veya 63, veya 64 senelerinin birinde yazılmıştır
    Görüldüğü üzere bu İncil'in ne vakit yazıldığı, Yunancaya kim tarafından ve ne zaman tercüme edildiği, tercüme edenin ilmî ehli­yeti, metne sadâkati ve bu iki dile vukuf derecesi bilinmemektedir Esasen asıl metin kaybolduğundan, mevcut Yunanca tercümenin aslî nüshaya uygun olup olmadığı da kontrol edilememektedir
    Bütün bu meçhuller sebebiyle, bu İncil'e Hz İsa'nın talebesi olan Matta'nın sözleri diye inanmak dahî mümkün değildir Değil Hz İsa'ya, talebesine dahî isnadı sabit olmayan böyle bir kitabı, Allah Kelâmı veya Mukaddes Kitap olarak kabul etmek ise, akla, mantığa ve tarihî gerçeklere uymaz
    2- Markos Incili'nin; Yunanca olarak yazıldığında ittifak varsa da, nerede ve hangi tarihte yazıldığı kesin olarak bilineme­mektedir Hattâ bu İncil'i, Kudüslü bir Yahudi aileden olan ve asıl ismi «Yuhanna» olduğu halde «Markos» lakabıyla tanınan zâtın yazdığında da ittifak yoktur Zira, ba^ı tarihçiler bu İncil'i, Havâ-rîler'in reisi Petrus'un Roma'da Markos'dan yazdığım, sonra Mar-kos'a isnad ettiğini iddia ediyorlar Halbuki gerçekte, Petrus Hava­rilerin reisi, Markos ise Petrus'un talebesidir
    Diğer bir rivayete göre ise Markos bu İncili, Petrus ve Pavhıs öldükten sonra yazmıştır İkinci ihtimal daha kuvvetli ise de, bu1 konuda ittifak edilememiştir
    Sonra Markos, İncil'ini hocası Petrus öldükten sonra yazdığına göre, yazdıkları hangi esasa dayanmaktadır? İncil'in aslına ne de­rece uygundur? Sözleri Hz isa'ya hangi yolla istinad etmektedir? Şayet yazdıkları Hz isa'ya istinad etmiyor da, sırf kendi anlayı­şına dayanıyorsa, bu anlayış vahye ve ilâhî gerçeklere ne derece uygundur? Bütün bunlar meçhuldür, tam olarak bilinmemektedir
    Bu İncil'in yazıldığı tarih üzerinde de ihtilâf vardır
    Rivayete göre, milâdî 56 senesiyle 65 senesi arasındaki yıllar­dan birinde yazılmıştır Fakat kuvvetli bir ihtimale göre 60 veya 63 senesinde, diğer bir rivayete göre de, 61 senesinde yazılmıştır
    3- Luka inciFini yazan zâtın; şahsiyeti, memleketi, san'atı, kimler için ve hangi tarihte yazdığı hakkında, tarihçiler çeşitli gö­rüşlere sahiptirler Yalnız, Luka'nın, Hz İsa'nın talebesinden (Ha­varilerden) olmadığı gibi, talebelerinin de talebesi olmadığı husu­sunda ittifak halindedirler
    Bir rivayete göre Luka, Antakya» bir tabibdir Yahudi değil­dir, Pavlus'a seyahatlarında ve işlerinde refakat etmiştir
    Diğer bir rivayete göre, Antakyah olmayıp, İtalya'da doğan bir Romalıdır San'atı da tabiblik değil, fotoğrafçılıktır
    Bir rivayete göre Luka, İncil'ini Yunanlılar için, diğer bir ri­vayete göre de Mısırlılar için yazmıştır
    Yazıldığı tarih hakkında da çeşitli rivayetler vardır:
    Bunlardan birincisine göre, Kudüs tahrip edilmeden ve Pavlus esir iken, 58 veya 60 senelerinde yazılmıştır İkinci rivayete göre, Luka İncilini, Markos yazdıktan yani Patrus ve Pavlus öldükten sonra yazmıştır
    4 Yuhanna İnciline Gelince : Hz İsa'nın «Ulûhiyyet» inden ve Hristiyanlığın şiân sayılan «Teslis akîdesi»nden gayet sarih olarak bahseden bu kitabın yazarı ve yazılış tarihi üzerinde de tarihçiler ittifak edememişlerdir
    Hristiyanların ekserisi, bu İncili, Havarilerden «Yuhanna» nın yazdığını iddia ederler Bunlara mukabil, bazı muhakkik hristiyan araştırıcılar, bu İncili Havarilerden olan Yuhannâ'nın değil, onun­la ruhanî bir ilgisi olmayan başka bir Yuhannâ'nm yazdığını söyle­mektedirler Bu iddia, şimdi değil, ta milâdî ikinci asırda başlamış­tır Bu fikirde olanların içinde, Havârî Yuhannâ'nın talebesi olan Polikarp'm talebesi Erinos da blunmakta ve hocasının hocası olan Fîavârî Yuhannâ'ya böyle bir kitap isnad etmediğini belirtmektedir
    İkinci asırda başlayan ve gittikçe kuvvetlenen bu fikri, 500 hristiyan âliminin iştirakiyle hazırlanan ingiliz Ansiklopedisi de benimsemekte ve bunu, Matta ve Yuhannâ gibi iki Havârî arasın­da bir tenakuz (çelişki) olduğunu gösterme gayreti güden, felse­fe ile meşgul bir zâtın tezviri olarak kabul etmektedir Mezkûr An-siklopedi'ye göre, bilâhare kilise bu hususu tahkik etmeden, kitabın üzerindeki iddiaya inanmış ve bu İncil'i Havârî Yuhannâ'nın incil'i olarak ilân etmiştir Halbuki onunla hiçbir ilgisi yoktur
    Bazı tarihçiler ise, bu incil'i yasanın Yuhannâ olmayıp, isken­deriye felsefe mektebinden bir talebe olduğunu, «Ukmım-i Selâse» nazariyesini kuvvetlendirmek gayesiyle bazı papazların arzusuna uyarak yazdığını, böylece bir kısım papazların -inandıkları «Teslis akidesi» nin Hristiyanlığa maksatlı olarak bu İncil vasıtasıyla yer­leştirildiğini iddia etmektedirler
    Bu rivayetlerin hangisi doğru olursa olsun, hepsi de bizi, ayni neticeye ulaştırmaktadır O da şudur:
    Yazan, kitabın muhteviyatı, yazılış tarihi ve yazılış sebebi et­rafındaki kuvvetli şüpheler ve bu geniş ihtilâf, böyle bir kitabı, ha­kîkî İncil'in aslı olarak kabul etmemize imkân bırakmıyor Bu kita­bın, değil Hak Teâlâ'ya, Hz îsâ'nın bir talebesine dahi isnadı ve önce hangi dille yazıldığı kesin olarak bilinememektedir
    Yazılış tarihi hakkında da çeşitli rivayetler dolaşmaktadır Ez­cümle; Milâdî 68 veya 69 veya 70 veya 89 veya 95 veya 98 inci yıl­da yazılmış olması muhtemel görülmüştür [46]
    Nitekim Kur'ân-ı Kerîm de, bu hususu teyid etmekte, Yahudi ve Hristiyanlann Tevrat ve incil'i tahrif ve tebdil ettiklerini (bozup değiştirdiklerini) birçok âyetlerde bildirmektedir [47]
    fnciller hakkında buraya kadar özetlediğimiz bilgilerden, bu kitapların hiçbirinin hakîkî tncil olmadığı gibi, Hz İsa'ya, hattâ Ha­varilerine isnadı, ilmî ve tarihî belgelerle sabit olmadığı anlaşıl­maktadır Esasen «Ahd-i Cedid»i teşkil eden 27 kitaptan ilk 23'ün-def bu indilerden hiç bahsedilmem ektedir Bu kitap ve risalelerin hiçbirinde mukaddes kitaplara mahsus olan yüce bir üslûp, ilâhî bir ifade ve manâ bulunmamakta, herbiri diğerini nakzeden îtikadları ihtiva etmektedir Meselâ bugün Protestanlar, Katolikleri ve Vati­kan'ı tanımazlar Her mezhep ehli, asırlardır, diğer mezhep ehlini, İnciFde tağyir ve tebdil yapmakla ve küfürle itham etmektedir
    Bu iddia ve itham yalnız biri için değil, tarihçilere göre hepsi için varittir Bu bakımdan, Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid adı altında toplanan ve müteaddid şahıslar tarafından uzun yıllardan sonra yazılan bu kitapların, Tevrat ve incil'in aslı olmasına imkân yok­tur Eğer -yle olsaydı, çeşitli dillerle, müteaddid ellerle yazılan ve birbirine uymayan bu kadar çok kitap bulunur muydu?
    Şu husus da tarihen sabittir ki, Milâdî 325 yılına kadar Hris-tiyanlar bu gün Hristiyan âleminde mukaddes kitap olarak inanı­lan kitapların hiç birini bilmez ve mukaddes olarak kabul etmez­lerdi Zira, her milletin elinde başka bir incil nüshası vardı ve yal­nız ona inanırdı Bu sebeple Hristiyan dünyasında bir çözülme baş­lamış, aralarında birlik ve dayanışma (tesanüd) kalmamıştı Bu ha! Hristiyanları telâşa düşürdü Durumun vahametini gören Konstan-tin müdahale ederek, Milâdî 325 senesinde «İznik» te büyük bir «Ruhanî Meclis» kurmaya muvaffak oldu Hristiyan âleminin her tarafından gelen en yetkili ruhanîler, Hristiyan akaaidini yeniden gözden geçirerek, înciller arasındaki ihtilâfı kaldıracak tedbirleri almak üzere toplandılar
    Konsile arz olunan yüzlerce incil arasından, Dört İncil ile, bu­gün Ahd-i Cedid'i teşkil eden risaleler seçildi Diğer înciller imha edildi Bu seçme işi, bini aşan Koıısil üyelerinden Hz îsâ'mn Uİû-hiyetine (yani ilâh olduğuna inanan yalnız 318 üyenin ittifakıyla yapılmıştır Bu rakama göre; seçme işi, Konsil'in üçte birini dabi bulmayan bir azınlık tarafından yapılmış oluyor İşte böylece yukarda kısa tahlilini yaptığımız «Dört tncil», Hz îsâ'nın Milâdından tam 325 yıl sonra «Mukaddes Kitap» olarak ilân edilmiştir
    Yukarıda Özetlediğimiz sebepler dolayısıyle bu kitaplar, müs-lümanlarca ilâhî vahye dayanan «Semavî Kitap», Hatta Hz îsâ'ya isnad edilen «Hadisler Mecmuası» olarak dahi kabul edilmemekte ve bunlara birer «Siyer ve Mev'iza» kitabı nazarıyla bakılmakta­dır [48]

    [45] Annemarie Schİmmel : Dinler Tarihine Giriş : sUT.

    [46] Muhammed Ebu Zehre: Muhâdarât fin-Nasrâniyye, s 38-54, Kahirs 1949: Rahmetullah (Hintli) İzhâm'1-Hak, s. 84-330; Abdulehad Dâvud : İncil ve Salib 1, 3 ve 5 inci bablar, İstanbul 1913. Muhammed. Abduh : El - İsiâmu ven Nasrâniyye. Kahire, 1954

    [47] Bakara : 75, 113; Nisa : 48; Mâide : 13, 41; Ârâf : 162

    [48] Bu konuda daha fazla bilgi edinmek istiyenler; Dinler Tarihinden, Hıristi­yanlık ve Ahd-i Cedid'den bahseden {bilhassa <Bibliycğrafya-da kaydedilen) kitaplara müracaat etmelidirler.
    Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 432-438.


  13. Kur'ân-I Kerim Ve Hususiyetleri [49]


    Eüslümanlar nazarında asılları ilâhî olduğu halde, (yukarıda verdiğimiz bilgilerin ışığı altında) tahrif ve tebdil edilerek ilâhî hü­viyetlerini kaybeden ve birbirine uymayan müteaddid nüshalar ha­line gelen Tevrat ve incil'e mukabil, nazil olduğu tarihten bu güne kadar bir kelimesi dahî değiştirilmeden ilâhî hüviyetini muhafaza eden yegâne semavî kitap, Kur'ân-ı Kerîm'dir Bu, mesnetsiz bir iddia değil, tarihî ve ilmî bir gerçektir Çünkü :
    Bu gün, tarihî gerçeklere vâkıf, ilim ve insaf sahibi herkes, Kur'ân-ı Kerîm'i Milâdî 571 senesinde Mekke'de doğan, ümmî, yani okuma yazma bilmeyen, Arapça konuşan ve Arap milletinin Ku-reyş kabilesine mensup, nesebi Hz İbrahim Aleyhisselâma kadar uzanan Abdul Muttalip oğlu Abdullah'ın oğlu, «El-Emîn» lakabıy­la tanınan Muhammed adında, yüksek ahlâklı, mübarek bir zâtın diliyle bildirilen yüce bir kitap olduğunu bilmektedir
    Her insaf sahibi şunu da bilmektedir ki, Hz Muhammed (s.a.v) 40 yaşından sonra Peygamberlik iddia ve ilân etmiş, öm­rünün 23 senesini buna hasretmiş, karşılaştığı bütün sıkıntı ve zor­luklara rağmen yolundan dönmemiş, büyük bir cesaret ve maha­retle dâvasını ömrünün sonuna kadar yürütmüş, hiç bir beşere na­sip olmayan büyük bir başarıya ulaşarak, 23 yıl gibi kısa bir müd­det İçinde, tarihin de misline sahid olmadığı, ruhî, ahlâkî ve içtimâi o büyük inkılâbı yapmıştır En büyük mu'cize olarak da, Arap be-lâğat ve fesahatinin zirvesine ulaşmış olan Kur'ân-ı Azimü'ş-şân'i bırakmıştır
    Büyük bir dikkat ve itina ile ashabına aynen tebliğ ettiği, ya-, zurnasını ve hıfzedilmesin! emrettiği bu hikmet ve hakikat dolu Köz­lerin, kendi beşerî sözleri olmadığını, Hak Teâlâ tarafından Cebrail vasıtasıyla kendisine vahyölunan Allah Kelâmı olduğunu bildirmiş­tir Hatta, kendi sözlerinin, Allah Kelâmına karışmaması için, söz­lerinin yazılmasını şiddetle menetmiştir
    Kendisinin bütün beşeriyeti «Tevhid Akidesi»ne, hak ve hidâ­yet yoluna sevk etmek ve en güzeı ahlâkı tamamlamak için gönde­rilen en son Peygamber olduğunu, getirdiği ilâhî kitabın da bütün insanlık âlemine hitabeden en son ve en mükemmel Semavî Kitap olarak indirildiğini, bu kitaptan sonra kitap, kendisinden sonra da Peygamber gönderilmeyeceğini kesin bir dille ilân etmiştir
    Hz. Muhammed (s.a.v.)'nin bütün hayatı, siyret ve ahlâkı en ince teferruatına kadar zaptedilmis, yirmi üç sene sûreler ve âyet­ler halinde inzal buyrulan Kur'ân-ı Kerîm, Peygamberimizce tayin olunan «Vahiy Kâtipleri» tarafından aynen yazılmış, binlerce sa-hâbî tarafından hafızalarda muhafaza edilmiştir. Bütün bu huaus-lar dînî birer gerçek olarak nesilden nesile intikal etmiş ve tevatür yoluyla zamanımıza kadar gelmiştir
    [50] İslâm'ın büyük Peygam­beri Hz. Muhammed (a.s.) bütün sîret ve sünnetiyle, mukaddes ki­tabı Kur'ân-ı Kerîm, bütün hikmet ve azametiyle islâm ve ilim âle­minin her yerinde bilinmekte, bütün bu gerçekler tarihî belgelerle sabit görülmektedir. Aradan ondört asra yakın bir zaman geçtiği halde, Kur'ân-ı Kerîm hiç bir tağyir ve tebdile uğramadan ilâhî hü­viyetini aynen muhafaza etmektedir.
    Kur'ân-ı Kerîm'in dünyada mevcut bütün nüshaları aynıdır. İs­lâm âleminin en uzak beldelerinde yasayan hafızlar karşüaştırılsa-lar, okudukları Kur'ân'ın aynı Kur'ân olduğu görülür. Bilhassa bu husus, günümüzde çeşitli radyo neşriyatıyla sabit olmaktadır. Kı­yamete kadar da bu şekilde devam edeceğini Hak Teâlâ Kur'ân'nv dan ilân etmektedir
    [51] Yalnız bu gerçek dahi, Kur'ân-ı Kerîm'in Allah Kelâmı ve ilâhî hüviyetini muhafaza eden yegâne semavî ki­tap olduğunu isbata kâfidir.
    Esasen Hz Muhammed gibi; okuma yazma bilmediği, her angi bir dinden, medreseden, âlim veya mürşidden ders almadığı, ilmî ve felsefî hiç bir mükesebâtı bulunmadığı, kayda değer bir se­yahat yapmadığı sabit olan, ümmî bir zâtın, Kur'ân-i Kerîm gibi Arap fesahat ve belagatının zirvesinde olduğu itiraf edilen, ilâhî gerçek ve hikmetlerle dolu bir kitabı yazabilmesine imktn var mı­dır?
    Nitekim Kur'ân-ı Kerîm böyle bir şüpheyi çürütmek için, Arap edebiyatının altın çağı sayılan o zamanda belâğât ve fasâhatlanyla şöhret yapan bütün edip ve şâirleri, önce Kur'ân'ın bir mislini
    [52] sonra on sûresinin mislini [53] daha sonra bir sûrenin mislini [54] en sonunda da, bir âyetinin mislini [55] getirmeye davet etmiş, Kur'ân'a veya sûre ve âyetlerine benzeyen böyle bir nazîre'nin ne o zaman ve ne de gelecek zamanlarda asla getirilemiyeceğini ilân et­miştir. Bu meydan okuyuşun her seferinde, Arap Edip ve Şairleriy-le, bütünj Arapların zamanımıza kadar âciz kaldıkları yine tarihen sabittir.
    Arapça olarak inzal buyrulan Kur'ân-ı Kerîm'in bir sûre veya âyetine, Üdebâ ve Fusehâ bir nazire getiremediğine göre, Arap ol­mayan milletlerin Kur'ân'a bir nazire getiremiyecekleri daha açık ve bedîhî bir gerçektir. O halde Kur'ân, Hz. Muhammed (s.a.v.) in sözü değil, Cenâb-ı Hak'km yüce katından inzal olunan ilâhî bir söz, edebî bir mu'cizedir
    Şu husus da inkârı kaabil olmayan bir gerçektir ki, en kuvvet­li edipler ve şâirler, nihayet muayyen sahalarda maharet göstere­bilirler ve çeşitli üslûplardan bir veya bir kaçında başarı sağlaya­bilirler. Meselâ: ahlâkî, hukukî ve ilmî konuların hepsinde de ;ıynı fasâhat ve belagatı gösteremezler. Kur'ân-ı Hakîm ise, ihtiva ettiği ilmî, hukukî, içtimâi, ahlâkî ve tarihî bütün sahalarda aynı edebî üs­lûp, fasâhat ve belagatı göstermiş, en derin ve geniş manâları en veciz ve güzel bir ifadeyle beyan buyurmuştur, iste bu sebebledir ki Kur'ân-ı Mübin, dâima zevkle okunur, her okunuşta insana mâ nevî bir haz ve huzur verir.
    Bu ilâhî kitabın bir imtiyazı da, hiç bir kitaba nasip olmayacak şekilde,kolayca eaberlenebilmesidir. Bu sebeple, her asırda Kur'ân-ı Kerîm'i çok genç yaşlarda ezberliyen binlerce hafızlar bulunmakta dır.
    Diğer bir husus da; Kur'ân-ı Mübin'in bir çok ilmî gerçekleri, keşfolmadan önce bildirmesi, bildirdiği gerçeklerin ilim ve fen ile dâima bağdaşması, müstakbelde vâkî olacak bir çok hâdiseleri Ön­ceden haber vermesi ve bunların zamanı gelince aynen tahakkuk et­mesidir. Meselâ Güneşin kendi mihveri etrafında döndüğü
    [56] Se-mâvât âleminde ve yıldızlarda hayat sahibi varlıklar bulunduğu [57] Kur'ân'da haber verilmiştir.
    Şimdiye kadar yapılan ilmî keşiflerin hiç biri Kur'ân'ın ilâhi beyanına aykırı düşmemiş, belki onu teyid etmiş ve desteklemiştir. Müslümanların Mekke'yi fethedeceklerine
    [58] insanların bölük bö­lük ve akın akın İslâm'a gireceklerine, [59] İranlılara yenilen Rum­ların, üç ile dokuz sene zarfında iranlıları tekrar yeneğine dair [60]
    müstakbel hakkında verdiği haberler, aynen vâkî olmuştur.
    Buraya kadar beyan etmeğe çalıştığımız Kur'ân-ı Kerîm'in bü­tün özellikleri, lâfız ve manâ bakımından sabit olan ve teslim olunan yüceliği, O'nun beşer tarafından yazılan bir eser olmayıp, lâfız ve manâ bakımından ilâhî bir mu'cize ve mukaddes bir kitap olduğu­nu göstermektedir.
    Bu bakımdan Kur'ân-ı Mübin, beşeriyete hak ve fazilet, ilim ve irfan, ittihat, terakki ve tekâmül yollarını' öğreten, onlara bir­lik ve beraberlik ruhunu aşılayan, îmân, ibâdet ve ahlâk esaslarını ve sosyal düzeni sağlayan her türlü nizâmı bildiren, insanları en güzel ahlâka ve ebedî saadete erdiren, ilâhî hükümleri ihtiva et­mektedir
    taraf-ı ilâhî'den, Cibril-i Emin vasıtasıyla sevgili Peygamberimi) miz Hz.. Muhammed Aleyhisselâma nazil olan Kur'ân-ı Kerîm'in hem Arapça olan lâfzı, hem de manâsı ilâhî olduğundan, bu ikisi Kur'ân'm mahiyet ve hakikatini teşkil eder. İkisinden biri bulun­mazsa, ona Kur'ân denmez.
    Bu ilâhî kitaba «Kur'ân» kelimesinin özel isim olmasının se­bebi, dâima okunması veya âyetleri ve sûreleri yukarda işaret edi­len yüce hakikatları, ilâhî hükümleri, emir ve nehiyleri ihtiva et-mesindendir.
    Diğer bir sebep de; kalemlerle bilfiil yazılmış olmasıdır. Zira bu isimle tesmiye edilmesinde, bu yüksek kitabın hem kalbîerde, hem de satırlarda hıfzedilmesinin, zârûrî olduğuna ilâhî bir işaret var­dır. Nitekim Müslümanlar nazarında, her hangi bir hafızın okudu­ğunu Kur'ân olarak kabul etmek için, Sahâbîlerin icmâ'ı ile sabit olan ve bize kadar tevâtüren naklolan Kur'ân'ın yazık nüshasına uygun olması, her hangi bir kimsenin yazdığını Kur'ân olarak ka­bul edebilmek için de bunun, tevatür yoluyla sabit olan hafızların zihinlerindekine uygun düşmesi lâzımdır.
    İşte Müslümanların bu dikkat ve ihtimamı ile Kur'ân-ı Kerîm, zamanımıza kadar tahrif ve tebdilden masun kalmış, şu âyet-i ke­rîmenin mealine göre de kıyamete kadar ilâhî hüviyetini muhafaza edeceğini Cenâb-ı Hak va'd buyurmuştur:
    «Muhakkak ki Kur'ân-ı Biz indirdik. Onun koruyucuları da mutlak surette Biziz.»
    [61]
    Daha önce gönderilen ilâhî kitaplar tağyir ve tebdile maruz kaldığı ve ilâhî hüviyetim kaybettiği halde, Kur'ân-ı Kerîm'in mu­hafaza edilmesinin sırrı, Tevrat ve tncü gibi kitapların zaman ve mekânla mukayyet olmaları ve muayyen bir millete gönderilmele­ri, Kur'ân-ı Kerîm'in ise; zaman ve mekânla mukayyet olmayarak,
    ebedî ve bütün beşeriyeti kıyamete kadar irşad için gönderilmiş ol­masıdır
    [62]
    «Ey Babbimiz!
    Bize doğru yolu ihsan ettikten sonra kalplerimizi (Hak ve ger­çekten) saptırma.
    Bize yüce katından rahmet bağışla. Şüphesiz bağışı sonsuz, olan yalnız Sensin.»
    (Kur'ân-ı Kerim: Al-i tmrân: 8)
    [63]


    [49] Hazret-i Muhammed (s.a.v.) "ir. en son Peygamber, Kur'ân-ı Kerîm'in de, en büyük mu'cizesi olduğu hususları, kitabımızın ikinci cildinde,, <Hz, Mu-hammed'in Peygamberliği ve Mu'cizeleri. bahsinde etraflıca izah ve isbat Sunacaktır Bu bölümde ise, îmân esaslarından olan ilâhî kitaplar, bu ara­rla, Vahiy ve Kur"an-ı Kerim hakkında kısa ve genel bileüer verilmekle yeinilmisür

    [50] Kur'ân ı Kerimin nasıl yazıldığını, nasıl toplanıp bir kitap haline getirildi­ğini, Dini Hükümler ve Kaynaklarından bahseden birinci kısmın birinci bölümünde beyan ettik

    [51] Hicr : 9.

    [52] İsrâ : 88 (Bu âyette bütün insanlık ve cin âlemine meydan okunmuştur)

    [53] Hûd : 13

    [54] Bakara : 23; Yûnus : 38

    [55] Enbiyâ : 5.

    [56] Yasin : 38

    [57] gûrâ : 29

    [58] Fetih: 1, Nasr : 1.

    [59] Masr : 2

    [60] Rum : 1-4.

    [61] Hicr : 9

    [62] M Reşit Rıza : El-Vahyu'1-Muhammedî, Ka­hire 1956; Muhammed Abduh : El-îslâm ven-Nasrâniyye. Kahire 1954; M. Ab­dullah Dıraz : En-Nebe'ul-Azim, Kahire 1957.
    Ömer Nasuhi Bilmen : Tefsir Tarihi, Ankara 1955

    [63] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 438-443.
    (alıntıdır)


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri