Hoşgeldiniz.

Koca Çınar İle İlgili Öykü ÇINAR Evinin önündeki o koca çınar ağacının gölgesinde oturarak geçirdi o günü de. Bir anne sevgi si buluyordu o koca
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 2      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Koca Çınar İle İlgili Öykü

    Sponsorlu Bağlantılar




    Koca Çınar İle İlgili Öykü


    ÇINAR


    Evinin önündeki o koca çınar ağacının gölgesinde oturarak geçirdi o günü de.
    Bir anne sevgisi buluyordu o koca ağaçta. Geniş yapraklarının gölgesi, Hasan Dede’nin üzerine düştüğünde sanki şefkatli bir anne eli dokunuyordu ona ve dallar onun bedenini yine aynı annenin kolları gibi sarıyordu.
    Bir iskemle, kahverengi kabuklu koca gövdeli bir çınar ve birkaç uysal çocuk…
    Hasan Dede, bir iki küçük çocuğa öykü anlatıyordu.
    Öykü içinde öykü…
    Otuz iki yaşındaydı saçları hala siyah değildi. Kaygan ve parlak değildi suratı. Saçlarını aklar sarmış, ara ara ağarmış sakalları iyice uzamıştı. Çocuklar ona ‘ dede’ derdi, çünkü vardı sakalı, vardı ağarmış saçları.
    Hasan Dede, içinden ne geldiyse o gün onu söyledi o çınarın dibinde. Avlulu evinin önündeki o dev çınar…
    Dedi ki:

    ‘Bir gün çınar dile geldi. Dillendi yani, lâf üretti. Değdi birbirine ses telleri, titreşti. Açtı içe çökmüş ve etrafı kırış kırış olan gözlerini. Sonra kapattı usulca ve açtı başını öne eğdi. Ağladı dahası, yanaklarından gözyaşı aktı ve düştü kendi toprağına. Can oldu ona, canlandırdı kocamış bedenini. Neden sonra her şeyi sığdırdığı, bir tek cümleydi sadece!“ Kendi suyumla büyüdüm ben de!” ’
    Bitirince cümlesini Hasan Dede, ayağı kalktı bir çocuk. Ceylan gözlü bir çocuk…
    ‘Ya bu çınarın gözleri nerede?’ dedi küçücük eliyle Hasan Dede’nin sırtını yasladığı o dev çınarı.
    Oradaki bütün durağan bakışlar, o küçük çocuğun sağ işaret parmağının işaret ettiği yere döndü. Çınara çevrildi meraklı gözler! Çınarın gözleri ise gözükmüyordu. Çınar asude, çınar suspus… Hem de yüzyıllardır!
    Çınara sırtını vermiş olan belki de onun yerine konuştu o an.
    ‘Bu çınar çok çekingen, o yüzden saklıyor yaşlı gözlerini ve dökemiyor gözyaşlarını!’
    ‘Eeee?’ dedi bir başka çocuk, soru sorarcasına.
    Hasan Dede’nin üzerinde çınarın gölgesi, içinde yıllanmış bir çınar kokusu ve o kokunun vermiş olduğu kendinden geçmişlik…
    Ardından başka bir çocuk daha ayaklandı ve ‘ ama nasıl büyüdü bu çınar öyleyse? Nasıl bu hâle geldi?’ deyiverdi.

    Gülümsedi Hasan Dede ve…
    ‘Bilmiş demek ki o da şu karşı duvarın önündeki söğüdün dibine dökülen suları emmeyi!’ dedi…
    Dedi ve…
    Ve gülümsedi tüm çocuklar birbirlerinin yüzlerine bakaraktan. Sadece kendi suyunda, kendi öz suyunla büyümenin de Sonra hepsi Hasan Dede’nin önünde birer birer sıraya girdiler. O da cebinden çıkardığı şekerleri teker teker onlara verdi.
    Ve gitti çocuklar!
    Kaldı çınar, kaldı iskemle; kalakaldı yine bir başına Hasan Dede.
    Hasan Dede o gün yine aynı hikâyeyi anlatmıştı aynı çocuklara, aynı şekerlerden vermişti.
    Ne de olsa çocuk dediğin büyümezdi ve hep aynı şeyleri isterdi!
    Çınar dediğin kocalmazdı; kocalsaydı ölürdü, ölecek olsa “çınar” denilmezdi ona! Çınar dedin miydi ölüm değil, sonsuzluk gelirdi akla ve hep o dev cüsse hatırlanırdı.
    Ve birine birkaç çocuk “ dede” dese de, saçları ağarmış olsa da o birinin, yolun yarısındaki o kişi asla yaşlanmış sayılmazdı!




    Paylaş Facebook Twitter Google



  2. Sponsorlu Bağlantılar

 

 
Copyright © 2000 - 2014, vBulletin Solutions, Inc