Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

istanbulun fethi askeri ve siyasi gelişmeler nelerdir Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın İstanbulun Fethinin Osmanlı Devletine Siyasi Ticari Askeri Bakımdan Kazandırdıkları İstanbulun Fethi Efsanesi -
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Misafir
    Sponsorlu Bağlantılar


    İstanbulun fethi askeri ve siyasi gelişmeler

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar





    ticari etkileri

    İstanbul\'un Fethi ve Avrupa Ticari Faaliyetlerine Etkisi Osmanlı Devleti’nin uzun dönemde gerileyişinin sebepleri üzerinde durulurken yaygın bir kanaat olarak mektep kitaplarına kadar inen Osmanlıların ticârete gereğince önem vermeyişleri zikredilir Osmanlı Türklerinin fetih ve cengâverlikle devlet idaresiyle ilgilendikleri bu iki sahanın dışındaki işleri kendilerine layık görmedikleri sanat ve ticâreti zahmetli ve hakir gördükleri bu tür faaliyetleri gayrimüslimlere bıraktıkları yabancı devletlerle imzalanan ticâret anlaşmalarının hep tek taraflı işlediğiTürklerin imparatorluk sınırları dışına çıkmadıkları enerjilerini ticâretin geliştirilmesine sarf etmedikleri ticâretin onların zihin dünyalarında herhangi bir yer işgal etmediği ticâretle ilgili kararlarında yanıldıkları ve ticâret yollarındaki değişmenin farkında olamadıkları gibi düşünceler ile Osmanlının ticâretten uzaklığı vurgulanır



    Bu düşünceler Batı müelliflerinin ortaya attığı ancak bizde de benimsenen bir tezdir Ne var ki gerçeği yansıtmaktan uzaktır Zira altı yüz yıllık hükümranlık serüveninde uluslararası dengelerde söz sahibi olmuş bir devletin bu başarısını sadece siyasi ve askeri alanda gösterdikleri performans ile açıklamak mümkün değildir Bu başarı büyük bir iktisadi ve ticari güç ile devamlı beslenmiştir



    Osmanlı iyi bir asker ve yönetici olduğu kadar becerikli bir tüccardır aynı zamanda Tüccar toplumda bir kısım askeri zümre mensuplarından daha yüksek bir konuma ve prestije sahip idi Bu durum bile kendi başına Osmanlının ticârete verdiği önemin bir ifadesidir Zaten yöneticiler tüccarların Osmanlı iktisadi düzeni içinde önemli fonksiyonları yerine getirdiklerinin de farkında idiler Bu sebeple tüccarlara geniş hareket özgürlüğü sağlanıyordu Osmanlı\'da ticâret küçümsenen ve hor görülen bir faaliyet değil aksine övülen bir faaliyet idi Osmanlı vergi sisteminde ticari sektörden daha az vergi alınıyordu Tüccar himayeye mazhardı Osmanlı devlet teşkilâtına dair eser yazan Ricaut da Türkler\'in tüccarların arılar gibi çalışarak kovana bal getirdikleri için himayeye layık olduklarını söylediklerini kaydeder



    Tüccarın himayeye mazhâriyetinin ve ticârete gösterilen olumlu bakışın arkasında Osmanlı iktisadi dünya görüşünün iki önemli prensibi bulunuyordu Bunlardan birincisi “ibadullahın terfih-i ahvalleri” yani halkın refahının artırılması idi Çünkü Osmanlı sultanları ibadullaha Allah \'ın bir emaneti olarak bakıyorlardı Dolayısıyla ticâret batılı merkantilist politika uygulayan ülkelerde görüldüğü gibi kendi başına bir amaç değil bir araç olarak telakki ediliyordu Bu sebeple halkın refahının artırılması gayesiyle ülke içinde piyasalarda mümkün olduğunca bol kaliteli ve ucuz mal bulundurulmasına çalışılıyordu



    Diğer bir prensip devlet gelirlerinin en yüksek düzeye çıkarılması idi Devlet ticâreti hem gelirini ve dolayısıyla maddi gücünü hem de genel refaha olan katkıları ile de manevi gücünü artırmanın bir vasıtası gördüğü için sürekli himaye ediyordu



    Osmanlı\'da ticârete verilen önemin göstergelerinden biri de Osmanlı maliyesinin gücünün ticari ve ekonomik gelirlerden beslenmiş olması idi 1512 yılında yalnız Bursa \'da ipek ticâretinden alınan ve merkezi hazineye giden gümrük geliri 43000 1562 yılında Şam \'a getirilen baharattan alınan gümrük resmi ise 110000 düka altın idi 1527 yılında 277 milyon akçe olan merkezi devlet bütçesi içinde yalnız Bursa ve Şam\'ın bu iki gümrük vergisi kaleminden aldığı vergi gelirinin 75 milyon akçenin üstünde olması (1 Venedik dükası 50 akçe hesabıyla) yani bütçe gelirlerinin % 27\'sini teşkil etmesi ticâretin Osmanlı maliyesindeki ağırlığını göstermektedir



    İş bölümünün gelişmişliği piyasalar ın genişliğini açıklayan bir kıstastır Gelişmiş bir iş bölümü mutlaka yoğun bir ticari faaliyeti gerekli kılar Biri diğeriyle paralel bir şekilde gelişir veya daralır Yapılan bir resmi geçitte İstanbul \'da 735 çeşit esnaf birliğinin katılması Osmanlı\'da iş bölümünün Batıyla kıyaslanmayacak derecede ne denli geliştiğini gösterir 17 yüzyılda İstanbul\'da yaklaşık 1100 esnaf birliğine bağlı 25000 işyeri bulunuyor ve bu işyerlerinde usta kalfa ve çırak olarak toplam 80000 kişi ortalama ise 3-4 kişi çalışıyordu Diğer taraftan Batı dünyasının en büyük şehri olan Paris \'te 1313 yılında sadece 157 çeşit zanaat loncası bulunuyordu



    Osmanlının ticârete gösterdiği teveccühün bir başka göstergesi ticari alt yapı yatırımlarıdır Devlet sadece tüccarı ve ticâreti himaye etmekle kalmamış gerekli alt yapı yatırımlarına da gereken önemi göstermiştir Başta sultanlar olmak üzere Osmanlı yöneticileri bu yatırımlara yakın ilgi duymuşlardır Orhan Gâzî Bursa \'yı aldığı zaman ilk yaptığı faaliyetlerden biri Bedesteni inşaa etmesiydi Fâtih İstanbul \'u fethettikten sonra 118 büyük dükkandan ve etrafında 984 ticârethanesi bulunan bugünkü Kapalıçarşı\'yı inşaa etmiştir Balkanlarda Filibe Saraybosna Üsküp ve Selanik gibi Osmanlı şehirlerinin hemen hepsinin büyük bedestenleri var idi Evliya Çelebi Sivas \'ı anlatırken 1000 dükkanlı büyük bir bedesteni olduğundan söz eder Seyyahımız Konya \'da 1900 dükkanın 26 bekar hanının Kayseri \'de iki bedestenin bulunduğunu anlatır Ülkeyi baştan başa saran han mahzen kervansaray kapan ve kapalı çarşılar gibi ticari müesseselerin yanında belirli aralıklarla kurulan panayırlar sayesinde yoğun bir ticari mübadele hüküm sürüyordu Bir kısmı günümüze intikal eden bir kısmının da kalıntılarına rastladığımız ticâret yolları üzerine kurulu han ve kervansaraylar uzun mesafe ticâretinin gelişmesi maksadıyla inşaa ediliyor ve bu yolların güvenliği de derbentçi adı verilen yarı askeri bir teşkilât tarafından sağlanıyordu



    Osmanlı sultanlarının ülkede ticari faaliyetlerin azamileştirilmesi yönünde müracaat ettikleri politikalardan biri de tüccar ve zenaatkarlar zümresini başta İstanbul olmak üzere büyük Osmanlı kent merkezlerine toplamasıdır Fetihden sonra Bursa \'dan İstanbul\'a varlıklı tüccarların gelip yerleşmesi sağlanmış 1477 yılında Kefe \'den 267 zengin tüccar ailesi İstanbul\'a getirilmiştir Yavuz Kahire ve Tebriz \'den çok sayıda ilim adamı tüccar ve zanaatkarı İstanbul\'a getirmiş idi İspanya \'da Katolik taassubundan ve engizisyon zulmünden kaçan Yahudilere kucak açılması da sebepsiz değildir 1535 yılında bu göç sayesinde Selanik ’te Yahudi ailesinin sayısı 8070\'i buluyordu Bu sayede Selanik devletin en zengin ve hareketli merkezlerinden biri haline gelmiş idi



    Devletin coğrafi konumu da bölgesel ve milletlerarası ticâretin gelişmesinde önemli rol oynamıştır Doğu ülkeleri ile Batı ülkeleri arasında bir köprü görevi görüyordu Özellikle Doğudan Batıya giden büyük uluslararası ticâret yollarının Osmanlı ülkesinden geçmesi ticari mübadele hacmini geniş tutuyordu Osmanlılar bu elverişli coğrafi konumdan azami ölçüde faydalanmaya çalışıyorlardı



    Selçukluların uyguladıkları serbest ticâret politikalarını Osmanlılar da aynen uygulamışlardır İstanbul uluslararası bir ticâret merkezi hüviyetine bürünmüş idi Dünyanın her tarafından buraya mal geliyor ve aynı yoğunlukta mal çıkışı yapılıyordu İstanbul bir mide kent olduğu kadar bir antrepoydu aynı zamanda İstanbul\'un yanında İzmir Antalya Alaiye Trabzon Kefe Akkerman ve Selanik gibi kıyı kentlerin yanında Edirne Bursa Halep Şam Erzurum gibi kentler dış ticârete yönelik merkezler idiler Evliya Çelebi Trabzon\'u anlatırken deniz ve kara yoluyla Ozakof Kazakistan Mingrelia Çerkezistan Abaza ve Kırım ile ticâret yapan tüccarlarından söz eder ve bunların şehir sakinleri içerisinde bir zümre teşkil ettiğini belirtir Araştırmalar bir çok Osmanlı ticâret gemilerinin Mısır Kuzey Afrika Kuzey Karadeniz\'de ticari seyahatlere çıktıklarını XVI-XVII yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde Hindistan ve Çin ile ticâret yapan zengin bir tacir sınıfın bulunduğunu göstermektedir



    Uluslararası ticâretin gelişmesinin bir aracı olarak yabancı tüccarlara ayrıcalıklar tanınıyordu Kapitülasyon adı verilen ayrıcalıkların arkasında başta ülkeye yabancı tüccarı çekme kaygısı yatıyordu Uygulanan kapitülasyon politikası ile üç temel amaç gerçekleşmiş oluyordu Bunlar; ülke üretiminin ihtiyaç fazlasına talep oluşturmak iç piyasada talep edilen yabancı malların girişini sağlamak ve gümrük vergisi elde etmek idi Ayrıca Avrupa \'da müttefik ülke sayısının artması ve bu ülkeler arasında rekabetin oluşturulması gibi bazı siyasi kazanımlar da elde ediliyordu Kapitülasyonların verilmesinin bir başka yönü de uluslararası yeni ticâret yollarının keşfi ile 16 yüzyılda okyanuslara kayma eğilimine giren Avrupa transit ticâretini Akdeniz\'de tutma gibi bir amacı taşımasıdır



    Yabancı tüccarlara tanınan ayrıcalıklar sadece Osmanlının müracaat ettiği bir yöntem değildi Doğu ve Batı aleminin zaman zaman uyguladıkları bir yöntem idi Mesela Memluklular Fransa tüccarlarına ayrıcalık tanımış idi Osmanlılar bunu devam ettirdiler Diğer taraftan Batıda İngiltere’nin Hansa birliğine bağlı şehir devletlere tanıdığı ayrıcalıklar 16 yüzyıl sonuna kadar sürmüş idi



    Kapitülasyonların ülkenin dış ticâretinde ödemeler bilançosu açıklarına neden olduğu iç imalatı ve üretimi baltaladığı dış ticâret sahasından Türk tebaanın çekilerek yabancıların ve içerde azınlıkların egemenlik kazanmalarının teşvik edildiği yönündeki 18 ve 19 yüzyıllara ait gözlemler ve kanaatler erken dönemler için varit değildir Zira Bursa \'da Türk tüccarlar tarafından Mısır İran Venedik ve Fransa ile ticâret yapan büyük firmalar kurulması ve bu alana büyük paraların yatırılmış olması Osmanlıların milletlerarası ticârette rol almadıkları iddialarını geçersiz kılmaktadır Yine Kefe \'ye ait ticari istatistikler Türklerin milletlerarası ve bölgeler arası ticârette etkin rol aldıklarını göstermektedir Venedik\'de bir Türk ticâret merkezinin bulunması ve bu merkezin başlarda sadece Müslüman Türkler’e tahsis edilmesi bazı İtalyan şehirlerinde iş yapan Türk tüccar ve esnafına rastlanması Ankara ’dan sof ve muhayyeri alıp Dubrovnik ve diğer batı ülkelerine pazarlayan tüccarların bulunması Ankona’dan (İtalya ’nın Kuzeyi) ithalat yapan Müslüman Osmanlı tüccarlarının görülmesi Hindistanlı tüccarlar ile ortaklık kuran Galata tacirlerinin varlığı Türklerin dış ticârette yalnız yabancılara ve azınlıklara dayanmadığını göstermektedir



    Aynı şekilde kapitülasyonların erken dönemlerde iç üretim üzerinde olumsuz etkileri görülmemekte idi İnalcık hoca kapitülasyonlara rağmen iç imalat ve üretimin yabancı mallara karşı uzun süre başarıyla rekabet ettiğini ithal malların yünlü kumaş madenler ve kağıt gibi bir kaç kaleme inhisar ettiğini yıkıcı rekabetin ancak Batıda sanayi inkılabı ortaya çıktıktan sonra 19 yüzyılın ortalarına doğru görüldüğünü belirtir



    Aslında iktisadi hayatı etkileyen işsizliği artıran imalatı yavaşlatan ve üretimi düşüren en önemli unsur kapitülasyonlar değil yabancı tüccarların piyasadan çekilmiş olmalarıdır Yabancı tüccarların piyasadan çekilmesinde milletlerarası ticâretin yön değiştirmesinin rolü bulunuyordu Ümit Burnu \'nun keşfi ile Doğu ticâreti Hint okyanusu ve Atlantik\'e kayıyor Amerika \'nın keşfi ile de bu kıta ile artan oranda ticâret gelişiyordu Dolayısıyla Akdeniz bütün direnmelerine rağmen eski önemini zamanla kaybedecektir Bu gelişmeler sadece Osmanlıyı etkilemeyecek Ortaçağ boyunca Avrupa \'nın sınai ve ticari merkezi olan İtalya \'yı ve Kuzey Almanya\'nın Hansa şehirlerini etkisi altına alacaktı



    Osmanlıların Mısır Bağdad Basra ve Aden \'in fethi ve Hint denizine düzenlediği seferler ile dünya ticâret yollarındaki değişmenin Yakın-Doğu üzerindeki yıkıcı etkilerini ortadan kaldırmak için uzun süre mücadele ettiğini biliyoruz Transit ticâreti tekrar Yakın-doğuya yöneltmekte başarı sağlanmış ve 16 yüzyılın başında kesintiye uğrayan transit ticâret yüz yılın ortalarından itibaren tekrar canlandırılmış idi



    XV yüzyılda Avrupa \'da ticari faaliyetlerin gerilemesinde Osmanlı fütuhatının İstanbul \'un zabtının Hıristiyan tacirlere gösterilen husumetin menfi etkisi olduğu karayoluyla Hind ve Çin ticâreti yapmanın imkanı kalmadığı bu sebeple bir deniz yolu aranmasına gidilerek Hind deniz yolunun ve Amerika \'nın bulunmasına neden olduğu yönündeki fikirler de gerçeği yansıtmaktan uzaktır Batıda atılan bu fikirlere yine batılı bilim adamları karşı çıkmaktadır Avrupa İktisat Tarihi adlı eserin sahibi Herbert Heaton keşiflerden önce Şark mallarının Avrupa\'da eksilmediğini ve biber fiyatının da düştüğünü belirtir



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri