Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

İstanbulun Fethi ile ilgili Tiyatro metni lazım arkideşlerrrr Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın İstanbulun Fethi Efsanesi - İstanbul'un Fethi ile ilgili Efsaneler İstanbulun Fethi ile

  1. Misafir
    Sponsorlu Bağlantılar


    İstanbulun Fethi Tiyatro

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar





    AÇILIŞ
    Bu surların ardından
    Gümm Gümm Güm,
    Toplar atılır .
    Bu surların ardından
    Hücumm Hücumm Hücum
    Surlar açılır .
    Bir sabahta fecir ufukta beyaz
    Türküler maniler destan nefesler
    Perdeler nameler besteler sesle
    Sırlar açılır .
    Kargılar palalar yalın kılıçlar ,
    Döner alev halka dev kırlangıçlar
    Alatlar kıratlar yağızatlar ,
    Kuzgun döner başa, ruhlar açılır .
    Üç tepeler ardında, beş tepeler üstünden;
    Üç yiğit belirir üç hilal üçtuğ,
    Şehadet parmağı yukarda başbuğ.
    Bir hedef verilir uzak ve uluğ,
    Gönüller açılır gökler açılır.
    A. N.
    BİRİNCİ BÖLÜM
    1. TABLO
    ROL TAKDİMİ
    “Her rol sahibi en müessir (tesirli) ve en güzel sözünü yüksek sesle ve
    piyesteki edasına uygun olarak, aralanan perdenin ortasından
    görünerek seyirciye hitaben söyler ve ayni eda ile kaybolur. Rol
    sırasına ve tabloların gelişine dikkat edilir. Bir taraftan girilir .
    Perde üç kişi sığacak kadar aralanmıştır. Perde arkasında
    takdimci sıra ile okur:”
    1 -2. Murat ve Fatih Rolünde (……….)
    rol sahibi kostüm ve makyajıyla girer , tam ortada durur , kılıcını
    çeker). Beylerim Paşalarım toplar dökülsün Anadolu Beylerbeyi-
    ne koşturulsun Kostantina (İstanbul) üzerine sefer var?.. (Kaybolur)
    2 -Vezir-i A’zam Rolünde (Başbakan) (………. )
    (İki elini uzatarak) Yalnız Hünkarım (padişahım), biz Bizans ile barış
    içindeyiz… (Kaybolur)
    3 -Zagnos Paşa Rolünde (………. )
    (Sancakla girer ve şiddetle) -Bizans intihar etmiştir, Vezir (bakan)
    Hazretleri, ya aşırı merhametlisiniz yahut… (Ve sert adımlarla
    kaybolur .)
    4 -Turhan Bey Rolünde (………. )
    Hünkarımızın işaretini bekliyoruz. (Kaybolur)
    5 -Akşemsettin Rolünde (………. )
    Bizans ahdini (ANLAŞMAYI) bozmuş ve şehrin sehabet (sahiplik)
    hakkını kaybetmiştir . Hilal Ayasofya üzerine meyletmiştir (yönelmiştir).
    6 -Molla Gürani Rolünde (………. )
    Varmısın, Altın kubbeli Ayasofya’yı Yed-i Beyza-ı İslam’a
    (İslam’ın beyaz eline) teslim etme mücüdelesine?
    (Tekrar eder) Varmısınız?
    7 -(Küçük) Sultan (Şehzade) Mehmet Rolünde (…….)
    (Kılıcını çekerek) İslam’ın gayreti buna her Müslümanı arzu
    ettirir hocam!.
    8 -Çocuklar (…….)
    (Dördü birden divan durur) Ferman Padişahımızındır.
    9 -Askerler Rolünde (…….)
    Savulun Hünkarımız geliyor.
    10 -Kadı Rolünde (…….)
    Allah’ın kanunundan başkasıyla hükmedenler zalimlerin ta
    kendileridir.
    11 -Kostantin Rolünde (…….)
    (Heyecanlı) Yürüyün mukaddes (kutsal) cihanda (Durak) Surlarda bir er
    gibi çarpışarak öleceğim.
    12 -Ahmet Paşa Rolünde (…….)
    (Kendisinden bir beyit okur)
    13 -Keşiş (Rahip) Rolünde (…….)
    (Ortaya çömelir) Karalar ve denizler hep bunu fısıldıyor:
    Bizansın yıldızı söner gibidir. Talih Osmanlıya gülüyor.
    14 -Esnaf ve köylüler ( )
    (Üçü birden) Dükkan komşum siftah etmeden ikinci satış haram
    olur bana!.
    2. TABLO
    (Işıklar yanınca perde tam açılmıştır:
    İkinci Murat, Akşemsettin ve Hacı Bayram Veli Bursa
    Sarayının bahçesinde sohbetteler. Önde havuz ve yeşillik, arkada
    sarayın cephesi, sağda bir oda dershane biçiminde…
    II. Murat yaşlı, diğerleri orta yaş ve tarikat kisvesinde. II.
    Murat dalgın duruyor, arkadan çocuk ağlaması işitilmekte.
    Akşemsettin ve Hacı Bayram-ı Veli II. Murat’ı süzüyorlar. (Bir
    dakika.)
    HACI BAYRAM-I VELI – (II. Murat’a saygılı ve samimi bir
    sesle) Hünkârım daldınız, nedir acaba sorsak?…
    II. MURAT-(Başını H. Bayram’a çevirir düşünceli ve içli
    ağır ağır) Kostantina zihnimi çok meşgul eder oldu sultanım. O
    Peygamber müjdesine mazhar kul olamazmıyım diye düşünür-
    düm… Zira ki zamanda, mekânda, imkân da bize elverir oldu.
    HACI BAYRAM – Müsterih (rahat) olun Hünkârım (Ara) O belde
    İslâmındır (ara düşünür) Biz ermemişiz ne gam (Ellerini iki yana
    açmış, ayağa kalkar tebessümle) Bilesin ki dünyanın mihver
    çivisi Ayasofya’yı küfrün kasvetinden kurtaracak (Perde arka-
    sından gelen sese işaret eder) bu çocuktur. Sen olmayacaksın.
    Bende görmiyeceğim. (Tekrar tebessüm ve Akşemsettini göste-
    rir) Ama bu bizim köse görecek (Ara) Esselâmü Aleyküm.
    (Tarikat terbiyesince eli göğsünde Hacı Bayram selâm verip
    çıkarken oradakiler ayağa kalkar, selâm’a mukabele ederler. Ve
    otururlar.)
    AKŞEMSETTIN-(II. Murat’a, söylediğini başıyla tastik
    ederek) Hacı Bayram Hazretlerinin sözü aynıyle keramettir.
    Hülefa-i Raşidinden (Peygamberimizden sonra başa gelen 4 halife)
    beri sürüp gelen mukaddes yarışın bitişini
    ihtar eden bir dehşet duyurdu bana (Ara… kabul ettirici eda)
    Resulallah’ın has ismi ile de alakadardır evlâdınızın ismi..
    (Başlar tastik eder bir eda ile sallanır. Sukût)
    (Soldan Molla Yeğân ve Molla Gürani girer. M. Yegân
    ortayaş, M. Gürani genç ve sakallı, Arap kıyafetinde. Ortada
    durur, selâm verirler, selâm alınır.)
    2. SAHNE: (Molla Yegân, Molla Güranî ve öncekiler.)
    II. MURAT – (Ayakta Molla Yegânla musafaha (iki elle sıkışırken)
    yaparken) Ehlen ve Sehlen (hoşgeldiniz) Hocam efendim,
    Beytullah’ın (Allah’ın Evinin) mübarek kokularını getirtiniz.
    (Yer gösterir) Buyrun oturun. (Musafaha biter. Otururlar. Ara)
    II. MURAT – (Molla Yegân’a saygıyla) O mübarek beldeden
    (şehirden) bize hediyeniz nedir. Molla Yegân?…
    M. YEGÂN – (Elini sakalına götürür. Müjdeleyici eda ile)
    Hünkârım hediyenin mânada ve maddedeki üstünlüklerinden
    hangisi matlub-u Şahanenizdir (isteğinizdir) (.)
    II. MURAT – Resûller Resûlünün (Peygamberler peygamberi)
    işaretince her türlüsü makbuldür. (Ara hatırlamış gibi)
    Amma manadaki üstünlük elbette gönlümce olur.
    M. YEGÂN – (Aceleci ve M. Güraniyi gösterir) Molla
    Güraniyi getirdim. Gönlünüzce olur, inşallah.
    (Bakışlar M. Yegân hepsini tarar, II. Murat bekleyiş
    halinde).
    M. YEGÂN – (Kararlı) Alim ve fazıl (değerli) bir zattır.
    II. MURAT – (Sevinç belirten bir sesle) Allah hepinizden
    razı olsun (ara, ani karar vermiş) Molla Gürani’yi oğlum
    Mehmet’i yetiştirmek üzere vazifeli kıldım. (Molla Gürani’ye
    hitapla) vakti gelince talime başlarsınız.
    M. GÜRANI – (Ayağa kalkmıştır, elini göğsüne bastırır
    başını öne eğer.) Memnuniyetle Hünkârım.
    (Hepsi ayaktadırlar, çıkarken ışık söner.)
    3. TABLO
    (Işık yanar, yandaki odada Molla Gürani ve Şehzade
    Mehmet, karşı karşıya, rahle-i tedristeler (dersteler).)
    1. SAHNE: (Şehzade Mehmet, Molla Gürani)
    MOLLA GÜRANİ – (Kara ciltli büyük bir kitaptan bir yer
    bulur, okumaya başlar: (Fetih Suresinin meal ve tefsiri) Bismil-
    lahirrahmanirrahim (ayetin metnini okur) “Biz hakikat sana,
    Hudeybiye anlaşması ile Fetih yolu açtık. “Bu” Senin geçmiş ve
    gelecek günahlarının affı, Allah’ın yarlığaması (bağışlaması),
    senin üzerindeki nimetini tamamlaması, seni doğru yola iletmesi
    içindir” Fetih açmak manasınadır. Şehir ve beldeleri zapt edip
    adalet ve refaha kavuşturmak manasını kucaklar. Nitekim
    hicretin 8. miladın 630 uncu yılında Resulullah Mekke’yi
    fethedip Kâbe’de namaz kıldı. Orasını putlardan temizlerken,
    Mekkelilere de af ilân etti ve Mekke’yi zülum ve ahlaksızlıktan
    temizledi.
    (Ara… Mekke fethi ve fethe dair bilgi verir.)
    Mekke fethi bütün fetihler için örnek ve nûmûnedir. Öğle
    vakti Hz. Bilâlin Kabe damındaki ezan-ı Muhammediyi okuyuşu
    âdeta bütün dünyayı rahmete da’vet, çağrısıdır…
    MOLLA GÜRANI – (Dalgın duran Şehzade Mehmet’e sert-
    çe çıkışır) Dersi tâkip etmez misin Mehmet!…
    Ş. MEHMET – (Şaşırır, toparlanır) Teeddüp ederim (özür dilerim)
    efendim. (Ara) Dalmışım. (Mazur eda ile) Mekke’nin fethi gözümde
    canlandı’da (Molla Güraninin tebessümünden yüz bulmuş bir eda
    ile) Zafer güzel şey, değil mi hocam?.
    M. GÜRANI – (Şefkat ve hayranlık içinde) Oğlum, erken
    öten horozun başını keserler, Sabret (Şehzade Mehmet’in ümitli
    bakışlarına cevap verir gibi) Sen de izn-i ilahiyle (Allah’ın
    izniyle) ereceksin o günlere.. (durak ve bakışmalar)
    Ş. MEHMET – (Sevinçle) İnşaallah.
    (M. Gürani kalkar Ş. Mehmet fırlar, ayakkabıları çevirir
    kapıyı açar uğurlar. Ara.. Kitabı kapatır bahçeye çıkar etrafa
    bakar. Ani olarak birini görmüştür.)
    Ş. MEHMET – (Eliyle uzaktan çağırır.) Hızır, Turhan…
    gelin, size bir şey söyliyeceğim!
    (Birkaç çocuk koşarak gelir etrafını çevirirler. Dikkatle Ş.
    Mehmetin ne söyleyeceğini beklerler.)
    2. SAHNE: (Ş. Mehmet – Çocuklar)
    Ş. MEHMET – Şimdi bakın ben Padişahım
    (Çocuklar dirsekleriyle birbirlerini dürterler, tebessümle
    dinlerler.)
    HIZIR – (Gururlu) Peki!
    Ş. MEHMET – (Parmağıyla gösterir) Turhan, sende (biraz
    düşünür) subaşı ol.
    TURHAN – (İtiraz eder elini savurur.) Hayır, hayır ben
    Anadolu Beylerbeyi olurum.
    Ş. MEHMET – Peki, (Eliyle arar gibi, parmağıyla birinci
    çocuğa dokunur.) Haydi sen ol.
    I. ÇOCUK – (İtiraz eder, zıplıyarak) Hayır ben kadı olurum.
    Ş. MEHMET – (Sertçe) Eee… irade ettiğim hükme itiraz
    istemem.
    I. ÇOCUK – (Eğlenerek) Vay canına anladık, ne yapalım
    yani Padişah’ın Oğlusun (Ciddileşerek) Bende yeniçerinin
    oğluyum.
    (Hepsi ellerini şaplatarak gülüşürler.)
    Ş. MEHMET – (Kaşlarını çatar) Biraz ciddî olalım. arka-
    daşlar.
    II. ÇOCUK – (Bir adım ilerler, elini uzatır ve alttan
    çevirerek, Ş. Mehmet’e) Bu oyundur kuzum, ne kadar da
    dalmışsın (geriye çevrilirken kafasını sallar) Erken de ötmeye
    başladın haaa… Sen kendini nerede zannediyorsun?
    (Hep birden gülüşürler. Ş. Mehmet ve Hızır gülmeye
    katılmazlar.)
    Ş. MEHMET – (Ciddî) Bir Türk, oyununda bile ciddîdir.
    HIZIR – (İleri atılarak elini uzatır ve haykırır) Hele bir
    müslümanın, beşiğine bile laûbalilik girmemelidir. (Öğretici bir
    edâ ile) Hem büyük insan çocukluğundan belli olur.
    Ş. MEHMET (Memnun) Yaşa Hızır, yetiştin imdadıma. Sen
    hep benim yanlışlarımı düzelteceksin. (Seri ve yüksek sesle
    ortaya) Evet arkadaşlar, bir Müslüman oyununda bile ciddiyet
    taşıyacaktır.
    (Aniden M. Gürani girer, çocuklar kaçışırlar. Ş. Mehmet
    ortada kalır, mahçup önüne bakar.)
    3. SAHNE: (M. Gürani-Ş. Mehmet)
    M. GÜRANI – (Tebessümlü, eli arkada durur) Ne o, padi-
    şahlığa özenti ha!… (Ara – başıyla işaret eder) Odaya geç,
    kitabını aç.
    (Ş. Mehmet sâkin ilerler, odaya geçer, kitabını açar bakar.
    M. Gürani bahçede gezinir, odaya girer. Ş. Mehmet kalkar, hoca
    oturur. Ara ve Molla Gürani derse başlar.)
    M. GÜRANI – Bugün dersimiz, Mûcizât-ı Nebeviyyeden, istikbale
    dair (Peygamber mucizelerinden gelecekle ilgili)
    müjdelerden birini, Fetih Hadis-i Şerîfini okuyacağız.
    (Önce hoca sonra talebe birer kere hadisin metnini okurlar.)
    M. GÜRANI – Gramer (dilbilgisi) tahliline girmeyeceğiz, mânâsı ve
    delâleti üzerinde duracağız. (Okur, mânâ verir ve anlatır) Allah
    Resulü (elçisi) 571 de doğmuştur. Doğduğu zaman dünyada iki büyük
    devlet vardır. Bunlar Orta – Doğu’da çekişme halindedir: Bizans
    ve İran. İran Kostantina’yı (İstanbulu) defalarca kuşatmış,
    alamamıştır. Hz.Muaviye’den itibaren de, okuduğumuz Peygamber müjdesine
    ermek için yarış başladı. Otuzdan fazla kuşatıldı bu şehir. Ve
    Ebu Eyyub Ensari de bu kuşatmada şehit oldu. Sur dışında
    yatmaktadır. Şu anda surlara tıkılmış Bizans ve onu Osmanlı
    bekliyor…
    M. GÜRANI – (Ş. Mehmet’in dalgınlığına dikkat etmiştir)
    Ne oldu Mehmet? Padişah olmuştun demin, varmısın altın
    kubbeli Ayasofya’yı Yed-i Beyda-i İslâma teslim etmek mücade-
    lesine, Allah ve Resulünün Mübarek ismini o kubbede çınlatma-
    ya? (Sükût)
    Ş. MEHMET – (Sükûtu bozar) İslâm gayreti bunu her
    müslümana arzu ettirir, hocam…
    M. GÜRANI – Allah’ın inayeti (yardımı), Resulüllah’ın ruhaniyeti
    seninle olsun. Dualarımız bu yoldadır. Mu’cizat-ı Muhammadiy-
    ye (Muhammed’in mucizesi) tecelliye (gerçekleşmeye) yakındır.
    (Kalkar çıkıp giderken, Ş. Mehmet onu uğurlar, önceki
    sahnedeki tavırla biran kalır. Bakınır. Hızır’ı görmüştür. Aniden
    canlanır, çağırır.)
    Ş. MEHMET – Hızır, Hızır… Koş… koş…
    (Hızır koşarak gelir. Odayı yoklar)
    4. SAHNE: (Hızır,-Ş. Mehmet)
    HIZIR – (Odaya bakar) Ne var ne oldu?… (ve döner sevinir)
    Hoca gitmiş…
    Ş. MEHMET – (Ortaya) Arkadaşlar ben hünkârım, herkes
    vazifesini bilsin. (ve koltuğa oturur) Beylerim, Paşalarım Kostan-
    tina üzerine sefer var.
    (İki yanda saf duran çocuklar eğilerek.)
    HEPSİ BİRDEN – Ferman Padişahımızındır.
    BİRİSİ – Dağlar da bizimdir.
    Ş. MEHMET – (İlerler havuzu gösterir) Burazı deniz, burası
    da Kostantina. Karadan ve denizden kuşatacağız. (Havuzun
    çevresine çömelirler)
    Ş. MEHMET – Hücum… (Koşarken ışık söner)
    4. TABLO
    (Işık yanınca yine saray bahçesi görünür. Bu sefer tam
    karşıda tahtı üzerinde genç Sultan, II. Mehmet. Sağında Molla
    Yegân, solunda Hızır Bey ve Molla Gürani sohbet halindeler.
    Molla Yegânla Sultan Mehmet arasında boş bir koltuk var.
    Girişte muhafız dimdik durmakta. On saniye sonra ihtiyar
    Akşemseddin girer ve ilerler. Selam verir. Sultan Mehmet ve
    oradakiler ayağa kalkar. Selâm alırlar. Sultan Mehmet Akşem-
    seddinin elini öper. Muhafız çekilip kaybolur.)
    SULTAN MEHMET – Buyrun oturun (Sağ yanını işaret
    eder.)
    (Akşemseddin sağdaki koltuğa otururken öbürleri de yerleri-
    ne otururlar – Ara)
    S. MEHMET – (Neşeli – Molla Yegân’a hitaben) Hocam ne
    halse (Akşemseddini gösterir) Bu ihtiyar gelince gayrî ihtiyarî
    ayağa kalkarım ve elim titrer.
    (Memnun tebessümler ve bakışmalar.)
    S. MEHMET – (Devam eder) Molla Gürani’den de korkarım
    haa… (Başını sallar ve güler) Emirnamemi yırtmış geçen gün…
    (Molla Gürani ciddî kasılır ve öbürleri ona bakmaktadır. S.
    Mehmet devam eder.)
    S. MEHMET – Ama (Takdirkâr ifade) iftihar ederiz. Sizler
    (hepsini gösterir gibi) bizim rehberimizsiniz. Öyle ya, “Hak
    konusunda susan âlim dilsiz şeytandır”.
    (Ara – Sultan Mehmet hafif sağa ve pecereye döner, öbürleri
    bakışırken, Molla Yegân sûkutu bozar.)
    M. YEGÂN – (Hızır’a) Hızır Bey, kadısınız ya (az ara) bence
    mahkemenin zor bir tarafı var: İki taraf zayıflardan olsa kolay
    da, bir taraf büyüklerden olursa neylersin?
    HIZIR – (Dudak büker ve elini savurtarak) Ondan kolayı
    ne; kuvvetliden yana hükmettin mi olur biter, Molla Yegân!
    (Hafif güler ve gözler S. Mehmed’i yoklar.)
    AKŞEMSETTIN – (Müdahaleci – Elini uzatarak) Vicdanı
    rafa kaldırmak şartıyla tabii…
    HIZIR – (Molla Yegân’a) Asıl, mahkemenin zor tarafı, iki
    tarafın da büyüklerden olması. Aşağı koysan sakal, yukarı
    koysan bıyık… (Sükût ve S. Mehmed’i süzer.)
    (S. Mehmet bakışların kendisine döndüğünü hisseder gibi ve
    sükûtun sorusuna cevap verircesine âniden Hızır’a döner.)
    S. MEHMET – (Pencereyi gösterir) Şu medresede sabahlara
    kadar ışık yanar. Nedir bu Hızır Bey?
    HIZIR – (Toparlanır, hatırlamış gibi) Bir talebe varmış
    hünkârım, sabahlara kadar ders çalışırmış…
    S. MEHMET – (Geriye yaslanır – Ah diye derinden nefes
    alır boşaltır) Yoksa dedim benim gibi bütün gece Kostantinayı
    mı düşünür… (Ara)
    (Aniden muhafız girer, eğilerek selâm verir.)
    MUHAFIZ – Hünkârım vezir-i âzam (Başbakan) ve paşalar geldiler.
    S. MEHMET – Girsinler.
    (Önde Vezir Çandarlı, arkada Zağnos Paşa, Turhan Bey
    girerler. Adet üzere eğilip selamlarlar. Oradakiler şaşkın bakışa-
    rak ayağa kalkmışlardır.)
    S. MEHMET – (Paşalara sertçe) Buyurun oturun! (Öbürle-
    rine yumuşakça) Sizler de efendiler… (ve hepsi tereddütlü
    otururlar -Ara-)
    S. MEHMET – (Sükûtu bozar) Bu zevatı (kişileri) , bir hususu görüş-
    mek için çağırmıştım. İsabet sizler de varsınız.
    M. GÜRANİ – Malûmunuzdur hocam: Bir sevgilimiz var,
    Kostantina. Sevdiren de Allahın sevgilisi. Vuslatımız Ayasofya’-
    nın kubbesi altında olacak ki mâşukumuzun boynundaki incidir
    o kubbe. Onu elde etmek, bütün zıt mânâları islâma teslim etmek
    ve boyun eğdirmek olur. Onu kaybetmek ise (durak) tabi aksi,
    (mahzun) islâmı zıt mânâlara mağlup ettirmek olur. (Sükût ve
    başlar tasdik edercesine sallanır.)
    AKŞEMSETTIN – Allahın nusreti bizimle olacak. Hareket
    plânımızı tesbit edelim.
    VEZİR. – (Ayakta ve ürkek, S. Mehmet’e) Yalnız hünkârım,
    biz Bizansla anlaşmalıyız. (Kendisine bakıldığının farkında,
    hoşlanılmadığını anlamış, yutkunur) Hem bu iş böyle kolay
    olmaz zannederim, zamana ihtiyacımız var…
    (Zağnos Paşa hışımla ayağa kalkar ve eli kılıcının kabzasın-
    da, vezire yiyecek gibi sert bakar, öbürlerinde de hoşnutsuzluk.
    S. Mehmet söze başlayınca; Zağnoş Paşa öyle kalır ve kımıldama-
    dan vezire bakar)
    S. MEHMET – (Vezire ağır ağır yaklaşır, parmağını uzata-
    rak en yüksek sesle) Bizansın hiyaneti bütün dostlukları
    silmiştir. Karamanlıyı himayesi ise, idamını mûcip (gerektiren)
    bir cürümdür (suçtur). Kazanmak cihetine gelince (ortaya)
    bilesiniz ki bize düşen mücadeledir. Muvaffakiyet (başarı)
    Allah’tandır. Kuvvet bir sebep ise,ben köhne Bizans surlarını
    ayakta tutacak bir ruhun mevcudiyetine kâni değilim (inanmıyorum).
    (Vezire) Bunca ordularımdan yalnız birinin
    başaracağına inanmaktayım. Bütün harp plânları hazırdır vezi-
    rim! (hepsine birden) Reylerinizi görüşlerinizi) bekliyorum efendiler!
    AKŞEMSEDDİN – (S. Mehmet’le, ayakta) Beyanınız ye-
    rindedir. Bizans ahdini bozmuştur ve artık bu şehrin sahabet
    (sahipliğini) hakkını kaybetmiştir. Hilâl Ayasofya üzerine meyletmiştir.
    ZAĞNOS PAŞA – (Kıpırdamadan dururken fırsat bulmuş,
    aceleci ve sert) Bizans intihar etmiştir. Vezir hazretleri! Ya
    aşırı merhametlisiniz, yahut!…
    VEZİR – Yahut, korkak mıyım?
    TURHAN BEY – Tefsire ne hacet. Hünkârımızın işaretini
    bekliyoruz.
    M. GÜRANİ – Ben de Hünkârın fikrindeyim arkadaşlar.
    (Artık bütün meclis ayaktadır. Herkes sultanın kararını
    bekliyor.)
    S. MEHMET – (Bütün söylenenleri hiçe sayar gibi) Sen ne
    dersin Hızır Bey? (ve bekler)
    HIZIR – (Kararlı ve yüksek sesle) Sefer, zafer bizimdir!
    (Ve bu soru hepsine sorulur aynı cevap alınır. Vezire
    sorulmaz)
    S. MEHMET – (Ortaya ve ileri) Toplar dökülsün. Anadolu
    Beylerbeyine at koşturulsun. Bizans karadan ve denizden
    kuşatılacak. Herşey bilinerek yapılacak, hiçbirşey bilinmiyor
    gibi susulacak. Beylerim, Paşalarım, Derhal!…
    (Parmağı ileride durarak, Hepsi elleri göğüslerinde hafif
    eğilmiş durumda -Mehter başlar- Işık söner -Tek ışık hüzmesi
    bir noktaya dökülmüştür. Öyle kalır ve perde gerisinden fetih
    marşı yankılı olarak okunur. Bir ses yüksekten ve uzakta, ikinci
    ses her mısraı tekrar eder.)



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri