Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Osmanlıda aşevleri ne zaman ve neden kapatılmıştır? Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Türk Kızılayı Zaman Zaman Neden Kan Bağışı Yapar Zaman Dilimleri Nasıl Belirlenmiştir Ve

  1. Kayitsiz Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Osmanlıda aşevleri ne zaman ve neden kapatılmıştır?

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Aşevleri ile ilgili kapatma bilgisi bulamadım, ama Aşevleri ile ilgili bu yazıya bakabilirsiniz.

    Ecdadımızın geçmişte yaptığı pek çok hayır kurumları vardır. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir”, Hadis-i şerifinin rehberliğinde, fakirleri ve açları doyurmak mübarek bir görev telâkki edilmiş , bu görevi ifa için de, çeşitli hayır müessese leri kurulmuştur.

    Bu hayır müesseselerinin başında, onlara sıcak yemek yedirilen ve yemek dağıtılan yerler olarak aş evleri, aşhaneler gelmektedir.

    Selçuklular döneminde, cami, darüşşifa, türbe, zaviye, mescid, darüzziyafe, çeşme, kale, bimaristan gibi mekânlara verilen bir isim olan imaret, Osmanlılar döneminde Aş Evleri için kullanılmıştır. Kelime anlamı, imar edilmiş bayındır etmek, inşa edilmiş, olmasına rağmen, İmaret sözcüğü Osmanlıda “hayır için fakirlere yemek verilen yer” olarak tarihte yerini almıştır.

    İmaret müessesesi, ilk olarak, Ashâb-ı kiram tarafından başlatılmış, dört halîfe Emevîler, Abbasiler, Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar döneminde devam etmiştir.

    ''Osmanlı Türkleri devrinde ilk imaret 1336 yılında İznik'te Orhan Bey tarafından kurulup insanlığın hayrına vakfedilmiştir. Orhan Bey kurumun açılışında bizzat bulunup fakirlere kendi eliyle yemek dağıtmıştır. İmaretin mum ve kandillerini kendi eliyle yakmıştır.

    Sultan II. Murat da imaret içinde saray bilginlerine verdiği ziyafette aynı şekilde hareket etmiştir.”

    Mimari açıdan baktığımızda, Osmanlı dönemin deki imaretler, Bina olarak tek başına olabildiği gibi bir kısmı da külliye halinde yapılmıştır. On altıncı asırdan sonra külliye olarak yapılan imaret binalarının iki yanına bitişik birer misafirhane ve ortada namaz kılınacak bir bölüm ile şadırvan bulunurdu. Yemek yenilecek odalar, erzakların saklandığı uygun ambarlar, aşçı ve görevlilerin kalacakları yerler imaretin bölümlerini oluştururdu. Çoğu imaretlerde ekmek pişirilen fırınlar olurdu. “İmaretlerde, imaret şeyhi, vekilharç, kâtip, nakib, bevvab, aşçı, ekmekçi, kilerci, kiler katibi, et hamalı,ambarcı, buğday ve pirinç ayıklayanlar, kâsekâş, ferraşlar, kayyım, çerağdar ve hamallar görev yapardı.”

    İmâret'lerin tamirat ve işletme giderlerini karşılamak, bu sistemin muhafaza ve sürekliliğini temini için, çevrelerinde han hamam, dükkan gibi yerler yaptırılmış, vakfedilen daha başka bina ve arazi gelirleriyle birlikte, kesintisiz olarak fakir, yoksul ve kimsesizlere sıcak aş verilmiştir. Bu konudaki belgelerde, İstanbul'da bir kısım imaretlerde günde bin kişiye öğle ve akşam yemeğinin verildiği, bu imaretlerde kimsesiz ve yoksulların yanı sıra, medrese talebeleri cami ve hayrat görevlileri, fakirler, misafirler, Allah rızası için doyurulduğu belirtilmektedir. Bu sayede insanların yoksulluk ve açlık nedeniyle bir takım kötü işlere ve yollara yönelmeleri önlenmiştir.

    Tabi ki çok sayıda imaretin yemek kaliteleri de, onu besleyen vakfın veya sahsın zenginliğine göre değişirdi. Ancak, yemeklerin her zaman temiz ve lezzetli olmasına azami özen gösterilmesi şarttı. Günde iki öğün yemek verileceği mübarek geceler- de helva yapılıp dağıtılacağı ve vakıf sahibinin ruhuna Kur'ân-ı kerîm okunacağı gibi maddeler vakfiyelere şart olarak konur böylece hayır yapan vâkıfların amel defterleri kapanmamış olurdu.

    Osmanlı'nın kuruluşundan itibaren, İznik, Bursa, İstanbul Ankara Edirne Manisa Amasya Kayseri Erzurum Filibe Selanik Bolayır Gelibolu başta olmak üzere ülkenin birçok yerinde imaretler yüzlerce yıl varlıklarını sürdürmüşlerdir

    Osmanlı padişahlarının hemen hepsi, hayır konusunda çok titiz davranmış, pek çoğu, bizzat kendileri, bu ve bunun gibi hayır kuruluşlarına destek sağlamak için vakıflar kurmuşlardır. Bu konudaki belgelerde belirtildiği üzere; İstanbul'da Bâyezîd imaretininı yllık gelirinin 9 milyon akçe olduğu, Fâtih Camii ve imaretini yaşatmak için Fâtih Sultan Mehmed'in İstanbul'un çeşitli semtlerinde; 1130 ev 2466 dükkan 3 han 54 değirmen 14 Hamam 9 bahçe gelirini vakf ettiği düşünülürse, padişahların bu konuya ne kadar fazla önem verdikleri ve imaret müessesesinin nasıl sağlam temeller üzerine kurulduğu daha iyi anlaşılır.

    İmaretler, günümüzde de, değişik isimler altında, gerek devlet ve gerekse özel kuruluşlar tara fından halâ, bir sosyal yardım müessesesi olarak devam ettirilmektedir.

    2008 yılı içinde sadece Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye genelindeki 108 imarethanede, toplam 77 bin 280 aileye sıcak yemek dağıtılmış, 794 ilçede de 71 bin 850 aileye kuru gıda dağıtımı yapılmış.

    Bundan başka, Kızılay, Valilikler, Belediyeler, resmi ve özel vakıflar ve hayır dernekleri vasıtasıyla, bir merhamet ve karşılıksız yardım anlayışıyla bu tür yemek yardımları, sayıları hiç de azımsanmayacak miktarda, imaret anlayışıyla devam etmektedir. Bu gibi kuruluşlarda bir çok gönüllü insan Allah rızası için çalışmaktadır.

    ...........




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri