Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

ezanın doğuşunu arıyorum ama bir türlü bulamıyorum Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Ezanın Sözleri Ve Anlamı Ezanın Yazılışı Ezanın Sözleri Nasıldır Peygamberimizin mescidinde ilk ezanın
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 5      

  1. Kayitsiz Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Ezanın doğuşu

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    İlk ezan 622 yılında okundu. Ezan'dan önce müslümanları namaza çağırmak için çeşitli yöntemler kullanılmaktaydı. Sabit bir yöntemde karar vermek üzere Hz. Muhammed'in de katıldığı istişare toplantılarında ortak bir karara varılmamış olup daha sonraları sahabeden bazı kimselerin (Abdullah bin Zeyd) gördükleri rüyalar sonuncunda mevcut ezan kullanılmaya başlanmıştır. Peygamberimizin emriyle ilk ezan Bilal-i Habeşi tarafından okunmuştur.
    Ezan ile ilgili Kuran-ı Kerim'in Maide ve Cuma surelerinde çeşitli ayetler mevcuttur.

    Ezan Nedir? Nasıl Tesbit Edildi? Ezan’ın Önemi, Niteliği, Ezan Kelimelerinin Manası, Açıklaması, Ezan’ın Vasıfları, Ezanla İlgili Birkaç Not...


    Ezan, lugatta “i’lam” yani “bildirmek” demektir. Istılahta ise, farz namazlar için muayyen vakitlerde malum lafızlarla okunan mübarek sözlere “ezan” denir. Ezan okuyan kişiye de “müezzin” adı verilir. Ezan, hicretin birinci yılında meşru kılınmış olup, meşruiyyeti Kur’an ile sabittir. Kur’an-ı Kerim’de; “(Ezanla) birbirinizi namaza çağırdığınız zaman... [Maide, 58]” ve “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman... [Cuma, 9]” buyurulmaktadır.
    EZAN NASIL TESBİT EDİLDİ?
    Hicretin birinci yılında Medine-i Münevvere’de Mescid-i Nebevi tamamlanınca cemaatle namaz kılınmaya başlandı. Müslümanlar, namaz vakitleri gelmeden önce mescidin yanında toplanıp namaz vaktinin girmesini beklerlerdi. Bu arada Hz. Bilal-i Habeşi (ra), Rasûlullah’ın emriyle cemaate “es-salah, es-salah” (namaza namaza) veya “es-salatu camiatun” (namaz toplayıcıdır / cemaatle namaza) diye seslenirdi. Ancak bu usül, Müslümanları zamanında cemaate toplanmaya ve onları cemaatten mahrum etmemeye elverişli değildi. Nitekim mescide erken gelen sahabiler namaz vaktini bekleyerek işlerinden olurlar, geç gelen sahabiler ise namaza yetişemezlerdi. Bu sebeple namazları zamanında bildirecek bir alamete ihtiyaç duyuldu.
    Bu iş için Rasûlullah’ın riyasetinde bir istişare heyeti toplandı. Mecliste bulunan sahabiler tarafından çeşitli teklifler gündeme getirildi. Bazıları “Namaz vakti gelince yüksek bir yere bayrak dikelim, onu görenler birbirlerine haber verirler” dediler. Rasûlullah bu görüşü münasip bulmadı. Yine Rasûlullah “boru çalınması” teklifini yahudilerin, “çan çalınması” teklifini hristiyanların, “ateş yakılması” teklifini de mecusilerin adeti olduğu gerekçesiyle kabul etmedi. Neticede istişare heyeti bu hususu karara bağlayamadan dağıldı. Rasûlullah da bu hususta Allah’tan vahiy beklemeye başladı.
    Ertesi sabah Abdullah b. Zeyd, Rasûlullah’a gelerek; “Ya Rasûlullah, bu gece ben bir rüya gördüm. Rüyamda üzerinde iki parçadan oluşan bir elbise ve elinde bir çan bulunan biri yanıma geldi. Ben kendisine ‘Ey Allah’ın kulu; bu çanı satar mısın?’ diye sordum. O, ‘Çanı ne yapacaksın?’ dedi. Ben de ‘Onunla halkı namaza çağıracağız’ dedim. O ise, ‘Sana ondan daha hayırlı olanı söyleyeyim mi?’ dedi. Ben de ‘Olur, nedir?’ dedim. Bunun üzerine bana ezanı okudu...” diye anlattı.
    Abdullah b. Zeyd’in rüyasını Rasûlullah’a anlatması üzerine Rasûlullah : “İnşaallah, bu hak rüyadır. Gördüğünü Bilal’e öğret. Çünkü onun sesi senin sesinden daha güzeldir” buyurdular. O da bunu Hz. Bilal’e öğretti. Bilal’de bu ezanı yüksek ve çok tatlı bir sesle okudu.
    Ezan’ın Medine semalarında yayıldığı sırada, bu ilahi daveti duyan Hz. Ömer (ra), evinden çıkıp koşa koşa Rasûlullah’a geldi ve “Ya Rasûlullah, bunu ben rüyamda gördüm” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah; “Ey Ömer, vahiy sizi geçti. Siz bana gelip anlatmadan önce bu hususta vahiy geldi” diye buyurdu.
    Abdullah İbn-i Ömer (ra) anlatıyor: (Sahih-i Buhari’den) “Müslümanlar muhacir olarak Medine’ye geldikleri zaman, bir araya toplanıp, namaz vaktini gözetlerlerdi. Bir gün bu husus hakkında aralarında müşavere ettiler. Bazıları Hristiyanların çanı gibi, çan kullanılsın, bazıları da çan olmasın da, Yahudilerin nefirisi gibi boru çalınsın teklifinde bulundu. Hz. Ömer (ra) ise; “Öyle ama, namaza insanları çağırmak için neden bir adam görevlendirmiyoruz” dedi. Resûl-i Ekrem (sav) bunun üzerine: “Haydi Bilâl kalk, namaz için nida et” buyurdu”... İmam Kasani; Abdullah b. Zeyd’in, bu müşavereden sonra ezânı rüyasında gördüğünü ve bu durumu Resûl-i Ekrem (sav)’e bildirdiğini kaydettikten sonra, Hz. Ömer (ra)’in de aynı günlerde ezânı rüyasında işittiğini kaydediyor... İbn-i Abidin bu konuda şunları kaydediyor: “Fethû’l Kadir sahibi, Abdullah b. Zeyd kıssasını “Sirac”dan naklen ve tamamen isnadlarıyla nakletmiştir. Bu kıssada aynı rüyayı o gece Hz. Ömer (ra)’in de gördüğü bildirilmektedir. “Minhac” haşiyesinde Hafız İbn-i Hacer’den naklen şöyle deniliyor: Bunu Abdurrezzak ile Ebû Davûd’un Murasil’inde rivayet ettiği şu haber te’yid eder: Hz. Ömer (ra) Ezân rüyasını görünce haber vermek için Peygamber (sav)’e geldi. Fakat bu hususta vahyi gelmiş buldu. Onu Bilâl’in Ezânından başka şaşırtan şey olmadı. Bunun üzerine Peygamber (sav): “Bu hususta vahiy seni geçti” buyurdu.
    EZÂN’LA İLGİLİ NOTLAR...
    Ezân yüksek sesle okunmalıdır. Zira ezândan maksat, namaz vaktini insanlara ilan etmektir. Resûl-i Ekrem (sav)’in “Ya Bilâl, sen iki parmağını kulağına koy, o zaman sesin daha yüksek çıkar” buyurduğu bilinmektedir. Ezânı minarede veya mescidin dışında okumak, mescidin içinde okumaktan daha efdaldir. Ezân okuyan müezzinin sesini gücünün yettiğinden daha fazla yükseltmeye çalışması mekruhtur. Ezân çabuk değil, yavaş yavaş okunmalıdır. Zira Resûl-i Ekrem (sav) Hz. Bilâl (ra)’e hitaben: “Ezân okuduğun zaman yavaş yavaş oku; ikamet getirdiğin zaman ise hızlı oku” buyurmuştur. Türkiye’de akşam namazlarının diğer namazlara göre daha hızlı okunmasının İslami açıdan bir dayanağı yoktur. Kıyametin akşam vakti gerçekleşeceğinden dolayı namazı bir an evvel eda etme düşüncesinden kaynaklanan bu hareket diğer dünya ülkelerinde yoktur.
    Sabah ezânında “Hayya’ala’l felâh” cümlesinden sonra iki defa “Es-Salâtu Hayrûn mine’n-Nevm” denir. Zira rivayet edilmiştir ki; Hz. Bilâl (ra) Resûl-i Ekrem (sav)’e gelip, onu uyur halde bulduğunda “Es-Salâtu Hayrûn mine’n-Nevm” (Namaz uykudan hayırlıdır) demiştir. Bunun üzerine Rasûlullah (sav): “Bu ne güzel sözdür, sen bu sözü ezânında oku” buyurmuş ve sabah namazına tahsis etmiştir.
    Hanefi fıkıh alimlerinden İbn-i Abidin; “Günah hususunda ezân vâcib gibidir. Hatta bazıları ona vacib demişlerdir. Çünkü İmam Muhammed (rh.a): “Bir belde halkı ezânı okunmamak için ittifak etse, ezân için onlarla harb ederim. Onu bir kişi terk etse kendisini döver ve hapsederim” demiştir. Ekseri ûlema ezânın sünnet olduğunu tercih etmişlerdir. Ezân için harb edilmesi, dinin alâmetlerinden olduğu içindir. Dinin nişanı sayılan bir şeyi terk etmek, açık açık dinle alay olur” buyurmaktadır.
    HAYDİ İNSANLIĞIN KURTULUŞ MÜCADELESİNE... İnsani ilgilendiren her hareketin, her ideolojinin, her sosyal faaliyetin bir çağrısı vardır. Öldürülmüş olan bir yılanı, iskelet haline getirinceye dek yiyen milyonlarca karıncayı nasıl Görevli Karınca göreve çağırıyorsa; koyun sürüsüne saldırma eylemini de Haberci Kurt başlatıyor. Eğlence olsun için bir gladyatörü diğerine, ya da bir aslana öldürten nasıl Roma Kralının aşağı ya da yukarı kalkan parmağı ise, milyonlarca esiri tonlar ağırlığındaki taşlar altında ezilip can vermeye zorlayan ve bu insan vücutları üzerinde piramitler inşa ettiren de Firavunun “En Büyük Rabbiniz Benim!” diyen dilidir. Böylece dil ve el ÇAĞRI dediğimiz olgunun bir aleti oluyor. Put heykellerine tapma ya da saygı gösterme törenlerine karşı isyan edip, tevhidi haykıran Hz. İbrahim’in @ heykelleri paramparça eden baltayı tutan ve onun eyleminin çağrısı olan nasıl eli ise; onun temsil ettiği dini , yani hayat nizamını, yani tüm diktatörlükleri ,despotizmleri, halkları ezme sistemlerini, yasa koyma hakkını kendisinden başkasına vermek istemeyen, dilediği görüşleri kanunlaştıran, kendisine karşı alternatif tanımayan, Allah’ın buyruklarını dahi kendi politikasına alet ettiği “ahlak ve fazilet” yönleri hariç ayakları altına alıp, “Sizi Allah’ın Kitabı Yönetecekmiş, Öyle mi?” diye ezdiği halka bağıran ve “İbrahim’i ateşe atın” diyen Nemrut’un Çağrısı da dilidir. Allah’tan başkasının hükümlerine boyun eğmemeleri için, insanlığı uyaran Hz. Zekeriya’nın çağrısı nasıl dili ise; “Koşun kendisine peygamber diyen ve kanunlarımıza, beşeri kanunlar deyip tanımayan Zekeriya burada, bu ağaç kovuğuna saklanmış, haydi onu öldürelim” deyip Allah’ın peygamberini o ağaç kovuğunda testere ile biçen Yahudilerin de çağrıları, testere kabzasını tutan elleriydi.
    İnsanlık tarihi, birbirine zıt iki Çağrı sistemi üzerinde oluşur. Hak Çağrısı; Yani adalet çağrısı, yani tüm sömürge çarklarına dinamit yerleştiren, ezilen insanlarla olup, onları, sıfatını taşıdıkları İNSAN seviyesine yükseltmek isteyen diktatörlere boyun eğmeyen, halkını aç bırakıp, devletinin her köşesinde kendisine köşkler, saraylar yaptıran firavunlara, nemrutlara, sultanlara, başkanlara DUR! diyen ulvi ve ilahi çağrı, peygamber çağrısı... Hak-hukuk tanımayan, kendisinden başkasına insan gözüyle bakmayan, insanların kendisine kulluk etmelerinden zevk alan ve bu şekilde eğilip etek öptükleri, onların borularını öttürdükleri için onlara payeler, makamlar veren; bu suskunluk ya da köleliklerine karşı uyduruk kadrolar ihtar edip halkının ekmek bulamama pahasına da olsa sırf iktidarlarını sürdürebilme gayesiyle bu uşaklarına büyük maaşlar bağlayan, öldükten sonra konmak üzere milyarlar harcayarak piramitler yaptıran ve nihayet bütün insanları diledikleri gibi sömürebilmek için onları, kendi buyruk ve doğrultuları altında birlik-beraberliğe çağıran; en ufak bir itirazda (vicdan yargıları olmadığı için) masum insanlar üzerine atom ve napalm bombaları yağdıran zihniyetin ve uydularının çağrısı...
    İnsanlık tarihindeki ilk fesat olayından günümüze dek, bu ikinci çağrının mantığı değişmemiştir. Allah’a rağmen Allah’a inananları ez; insan olmalarına rağmen, onlara hayvan deyip ye!.. Hak dediğimiz birinci çağrının en son ve en mükemmel sedası da, on beş asırdır o insanların, pamuk tıkalı kulaklarına çarparak, geri dönen EZAN’dır.
    ALAHU EKBER!..
    ALLAHU EKBER” diye başlar ezan ve dört defa tekrar eder aynı sözü : Allahu Ekber, Allah en büyüktür! ALLAHU EKBER!... Sen ey doğu; sen ey Batı, sen ey Güney ve sen ey Kuzey duy, dinle ve bil ki, Allahu Ekber, Allah en büyüktür!.. Siz ey dört cihet, ya da yön, duyun, dinleyin ve bilin ki, EKBER olan yani EN BÜYÜK olan ve temsil ettiğiniz yerkürenin her türlü hakimiyeti Allah’ındır... EKBER yani EN BÜYÜK sıfatı sadece Allah’a aittir. O sıfatı, ondan başkasına verip, kullanmayın ki O’na ortak tanıyıp şirk koşmayın! ALLAHU EKBER, tek Hakim odur! Allahu Ekber, uyulacak tek merci O’dur! Allahu Ekber, yanılmaz kanuna sahip tek kanun O’dur
    EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLALLAH!..
    Eşhedü!.. Düşündüm, anladım, kalbimle kabul ettim ve dilimle söylüyorum ki: LA İLAHE İLLALLAH! Allah’tan başka kainat nizamını elinde bulunduran bir başkası, yani bir ilah yoktur! O’ndan başkasına güç tanımaya vesile olacak her şeye “LA” (Hayır) deyip, kenara itiyor, O’nu yani Allah’ı tek ve biricik güç ve hakim tanıyarak “İLLALLAH” diyor, bağlanıyorum, bağlanıyorum, bağlandığıma dair söz ve biat ediyorum ki, bütün kainat zerrecikleri şahit olsun.
    EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RASULULLAH!..
    Yine düşündüm, anladım, kalbimle kabul ettim ve dilimle söylüyorum ki; Muhammed Allah’ın Rasuludür, yani “İLLALLAH” deyip inandığım Allah’ı bana tanıtan, bana öğreten, bana sevdiren; ve Allah’ın kanununa nasıl uyacağımı, tatbikatıyla gösteren Muhammed (sas)’dir. Yani Allah dışındaki bütün güçleri nasıl inkar edip, Allah’ı öğrenmeme vesile olacak sıfatlarını bana bildiren Muhammed (sas)’dir. Yani Muhammed’i ve onun sünnetlerini kabul ediyorum ki, bana İslam’ı öğreten onlardır. “Kur’ana uyarım da, Peygamberin sünnetini ister alırım, ister almam, çünkü Muhammed araptı ve arap zevkine hitap ediyordu” zihniyetinin temsilcilerine ve saçmalıklarına rağmen, kabul ediyor ve bütün dünyaya şahit olmalari için ilan ediyorum ki, ne Muhammed’siz ve ne de sünnetsiz (yani Hz. Muhammed (sas) uygulaması olmaksızın) İSLAM anlaşılır!.. Çünkü sünneti inkar etmek, Hz. Muhammed (sas) tanımamak da Allah’ı inkar etmenin başka bir yoludur. Ben ise, Muhammed’i Allah’ın Rasulü ve Davamın Lideri olarak tanıyorum!..
    HAYYE’ALA’S-SALA!..
    Haydi beşeri güçleri temsil eden put heykellerini parçalayıp Allah’a koşan Hz. İbrahim gibi, Allah’a kulluk etmeye!.. Haydi namaza!.. Haydi ibadete!.. Haydi secde etmeye!... Şeytanın iğvasıyla gurur kaplamış olan beynimizi arındırıp, toprağa alnımızı koyarak secde etmeye!.. Secde ederek hür olmaya, şahsiyet bulmaya!.. Asırların cahili kültürleriyle yozlaşmış kafalarımızı secdeye koyarak, tüm süperlerden, Batılardan, tabulardan, makam ve mevkilerden, kölelikten, uşaklıktan, bizi dünya için uyandıran çalar saatten, esiri olduğumuz fabrika bacalarından; batının fuhuş kokan kavramlarından, Haydi Allah için namaza kıyam etmeye, rüku ve sücud etmeye!.. Rüku ve sücud ederek tenzih ve ta’zim edelim Rabbimizi Tahiyyatta (selamlaşmada)... Allah’la selamlaşıp, mi’racımıza çıkalım. Mü’minin mi’raci olan tahiyyatta, selamın sadece salih kullar için olduğunu öğrenelim. Tahiyyatta, Allah’ın kendisine lütfettiği selamı, bize de tesmil eden yüce peygamberimizi analım... Namazı bitirip, birbirimize mü’min selamı verelim. Selamdan sonra, tekrar Allah’ı unutup dünya ilahilerinin emrine girmemek, şucu-bucu diye suçlamalarımıza son vermek ve sadece Allah davası için olmak üzere sarılalım birbirimize sıkı sıkıya!.. Ta ki ruhlarımız bir birlerini duysun, tağuti şeytan ve görüşler bizden uzaklaşsın!
    HAYYE’ALA’L-FELAH!..
    Allah en büyük, Allah en büyüktür!.. Bunu tekrar, tekrar söyle ve ne söylediğini bil ki; buna TEKBİR derler. Çok ve korkusuzca tekbir getir ki; Kahrolsun Müşrikler, Münafıklar!.. Unutma tekbir mü’minin silahıdır!..
    LA İLAHE İLLALAH!..
    Bütün ilahlara HAYIR!.. Sadece Allah’a EVET!.. Sadece O’nun gücüne, kuvvetine, iktidarına EVET!.. O’nun dışındaki tüm ilahlara ve ilahçılara HAYIR!..
    EZAN! MÜ’MİNİN ÇAĞRISI...
    Kulak verin bu çağrıya, Kurtulun tüm endişelerden, streslerden, parola edinerek kurtuluş çağrısını, İslam’ın Ezanını!..
    Allahu Akbar Allahu Akbar
    Allahu Akbar Allahu Akbar Eşhedü En Lâ İlahe İllallah Eşhedü En Lâ İlahe İllallah Eşhedü Enne Muhammeden Rasulallah Eşhedü Enne Muhammeden Rasulallah Hayya Ala’s Salah Hayya Ala’s Salah Hayya Ala’l Felah Hayya Ala’l Felah Allahu Akbar Allahu Akbar Lâ İlahe İllallah!..



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri