Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

atatürkün vatan sevgi sini anlatan bir anısı Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Atatürkün Vatan Millet Ve İnsan Sevgisini Konu Alan Yazı Vatan sevgisini anlatan resimler,
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 56      

  1. Kayitsiz Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Atatürkün vatan sevgisini anlatan bir anısı

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Atatürk’ün Vatan Millet Sevgisi İle İlgili Anıları

    MUTSUZ LİDER

    Bir akşam sofrasının hararetli bir döneminde Mustafa Kemal, kişisel özgürlüğünün birçok bölümlerinden yoksun bırakılması acısını hüzün dolu sözlerle şöyle anlattı:
    - “Şimdi siz buradan ayrılır, istediğiniz yerde gezer dolaşırsınız. Benim gözümde bunun ne büyük mutluluk olduğunu bilemezsiniz. Halime bakın, sahip olduğunuz bu özgürlükten yoksunum, cumhurbaşkanıyım ama köşeye atılmış ve özgürlüğü sınırlı bir insanım. Bütün eğlencem, akşamları soframa topladığım arkadaşlara ayrılmıştır. Haydi şimdi buradan ayrılıp bol bol dolaşın, istediğiniz yerlere girip çıkın, arzu ettiğiniz gibi eğlenin. Ben de bunun hayaliyle avunurum.” dedi.
    O akşam hepimiz masadan erken ayrıldık.
    Damar ARIKOĞLU
    Kaynak: Damar Arıkoğlu – Hatıralar, 1961
    ASKERLE GÜREŞ

    Bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu:
    - Sen güreş bilir misin?
    Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı.
    Ceketini çıkarıp Mehmet’e ense tuttu:
    - Haydi, bir de benimle güreş!
    Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata’sının yüzüne hayranlıkla baktı:
    - “Atam,” dedi. “Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?”
    Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.
    Tahsin UZER
    Kaynak: Millet Dergisi, 1946
    YANINA ALDIĞI İLK ER

    Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa’ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kütlesi iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kâğıtla Atatürk’e yaklaştığı görüldü. Zayıf bir kadındı. Ata’nın yolunu keserek titrek bir sesle:
    - Beni tanıdın mı oğul? dedi… Ben sizin Selanik’te komşunuzdum. Bir oğlum var: Devlet Demir Yolları’na girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat Müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış… Ne olur bir kere de siz söyleyiniz.
    Atatürk’ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle:
    - Oğlunu almadılar mı? dedi. Ben salık verdiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş… Çok iyi yapmışlar… İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak…
    Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu. Ve Atatürk adeta kendinden geçercesine dolu bir sesle:
    - İşte Cumhuriyetten beklediğimiz sonuç… diyordu.
    Hulusi KÖYMEN
    Kaynak: Uludağ Dergisi, 1941
    KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR

    Bir gece beraber oturuyorduk. Yanımızda Siirt milletvekili Mahmut Soydan, şimdiki Macaristan elçimiz Ruşen Eşref Onaydın, bir de Soysallı vardı. Atatürk, ertesi günü Büyük Millet Meclisi’nde okuyacağı söylevi hazırlıyordu. Mahmut’la Ruşen Eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da, “Ne dersin?” diye soruyordu. Ben ne diyebilirim? Hiç… Sonra Atatürk bana döndü ve dedi ki:
    - Bu memleketin efendisi kimdir?
    Düşündüm. Karşılığı o verdi:
    - Türk köylüsüdür, dedi. Ve devam etti:
    - Türk köylüsü “Efendi” yerine getirilmedikçe memleket ve millet yükselmez!…
    Prof. Mahmut Esat BOZKURT
    1942
    KAHRAMAN TÜRK KADINI

    17 Mart 1923 Tarsus:
    Mustafa Kemal istasyondan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.
    Milli Mücadele deki çete giysili bir kadın, Atatürk’ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
    - “Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!”
    Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.
    Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
    - “Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın.
    ATATÜRK VE ÇOBAN ÇOCUK

    ATATÜRK, Antalya’ya giderken yolda verdiği bir mola esnasında bir çocuğun söylediği türkü sesi duyar.Türkü ilgisini çekince türküyü söyleyen kişinin yanına getirilmesini emreder.Atatürk’ün yanındakiler türküyü söyleyen kişiyi bulurlar.Genç bir çoban çocuk türküyü söylemektedir.
    ATATÜRK
    - Türküyü sen mi söylüyorsun? diye sorduktan sonra
    - Burada da söyle de dinleyelim der.
    Genç çoban türküyü bitirince Atatürk çocuğu alkışlar ve
    - Biis… biis, diye bağırır.
    Genç çoban ve yanındakiler anlamayınca ATATÜRK biis’ in ne olduğunu izah eder.
    - Biis demek, beğendim, tekrar söyle demektir.
    Çoban bunun üzerine türküyü tekrarlar. ATATÜRK’te, cebinden elli lira çıkararak çobana verir. Çoban paraya bakar ve
    - Biis… biis diye bağırır.
    ATATÜRK, bu zeki cevaptan o kadar memnun olur ki, bir elli liralık daha çıkarıp verir ve yanındakilere dönerek o dönemde sürekli Türkiye’ye sataşan İtalyan diktatörü Mussoloni için
    - İmkân olsaydı da, Musolini şu sahneyi görseydi ve cevabı işitseydi, hangi millete nutuk
    söylediğini anlardı der.
    Vatanımın Toprağı Temizdir

    Kral Edward İstanbul’a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı’na yanaştı. Atatürk de rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalı idi ve Kral’ın bindiği motor inip çıkıyordu. Kral rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk de Kral’ı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği bir anda Atatürk:
    “Vatanımın toprağı temizdir, o, elinizi kirletmez!” diyerek, Kral’ı elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi.
    Hakiki İnsan

    Atatürk, muhtelif vesilelerle maiyetinde çalışan kimselerin samimiyet ve sadakatlarını imtihan etmesini gayet iyi bilirdi. İnsanların halet-i ruhiyesini, niyet ve emellerini teşhis ve temyiz etmekte şelaleler saçan bir zekaya malikti.
    O büyük insan, bir gece Çankaya köşkündeki bir ziyafette devrin vekillerinden maruf bir zata şöyle bir sual sorar:
    - Beni hakikaten sever misiniz?
    Muhatabı hemen cevabı yapıştırır:
    - Sevmek ne kelime Ata’m, taparım!
    - Peki her dediğimi de yapar mısınız?
    - Derhal
    Atatürk, bu söz üzerine belinden tabancasını çıkarır ona uzatır.
    - Öyleyse, al tabancamı, sık kafana…
    - “Aman Atam” der, herhalde benimle şaka ediyorsunuz. Benim ölmemi istemezsiniz. Meseleyi anlayan Atatürk, yeleleri kabaran bir aslan mehabetiyle dışarıda hizmet eden askeri yanına çağırıp aynı sualleri sorup, cevabını aldıktan sonra, karşısında Toroslar’dan kopmuş bir kaya parçası gibi duran bu bağrı yanık Anadolu çocuğuna tabancasını uzatıp kafasına sıkmasını emreder. Aslan Mehmetçik, bu emri bilatereddüt yerine getirir, fakat kendisine bir şey olmaz. Çünkü, Atatürk, daha önce tabancasındaki merminin kurşununu çıkarmıştır.
    İşte o zaman, Atatürk yanındakilere şöyle der:
    - Beni ve vatanı seven hakiki insanı gördünüz mü?



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri