Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

güneş , hava ve su canlılar için neden yararlıdır Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Güneş Canlılar İçin Önemli Midir Neden hava canlılar için neden önemlidir
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 63      

  1. Kayitsiz Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    güneş, hava ve su canlılar için neden yararlıdır

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Hava Nedir?Özelikleri ve Canlılar için Önemi Nedir?

    Hava, insan ve canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. Yerküreyi saran gaz kütleye atmosfer adı verilmektedir. Atmosferdeki hava tabakasının kalınlığı 150 km'dir. Bunun sadece 5 km'si canlıların yaşamasına elverişlidir. Yeryüzünden uzaklaştıkça hava tabakasının yoğunluğu azalır.
    Atmosfer, yerkürenin etrafında adeta düzenleyici ve koruyucu bir örtü şeklindedir. Havada yaklaşık olarak; % 21 oranında oksijen ve % 78 oranında azot bulunur. Ayrıca %1 oranında karbondioksit, argon, neon ve helyum gazları da vardır. Bunlardan başka, su buharından da söz edilmesi gerekir. Havanın bileşimindeki su buharı yüzdesi daima değişir. Binalarda, insanların bedensel fonksiyonları ve çalışmaları hava bileşimini etkiler. Ciğerlerden çıkan havada karbondioksit ve su buharı vardır. Solunum, aksırık ya da öksürük sırasında, havaya bakteriler yayılabilir. Solunum yolları hastalıklarıyla diğer bazı hastalıkların mikroplu hava aracılığı ile yayıldığına hiç şüphe yoktur. Bununla beraber, son zamanlarda bu konuya büyük önem verilmektedir. Tecrübelerin gösterdiğine göre, öksürme ve aksırma sırasında, bakteri yüklü damlacıklar uzak mesafelere kadar yayılabilmekte, bu mikroplu damlacıklar havada süspansiyon yani askı halinde kalmaktadır.Tıbbi Araştırma Komiteleri tarafından hazırlanan raporlarda, havadaki bakteri oranı azaltmanın en etkili çaresi olarak uygun şekilde havalandırma yapılması öğütlenmektedir.
    Havada bulunan gazları üç grupta toplayabiliriz:
    Havada devamlı bulunan ve çoğunlukla miktarları değişmeyen gazlar (azot, oksijen ve diğer asal gazlar)
    Havada devamlı bulunan ve miktarları azalıp çoğalan gazlar (karbondioksit, su buharı, ozon)
    Havada her zaman bulunmayan gazlar (kirleticiler)

    TEMİZ HAVANIN CANLILAR İÇİN ÖNEMİ
    Canlılar için toprak ve su ne kadar önemliyse havada aynı şekilde önemlidir.Canlılar havasız yaşayamaz.İnsanlar açlığa ve susuzluğa bir süre dayandığı halde havasızlığa dayanma süreleri çok kısadır.Bu kadar fazla öneme sahip havanında su gibi temiz olması gerekir.Temiz hava oksijence zengindir.
    Temiz havanın fazla nemli olmaması gerekir. Havada bulunan oksijen canlılar için hayati öneme sahiptir.Canlılar besinlerini oksijenle yakarak enerji elde ederler.Bu enerjiyide canlılık faliyetlerinde kullanırlar.Oksijenin havadaki oranı %21'in üstünde olmamalıdır.Bu durumda canlılar için zararlıdır.
    HAVANIN NEMLİLİĞİ
    Havada daima su buharı bulunur."Havanın nemlilik derecesi"deyimi ile tanımladığımız kavram,bu su buharının yüzde oranı cinsinden ifade edilir ve hava içindeki bu su buharı yüzdesi insanın konfor şartlarını etkiler.Terleme olayının etkisiyle,buharlaşma yolu ile vücudun kaybettiği ısı miktarı, cildi kuşatan ortam havası ne ölçüde nemli ise o ölçüde azalır.Yüksek sıcaklık derecelerinde,nemli bir atmosfer sıcaklık duygusunu artırır.İnsanın çalışmaya olan isteği sıcak ve nemli havalarda daha az, kuru havalarda daha fazladır.Düşük sıcaklık derecelerinde nemlilik serinleme duygusunu artırır.Çok kuru bir hava da keza konfor şartlarını olumsuz yönde etkileyebilir.
    Normal olarak, hava, burun aracılığı ile alındığı zaman, hem temizlenir, hem ısınır ve hem de nemlenir.Fakat, çok kuru bir hava, burun kanallarından geçerken yeter derecede nemlenemez; insan ağız yolu ile solunum yapmak zorunda kalır.Bu da burun rahatsızlıklarına yol açan nedenlerden biri olarak telakki edilir.Bu durum sonucu olarak, boğaz kuruluğu dolayı sile, ayrıca bir başka rahatsızlık da duyulabilir.Havada buluna bilecek su buharının yüzdesi sınırlıdır.Bu sınıra erişildiği zaman, havanın "doymuş" olduğu söylenir.Doyma sınırı sıcaklıkla birlikte artar. Sıcaklığı 30 C olan bir havanın bileşiminde bulunan maksimal su buharının miktarı, 20 C sıcaklığındaki bir havanın bileşiminde bulunan maksimal su buharı miktarının iki katına eşittir.
    Doymuş hava soğutulursa, daha düşük olan bu yeni sıcaklık derecesinde sahip olması gereken sınırdan daha fazla miktarda su buharına sahip olacak, bu fazlalık sis veya yoğuşma suyu şeklinde, duvarlar veya başka yüzeyler üzerinde birikecektir.Havada, gerçekten bulunan su buharının direk etkisi çok azdır. Su buharı, yararlı veya zararlı hiçbir özel tesire sahip olmayan bir gazdır. Asıl önemli olan husus, havanın, terleyen bir cildin, ıslak elbiselerin, nemli yolların v.s...nin üzerinde bulunan nemi, buharlaştırma yolu ile absorbe edebilme yeteneğidir.


    Suyun Canlılar İçin Önemi
    Suyun Canlılar İçin Önemi
    Hava, Su, ısı ışık ve besin Maddeleri Canlıların yaşaması için gerekli temel unsurlardır. Bu unsurların başında Oksijen ve Su gelmektedir. Canlı organizmayı oluşturan hücrelerin yaşam faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için suya gereksinimleri vardır. Su yaşam için en zorunlu maddelerden birisidir. Susuzluğa dayanmak oldukça zordur. İnsan gıda almadan yalnız su içerek yaklaşık 5 hafta hayatını sürdürebildiği, halde susuzluğa ancak 7-12 Gün dayanır. Henüz hayatın başlangıcında olan üç aylık bir fötusun %95'i sudur.
    İnsan organizmasının %62-67'si, hayvan organizmasının %60- 70'i sudan ibarettir. İnsan organizmasındaki Suyun 2/3'ü hücre içerisinde, geriye kalan kısmı ise dokular arası Sıvıda ve kanda bulunur. Kimyasal formülü H2O'dur, ağırlıkça %11,1 Hidrojen ve %88,9 Oksijenden meydana gelir. Su Molekülünde iki hidrojen Atomunun aynı tarafta bulunması Pozitif yüklü olmasına neden olur, oksijen Atomu da Negatif yüklüdür. Periyodik cetvelde oksijene benzer diğer maddelerin dihidrürlerinden farklıdır. Atmosferik Basınç ve oda sıcaklığında (25°C) daha ağır Moleküller (H2S, H2Se ) Gaz halindeyken, H2O Sıvı halde bulunur. 100°C'ye çıkarıldığında gazlaşır. Su daha yoğundur, dielektrik sabiti ve yüzey gerilimi yüksektir. Donma noktası ise düşük olup, donduğunda daha az yoğun haldedir. Saf su renksiz, kokusuz ve tatsız bir sıvıdır, 0°C'de donarak katı faza geçer .
    Su hijyeni, yalnız içme için kullanılan suyun nitelikleri ile meşgul olmaz. Aynı zamanda yıkama mutfak ve ev işlerinde kullanılacak suların niteliklerinin tespiti, su kirlenmesinin önlenmesi ve suların dezenfeksiyonu işleri ile de ilgilidir. Toplumun içme ve kullanma (yemek yapma, temizlik ve benzeri) gereksinimleri için kullandığı şehir şebekeleri, kuyu, çeşme ve gene aynı amaçlarla kullanmak üzere teknik metotlarla tasfiye edilmiş dere,nehir ve Göl suları içilebilir su olarak tanımlanır. İçme ve çeşitli maksatlarla kullanılan ve insan sağlığı ile çok yakından ilişkisi olan ve kısaca içme, kullanma Suyu adı verilen suyun hepsi "ALİMENTASYON SUYU" olarak adlandırılır. Bu suyun miktarı kent ve köylerin nüfusuna, bağlı olarak Günde insan başına en az 150 Litre olarak hesap edilir.
    Su gereksinimi
    İnsan organizmasının %60-70'i sudur. Bu suyun 2/3'ü hücreler içerisinde geriye kalan kısmı dokular arası sıvıda ve kanda bulunur. Proteinlerden zengin gıdaların bol olarak yenilmesi halinde de Proteinlerin parçalanma ürünü olan üre idrarla atıldığından idrar miktarı çoğalmakta ve bu yoldan su kaybı artınca, suya duyulan gereksinim de yükselmektedir. İnsan fizyolojik gereksinimi olan suyu her gün muntazam olarak karşılamak zorundadır. Bunun yaklaşık %50'sini içeceklerden, %35'ini yiyeceklerden ve %15'ini de oksidasyon suyu olarak vücuttaki gıdaların yakılmasından sağlar.
    Genellikle su gereksinimi günlük 2500-3000 kaloriye karşılık her bir kalori için 1 lt hesabı ile 2. 5-3 litre olarak hesaplanır. Yaşama payı su gereksinimi için daha yaklaşık bir değer elde etmek için aşağıda verilen yüzölçümü ve kalori gereksinimi formülü kullanılır. Bunun için önce atılan en az su miktarını bilmek gerekir.
    Erişkin bir insanın günlük minimum su kaybı
    Kaynak Su ml
    İdrar 400 Y
    Dışkı 30 Y
    Bazal ekstra renal 250 Y
    Egzersiz 1,73 x 0.4 P
    Su gereksinimi , ml = (400 +30 + 250)Y + 1,73 x 0,4 P
    Y= Vücut yüzölçümü m²
    P = Bazal enerji gereksiniminden fazla alınan enerji
    Yüzölçümü m² = 0,12 A(.66)
    Enerji = 70 A(.75)
    70 kilogram ağırlığında bir insan günde 3000 K. kal metabolik enerji tüketiyorsa günlük su gereksinimi:
    Su gereksinimi , ml = (400 +30 + 250) 0,12x70 (.66) + 1,73 x 0,40 (3000-70x70(.75) )
    = 1346 +904 =2250 ml
    Proteinlerden zengin gıdaların bol olarak yenilmesi halinde de proteinlerin parçalanma ürünü olan üre idrarla atıldığından idrar miktarı çoğalmakta ve bu yoldan su kaybı artınca , suya duyulan gereksinim de yükselmektedir. İnsan fizyolojik gereksinimi olan suyu her gün muntazam olarak karşılamak zorundadır. Bunun yaklaşık %50'sini içeceklerden, %35'ini yiyeceklerden ve %15'ini de oksidasyon suyu olarak vücuttaki gıdaların yakılmasından sağlar.
    Günlük sıvı gereksinimi
    Yaş Ağırlık(kg) Total sıvı (ml) ml/kg/24 saat
    3 gün 3.0 250- 300 80-100
    3 gün 5.4 750- 850 140-160
    1 yaş 9.5 1150-1300 120-135
    2 yaş 11.8 1350-1500 115-125
    4 yaş 16.2 1600-1800 100-110
    6 yaş 20.0 1800-2000 90-100
    10 yaş 28.7 2000-2500 70- 50
    14 yaş 45.0 2200-2700 50- 60
    Organizmanın su kaynakları
    Organizmanın gereksinimi olan su başlıca 3 kaynaktan gelir. Bunlardan birincisi ve en önemlisi içme suyudur. İkinci kaynak diyeti oluşturan besin maddelerinin bileşimindeki sudur. Bu iki kaynak dışında üçüncü kaynak ise organizmada hidrojen kapsayan besin maddelerinin metabolizması sırasında bunların oksidasyonu ile meydana gelen metabolik sudur. Bu oksidasyonda yaklaşık olarak, rasyonun metabolik enerjisinin her 100 Kkal'si için 10-14 gram su oluşur. Besin maddesinin oksidasyonu ile oluşan metabolik su miktarının nasıl saptandığını bir monosakkaritten oluşan metabolik suyu örnek vererek açıklayalım:
    C6H12O6 Ž6CO2 + 6H2O
    Monosakkaritin Molekül ağırlığı 180 ve 6 molekül suyun ise 6 x18 =108 gram olduğuna göre; 100 gram karbonhidrattan 108 x100 / 180 = 60 gram metabolik su oluşur.
    Hidrojen içeren ve oksidasyona uğrayan üç besin öğesinden (karbonhidrat, Protein ve yağ) oluşabilecek metabolik su miktarları tabloda gösterilmiştir.
    Tablo . Besin öğelerinin içerdiği metabolik su miktarları
    Besin öğesi Metabolik
    su/gr. Besin Mad. Enerjisi
    ME Kkal/100 gr. 100 Kkal ME
    karşılığı su, gr.
    Karbonhidrat 60 400 15,0
    Protein 42 460 10,5
    Yağ 100 900 11,1
    Su kaybı
    % 1-1,5 % 6-7 % 11-12
    Susuzluk Baş ağrısı Kramplar
    Harekette düzensizlik Soluk almada güçlük Yutkunma zorluğu, dilin şişmesi
    İştahsızlık Kan volümünün değişmesi Görme ve duyma zorluğu
    Rektal ısıda artma, deri kızarması Konuşma zorluğu Ateş
    Sabırsızlık, yorgunluk Hatırlamada güçlük Duyarlılıkta azalma
    Kalp atımında artma Kan yoğunluğunda artma Yaşamın sonlanması
    Susuzluğun derecesine göre organizmada çeşitli olaylar şekillenir. Kandaki su normalin %3' ünden daha fazla eksilirse böbrekler metabolizma artıklarını geçiremeyecek hale gelir. İnsan organizmasında 2 litre su çıkması halsizlik, 3 litre su kaybı belirgin bir düşkünlük nedeni ve 4 litre su kaybı tehlikenin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Organizmadaki suyun % 11-12'sinin kaybı ise ölüme neden olmaktadır. Susuzluktan ölüm, kan yoğunluğunun fazlalaşması (Kanda 3-4 litre kadar su vardır) nedeniyle ince damarlarda dolaşımın durması sonucu asfeksiyle şekillenir. Hayvansal organizma, bileşimindeki glikoz ve yağın tam*****, Proteinin %50'sini kaybetmesine rağmen yaşamaya devam ettiği halde suyun %20'sini kaybettiğinde ölmektedir.
    Suyun organizmadan atılması
    Metabolik olaylar sonucu oluşan artıklar insan organizmadan değişik yollarla atılmaktadır.
    a. İdrar ile
    Alınan suyun % 60'ı idrar ile atılmaktadır. Su idrarla bu yolla atılan atık maddeler için eritici olarak görev yapmaktadır. Yetişkin bir insan günde 1000-1500 ml
    suyu bu yolla kaybeder.
    b. Dışkı ile
    Bu yolla alınan suyun % 5'i atılmaktadır.
    c. Deri ile
    Organizmadaki suyun % 20'si buharlaşma ve terleme ile atılmaktadır. Ter vücut sıvılarına oranla hipotoniktir. Terin iyonik bileşimi şahıstan şahısa değiştiği gibi terlemenin azlığına çokluğuna şahsın aklimatize olup olmadığına göre değişir. Terin miktarı da etkilidir. Terle birlikte vücuttan; su, Sodyum, potasyum, kalsiyum, Magnezyum gibi minarellerde kaybolmaktadır. Dayanıklılık çalışmalarında, uzun süren egzersizlerde ve Sıcak iklimlerde Mineral kaybı artmaktadır.örn: bir futbol maçında terleme ile ortalama 1-4lt. su / her litre için Tuz kaybı 1,5 g Maraton-kayak kros, Bisiklet v.b. sodyumla beraber potasyum- mg kaybı da olmaktadır.
    d. Akciğerler ile
    Her gün buhar şeklinde 400-500 ml su organizmadan dışarıya atılmaktadır.
    Sonuçta bütün bu yollarla insan Her gün yaklaşık 2. 5-3 litre suyu dışarı atmaktadır. Atılan bu su tekrar vücuda alınmaz ise ilk düzensizlik susuzluk hissi ile ortaya çıkacak olan tükürük sekresyonunun durmasına ve farenks mukozalarının kurumasına neden olan ozmatik kan basıncını artması olacaktır.
    Su kaynakları
    Su ile sağlığın ilişkisi çok sıkıdır. Bu nedenle hijyenik niteliklere sahip temiz bir su hakkında yargıda bulunabilmek ve gerekli nitelikleri iyice değerlendirebilmek için suyun kaynağının önceden iyi tanınması gerekir. Doğada daima bir devir halinde bulunan su , denizlerden, Göllerden ve benzeri yüzeylerden güneş ısısı ile buharlaşarak havaya karışır. Daha sonra değişik meteorolojik şekillerde tekrar toprağa düşer buna hidrolojik devir denir. Dünyamızdaki suyun ise %97'si denizlerde, %2'si kutuplarda donmuş halde, %1'i de karada yani Toprak parçasında bulunmaktadır. Yer yüzündeki bu su zaman zaman buharlaşarak Atmosferdeki soğuk tabakalara ulaşır ve yere yağmur veya Kar halinde tekrar düşer. Toprak yüzeyine yağmur, Kar, dolu şeklinde düşen su damlacıkları:
    tekrar buharlaşma ile Atmosfere döner

    GÜNEŞİN CANLILAR VE DÜNYAMIZ İÇİN ÖNEMİ NEDİR ? FAYDALARI VE ZARARLARI NELERDİR ?


    Güneşin canlılar ve dünyamız için önemi çok büyüktür. Öncelikle güneşin, dünyamızın tek enerji kaynağı olduğunu bilmemiz gerekmektedir.

    Dünyamızın ısı ve ışık kaynağı olarak önem taşıyan güneş, dünya üzerindeki tüm canlıların yaşamlarının da en önemli kaynağıdır.. Çünkü güneşin yokluğunda, dünyanın ısısı felaketlere varabilecek boyutlarda azalabilme tehlikesi doğacak ve ışıksız bir ortam meydana gelecektir.. Bu durum da dünya üzerindeki tüm yaşamın biteceği anlamını taşımaktadır..

    GÜNEşİN YARARLARI NELERDİR ?

    Dünyadaki tüm varlıklar için güneş bir hayat kaynağı. Güneşin insanlar üzerinde yarattığı en temel faydalar arasında, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan antibakteriyel etkisi yer alıyor. Aynı zamanda vücudun D vitamini sentezlemesini gerçekleştirdiği için özellikle çocukların kemik gelişiminde temel bir rol üstleniyor. Sağladığı bronzluk etkisi ile estetik bir öneme sahip olan güneş, akne ve sivilce tedavisinde de çok işe yarayabiliyor. Ancak, tüm bu faydaları içeren temel hayat kaynağımız güneş, ozon tabakasının incelmesiyle birlikte artık insanlar için bir tehlike unsuru haline gelmeye başladı. Ozon tabakasının incelmesiyle birlikte, yer yüzüne ulaşan ultraviyole radyasyonu miktarında büyük bir artış oldu. Eskiden, yeryüzüne sadece A ve B ultraviyole radyasyonu ulaşırken artık C ultraviyole radyasyonu da ulaşmaya başladı. A ultraviyole radyasyonu cildin erken yaşlanması ve kırışmasına neden olurken, B ve C ultraviyole radyasyonları ise deri kanserleri riskini artırıyor. Bu yüzden de sadece deniz ya da havuz kenarında güneşlenirken değil, günün her saatinde güneşten korunmamız büyük bir önem taşıyor.

    GÜNEşİN ZARARLARI NELERDİR ?

    Normal şartlarda metabolizma denilen, vucuttaki kimyasal olaylar sonucu gelişen enerji ile vucut ısısı oluşur. Metabolizma ise vucudun beden hareketleri ile orantılı olarak artar. Vucut, solunum ve terleme gibi faaliyetlerle bu ısıyı 36 santigrad derece dolaylarında tutmaya çalışır. Sıcak havada artan terleme ile vucut ısısı normale düşürülmeye çalışılır. Havaların çok ısındığı dönemlerde artan terlemeye rağmen vucudun ısı kaybı yeterli olamamaktadır. Hava sıcaklığı yanında rutubetin artması, terin buharlaşmasını engellediğinden ısı kaybını daha da azaltır. Yani sıcaklığın artması ile birlikte havanın nem oranının artması vucutta ısı birikimine, bu da ısı artışına bağlı hastalıkların gelişmesine neden olur. Bu arada terle su ve tuz gibi bazı maddelerin kaybı ve bunların yerine koyulamaması hastalık tablosunu ağırlaştırır.

    Cilt yanıkları, cilt kanserleri, katarakt, sıcak bunalımı (sıcak yorgunluğu, sıcak bitkinliği) ve sıcak çarpması güneşin ultraviyole ışınları, sıcak ve artmış nem oranı nedeniyle gelişen en önemli hastalıklardır.

    Güneşe ve ultraviyole ışınlarına bağlı cilt yanıkları sık olarak görülmektedir. Beyaz tenli ve cildi ince kişilerde, esmer ve kalın ciltli kişilere göre güneşin zararları daha fazla olur. Ciddi yanıklar için mutlaka bir sağlık yardımı alınmalıdır. Bunun dışında ultraviyole ışınlarına bağlı olararak cilt kanseri, ve katarakt gibi ciddi hastalıklar da gelişebilir.

    Sıcak bunalımı (yorgunluğu, bitkinliği) sıcak ve nem oranı yüksek ortamda uzun süre kalan veya egzersiz yapan kişilerde görülür. Belirtileri halsizlik, bitkinlik, baş dönmesi, bulantı, bazen kusma, cildin nemli, soğuk ve soluk olması, alın ve yüzde terleme, solunum sayıs&#30



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri