Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

hikaye arıyorum 5645 Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Küçük Kerkenez Küçük Kerkenez Özellikleri Nelerdir - Küçük Kerkenez Hakkında - Küçük Kerke Küçük şeyler kitabı,küçük şeyler
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar








  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Su Damlacığının Gizemli Yolculuğu

    ******Açık kalmış bir musluk, biraz sıkılsa, tamam, 000 hayır, bu
    musluk bozuk. (Eğitimci musluğu sıkar ve arkasını döne,
    Şıp şıp şıp şıp...
    Bu ses de ne! Tombul Sıı damlası mıısluğun**ucunda düşmemek için elinden geleni yapıyor; ama o kadar tombul ki!
    Şap! Tombul su damlası neler olııp bittiğini anlamadan lavabonum deliğinden borulardan paldır küldür kaymaya devam ediyor; burası da neresi? Etrafta bir sürü tombul, büyük, küçük su damlaları, kanalda yuvarlanıp duruyorlar: Hep beraber yuvarlanırken farklı bir ses dikkati çekiyor, şşşşşş...
    "Bu gökte parlayan sıcak şeyin ne olduğunu bilen var mı?"
    "Burada ne kadar çok su damlacığı var: Of.. Ne kadar da sıcak, hey hey bir dakika!"
    "Benim şeklime ne oluyor? Hey kim uçuruyor beni gökyüzü
    ne doğru, ben neyim, tanışıyor muyuz?"
    "Hayır sanmıyorum, seni buralarda daha önce hiç görmemiştim. "
    "Sen kimsin? "
    "Ben su buharıyım, senin gibi. "
    "Benim gibi mi?"
    "Evet, yoksa sen bir su buharı olduğunu bilmiyor musun?"
    "Şey, ben... bilemiyorum...galiba haklısın. Heey, ben artık bir su buharıyım, ben buharım. "
    (Bulut ve şimşek resmi) (ÇAAT) (şimşek sesi)
    "Bir dakika, bir dakika, ben henüz buhar olmaya alışmamıştım, ben üşüyorum, neler oluyor yine, bu soğuk da nereden çıktı, bu ses de neyin nesi, olamaz ben aşağıya düşüyorum, bakamayacağım. "
    Su damlası gözlerini açtığında kendisini bir yasemin çiçeğinin üzerinde güneşin ışınlarıyla pırıl pırıl parlayan bir çiğ damlası olarak buldu.
    "Hoop yine ka-yı-yo-rum. " Çiğ damlası toprağın üzerine düştükten sonra toprağın derinlerine doğru inmeye başladı;
    "Aaah başım, kim koydu bu taşı buraya. " (Yolculuk başka bir boyutta)
    "Benim nereye geldiğimi söyleyecek bir damlacık yok mu?" "Merhaba! "
    "Merhaba, acaba nerede olduğumuzu söyler misin?"
    "Burası bir yeraltı kaynağı, uzun süredir yukarı çıkmak için fırsat arıyoruz, sanırım yakında şu çatlaktan yukarı çıkacağız. İşte , o zaman bir pınar olacağız, hazır mısın, galiba yolculuk başladı. "
    "Topraktan yukarı doğru çıkmak ne zormuş, ben çok yoruldum. "
    "Eğer oyalanırsan bir süre sonra burada kalmak zorundasın,haydi biraz daha gayret, güneşin sıcaklığını duyar gibiyim. Son defa gökyüzüne yükseldiğimde kar tanesi olarak inmiştim yer yüzüne."
    "Bense bir yağmur damlası. "
    "000, çok soğuk. "
    "Düüt...Düüt... "
    "Bu insanları tanıyor musun?"
    "Evet, onlar şu ilerideki barajda çalışıyorlar, sanırım bizi o baraja götürecekler. "
    "Baraj nedir?"
    "Baraj, insanların içme suyu, elektrik elde ettikleri büyük setlerin olduğu yerlerdir. "
    “Elektrik nereden geliyor baraja, onlar da bizim gibi yeraltından mı çıkıyor? "
    "Hayır, elektriği de biz su damlalarının sayesinde elde ediyorlar; birçok su damlası birleşiyor ve büyük şelaleler oluşturuyorlar. Hızla akan şelaleler büyük çarkları döndürüyor ve şimşeğe benzer enerji elde ediliyor. Böylece elde edilen elektrik enerjisi insanlara hizmet ediyor (radyo, TV...) "
    "Bu kadar çok işlevimizin olduğunu bilmiyordum, kendimle gurur duyuyordum. İyi ki bir su damlasıyım. Şıp...



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. Aysel KILIÇ / Bir Su Damlacığı‏

    Yalnızlardı hepsi..çok yalnız. Geçmişte yaşamak mümkün değildi, bugüne ise ait değillerdi. İçlerinde hayal kırıkları ki; cam kırığından keskin..Aidiyetler aradılar,aradılar sonunda buldular ..yalnız yaşamlarını birleştirecek olan minik minik pencereler..’söz uçar, yazı kalır ‘dediler.

    Yazılı basın hata affetmez, ‘internet bu yazarsın birazı uçar, birazı kalır konuşur gibi, konuşmaz gibi..’dediler eli kalem pardon, klavye tutanı oturdu klavye başına.Yeni ve zevkli bir oyundu bu..yazıyorsun okunuyor..bakıyorsun ne kadar okunmuş sayacı koymuş birileri adeta içindeki rekabet duygusu depreşsin diye.

    Kendilerine bir yer buldular ya, yine depreşti zaafları, bildikleri, bilmedkleri her konuda bir kelamları olsun istediler.. En kolayı aynı kulvardakileri bertaraf etmektir diye ezberlemişlerdi, hatırladılar ezberlerimizi birden. Hem yaralarımız sarılsın , birbirimize dokunalım istediler, hem birbirlerini incitmede bir sakınca görmediler.

    Hem farklılıklarıyla bir arada olabilmenin erdeminden söz ettik, hem farklılıkları anlama çabası gütmeden hamasi laflarla birbirleriin bakış açısına saygı sınırlarını zorlarcasına ve de hedefi de hafif sisli tutarak yazdılar, çizdiler.

    Oysa dokunamabilmeleri gerekiyordu birbirlerinin yaralarına, sırtlarını rahatca dönebilmeleri gerekiyordu birbirlerine..

    Olur muydu bu neden olmasın ki..herkesin herşeyi bilmesi gerekmiyordu zaten. Herkesin her konuda yazması sözünün olması..Her yanlış bulduğuma bir söz yetiştirmem gerekmiyordu. Feminizimi eksik bilen ama bu kıonuda eksper gibi yazı yazan erkeklere,hele de erkek gibi düşünen’ kahraman delikanlı kadınlar’a cevap yetiştirmem hiç mi hiç gerekmiyordu..

    Ben tam bunları düşünürken incecik yumşacık bir ses bana seslendi..

    ‘Su damlacığının öyküsünü bilir misiniz?.. Boşlukta ve yokluktaymış su damlacığı, hiçlikteymiş. Yapayalnızmış…Çok sıkılmış yalnızlıktan;suya karışmak istemiş. Su olmuş su damlacığı suya karışınca, yok olmuş. Su damlacığının öyküsü bu işte. Tükettikçe kendini çoğalır aslında; çoğaldıkça, tükenir su damlacığı…Suya karışmak istemiyoruz ama yalnızlıktan da öyle bunaldık ki!…’
    Bir Tersine Yürüyüş

    Ve ekledi..’Yalnızlık, çıkıp gelinen yere her an dönebilmek için, hiçbir yere yerleşmemektir.’

    Şu sıralar sevgili su damlacığına eşlik ettiğini düşündüğüm bir yıldızım var(dı) benim de..bir gün çok yorulduğunu söyledi.

    Sıcaklarda begonvil gölgesi aramaktan..kalabalıklar içindeki yalnızlıktan çok bunaldığını söyledi.Ve ‘elveda ‘dedi bana, gölün buruk bulanık sularına doğru süzüldü..

    Begonvil fidelerine cansuyu veren insanları görene dek, çıkmayacakmış. Saklayacakmış ışıkları..

    İşte o gittiğinden beri, mumlar ışıklarını bir bir söndürdü.Ve tütsüler kokularını sakladı..bitti bilgeliğim. Bir küçük çocuk kaldım Çukurova’da..

    Aysel KILIÇ


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri