Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

mısırın gelir kaynakları nedir , mısırın gelir kaynakları nelerdir ? Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Kızılayın Gelir Kaynakları Nelerdir Boğazlarımız Ülkemizin Gelir Kaynakları Arasında Mıdır
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 7      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    mısırın gelir kaynakları

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Mısır Coğrafyası ve Özgünlüğü

    İlkçağ uygarlıkları içinde Afrika özel bir yer tutmadığı halde, Mısır, bağlı olduğu kıtadan apayrı bir gelişim
    göstererek eski doğu toplumlarının yarattığı büyük uygarlık alanlarından birisi olmuştur. Mısır, gelişmesinin
    ilk evrelerinde Sümer’den etkilenmiş, bu birikimi kendi özgün yapısı ile geliştirerek çok yüksek bir uygarlık
    seviyesine getirmiş ve eski Yunan uygarlığı üzerinde derin izler bırakmıştır. Mısır uygarlığını ve düşünce
    dünyasını anlamak için öncelikle onun özgün doğasını kavramak gerekir.
    Mısır’ın, 65 milyon yıl süren ve suların çekilerek kıtaların şekillenmesini sağlayan üçüncü zamanın sonlarına
    doğru oluştuğu görüşü kabul edilmektedir. Suların çekilmesiyle farklı yükseklikte düzlükler oluşmuş, Nil
    nehri ise bu düzlükler arasındaki çukurları doldurarak yolunu bulmuştur. Aralıksız yağmurlar altında sulak
    ve bitki bakımından çok verimli bir halde olan dönemlerde filler, gergedanlar ve diğer yırtıcılar bölgeye
    insandan daha hakim bir durumdaydı. Buzul çağına gelecek olursak; o dönemde de sık ormanlarla kaplı
    olan Mısır, zamanla yağışların azalmasıyla yoğun iklim değişiklerinin yaşandığı bir bölge olur. Artan
    kuraklıkla beraber sulak alanlar çekilerek yerini çöl alanlarına bırakır. Böylece önceleri sular altında olan
    Nil’in çekildiği bölgelerde, Eskitaş ve Ortataş Çağları’nda Mısır’ın ilk yerleşimleri başlar.
    Eskitaş döneminde Nil’in Akdeniz’e döküldüğü yerde bulunan günümüzdeki deltanın henüz oluşmadığı,
    yapılan arkeolojik araştırmalar sonucu buluntulara rastlanılmamış olmasından anlaşılmaktadır.
    Ortataş Çağı’nda, göçebe avcılar o dönem çok geniş olan Nil kıyısı boyunca yeralan ormanlarda
    yaşamaktaydı. Kuraklıklar sonucu Nil suları çekildikçe insanlar ormanları terk ederek Nil kıyısına yaklaştılar.
    Bu çağa ait arkeolojik buluntular, çakmak taşları ve kemik aletlerinden ibarettir.
    Mısır’ın günümüzdeki iklim ve coğrafi durumunun Yenitaş Çağı’nda oluşmaya başlamasıyla Nil vadisinde
    yaşam koşulları daha elverişli hale gelir. Böylece göçebe, dağınık ve toplayıcı insanlar yerleşik siteler
    kurmaya; üretken hale gelmeye, barınak yapımından el sanatlarına kadar öncü kültür eserleri ortaya
    çıkarmaya başladılar.
    Nil nehri günümüzdeki son şeklini aldığında genişliği 25 km.’ye varan bir vadiyi besler duruma gelir. Batıda
    ve doğuda dağların çevrelediği Mısır, Nil’in akışının güneyde çağlayanlarla çevrili olması ve kuzeyde
    Akdeniz’in varlığı ile ani saldırılara karşı korunur. Bu açıdan, kolayca erişilen Mezopotamya’dan farklı olarak
    Mısır, çok daha az istila ile karşılaşır. Bu durum uygarlığın gelişimini de etkiler, bir çeşit ivme kazandırır.
    Çevresindeki dağların yapılarda kullanılan taş ihtiyacını karşılaması, özellikle doğudaki dağlarda yeralan
    altın madenleri, papirüs ağaçlarının bolluğu Mısır uygarlığının gelişimine büyük faydalar sağlar.
    Mısır örneğinde de görüldüğü gibi uygar toplum biçimlerinin M.Ö. 3000-4000 dolaylarında oluşması ve
    yayılması son derece özel coğrafya koşullarını gerektiriyordu. Uygar zanaat ve bilgi düzeylerine ulaşmak
    için gerekli olan uzmanlar, yalnızca sulama yapılabilen ırmak vadilerinde, o tarihlerde bilinen tekniklerle
    beslenebilirdi. İşte Nil nehri de bu anlamda en uygun coğrafyalardan birisiydi.
    1.a. Nil Nehri ve Belirleyiciliği
    Tarihçi Herodotos, “Mısır, Nil’in bir armağanıdır” der. Bir uygarlığın yaratılmasında bu denli büyük bir etkisi
    olan Nil nehri, Mısırlıların yaşamında belirleyici bir roldeydi. Yaşam Nil’in akışına; taşkınlığına, dinginliğine
    bağlıydı. Nil nehri her yıl Haziran sonu-Temmuz başında yatağından taşarak çevreyi biraz yıkıp dağıtsa da
    verimliliği getirmekteydi. Ekim-Kasım aylarında uzaklardan beraberinde taşıyıp getirdiği kırmızı, ince ve
    verimli bir toprak örtüsünü bırakıp yatağına çekilen Nil nehrinin her yıl tekrar eden bu hareketlerini
    önceden belirleyerek yaşamlarını düzenleme zorunluluğu; Mısır’da başta astronomi olmak üzere
    matematik, mimari gibi bir çok bilimin gelişmesine yardımcı olur. (Örneğin taşkınların ardından kaybedilen
    arazi miktarının hesaplanabilmesi için arazi-yüzey hesaplarına ihtiyaç duyulması ve bu yönde çalışmalar
    1
    yapılması.) Tarımsal faaliyetlerin yanında balıkçılık, taşımacılık için de eşsiz bir kaynak olan Nil nehri,
    Mısırlılar için bir tanrıdan farksızdı.
    Nil nehri, ülkeyi boydan boya ikiye böldüğü gibi, geçtiği alanlar (Yukarı Mısır; Vadi) ve denize döküldüğü
    alanlar (Aşağı Mısır; Delta) anlamında da Mısır’ı ikiye ayırmaktadır. Yukarı Mısır, genişliği 10 km.yi geçkin
    Nil vadisinin bulunduğu, güneyde yeralan topraklardır. Aşağı Mısır ise başlangıçta daralan fakat yığınla
    kola ayrılarak denize döküldüğü, içerisinde daha geniş verimli toprakları barındıran kuzey bölgesidir. Nil
    nehrinin denize döküldüğü topraklardaki görünüm Yunan alfabesindeki “Delta” harfine benzediği için eski
    Yunanlılar o bölge için bu adı verirler.
    Mısır tarihi; Tarih Öncesi Dönem (Hanedanlar Öncesi), Eski Krallık (M.Ö. 2800-2200), Orta Krallık (M.Ö.
    2000-1800) ve Yeni Krallık (M.Ö. 1580-331) olarak kabaca 4’e ayrılır.
    2. Tarih Öncesi Dönem
    2.a. Tarih Öncesi Dönemlerde Yukarı Mısır
    Burada günümüzden yaklaşık 6500 yıl öncesine ait üç kültürel tarih süreci ve bölge belirlenmiştir.
     Badarian (M.Ö. 4500-4000): Yukarı Mısır’ın Hammamat Vadisi’ndeki El-Badari’de Badarian olarak
    tanımlanan kültür süreci bulunuyordu. Bu bölgedeki ilkel yerleşimlerde hayvan derisinden yapılmış
    çadırlarda oturan, post ve hayvan derisinden yapılmış giysiler kullanan ve avcılıkla geçinen insan
    toplulukları yaşamaktaydı. Nil’in doğu yakasında El-Matmar ve El-Etmantieh arasındaki çöl
    kıyısında, bu döneme ait mezarlarda Badarian kültürünü tanımlamamıza yardım eden silahlar,
    aletler, taş ve fildişi objeler, çanaklar ve çömleklere rastlanmıştır.
     Naqada I (Amratian) (M.Ö. 4000-3500): Bu süreçte, Abydos ve Hierakonpolis’de penceresiz oval
    kulübelerde yaşayan daha gelişmiş topluluk örneklerine rastlanır. Metalin az kullanıldığı Naqada I
    kültür eserlerinden başlıcaları; üzerinde tören tasvirleri, hayvan ve insan figürleri bulunan fildişi
    eşyalar, çakmak taşı ve bazalt kullanılarak yapılmış eşyalar ve elle şekillendirilmiş çanak ve
    çömleklerdir.
     Naqada II (Garzean) (M.Ö. 3500-3000): Bu dönemin en önemli özelliği Yukarı Mısır’ın giderek
    gelişmesiyle kuzeydeki Delta’dan güneydeki Nubian bölgesine yapılan göçler ve Abydos’un
    güneyinde oluşan yoğun yerleşimlerdir. İki bölge halkının kaynaşmaya başladığı bu süreçte ticaret
    ve el sanatları da gelişir. Bakır, altın ve gümüş madenleri kullanılmaya başlanır. Düz damlı dört
    köşe kerpiç evlerin yanısıra Hierakonpolis’de bir tapınak inşa edilir. Duvar kabartmaları ve boyalı
    plasterler yapılır. Gemi ve hayvan tasvirli çanak çömleklerin bolca üretildiği bu kültür sürecinde,
    Nil kıyılarında üretim faaliyetleri yoğunlaşır. Erken dönemlerdeki bu hızlı gelişmeler, daha sonraki
    uygarlığın habercileridir.
    2.b. Tarih Öncesi Dönemlerde Aşağı Mısır
     Fayyum (M.Ö. 4400-3900): Fayyum gölünün kuzey kıyılarında bir liderin yönetiminde çiftçi ve
    avcı aileler yaşamaktadır. Höyük yamaçlarında sazdan yaptıkları evlerde barınan bu kültür süreci
    insanları, Mısır’ın ilk yerleşik halk topluluklarını oluşturur. Burada yapılan arkeolojik araştırmalar
    sonucu, Emmer buğdayının üretildiği, özel depolarda korunduğu, hayvancılık yapıldığı
    anlaşılmaktadır. Kazılarda çeşitli el ve av aletleri, kilden yapılmış çanak, çömlekler bulunmuştur.
    2
     Merimda (M.Ö. 4300-3700): Delta’nın batısındaki Merimda’da yapılan kazılarda çok geniş bir
    alanı kaplayan 600 yıl süreli bir yerleşim ortaya çıkmıştır. Sırık çatkılı evler daha sonra kerpiç oval
    evlere dönüşmüştür.
     El-Omari (M.Ö. 3700-3400): Kahire Helvan arasındaki Hof vadisi yakınında bulunan bu kültür
    dönemine ait bir sitede, insanlar, sazdan ağaç çatkıları, sazlarla örtülmüş oval barınaklarda
    yaşamaktaydı. Burada elle şekillendirilmiş perdahlı kırmızı ve siyah dekorlu çömlekler, kesici ve
    parçalayıcı el aletleri ve değirmen taşları bulunmuştur.
     Ma’adi (M.Ö. 3400-3000): Çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan, yerleşik düzene en fazla uyum
    sağlamış Ma’adi sitelerinde; El-Omari, Gerze ve Abusir-el Melek kültür bölgelerinin ev mimarileriyle
    benzeşmekle beraber Yukarı Mısır’a göre daha gelişkin tuğla duvarlı mezarlar bulunmuştur.
    Özellikle mutfak eşyası olarak yapıldığı anlaşılan geometrik ve figüratif desenli çanak ve çömlekler,
    çeşitli bazalt eşyalar ve vazolar Ma’adi kültürünün el sanatlarındaki değerli yapıtlarıdır. Burada bir
    bakır balta ile beraber Mısır’da bilinen en eski bakır filizi bulunmuştur. İnsanların yanısıra
    hayvanlara ait mezarlar da tespit edilmiştir. Ma’adi yerleşiminin krallık kültürünün öncüsü
    olabilecek özellikte ve düzeyde olduğu söylenebilir.
    2.c. Tarih Öncesi Çağlara Ait Genel Özellikler
    Yenitaş çağında değişen coğrafi ve iklim şartları ile birlikte, elverişli doğal koşullar sonucu tarım ve
    hayvancılığa dayalı yerleşik düzene geçilmiştir. Zamanla köyler kasabalara, bunlarda “Sepat” (Batı
    kaynaklarında Yunanca “Nom” kullanılır, Ptolemaios döneminde Nom yöneticilerine Nomarkhos denilirdi;
    Nomark) denilen beylik veya küçük klanlara dönüşmüştür. Yukarı Mısır’da 22, Aşağı Mısır’da 20 Nom
    bulunmaktaydı. Nomlar ayrı ayrı totemler etrafında toplanan siyasi otonomileri olan gruplardı. Bu nomlar
    içinde Mezopotamya’daki gibi bir komşu (su ve toprak) ortaklı olduğu halde Nomlar sık sık ganimet, köle
    ve su kavgaları da yapardı. Daha sonra da görüleceği gibi bu klanlar güçlenerek bir kralın yönetimi altında
    birleşeceklerdir. Ortak mülkiyetin yanısıra özel mülkiyetin ve köleliğin de olduğu bu dönemlerde; hayvan
    yetiştirmenin, sabanlı tarımın ve mesleklerin gelişimi, üretimde kadının rolünü de azalmıştır.
    Nomlara ait totemlerin simgeleri; köpek, şahin, akrep, yılan, çakal, boğa, koç, kartal olabildiği gibi,
    Memphis’in güneyinde bıçak, batısında beyaz duvar gibi çeşitlenebiliyordu. Hem politik hem dini olan bu
    simgeler zamanla kutsal yaratıklara ve tanrıların simgelerine dönüşecektir. Her Nom’un ayrı bir tanrısı ve
    mitosu vardı. Daha sonraki tarihi dönemlerde, VI. Hanedan dönemindeki piramit metinlerinden
    anlaşıldığına göre Nomlarda “Saru” denilen ihtiyar meclisleri de vardı.
    Dini inançların güçlü olduğu bu dönemlerde, kentlerde tanrıları simgeleyen heykel ve kabartmaların
    olduğu kerpiç tapınaklar bulunmaktaydı. Ölümden sonraki yaşama inanç nedeniyle mezarlara özen
    gösterilir, buraya çeşitli gıda ve eşyalar bırakılırdı.
    Hanedanlar döneminde ortaya çıkacak olan yüksek düzeydeki Mısır kültürünün bu öncü örnekleri, farklı
    kültürlerin Mısır potasında erimesiyle oluşur. Yapılan kazılarda Mezopotamya kökenli olduğu anlaşılan
    seramiklere, silindir mühürlere, Orta Asya’dan getirilmiş “lapislazuli” adlı lacivert taştan yapılmış eserlere
    ratlanmıştır.
    3. Birleşen Mısır ve Krallıklar
    Coğrafyasına göre “Delta” ve “Vadi” olarak tanımlanan Aşağı ve Yukarı Mısır halkları tarih öncesi çağların
    sonlarına doğru kaynaşma sürecine girmişlerdir. Bu süreç yoğun çatışma ve mücadelelerle doludur. Bu
    çatışmaların başlıca nedeni bölgelerin ayrı coğrafik özellikleridir. Kuzey bölgesi (Aşağı Mısır), Akdeniz’de
    dolaşan çeşitli uygarlık etkilerinin kesiştiği bir alandır. Güney bölgesi olan Yukarı Mısır, Afrika’nın doğal ve
    3
    kültürel koşullarına açıktı. Uygarlık etkinlikleri açısından kuzey daha karmaşık ve gelişkindi. Yukarı Mısır
    tanrısı Horus ile Aşağı Mısır tanrısı Seth arasındaki düşmanlık, tarih öncesi dönemlerde de bu ayrımın
    olduğunu gösterir.
    Arkeolojik buluntulara göre Yukarı Mısır’da dağınık bir halde olan Nomları merkezi bir yönetim altında
    birleştirme girişimlerini, simgesinin akrep olması nedeniyle, “Akrep Kral” olarak bilinen Zekhen’in başlattığı
    anlaşılmaktadır. Onun bu çabasını devam ettiren ve topraklarını Delta bataklıklarına kadar genişleten ise
    Narmer’dir. Her iki kral, M.Ö. 2850 dolaylarında Mısır’ın birliğini kurmakla ünlenen efsanevi Menes’in
    öncülüğünü yapmışlardır. Yine Menes döneminde, Aşağı Mısır krallığının sepet şekilli kırmızı tacı (Deshret)
    ile Yukarı Mısır’ın uzun külah şekilli kraliyet başlığı (Hedjet) bütünleştirilerek birleşik Mısır, simgesel olarak
    ifade edilmiştir.
    Hiç bir zaman tam bir bütünleşme olmasa da bu birleşme, Mısır’ın gelişimindeki dönüm noktalarından birisi
    olur. Sümerlilerin o tarihlerde bildikleri teknik ve düşünceler, aşağı Fırat-Dicle bölgesindeki çevreye benzer
    bir çevre içinde yaşayan Mısırlılar için önemliydi. Menes’in yaşadığı tarihlerde Mezopotamya’da sulama,
    metalürji, yazı, saban, tekerlekli araçlar ve anıtsal yapılar ortaya çıkmıştı. Bunların hepsi, son derece hızlı
    bir öykünme ve uyarlama süreciyle, Mısırlıların yararlanacakları biçimlere dönüştürülür. Resimli yazı
    bulunur. Nil’in sularını düzenleyebilmek için ilkel kanallar, bentler yapılır. Nil nehrinin kontrol altına
    alınması ihtiyacı, siyasal iktidarın hızla merkezileşmesine ve merkezden etkili bir denetime olanak verir. Nil
    ulaşımını denetimine geçiren firavun, Nil boyuna belli aralıklarla yerleştirdiği adamlarıyla tüm Mısır’ı
    kolaylıkla denetleyebiliyordu. Böylece tüm Mısır’dan toplanan toplumsal artı tek bir merkezde, firavunun
    sarayında (veya taşradaki ambarında) toplanabiliyordu. Bu artı ile firavun ve onun askerleri, memurları,
    zanaatçıları beslenmekteydi. Nil’in denetim altına alınması ve toplumsal artının tek elde toplanması,
    firavuna, yerel tapınaklara ve din adamlarına karşı bir üstünlük sağlıyordu. Bununla birlikte din adamları
    firavuna rakip olacak ve bir keresinde yönetimi ele geçirecek kadar güçleneceklerdir.
    Firavun sarayında hem bu dünya hem de öteki dünya işlerini yönetirken ona yardım eden günümüzdeki
    bakanlıklara benzer uzmanlaşmış yönetim birimleri vardı. Bu birimlerin başında vezirler yer alırdı. Taşrada
    ise nomark denilen merkeze bağlı yöneticiler -bakanlık benzeri- birimlerin yöneticileri olurdu. Tüm ülke
    teorik olarak firavunun malıydı. Ancak topraklar, işletilmeleri için yerel soylulara ve hizmetleri karşılığı
    olarak merkez memurlarına bırakılmıştı. Tapınakların da geniş toprakları vardı. (M.Ö. 1198-1167 arasında
    firavun olan II. Ramses döneminde rahiplerin zenginliğini anlatan Harris Papirüsü’ne göre Mısır nüfusunun
    %2’si tapınaklarda köle idi, tarım topraklarının %14’ü tapınaklarındı. Ayrıca tapınakların 500 bin sığırı, 88
    parçadan oluşan donanması, 53 atölye ve gemi yapımevi vardı.) Tüm topraklar serf konumundaki Mısır
    köylüsüne işletiliyor ayrıca ölü tarım mevsimlerinde bu köylüler piramit, tapınak yapımı gibi kamu işlerinde
    angarya yöntemleriyle kitleler halinde çalıştırılıyorlardı.
    Mısır’ın siyasal birliğinin gerçekleşmesinde; Sümer araçlarından, Mısır yerel gelenekleri ya da coğrafya
    koşullarıyla uyuşmayanların bir yana bırakılarak, Mısır’a uygun görünenlerin hızla benimsenmesi, gelişim
    sürecini daha ileri noktalara götürdü. Mısır uygarlığı kendine has tarzı ve kurumsal yapısıyla hızla ortaya
    çıktı. Mısırlıların Sümer deneyimlerinden yararlanabilmelerinin sağladığı üstünlükle, Mezopotamya’da bin
    yılda olanların Mısır’da 500 yılda gerçekleştiği söylenebilir. Bu dönemde alet ve süs olarak altın ve
    madenler kullanılmış, böylece Mısırlılar, komşularıyla sıkı bir ilişkiye girmişlerdir. Tarım, hayvancılık, avcılık,
    balıkçılık başlıca geçim kaynakları olurken dokumacılık da madencilikten daha hızlı bir gelişme göstermiştir.
    Mısır ve Sümer toplumsal yapıları arasındaki önemli farklılıklar, Mısır uygarlığını daha yetkin kılan
    farklılıklardı. Mısır’da her şey tanrı-kralın yani Firavun’un sarayı çevresinde odaklandı. Sümer’de, tanrıların;
    gereksinimleri, karakter özellikleri ve davranışlar bakımından insanlara benzedikleri sanılmakla birlikte,
    göze görünmez olduklarına inanılırdı. Mısırlılar ise krallarının bir tanrı olduğunu ilan ederlerdi. Firavun,
    kendisi ölümsüz olduğu gibi, öteki insanlara da ölümsüzlük bağışlayabilirdi. Bu inancın altında firavuna
    boyun eğilmesini sağlayacak güçlü bir güdüleme yatar. Böylece değerbilir bir tanrı-kral, bu dünyada
    kendisine iyi hizmet etmiş olanları, kendi tanrısal ölümsüzlüğü sırasında sadık hizmetçileri olarak yanında
    4
    bulunmalarına izin verirdi. Böylesi bir ödüllendirmenin karşısında ise, firavuna karşı çıkmanın cezası öteki
    dünya yaşamına ilişkin tüm umutların yitirilmesi anlamına gelecekti.
    3.a. Eski Krallık (M.Ö. 2900-2200)
    Menes döneminde Abydos yakınlarındaki Tinis (Tis) kenti yönetim merkeziyken sonraları eski adı (Anbuhec)
    “Beyaz Duvar” olan Memfis kenti önem kazanır. Buradaki amaç Yukarı ve Aşağı Mısır’ı daha rahat
    kontrol edebilmektir. Irmak boyunca aşağı yukarı hareket eden tekneleri denetlemek, tüm Mısır’ı kontrol
    altında tutmak için yeterlidir. Bu özellik, Sümer’de çözülemeyecek denli çetin olan barış ve düzen sorununu
    tek bir çabayla çözer.
    Eski Krallık döneminde ülkenin tek elden denetimi; sanat ve düşünce hayatını da etkiler. Zanaatçılar ve
    yöneticiler tanrı-kralın sarayına bağlı çalışarak Mısır kültürünün sağlam geleneklerini yaratırlar. Menes’den
    sonra gelen üç-dört yüzyıl boyunca piramitlerin yapılması bunun göstergesidir. Saraydan uzak bölgelerde
    ise bu döneme ait Mısır sanatının silik örneklerine rastlanır.
    Eski Krallık’ın en önemli yöneticilerinden İmhotep adı öne çıkar. Firavun Zoser döneminde başvezir olan
    İmhotep, tanrı Ptah’ın oğlu gibi kabul edilir. İmhotep Mısır’da (Sakkara) yapılan basamaklı ilk taş piramitler
    grubunun mimarıdır. Kendisi aynı zamanda hekim, şair ve din adamıdır.
    Mısır uygarlığının en ünlü piramitleri de yine Eski Krallık döneminde yapılırr. Bunlar Keops (Khufu), Kefren
    (Rakhael) ve Mikerinos’tur (Menkaure).
    Eski Krallık’ın en parlak dönemlerinde bile yerel uyuşmazlıklar eksik olmaz, bazı önemli tapınaklarda
    simgeleştirilen yerel tanrılar yerel egemenliklerini kurarlar. Sümer’deki gibi tüm ülkede yaygın olan bir
    tanrılar birliğinin var olduğu söylenemez. Bu dönemde firavuna sorun çıkaranlar yalnızca dik başlı rahipler
    olmaz, bazı yerel memurlar da buna katılır. Memfis’teki soyluların yaşantıları özellikle Yukarı Mısır halkının
    ve nomarklarının hoşnutsuzluğunu yaratır. Bu hoşnutsuzluğa ek olarak Heliopolis’teki rahiplerin siyasal güç
    elde etme isteleri de ortaya çıkar. Nomarkların iktidarı arttıkça firavununki zayıflar ve sonunda Mısır
    nomlara parçalanır. M.Ö. 2200’den sonra 200 yıl kadar sürecek olan bölünmelerle birlikte Mısır uygarlığının
    bir çok alanda gerilediği görülür.
    3.b. Orta Krallık (M.Ö. 2000-1800)
    Eski Krallık’ın Nil Vadisi’ndeki sağlam kökleri, Mısır’ın yeniden birleşebilmesini sağlar. Ancak Eski Krallık’ın
    parçalanması beraberinde sorunları da yaratır. Sulama sistemlerin çökmesi, iç savaşlar ve kıtlıklar
    birleşmeyi zorunlu kılar. 200 yıllık siyasi bölünmenin ardından M.Ö. 2000 dolaylarında ülke yeniden Teb’li
    nomarklar sayesinde birleştirilir. Memfis’ten vazgeçilerek başkent Teb yapılır.
    Orta Krallık’ta, Eski Krallık’a göre daha da güçlenen yerel toprak beyleri ve şefler vardır. Rahip olsun ya da
    olmasın bu yerel beyler sayesinde Mısır toplumu ve uygarlığı tek bir merkeze daha az bağımlı duruma
    gelir. Böylece büyük siyasal yıkımları atlatma yolunda daha büyük bir başarı sağlanır. Örnek olarak Orta ve
    Yeni Krallık dönemleri arasında (M.Ö. 1680-1710’da) gerçekleşen Hiksos saldırıları verilebilir. O dönemin
    kültürel önderliğinde görülen dağınıklık, Mısır uygarlığının yokolmasını engeller. Tüm Mısır’ın uzmanlık
    çevresi Eski Krallık’ta olduğu gibi tek bir firavunun sarayında toplanmış olsa, sarayın yıkımı uygarlığın da
    yıkımı anlamına gelirdi. Bu tehlike Hiksoslardan önce görülür ve Mısır toplumundaki uzmanlaşmış beceriler
    ve bilgiler daha az önemli olan farklı merkezlere taşınır.
    Orta Krallık’taki sosyal ilişkilere bakacak olursak, köleliğin yaygınlaştığını görürüz. Bu dönemde yalnız
    soyluların ve büyük mülk sahiplerinin değil, küçük memurların, sıradan insanların da kölesi vardır. Bu
    köleler Suriye, Filistin ve Etiyopya’da yapılan savaşlardan elde edilirdi. Ancak büyük bir kesim; çiftçiler,
    zanaatçılar, köleler durumdan hoşnut değildirler ve bu kesimler sayısız isyanlar çıkararak firavunları
    5
    tahtlarından ederler. Son olarak Mısır; M.Ö. 1800’lerde, tüm Mısır’ın yasal firavunu olduğunu öne süren ve
    birbirleriyle uğraşan yerel hükümdarlıklara bölünür.
    Yeni Krallık öncesi ara dönem olarak kabul edilen bir zaman dilimi daha vardır ki o da Hiksos istilasıdır.
    Asyalı göçebe bir kabile olan Hiksoslar çözülmekte olan krallığı ele geçirerek Aşağı Mısır’da Avaris’i başkent
    yaparlar. Mısırlıları ağır vergilere bağlayarak, köylüleri köle haline getirirler. Ancak yerli soylular kaşısında
    hoşgörülü davranan Hiksoslar, iktidarı, kendi denetimleri altında eski yöneticilere bırakırlar. Hiksos
    boyunduruğu yüz yıldan fazla sürer.
    3.c. Yeni Krallık (M.Ö. 1580-332)
    Yeni Krallık, Hiksosların kovulmasıyla başlar. Başını Teb krallarının çektiği uzun yıllar süren mücadelelerin
    ardından Hiksoslar M.Ö. 1550’lere doğru Mısır’dan atılır. Teb’li hükümdar I. Ahmes döneminde ülke
    tamamen kurtarılır ve Mısır yeniden birleştirilir. İlk iş olarak ordu yeniden örgütlenir ve tüm ülkeye yayılır.
    İlk ve Orta Krallıklardan farklı olarak bu dönemde askerlere nomarklar değil; devlet bakar, silahlarını temin
    eder. Böylece ordu iktidarın dayanağı haline gelir ve Mısır dışına seferlere çıkılır.
    I. Ahmes ve sonrasındaki firavunlar Filistin ve Suriye’yi alırlar. Bu işgal, Mısır’ı Ortadoğunun en güçlü
    devletlerinden biri haline getirir. İşgaller, sosyal ilişkiler üzerinde de önemli değişiklikler yapar. Devlet,
    askeri bir nitelik kazanırken, saray soyluları ve ruhban sınıfı da zenginliği paylaşmaya başlar. Böylece
    tapınaklar büyük mülk sahiplerine dönüşür. Dış ticarette de Amon rahiplerinin tekeli söz konusudur.
    Örneğin yabancı tüccarlar, firavun ve tanrı Amon’a bir şeyler sunduktan sonra geriye kalan ürünlerini
    satabilirdi.
    Amon rahiplerinin firavunu dahi rahatsız eden maddi birikimlere ulaşmaları rahiplerin siyasi gücünü
    zayıflatacak bir dinsel reform hareketini zorunlu kılar. IV. Amenofis, (M.Ö. 1424-1388) Amon rahiplerinin
    ideolojik dayanağı olan Amon tanrısı kültüne karşı halk arasında çok sevilen güneş tanrısı Ra’yı çıkarmayı
    dener. Kendisini Ra’nın büyük rahibi atayarak Teb’de onun onuruna bir tapınak yaptırmaya çalışır. Ancak
    Ra’nın kültü verimi az olan Heliopolis bölgesine bağlı olduğu için IV. Amenofis başarı kazanamaz. Böylece
    geleneksel tanrılar kültüyle bağlarını kopararak güneş yuvarlağı Aton’u tüm Mısır’ın tek tanrısı olarak
    yüceltir ve tek tanrılı bir din oluşturma yoluna gider. Buna gerekçe olarak da güneşin bütün dünyayı
    aydınlattığı ve ısıttığını gösterir. Kendisini de Aton’a yararlı, onun hoşuna giden anlamında “Akhenaton”
    adını alır. Eski tapınaklar kapatılır. Bütün Mısır’da Aton için yeni tapınaklar yapılır. Teb’i bırakarak 300 km.
    kuzeydeki El-amarna’da yeni bir başkent yaptırır. Buraya Aton’un ufku anlamına gelen “Akhetaton” adı
    verilir. Asıl Aton tapınağı oraya inşa edilir ve firavun da onun başrahibi olur.
    Başlangıçta halkın büyük desteğini alan firavun, Amon rahiplerin yanında olan soylular ve Aton kültünün
    giderlerinin artmasıyla tepkisi artan halkın isyanlarıyla karşılaşır. Ölümünün ardından tahta gelen
    Tutankaton, çok güçlü olan Amon rahipleriyle anlaşarak Teb’e döner ve adını Tutankamon olarak
    değiştirir. Onun ardından Amon rahiplerinin iktidara taşıdığı general Horemheb Akhenaton’u lanetleyerek
    Aton’un adını her yerden sildirir, Akhetaton kentini boşaltır ve mülklerine el koyar.
    Yeni Krallık’ın son dönemlerine bakacak olursak, iç karışıklıkların arttığını görürüz. Bununla beraber
    güneyden Nubya ve kuzeyden Asur saldırılarının arttığını da söyleyebiliriz. M.Ö. 8. yüzyılda Nubyalılar,
    M.Ö. 671’de Asurlular Mısır’ı ele geçirir. Persler, M.Ö. 525’de, Helenler de M.Ö. 332 yılında Mısır’a egemen
    olurlar.
    4. Toplumsal Yaşam
    Mısır’da yönetici, hanedanlar dönemiyle birlikte (Eski Krallık) tanrısal bir güç haline gelir. Ülkenin siyasi,
    ekonomik ve dinsel yönetiminin mutlak ve tek hakimi olur. Kral tanrının ta kendisidir. Mısır topraklarının ve
    ülkenin tüm servetinin tek sahibidir. Ölümsüzdür. Ölümsüz olmasının nedenini Mısır ülkesinin birliğinin ve
    6
    bereketinin sonsuza kadar yaşaması isteği ile açıklayabiliriz. Mısır toplumunda tarımsal gelişmelerle birlikte
    servet birikiminin oluşması, servetin toplanması, dağıtılması, denetimi gelir kayıtlarının tutulması için
    yazıya duyulan gereksinimi ortaya çıkarır. Tabiki gelirleri tek elde toplayan firavunun yetki ve iktidarını
    paylaşan sınıf da Eski Krallık’la şekillenir.
    Yazı
    Servet paylaşımının düzenlenmesi zorunluluğunun bir sonucu olarak M.Ö. 3000’li yıllarda Mısır uygarlığının
    en önemli gelişmelerinden biri olan yazı bulunur. Mısır yazısı Hiyeroglif okunması ve yazması oldukça güç
    bir yazıdır. Ancak varlıklı ailelerin erkek çocukları saray okullarında okuma yazma öğrenerek devlet
    memuru olabilmiştir. Şöyleki mısırlı heceleri bilmesine ve alfabetik bir düzen içinde listelemiş olmasına
    rağmen sözcükleri ya da heceleri simgeleyen şekilleri yan yana getirip kullanmış, bu yüzden de Mısır
    toplumunda yazı bir sır olarak kalmıştır. (Zaten, okuma-yazma bilgisini bir başkasına aktarmak yasaktı)
    Ancak toplumun seçkin bir kesimi okur yazardı. Sonraki dönemlerde (M.Ö 600’ler) Demotik yazı yani
    halk yazısına geçilmesiyle okur yazarlık toplumda yaygınlaşır.
    Sınıflar
    Servet birikimin diğer önemli sonucu; tek ve mutlak iktidar olan firavunun ülke yönetiminde yetkilerini
    paylaşma yoluna gitmesiyle Mısır toplumunda sınıfların doğmasıdır. Mısır toplumunda ekonomik gelişmeyle
    beliren sınıflar en genel bir ayrımla firavunun yakın çevresi ve gözdesi olan varlıklı ayrıcalıklı Egemen Sınıf
    ile yoksul ve hiç bir ayrıcalığı olmayan Halk’tan oluşur.
    Egemen Sınıf Halk
    Firavun ve ailesi Çiftçiler
    Rahipler Yapım işçileri
    Yazıcılar Zanaatçılar
    Mısırlı Subaylar Köleler (Savaş esirleri, adi suçlular)
    Tacirler
    Egemen sınıf firavun ve ailesi başta olmak üzere rahipler, katipler, mısırlı subaylar, tacirlerden oluşur.
    Başlangıçta mısır ülkesinin bütün toprakları ve serveti firavunu aitken firavunun iktidarını yakın çevresiyle
    paylaşması sonucu zamanla egemen sınıf içinde yer alan soylular hiç çalışmadan kendilerine bağışlanan
    toprak ve tapınak gelirleriyle servet sahibi olmuş, rahat ve eğlenceli bir yaşantı sürmeye başlamışlardır.
    Halkı oluşturan sınıf zanaatçı, yapım işçileri , çiftçiler ve kölelerden oluşur. Halk, Firavun ya da soylulara ait
    topraklarda; tapınak işleri, kanal açma gibi angarya işlerde çalışan, mülksüz, çalıştıkları toprakla birlikte
    devredilebilen unsurlardan oluşmaktaydı.
    Yönetim
    Firavun sarayında hem bu dünya hem de öteki dünya işlerini yönetirken ona yardım eden günümüzdeki
    bakanlıklara benzer uzmanlaşmış yönetim birimleri vardı. Bu birimlerin başında vezirler yer alırdı. Taşrada
    ise nomark denilen merkeze bağlı yöneticiler -bakanlık benzeri- birimlerin yöneticileri olurdu. Tüm ülke
    teorik olarak firavunun malıydı. Ancak topraklar, işletilmeleri için yerel soylulara ve hizmetleri karşılığı
    olarak merkez memurlarına bırakılmıştı. Tapınakların da geniş toprakları vardı.
    Aile
    İki sınıf arasındaki günlük yaşam farklılaşmakla birlikte Mısır toplumunda bazı ortak noktalarda da vardı.
    Aile’ye verilen önem bunlardan bir tanesidir. Aile yapısı genellikle çekirdek aile şeklindeydi. Aile; karı-koca,
    çocuklar ve bakıma muhtaç yakınlardan oluşurdu. Mısır toplumunda evlilik, resmi ya da dinsel herhangi bir
    işlemle belgelenmemiştir. (Günümüze kadar hiçbir evlilik anlaşması gelmemiştir) Boşanma ise eşlerin mal
    varlıklarının bölüşülmesini içerdiğinden bir tutanak gerektiriyordu. Herkes evlenirken getirdiğini geri alır,
    evlilik süresince edinilen ortak malların ise üçte ikisi erkeğe, üçte biri kadına verilirdi.
    7



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri