Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

soğuk savaş döneminde dünyadaki gelişmeler nelerdir ? Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Soğuk savaş döneminde türkiyedeki ekonomik siyasi kültürel gelişmeler ? soğuk savaş döneminde askeri
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 3      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    soğuk savaş döneminde dünyadaki gelişmeler

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Soğuk Savaş Dönemi (1945-1955)

    Küresel Gelişmeler

    2.Dünya Savaşı içindeki sürtüşmelere rağmen şimdi yeni bir dönemin doğduğuna özellikle ABD'nde umutla bakılmaktaydı.

    Birleşmiş Milletler nasıl ve niçin kurulmuştur?

    Savaş sırasındaki Müttefiklerarası konferanslarda Birleşmiş Milletler fikri daha da geliştirilmişti.28 Kasım-1 Aralık 1943'te Roosevelt,Churchill ve Sovyet lideri Stalin arasında Tahran'da yapılan konferansda, savaş sonrası barış düzeninin korunması için bir uluslararası teşkilat kurulması fikri bütün taraflarca kabul edilmişti.Üç lider arasında 4-11 Şubat 1945'te Yalta'da yapılan konferansta da Birleşmiş Milletler'le ilgili olarak"veto"ve"üyelik"konuları ele alındı.Güvenlik Konseyi'nin sürekli üyeleri için "veto" ilkesi kabul edildi. Ayrıca, 1 Mart 1945'e kadar ortak düşmana savaş ilan etmiş ülkelerin Birleşmiş Milletler'e üye olarak kabulü benimsendi.

    Bu şekilde savaş içinde hazırlıkları tamamlanan Birleşmiş Milletler San Francisco'da yapılan toplantının sonunda Haziran 1945'te kuruldu. Artık İkinci Dünya Savaşı gibi yeni bir felaketin önleneceği, uyuşmazlıkların Birleşmiş Milletler'ce çözüleceği ve böylece sürekli barışa ulaşılacağı umuluyordu.

    Ancak, aslında daha savaş sırasında -müttefik oldukları halde- SSCB ve Batı'lılar arasında çıkan görüş ayrılıkları bu umutların gerçekleşemeyeceğinin habercisiydi.

    Gerçekten de,savaştan sonra SSCB ile Batı'lılar arasındaki-temeli 1917 Sovyet Devrimi'ne dayanan- güvensizlik, özellikle Almanya ve Doğu Avrupa'nın geleceği konularındaki derin görüş ayrılığından dolayı bunalım boyutlarına ulaşacaktır.

    2. Dünya Savaşı sonucunda meydana gelen uluslararası sistemi nasıldı?

    İkinci Dünya Savaşı, Avrupa odaklı uluslararası sistemi sona erdirmişti. ABD ve SSCB'nin,yani birincisi Avrupa'lı olmayan,ikincisi ise ancak kısmen Avrupa'lı olan iki ülkenin belirleyici duruma geldiği görülüyordu.Cenevre'dekiMilletlerCemiyeti'nden sonra Birleşmiş Milletler'in merkezinin New York olması da uluslararası alandaki belirleyicilik rolünün Avrupa'nın elinden çıktığının göstergesi sayılabilirdi.

    Yukarıda değinilen konularda çıkan görüş ayrılıklarından dolayı Birinc iDünya Savaşı'ndan önceki bloklaşmadan farklı iki-kutuplu bir dünya doğdu. İki-kutuplu dünya'nın temel özelliği, ideolojik ayrılığa dayalı olmasıydı. Ülkeler, İkinci Dünya Savaşı'nın "gerçek galipleri" sayılabilecek ABD ve SSCB'nin liderliğinde, biri "Batı Bloku", diğeri "Doğu Bloku" olmak üzere iki kampa ayrıldılar.

    İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra"sürekli barış"a ulaşılacağı umulurken,iki yıl içinde gergin bir ortama varılmıştı. Bu gerginlik dolu ortam, silaha başvurulmadan, yani sıcak çatışmaya dönüşmeden yapılan bir savaş, bir "soğuk savaş" dönemiydi.

    Birinci Dünya Savaşı sonrasından farklı olarak genel bir barış konferansının toplanması mümkün olamayacaktır.1919'daki Paris Barış Konferansı barış getirmemişti. Şimdi yapılması gereken ise 1919'dan dersler çıkarmak suretiyle, savaş içindeki müttefiklerarası konferanslarda da esasları belirlenen gerçek bir barış düzenini kurmak olmalıydı.

    10 Şubat 1947'de İkinci Dünya Savaşı'nın yenik devletlerinden beşi (İtalya, Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Finlandiya) ile Paris'te barış antlaşmaları yapıldı. Birinci Dünya Savaşı sonunda Paris'te yapılan Konferans ve ardından imzalanan antlaşmalara oranla bu defakiler müzakerelere yenik ülkelerin de alınması ve daha ılımlı hükümlere varılması bakımlarından umut verici sayılabilirdi. Japonya'yla da 8 Eylül 1951'de San Francisco'da barış antlaşması imzalandı. Ancak, 1919 düzenlemesinin kilit ülkesi Almanya'yla bu defa antlaşma yapılamadı.

    İran, Türkiye ve Yunan İç Savaşı gibi konularda Batı'lılarla Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerin gerginleşmesinin daha da olumsuzlaştırdığı bir ortamda, Almanya sorununda varolan ayrılık iyice kökleşti.

    Esasen, Almanya iki taraf arasındaki bölünmeyi simgeleştiriyordu. Almanya'nın batısı Batı'lıların, doğusu ise Sovyetler Birliği'nen denetimindeydi. Bu bölünmüşlük, Doğu Almanya toprakları içinde kalan Berlin'de de geçerliydi.

    Mart 1948'de SSCB Batı Berlin'le Batı Almanya arasındaki ulaşımı kesince "Berlin Bunalımı"doğdu.Bu durumda Mayıs 1949'da Federal Alman Cumhuriyeti'nin (Batı Almanya), Ekim 1949'da da Demokratik Alman Cumhuriyeti'nin (Doğu Almanya)kurulması ve Berlin'in de aynı biçimde ikiya ayrılması şaşırtıcı olmadı.Bu şekilde simgeleşen Doğu-Batı bloklaşması başka gelişmelerle de pekişecektir.

    Doğu ve Orta Avrupa'da sosyalist rejimlerin kurulmasını sağlayan SSCB,Doğu Bloku içinde ideolojik işbirliğine yönelik COMİNFORM,iktisadi işbirliğine yönelik COMECON ve askeri işbirliğine yönelik VARŞOVA PAKTI gibi kuruluşlarla saflarını güçlendirirken,ABDde Truman Doktrini, Marshall Planı ve NATO'yla Batı Bloku'nu perçinliyordu.

    Böylece, şimdi kendisi de atom silahına sahip olan SSCB'de başını çektiği Doğu Bloku ile ABD'nin liderliğindeki Batı Bloku arasında"nükleer denge"ye(dehşetdengesi) dayalı bir "Soğuk Savaş" yaşanmaktaydı.

    Bölgesel Gelişmeler

    Uzak Doğu Gelişmeleri

    Avrupa başta olmak üzere dünyanın genelinde egemen olan bu soğuk savaş ortamı Uzak Doğu'da sıcak çatışmaya da yol açtı.

    Çin'de Mao Tse-tung liderliğindeki "komünistler" ile Chiang Kai-shek önderliğindeki "milliyetçiler" arasındaki mücadele, ortak düşman Japonya'nın 1945'te yenilmesiyle şiddetlenmişti.Bu mücadelenin sonunda MaoTse-tung 1949'da iktidarı ele geçirerek Çin Halk Cumhuriyeti'ni kurmuştu. Mao, iktidara gelmesinde kendisine büyük destek veren Sovyetler Birliği'yle daha da yakınlaşmış ve 1950'de bu ülkeyle ittifak da imzalamıştı.

    Böylece, Doğu Bloku yeni ve büyük bir müttefik daha kazanmış ve iki-kutupluluk Uzak Doğu'ya da ulaşmıştı.

    İkinci Dünya Savaşı'nda SSCB ile ABD arasında Kore nedeniyle çıkan sürtüşmenin sonunda,Soğuk Savaş'ın oluşma döneminde görüş ayrılıkları iyice pekişmiş ve Mayıs 1948'de Güney Kore Cumhuriyeti'nin, Eylül 1948'de de Kore Halk Cumhuriyeti'nin (Kuzey Kore'nin) kurulmasıyla bu ülke de ikiye bölünmüştü.

    Kuzey Kore, SSCB ve Çin'den aldığı desteğe dayanarak 25 Haziran 1950'de Güney Kore'ye karşı saldırıya geçti. ABD de Birleşmiş Milletler'i devreye sokarak Güney Kore'ye yardım edilmesini sağladı.

    1953'te sona eren savaş iki Kore arasındaki sınırda (38. enlem) harhangi bir değişiklik yaratmadı.

    Böylece, iki-kutupluluk daha da güçlendi. İki-kutupluluğun genel bir savaşı önlediği,ancak bölgesel savaşlara ise engel olamadığı,hatta yol açtığı,ancak yine de daha öteye gidilmesine izin vermediği ortaya çıkıyordu.

    Bu çerçevede,Güneydoğu Asya'da Hindiçini'de Fransa'nın tekrar buradaki sömürgeciliğine dönmek çabaları nedeniyle çıkan savaş da 1954'te sona erdi. Fransa buradan çekilmek zorunda kalıyor,Vietnamda 17.enlem çizgisinde ikiye bölünüyordu.Böylece, Almanya ve Kore'den sonra Vietnam da ikiye ayrılmış oluyordu. Fransa'nın bölgeden çekilmesinden sonra bir yandan SSCB ve Çin'in, öte yandan ise Güney Vietnam'daki varlığıyla ve ikili ve Güneydoğu Asya Antlaşma Teşkilatı (SEATO) gibi çok-taraflı ittifaklarla ABD'nin, burada da iki-kutupluluğu yerleştirdikleri görülüyordu.

    Orta Doğu Gelişmeleri

    İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra İngiltere v eFransa Orta Doğu'daki varlıklarını sürdürmenin daha da güçleştiğini görmüşlerdi. Esasen, sömürgeciliğin tasfiyesi (decolonization) sürecine uygun olarak, bu iki ülke Orta Doğu'da kendilerinin "vekalet"(mandat)yönetimi altındaki topraklara bağımsızlık yolunu açmak zorunda kalmışlardı. Şimdi güçleri daha da azalmış bulunan İngiltere ve Fransa, hızlanan bu süreç karşısında bölgedeki varlıklarını -hiç olmazsa bazı ayrıcalıklar vb. biçiminde- korumakta iyice zorlanıyorlardı.

    Ortadoğu'da İsrail Devleti nasıl kurulmuştur?

    Öte yandan, İngiltere savaştan sonra Filistin konusunda Yahudi çevrelerinin artan baskısıyla da karşı karşıyaydı. Yahudilere 1917 Balfour Bildirisi'yle verdiği "ulusal yurt" sözünü yerine getirmesi de İngiltere için hayli güçleşmişti.

    Bu durumda, İngiltere ABD'ni Orta Doğu'ya çekmeye çalıştı.Bu dönemde ABD'nin uluslararası alanda artan etkinliği, Yahudi çevrelerinin ABD nezdinde yoğunlaşan çabaları ve esasen ABD'nin Orta Doğu'ya karşı özellikle iktisadi nedenle (petrol dolayısıyla) İkinci Dünya Savaşı'ndan önce başlayan ilgisi de kolaylaştırıcı rol oynadı.

    Bu ortamda, Birleşmiş Milletler'in 1947 yılında Filistin için aldığı taksim kararının ardından 1948'de İsrail devletinin kurulması şaşırtıcı olmadı.

    Arap ülkeleri ise buna savaşla karşılık verdiler.Ancak,1948-1949 Savaşı'nın sonunda İsrail'in daha da genişlediği,Filistin topraklarının bir bölümünün de Mısır ve Ürdün'ün eline geçtiği görüldü. Böylece, Orta Doğu bölgesinde yeni sorunlar ortaya çıkmış oluyordu.

    ABD, İsrail'le olan yakınlığı nedeniyle Orta Doğu'ya daha da yerleşmekteydi.

    Özellikle İngiltere ise, hala Orta Doğu'daki varlığını sürdürmeye çalışıyordu. Bu amaçla özellikle Mısır'ı içine alacak çok taraflı bir bölgesel ittifakın oluşturulmasını istiyordu.

    ABD ve SSCB arasında yaşanan mücadele Ortadoğu ülkelerini nasıl etkilemiştir?

    Ancak, İsrail nedeniyle Batı'ya tepkilerin yoğun olduğu böyle bir ortamda söz konusu girişim başarısız kaldı. Üstelik 1952 yılında Mısır'da bir askeri ihtilal oldu. Yeni yönetimin güçlü adamı Nasır yalnız kendi ülkesinde değil,bütün Arap dünyasında Batı-aleyhtarlığının simgesi haline gelmekteydi.

    Görüldüğü gibi, 1945-1955 döneminde Orta Doğu'da henüz iki-kutupluluk sözkonusu değildir.Ancak,iki-kutupluluğun özüne uygun bir yapılanmada yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki, bir yandan ABD bölgeye gitgide yerleşmekte, öte yandan da SSCB'nin etkinlik kazanması için uygun bir ortam doğmaktadır.Nitekim, yeniden canlandırılan bölgesel pakt fikri 1955 yılında Türkiye ve Irak arasında Bağdat Paktı'nın imzalanmasıyla sonuçlanacak,bu durum ise Batı-aleyhtarlığının daha da şiddetlenmesine yol açacaktır.Bu ortam içinde de Sovyetler Birliği'nin başta Mısır olmak üzere bazı Arap ülkeleriyle yakınlığının arttığı görülecektir.

    Böylece, dönemin başında değilse bile sonunda Orta Doğu'da da -ideolojik bakımdan olmasa da- bölünme meydana gelmişti. Önce ABD, sonra SSCB Orta Doğu'ya da yerleşmişti.

    Güney Asya Gelişmeleri

    İngiltere'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra eski gücünü yitirdiğini gösteren bir gelişme de Güney Asya'da yaşandı. XVIII. yüzyıldan beri İngiliz İmparatorluğu'nun kilit noktasında bulunan Hindistan, Savaş ertesinde Gandi'nin önderliğinde yoğunlaşan mücadelenin sonunda 1947 yılında bağımsızlığını kazandı.

    Eski Hindistan'ın(alt-kıta)bir kısmı da Pakistan olarak bağımsızlığını elde etti.Hindistan toprakları içinde büyük bir Müslüman kitlesinin kalmış olması, Keşmir gibi sorunlar Hindistan-Pakistan ilişkilerini sürekli olarak zehirleyecektir. Üstelik, Pakistan'ın da -arada Hint toprakları kalmak üzere- Doğu ve Batı Pakistan biçiminde ikiye ayrılmış olması,ileride Bangladeş'in doğmasına yol açacak diğer birsürtüşme konusu yaratmaktaydı.

    Bütün bunlar, "böl ve yönet" politikasının gereği olmalıydı.

    Böyle bir tabloda, bu dönemde Güney Asya'da da iki-kutupluluğun etkilerinin görülmesi şaşırtıcı olmasa gerekir. Nitekim, Pakistan Batı'yla, Hindistan ise Sovyetler Birliği'yle ilişkilerini geliştirecektir.



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri