Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

mezuniyet töreni için şiir ler verebilirmisiniz Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın mezuniyet töreni müzikleri mezuniyet töreni kıyafetleri mezuniyet töreni skeçleri mezuniyet töreni programı Mezuniyet Kıyafetleri
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 15      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    mezuniyet töreni için şiirler

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN

    Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
    Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
    Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
    Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
    Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
    Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
    Bebekler hayta hayta yürümeden
    Geleceğim diyorum, geleceğim sana
    Ne olur kesin bir takvim sorma bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Beklesen de olur, beklemesen de
    Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
    Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
    Hangi ses yürekten çağırır beni sana
    Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
    -Ihlamur çiçek açtığı zaman.

    Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
    Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
    Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
    Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
    Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
    Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
    Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
    Gemileri yaksalar da geleceğim sana
    On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
    -Ihlamur çiçek açtığı zaman.

    Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
    Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
    Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
    Ne güzellik, ne de tat var baharsız
    Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
    Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
    Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
    Kimseye uğramam ben sana uğramadan
    Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
    Takvim sorup hudut çizdirme bana
    Ben sana çiçeklerle geleceğim
    -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

    Bahaettin Karakoç


    MAVİ BİR ÖLÜM

    Yine Sana seslenicem...
    Senin kim olduğunu hiç bilmeden,
    Senin kim olduğunu en çok bilerek,
    İsyankar zambakların, çılgın nilüferlerin,
    Dört nala açan kiraz çiçeklerinin,
    Dudak kıvrımlarına yoldaş olucam.

    Sarı bir hüzün, kızıl bir gurur ve
    Siyah bir öfkeyle konuşucam sana...

    Sana oklardan değil, yaydan bahsedicem,
    Gülün dikenlerinden değil,
    Gülleri ve dikenlerini doğurmaktan yorulmayan,
    Topraktan söz açıcam.
    Akan su gelmicek kelimelerime,
    Suyu şefkatle kucaklayan sessiz taşların canını yakan
    Damlaları dillendiricem.
    Yine sana seslenicem, senin kim olduğunu hiç bilmeden,
    Bilmek istemeden...

    Alaattinin sihirli lambasından çıkan cin bana gelseydi ve
    Ne dilersem dilememi isteseydi,
    Hiçbirşeyi elde etmeyi dilemezdim.
    Birşeyden vazgeçmeyi isterdim sadece,
    Hayatta birşeyden vazgeçmem lutfedilseydi,
    Bedeli herşeyim olsa bile
    Sana seslenmekten vazgeçmek isterdim.
    Garip değilmi..
    Sana seslenmekten vazgeçmek istemediğimi,
    Bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belkide,
    Oysa sana seslenmek,
    Bütün hesaplarımı gördüğüm bu dünyadaki
    Tek geride kalmış hesap benim için.
    Bu dünyadaki tek yük,
    Bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek.
    Kürek mahkumu için kürek neyse,
    Benim içinde sana seslenmek o.
    Bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu,
    Öbür yandan, bileklerimden sızan kanların
    Gönlümü işgale yeltendiği bir rotanın can suyu.

    Oysa ben sana küreklerden değil,
    Gemiden bahsetmek isterdim.
    Atalarım bana, kadınlara gökyüzünü,
    Gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler.
    Sen kürekleri, yağlı urganları,
    Geceyi siyaha gömen fırtınaları öğretmeye çalışıyorsun.
    Sana ellerimle dokunarak,
    Gözlerimle okşayarak göstermek isterdim,
    Rüzgarla şişen beyaz yelkenleri.
    Ama senin vaktin yoktu, ben bunu hiç anlayamadım.
    Kavmimin kadınları bana öğretmediler ki,
    Bazı kadınların beyaz güvercinlerden daha çok,
    Siyah apoletleri sevebileceğini.
    Sana sesleniyorum...
    Ve gözlerin bileklerimden parmak uçlarıma kadar toplanmış
    Kan pıhtılarını seyrediyor.
    Kürekleri bırakmıyorum,
    Önce yücelttiğin, sonra terk ettiğin aşkın onuru için,
    Kalemi bir an elimden düşürmüyorum.
    Ankara kalesinin önünde sana sesleniyorum.

    Benden kaçıp cennete gitmek isteseydin,
    Seni cennetin kapısına kadar götürürdüm.
    Bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı,
    Cehennemle konuşurdum,
    Seni ona anlatabilirdim.
    Oysa sen ne cenneti isticek kadar aşık oldun,
    Ne de cehennemi isticek kadar ayrılık.
    'Seviyorum seni ama..' dedin,
    'Hoşçakal' diye ekledin.
    'Şimdi gitmeye mecburum, belki yine gelirim..
    Umarım gelirim...' son sözün oldu.
    Cennetin ve cehennemin dillerini,
    Savaş naralarını ve aşk şiirlerini,
    Gazelleri ve boleroları öğreten atalarım,
    Senin sözlerinin anlamını öğretmediler.
    Hiçbirşey söylemeden gittin...
    Ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim.
    Dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana,
    Ve kalemime ilk defa yavan gözlerle baktım.

    Yine, yeniden, sadece sana seslenicem,
    Müebbet bir aşk dışında,
    Bildiğim tüm duyguları terk edicem.

    Sana seslenicem yine..
    Seni sadece kuru bir sevgiyle değil,
    Derin bir hüzünle, binlerce yıllık bir gururla,
    Ve pervasız bir öfkeyle sevdiğimi duyumsuyor musun?
    Mütevazi bir sevgiyle değil,
    Küstah bir aşkla sevdim seni.

    Ben Osmanlı gibi,
    Kollarımın yetişemediği bir aşkı kucaklamaya çalışırken,
    Sen köprülerin ülkesi Venedikteki son sancağı,
    Kışın üşümemek için şal yaptın kendine.
    Neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde,
    Zaman geçtikçe eksilir demiştin oysa
    Atalarımın öğrettiklerine ters düşsede,
    Sana inanırım bilirsin,
    Zamanla unutursun demiştin.
    Niye daha derinleşiyor öyleyse?
    Derinleşiyor özlemin,
    Ve gönlümde bir iç savaşta dökülen
    Kanları coşturuyor, ayrılık sözlerin.
    Öfkelerimin kararlılığını aşka katık ederek konuşucam.
    Bedenim bu dünyayı terk edene kadar.

    Öyle sanıyorumki hüzünle ve acıyla
    Pek barışık olmadığın için benden uzun yaşayacaksın.
    Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne,
    Onların benden geldiğini birtek sen bileceksin.
    Küstah bir aşkla sevicem seni,
    Ben savaş ve ölümle haşır neşir olan kelimeler dışındakileri,
    Unutmaya gayret edicem, ömrümün geri kalanında.
    Sana seslenicem yine...
    Ben seni Beyrut gibi sevdim ama, sana ne mağribi
    Ne de manhattanı anlatamadım.
    Bağdatı ve Şamı işgale yeltenmişken,
    Venedikten gelen ihanet tarumar etti ordularımı.

    Sarı bir keder, kızıl bir kibir ve
    Siyah bir isyanla konuşucam sana...

    Senin kim olduğunu hiç bilmeden,
    Ağlayan zambakların dudak kıvrımlarına yoldaş olucam.
    Senin kim olduğunu en çok bilerek,
    Kavmimin bana vaadettiği tüm aşkları terk edicem.

    Müebbet bir aşk, sarı bir hüzün, kızıl bir gurur ve
    Siyah bir öfkeyle konuşucam,
    Bu dünyayı terk etme müjdesi gelene kadar.

    Hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydin keşke........

    Hüznümün beni aşan taşkınlığını,
    Gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını,
    Öfkelerimin hiçbir zaman sona ermeyecek ve
    Azalmayacak kararlılığını anlayabilseydin...
    Anlatabilirdim sana;
    Seninle yaşanan bir aşktan sonra,
    Ayrılığın, ölüm bile olsa, mavi bir ölüm olacağını...

    ÖMER ÇELİK




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. SEN SEN SEN

    Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden.,
    Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter.
    Hiç kimse aramasa sormasa beni
    Sen gelsen yeter..

    Huzur ellerinin güzelliğidir.
    Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
    Her sabah soframızda ekmeğimizi
    Sen bölsen yeter..

    Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
    Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
    Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
    Sen dolsan yeter..

    Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
    Bende sabır sende naz..
    Gündüzünden vazgeçtim düşümde biraz
    Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter..

    Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün,
    Sende karar kıldığını...
    Ve içimin şerha şerha yarıldığını,
    Sen bilsen yeter..

    Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi..
    Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek..
    Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
    Eğilsen yeter...........

    YAVUZ BÜLENT BAKÎLER

    GÖZLERİN İSTANBUL OLUYOR BİRDEN

    Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
    Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
    Martılar konuyor omuzlarıma,
    Gözlerin İstanbul oluyor birden.
    Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
    Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
    Durgun sular gibi azalacağım
    Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
    Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
    Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
    Ellerim usulca ellerine değince
    Kaybolup gideceksin
    Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
    Bir elim seni silecek.
    Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
    Senin için yeni baştan can kesilecek.
    Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
    Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
    Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
    Yapayalnız kalmak iskelelerde.
    Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
    Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
    Martılar konuyor omuzlarıma,
    Gözlerin İstanbul oluyor birden...

    YAVUZ BÜLENT BAKÎLER



    ALLAH ISMARLADIK

    Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
    Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git...
    Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
    Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

    Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı
    Andırıyor ışıksız evinde pencereler.
    Biraz yeşermek için beklesin artık kışı
    Çağlayansız yamaçlar,suyu dinmiş dereler.

    Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
    Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
    Benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna,
    Hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.

    Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
    Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
    Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
    Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.

    Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü
    Daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
    Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
    Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.

    Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
    Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
    Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
    Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

    Faruk Nafiz Çamlıbel



 

 
Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri