Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

çanakkalede savaşan askerlerden birinin mektubu Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Arkadaşa Yazılan Mektup Örnekleri Atatürk'e Yazılan Mektup Örnekleri Geleceğe Yazılan Mektup Örnekleri Anneye Yazılan Mektup
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 7      

  1. Kayitsiz Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Çanakkale savasından yazılan bir mektup

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Çanakkale savasından yazılan bir mektup


    Çanakkale Savasları Sırasında
    Türk Askerinin Psikolojik Durumu Ve Siper Mektupları

    Yrd. Doç. Dr. Muhammed ERAT

    Giriş
    Çanakkale Savası ve Birinci Dünya Savası’ndaki diger Türk Cepheleri hakkında yazılanların bir çogu savas tarihi niteligindedir.
    Cephe yasamının savas dısında kalan diger etkinlikleri, rütbesiz bir
    askerin savasa bakıs açısı ve onu yorumlayısı üzerine kaynaklar çok azdır. Buna karsın Çanakkale Gazilerinin mektup, anı ve kitapları az sayılamayacak kadardır. Uzlasmacı devletlerin yayımladıgı asker mektuplarına bakıldıgında ise Türk askerlerinin mektupları arasında
    sayıca fazlasıyla fark vardır.

    Asker mektupları karsılıklı iki cephede savasan iki askerin savasa bakıs
    açılarını da günümüze tasır. Türkler için kutsal bir güç söz konusu iken
    müttefik kuvvetlerinin sömürgelerinden toplanan askerler için manevi huzur söz konusu degildi. Ancak her iki tarafın da sorguladıgı tek ortak nokta savasın acımasızlıgı ve kötü bir karsılasma oldugudur. Insanlıklarını savas süresince hiç unutmadılar ancak çok uzaklastırıldılar.

    23 Mayıs’da 9 saatlik ateskes kararı alınır. Sebebi, süngü süngüye muharebe sırasında sehit düsenleri veya yaralıları savas alanından temizlemekti. Iste Türk ve Anzaklar ilk kez burada birbirlerini gördüler
    ve sasırdılar.

    L.H. Barlet
    1. Anzak Tümeni, 11. Tabur
    “Siperler çok sayıda ölü ve yaralıyla doluydu. Yaralıların büyük bir
    kısmının durumu da agırdı. Bende bacagımdan yaralıydım ama o tabloyu görünce kendi yaramı unuttum. Bu insanlara yardım etmek istiyordum. Bizden ya da karsı taraftan olusları artık önemli degildi. O sırada benim gibi bacagından yaralı bir Türk askeri yanıma geldi. Isbirligi yapmak istedigini anlatmaya çalısıyordu. Hemen harekete geçtik. Bulabildigimiz sargılarla beraber yaraları sarmaya, can çekisenlerin kurumus dudaklarına mataralarda kalmıs suları damlatmaya basladık.
    Sonunda dermansız kaldık. Iki düsman arkadas içtenlikle el sıkısarak ayrıldık.”

    9 saatin dolmasıyla da birlikte birbirlerinin hayatlarını kurtarmaya
    çalısanlar yeniden savasmaya baslayacaklardır. Iste Türk askerinin mektup ve anılarında da söz konusudur. Ancak vatanı kurtarmak için
    tüm maneviyatıyla karsısındaki istilacıları da durdurmak zorundadır. Ayrıca mektuplar Türk aile yapısındaki özüne saygıyı açıkça ortaya koymaktadır. O bakımdan da deger tasımaktadır.

    Çanakkale Savası’nın Psikolojisi
    Bu savas bir çok bakımdan eski savaslardan farklıdır.
    Türkler tam manasıyla Dünya Savası’nı Çanakkale’yle karısmıslardır. Kafkasya’da, Galiçya’da, Suriye’de ve Irak’da yapılan savaslar
    topyekün savaslardan ziyade sınırlı birliklerle yapılan savaslardır.
    Fakat Çanakkale Savasları’nı Türkler ordusuyla ve
    halkıyla dünyanın en büyük devletleri olan Ingiltere ve Fransa’yla savasmaya mecbur kalmıstır.

    Bununla birlikte Çanakkale ve cephe gerisindeki insanların psikolojik
    durumunu anlayabilmek için Çanakkale Savası’nın psikolojisini anlamak
    gerekir.

    Çanakkale Savasına kadar tarihe “büyük adamların” perspektifinden
    bakılmıstır. “Büyük adamlar” sabah alacasında sahlanmıs atları üzerinde
    taarruz emirleri yagdırıp, yüz binleri ölüme sürerler, o yüz binler de
    arkalarında toz bulutlarıyla cepheye kosusur ve çogun zaman geride bir kan gölü ile meçhul asker unvanı bırakırlardı. Yüz binlerin adını sanını kimse bilmezdi.

    Yenenler yenilenler, ölenler kalanlar onlar oldugu halde kitaplarda
    savasları hep krallar ve imparatorlar kazanırdı. Iste Çanakkale Savaslarıyla bu mantık degismis, cephede ve gerisindeki yüz binlerin sevinci ya da gözyasları ses bulmustur.

    Çanakkale’de; Cesaret ve kahramanlık ikinci plana düsmüs, teknoloji ön plana çıkmıstır. Siperlerin öneminin ortaya çıkması gibi yeni kurallar savas
    mantıgına girmistir. Günümüzde ise bu tamamen ortadan kalkmıs, harp
    sahnesinde ne asker ne top ne hayvan görülebilir. Her sey gizlenmis sahne bos bırakılmıstır. Bu da Çanakkale’deki siperlere gizlenen birliklere
    benzemektedir.


    20. yüzyıldan önce savas alanlarında genç kumandanlar önemli roller oynar ve savası yönetirlerdi. 20. yüzyılda ise savas tecrübeleri fazla olan
    generaller önemli roller oynamıslardır. Çanakkale muharebelerini yöneten
    kumandanlar da 20. yüzyıl komutanlarındandır. Ancak komutanların basarı
    saglaması da cesaret ve bilgeligin yanında maddi kaynaklarla da çok yakından ilgilidir. Örnegin; Hindenburg’un Rus Cephesinde elde ettigi basarılarda demir yolları önemli paya sahiptir.

    Savaslarda önemli görülen kaleler bile bu yüzyılda agır toplarla düsürülmüstür. Tüm bu degisimler içerisinde kalan ve degismeyen en önemli varlık manevi güçtür. Türk milletinde ezelden beri var olan bu kudret Çanakkale Savasları’nda kendisi yeniden göstermektedir. O
    kadar ki hayatla hiçbir baglantısı kalmaya binlerce insan tek bir sebep için
    süngü takıp düsmanın üzerine yürüyor. Amaç vatan topraklarını korumak. Bu savas Napolyon’un söyledigi “Harp bir sevk’ül-ceys meselesi olmaktan ziyade bir psikoloji meselesidir. Maneviyat harbin yarısını kazandırmaya kafidir.” Sözünü dogrular niteliktedir.

    Ion Hamilton;
    Akdeniz Seferi Kuvvetler Baskomutanı,
    “Ne olursa olsun zafere ulasma yolundayız. Dünyada bizim askerimizden daha iyi yetistirilmis asker yoktur. Bizimkiler askerligin ruhuna vakıf,
    hepsi de gönüllü ve tam bu meslek için yaratılmıslardır.
    Niçin savastıklarını biliyorlar. Harbin sona ermesi için bogazları asıp,
    Rus dostlarımızla el ele tutusmamızın elzem oldugunu
    biliyorlar. Belki hepside ölecekler ama Türkleri de yola getirecekler.”

    Er Rowling Lennox
    Anzak 5. Tugay, 15. Bölük
    “Henüz 19 yasındayım. Türklerle savasırken ne savasın mahiyeti ne de
    sebepleri hakkında esaslı bir bilgim vardı. Bildigim tek sey Ingiltere
    Osmanlı’ya savas açmıstı. Bizimde o günkü duruma uymamız gerekiyordu.”

    Yarbay Mustafa Kemal
    19. Tümen Komutanı
    “Karsılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre... Yani Ölüm Muhakkak...
    Birinci siperdekiler hiç biri kurtulmamacasına düsüyor. Ikincidekiler
    onların yerine giriyor fakat ne kadar imrenilecek bir soguk kanlılık ve
    tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor üç dakikaya kadar ölecegini
    biliyor, en ufak bir duraksama göstermiyor, sarsılmak yok. Okuma bilenler
    ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar, bilmeyenler
    Kelime-i Sahadet getirerek ölüyorlardı.”

    Bursalı Nuri Oglu Hüseyin
    26. Piyade Alayı, 2. Tabur, 1. Bölük
    25 Nisan 1915 günü Seddülbahir’de yaralanan Hüseyin Çavus ayagı kesilmesine ragmen bölügüne geri dönmek için ısrar etmistir. Israrı sonuçsuz kalıp geri hizmete alınırken ise hayatında ilk kez gözyası dökerek komutanına;
    “Düsmandan öcümü alamadan beni gönderiyorsunuz. Beni öldürseydiniz de bana bu acıyı göstermeseydiniz.” Diyor ve herkese kırgınlık gösteriyordu.

    Yukarıda Napolyon’un savas konusundaki tespitine verilen bu örnekler sözü dogrular niteliktedir. Çanakkale Savasları iki taraf içinde kötü kosulları içinde muhafaza ediyordu. Sıkıntılar birbirine benzer ve aynıydı. Örnegin kıs oldukça soguk ve bit tüm Gelibolu Yarımadasına yayılmıs vaziyetteydi.
    Muharebe sonunda ölen askerlerin gömülmemesinden kaynaklanan koku da her iki tarafa da aynı duyguları uyandırıyordu. Farklı olan ise üçlü uzlasma devletlerinde olmayan sadece Türk Birliklerinde var olan vatanı koruma içgüdüsüdür. Maneviyatlarının kuvvetli olması da bu sebepten gelmektedir.

    Isgalci güçler zora düstüklerinde “Burada ne isimiz var?” sorusunu
    rahatlıkla ifade ediyorlardı. Ancak isgale ugrayan bir milletin “Neden
    buradayız?” sorusundan önce topraklarını koruması gerekmekteydi. Bu sebeple nedenini düsünmüs fakat ifade etmemislerdir. Bu kutsal bir görevdi. tüm bu sebeplerden dolayı Türk askerinin iç dünyasını manevi gücünün dısında tam olarak bilemiyoruz. Çünkü içinde oldugu kötü
    durumu dısa yansıtmaz. Sikayet ederse kaybedecek, kaybederse topraklarının isgalinden sonra daha fazla acı çekecekti ve bagımsızlıgı
    yok olacaktı.

    Savas sırasında isgalci güçlerin içerisinde bulundukları psikolojiyi ve kötü
    durumu yazdıkları günlük ve mektuplardan rahatlıkla anlayabiliriz. Kötü olan hiçbir seyi yazmaktan çekinmemislerdir. Türk birlikleri ise savas sırasında iç dünyalarını yansıtmamıs ancak savas sonrasında yayınlanan gazi anı ve röportajlarından bunu anlayabiliriz.

    Çanakkale Savası sonrasında; “Onlar tarih olmadan, tarih onlar olmustur.”


    Çanakkale Cephesinden Mektuplar

    Çanakkale Savasları sırasında her iki tarafın askerlerine de yazdıgım
    mektuplara sansür uygulanmıstır. Bu duruma Uzlasmacı devletlerde daha az rastlanmıstır. Günümüze ulasan mektuplardan Uzlasmacı devletlerin cephe güvenligini zor durumda bırakacak bilgiler dısında çektikleri kisisel sıkıntıların yazılması sansür dısı bırakıldıgı anlasılmaktadır. Mektuplar subaylar tarafından okunuyor, asıl sansürün askerlerin kendisi tarafından yapılması bekleniyordu

    Türklere yararlı haber ve bilgi vermemek için uygulanan diger bir yol
    mektupları geciktirerek yollamaktı. Bu yolla bilgiler güncelligini
    kaybetmekteydi. Bu önlemlere ragmen yine de bazı bilgiler gazetelere de
    çıkmıstır.

    Türk askerlerine gelince yazdıkları mektuplardan çok azı günümüze ulasmıstır Askerlerin günlük yasamlarıyla ilgili bilgiler ve psikolojisi genelde savas sonrası, gazilerle yapılan konusmalardan elde edilmistir. Çok az da olsa subay günlükleri günümüze gelmistir. Türk askerlerinin mektuplarının az olmasındaki diger bir sebep ise okuma yazma
    bilmemeleri ve mektup yazma alıskanlıklarının olmamasından kaynaklanır.

    Gönderilen mektupların büyük bölümü de hazır asker mektubu ya da
    buna benzer basma kalıp mektuplardır.
    Hazır asker mektuplarının varlıgı o günleri yasamıs kisilerin anlattıgı
    anılardan bilinmektedir.
    Hazır mektuplar önceden basılmıs ve herkese uyabilecek tipte mektuplardır.
    Bunlar hal hatır sormakla baslar yaslılardan basla***** selamlamalarla
    biterdi. Nasıl olsa her askerin köyünde birer ninesi ve dedesi vardı.
    Mektubu gönderecek olan kendisine uygun bir mektubu seçer postaya verirdi.

    Günümüze ulasan ve yayınlanma sansı bulan mektupların çogu subay
    ve yedek subayların mektuplarıdır. Hepside o günün görgü ve saygı kurallarına göre yazılmıs, belirli bir kalıba uygun, duygusal mektuplardır. Günümüze ulasan Türk asker mektupları içe dönük, dıs dünya ile iliskileri sınırlı,anne ve babaya saygıyla baslayıp, ülke için cephede olmanın mavi huzurunu belirten dost ve akrabalara selamla biten mektuplardır.

    Cephede birbirlerine karsı savasmakta olan her iki taraf askerlerinin savasa bakıs açıları da farklıydı. Isgalcilerin savasa bakıs açısı ve kültürleri daha akılcı ve gerçekçi hareket etmelerini saglamıstır. Mektuplarında bitlendiklerinden, hasta olduklarından, basları üzerinde patlayan mermilerden, dondurucu soguktan veya yanı baslarında ölen askerlerden söz etmektedirler.
    Türk askerinin ise mektup ve anılarında bu sıkıntılarına yer verilmemekte. Onlar daha çok duygusaldır. Özellikle acılar, içe atılmak içindi. Kisisel dertlerin mektuplarla da olsa anne ve babası ile paylasılması geleneklerinde yoktu. Kutsal bir görevi yerine getirmenin
    mutlulugunu her defasında dile getirirlerdi. Türk ordusunda sansür uygulanıp uygulanmadıgı kesin degildir. Fakat uygulanan kesin bir sansür vardır ki bu da askerin kendine uyguladıgı sansürdür.

    Istilacı devletlerde düzenli bir posta servisi olup mektup ve küçük
    hediyeler özenle yerine ulastırılmaya çalısılıyordu. Türklerde ise düzenli
    bir posta teskilatı olmayıp asker postası uygulanmaktadır. Bazı bölgelerde
    gönüllülerin özel ulug sistemi olusturdukları da görülür. Bu ulug sistemine
    “Sai” denmektedir. Bu kisi tek tek köyleri gezip mektup ve hediye toplar
    cepheye ***ürür. Oradan cevapları alıp geri dönerdi. Sai adı verilen kisi
    genellikle aynı bölgeden olusturulan (Izmir-Ödemis) birliklere mektup
    ***ürüyordu.



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 
Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri