Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Atatürk'ün yaşadığı döneme ait özellikler nelerdir Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Atatürk'ün Yaşadığı Olaylar Ve Tarihleri Atatürk'ün Öğrenim Hayatı Sırasında Yaşadığı Olayları Araştırınız Çocukluğunda Yaşadığı
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 7      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Atatürk'ün yaşadığı döneme ait özellikler

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Atatürk'ün yaşadığı devirdeki önemli olaylar ve şahıslar



    Ishak
    DEMlR


    Türkiye'de demokrasi tartismalari özelikle darbe dönemlerinde
    yogunlasir. Zaten darbeler de demokrasi için yapilir, demokrasiye demokrasi için
    ara verilir. Darbeler arasinda sikisan demokrasinin de ne kadar demokrasi oldugu
    tartısılır/tartisacagiz. 28 subat süreci ve 18 Nisan seçimleri nedeniyle
    demokrasi tartismalari yine gündemde.

    Türk demokrasisini, Türk siyaset
    geleneginden bagimsiz düsünemeyiz. Türk siyaset geleneginin en belirgin özelligi
    ise militarist, seçkinci bir karakter tasimasi ve sivillesememis olmasidir.

    Kadim Türk devletlerin (Orta Asya'da kurulanlar) ordu
    devletleridir. Anadolu'da kurulan Selçuklu Devleti'nde ikta, Osmanli Deviltinde
    de timar sistemleriyle siyasal, ekonomik ve sosyal yapi orduya göre
    düzenlenmisir.
    Devletin basi olan hükümdarlar da ayni zamanda ordunun
    komutanidirlar. Osmanli'da timar sisteminin bozulmasiyla birlikte ordu,
    ekonomik, siyasal ve sosyal yapi da bozulmustur. Yeniliklere, islahatlara
    ordudan bas1ani1mistir.
    Bununla birlikte Yeniçeri isyanlarini görmekteyiz.
    Ordunun siyasete bu açik müdahalelerinde önce devlet adamlari degistirilir, idam
    edilirken, sonralari hükümdar degisiklikleri hatta idamlari (II. Osman) da
    o1mustur.

    Osmanli'nin Son Döneminde Siyaset

    II. Mahmud tarafindan
    yeniçeri ocagi kaldirilir. Yeniçerilerin iktidara müdahaleleri ,,muhafazakar"
    (=statükocu, mevcut düzenin devamindan yana, degisime karsi) özellik tasirken
    yeni kurulan ordunun müdahaleleri batici, modern bir özellik tasir. Bu durum
    bagimsizliklarini kazanan Asya ve Afrika'nin eski sömürge toplumlarinin
    ordularinda da görülür. TSK'nin iktidara yönelik
    müdahaleleri (görünürde) resmi ideolojiyi korumaya yönelik oldugundan statükocu,
    muhafazakardir.


    II. Mahmud'la birlikte batililasma hareketleri
    hiz kazanir. Avrupa'ya egitim için gönderilen gençler
    yurda döndüklerinde hararetli Bati savunuculari durumundadirlar. ,,Tepeden
    tirnaga, topyekün batililasma tek çözümdür.

    Bati hayranligi ve
    Batililasma hareketi Bati'yla iyi geçinme (özellikle Rusya'ya karsi) Bati'ya
    dayanmayi, giderek de Osmanli üzerinde gün geçtikçe baskisini artiran Bati
    taleplerini, dayatmalarini karsilamayi getirmistir. Tanzimat ve lslahat fermanlari, Mesrutiyet hareketleri hep
    Bati'nin hosnutlugunu, destegini saglamak içindir.

    Genç
    Osmanlilar (Jön Türkler), Ittihat ve Terakki çizgisi Osmanli padisahinin
    mutlakiyetçi iktidarina karsi örgütlü muhalefeti temsil eder.
    Avrupa'da ve
    Türkiye'de yazili basin sahibi olan bu muhaliflerin yönetimdeki etkin sahislarla
    ve ordu mensuplariyla da iliskiye geçmesiyle asker-aydin-yönetici elit ittifaki
    kurulur.

    Jön Türkler bu ittifakla 30 Mayis 1876'da Abdülaziz'e karsi bir
    saray darbesi gerçeklestirirler. Abdülaziz'in yerine V.Murad geçirilir. V.
    Murad'in acziyeti nedeniyle Mithat Pasa Abdülhamid'le Kanun'u Esasi üzerinde
    anilsarak Abdülhamid sultan ilan edilir.

    Mithat Pasa önderliginde
    gerçeklestirilen bu ilk darbe "darbelerle gelen anayasalar" geleneginin
    baslangicidir. Bu gelenek Cumhuriyet döneminde de devam edecektir.


    23
    Aralik 1876'da Kanun-u Esasi (I.) Mesrutiyet ilan edildi. Ilk kez yapilan
    seçimlerde okuma-yazma bilen ve 25 yasini bitiren her vatandas seçme, 35 yasini
    bitirenler de seçilme hakkina sahipti. Iki meclisli sistemde Ayan Meclisi'nin 38
    üyesini Abdülhamid seçti. Mebusan Meclisi'ne halk tarafindan 56'si müslüman 40'i
    Hristiyan 96 mebus seçildi. Meclis halka degil padisaha karsi sorumluydu.
    Padisahin meclisi feshetme ve güvenligi sarsan kisileri sürgüne gönderme yetkisi
    vardi. Mecliste padisah da dahil hersey rahatlikla elestiriliyordu.
    Özellikle azinlik temsilcilerinin ayrilikçi tavirlari dis müdahaleleri
    kolaylastiriyordu. Ruslarla yapilan savas da yenilgi getirince II. Abdülhamid 14
    Subat 1878'de iç ve dis sartlari gerekçe göstererek ve anayasadan kaynaklanan
    yetkisine dayanarak meclisi feshetti.

    II. Abdülhamid 30 yil boyunca
    mutlak bir egemenlik kurdu. Muhalif gruplar Ittihat ve Terakki adi altinda
    örgütlenerek yogun bir muhalefet baslattilar. Ittihat ve Terakki' ye bagli
    subaylarin Manastir ve Selanik'te isyan cikarmalari üzerine II. Abdülhamid 28
    Temmuz 1908'de II. Mesrutiyeti ilan etti, anayasa tekrar yürürlüge
    girdi.

    Yapilan seçimlerde Ittihat ve Terakki' nin
    adaylari çogunlugu sagladi. Mecliste 142 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12
    Ermeni, 5 Musevi, 4 Bulgar, 3 Sirp ve 1 Ulah milletvekili vardi
    .
    Iktidarda ve Özellikle askerler arasinda hizla kadrolasan Ittihat ve Terakki her
    geçen gün muhalefet üzerindeki baskilarini artirdi. Ittihat
    ve Terakki' nin baskilarina karsi 13 Nisan 1909'da 31 Mart Vakasi gerçeklesti.
    Muhalefet kisa sürede yayildi. Ittihatcilarin etkin oldugu
    Selanik'ten gelen Mahmut Sevket Pasa komutasindaki Hareket Ordusu ayaklanmayi
    güçlükle bastirdi. Istanbul'da sikiyönetim ilan edildi. Ittihatcilarin çogunluk oldugu meclis padisahi "halk seni
    istemiyor" deyip indirerek yerine V. Mehmet Resat'i geçirdi.
    1876
    Anayasasi'nda degisiklik yapilarak padisahın yetkileri sinirlandirildi, meclisin
    yetkileri artirildi. Ittihat ve Terakki "mesrutiyet, hürriyet..." sloganlarina
    ragmen giderek padisahtan daha mutlakiyetci bir yönetim olusturdular. 31 Mart Vakasi bahane edilerek muhalefet hem kanuni yollarla hem de
    komitaci usullerle sindirildi, tevkif edildi. Ahrar Firkasi, Ittihat-i
    Muhammedi, Fedaka-ran-i Millet ve Heyet-i Müttefika-i Osmaniye Cemiyeti
    kapatildi.
    Her türlü muhalefet "gerici, irticaci ve halk düsmani"
    ilan edildi. Muhalif gazeteciler faili mechullerle öldürüldü. Ittihat ve
    Terakki diktasina karsi kurulan Hürriyet ve Itilaf Firkasi ara seçimlerde
    çogunlugu saglamalarina ragmen 1912 (sopali) seçimlerinden
    sonra muhalefetin meclise girmeleri engellendi
    . 23 Ocak 1913'teki
    Bab-i Ali Baskini ile hükümet yeniden degistirilerek 1918'e kadar süren Enver,
    Talat ve Cemal Pasalar'in eliyle fiilen bir oligarsi kurdular. Ittihat ve Terakki despotizmi Osmanli'yi 1. Dünya Savasi'na sokarak
    devletin sonunu getirdi.


    Milli Mücadele
    Dönemi


    Milli Mücadele döneminde yerel direnis hareketlerini
    genelde ittihatcilar örgütlemekteydi
    . Istanbul Hükümeti tarafindan ordu
    müfettisi olarak Erzurum'a gönderilen Mustafa Kemal yerel Müdafa-i Hukuk
    Cemiyetleri'ni Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti adi altinda topladi.
    Bir nevi hükümet gibi çalisan Temsil Heyeti seçilerek basina M. Kemal
    getirildi.


    Damat Ferit Pasa hükümetinin yerine Anadolu'daki
    hareketle daha iyi iliskiler kurabilecegi düsünülerek getiririlen Ali Riza Pasa
    baskanligindaki yeni hükümet Sivas Kongresi'ni ve Temsil Heyeti'ni tanidi.
    Meclis-i Mebusan için seçimler yapildi. Meclis Misak-i
    Milliyi tanidi. Bunun üzerine Istanbul isgal edildi. Istanbul'dan kaçabilen
    mebuslarla yeni seçilen mebuslar Ankara'da toplanarak 23 Nisan 1920'de TBMM'yi
    açtilar


    I. Meclis üyelerinin tamami tam bagimsizlik noktasinda
    görüs birligi içinde olmalarina ragmen, gelecekteki yönetim sekli konusunda
    farkli görüsleri vardi. 1921 Anayasasi'nda saltanat ve
    hilafet konusuna hiç deginilmezken milli irade ve millet egemenliginden
    bahsedilmis, hakimiyetin kayitsiz sartsiz millete ait oldugu
    vurgulanmisti.
    Fiili bir durum yaratilarak söz
    konusu iki kurum islevsiz birakildi. Saltanatin kaldirilmasi söz konusu
    oldugunda yogun tartismalar yasanmis, M. Kemal duruma su sözlerle müdahale
    etmistir:

    "Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafindan
    hiç kimseye ilim icabidir diye, müzakere ile, münakasa ile verilmez. Hakimiyet,
    saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alinir. Osmanogullari, zorla Türk
    Milleti'nin hakimiyet ve saltanatina vaziulyed olmuslardi, bu tasallutlarini
    alti asirdan beri idame eylemislerdi. Simdi de Türk Milleti bu mütecavizlerin
    hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatini, isyan ederek kendi eline,
    bilfiil almis bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete
    saltanatini, hakimiyetini birakacakmiyiz, birakmayacak miyiz? Meselesi degildir.
    Mesele zaten emrivaki olmus bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehal
    olacaktir. Burada ictima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse,
    fikrimce muvafik olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade
    olunacaktir. Fakat ihtimal bazi kafalar kesilecektir."
    ( Lewis,
    s.258)

    Bu konusma halk adina yapilmis! Milletin haklarinin kendisinin
    oldugu söylenmistir. Hilafet ve saltanat ugruna verilmis
    bir mücadele var ve bu mücadeleyi halk nezdinde mesrulastirmak için bunu bizzat
    M. Kemal hutbeler irad ederek ifade etmistir.
    Mebuslarin muhalefetine ragmen önce saltanat hilafetten
    ayrilarak (hilafete dokunmuyoruz denilerek) kaldirilmis. Cumhuriyet ilan
    edilmis, halifenin görevlerini meclis yapacak denilerek hilafet de
    kaldirilmistir. Takiyye politikasinin en ala örnegi!


    Tek Parti
    Dönemi

    17 Kasim 1924'te TBMM'nin ilk muhalefet partisi
    Milli Mücadele kahramanlarindan Kazim Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Cafer Tayyar,
    Rauf Orbay ve Meclis'ten 28 üye tarafindan kurulur.
    Terakkiperver
    Cumhuriyet Firkasi adindaki bu partinin ilkeleri arasinda hürriyetperverlik
    (liberalizm), halkin hakimiyeti (demokrasi) ile fikir ve dini inançlara saygi da
    yer almaktaydi.

    1925 Subati'nda Dogu illerinde tek
    partinin hilafeti kaldirmasi, ümmet anlayisinin terkedilerek yerine irkçi,
    milliyetiçi bir anlayisini idame ettirilmeye çalismasina bir tepki olarak Seyh
    Said Isyani basladi.
    3 Mart'ta Fethi Okyar hükümeti düsürülerek
    sertlik yanlisi Ismet Pasa hükümeti kuruldu. Hiyanet-i
    vataniye kanununa "dini görüntü altinda ayaklanma, dinin siyasete alet edilmesi"
    hükmü de eklendi. Hükümete olaganüstü yetkiler taniyan Takrir-i Sükun Kanunu
    yürürlüge kondu.
    Ankara ve Dogu'da Istiklal Mahkemeleri kuruldu.
    Takrir-i Sükun Kanunu'na dayanarak iktidar, bütün muhalefeti
    sindirildi. Muhalif basin susturuldu, yayincilar Istiklal Mahkemeleri'nde
    yargilamrak mahkum edildi. "Dini inançlara saygili" ilkesinden dolayi Seyh Sait
    isyanini tesvik ettigi iddiaslyla 3 Haziran 1925'te Terakkiperver Cumhuriyet
    Firkasi kapatildi. Izmir'de suikast girisimi iddiaslyla son muhalifler (eski
    Ittihatçilar, Milli Mücadele kahramanlari ortadan kaldirildi) de istiklal
    mahkemelerinde yargilanarak çogu bedenen ortadan
    kaldirildi.


    Muhalefetin tamamen tasviye edildigi böyle bir
    ortamda M. Kemal düsündügü köklü degisimleri gerçeklestirme imkani
    buldu.

    Tek parti diktasinin yogunlugu gittikçe artiyordu. 1927
    seçimlerine CHP tek basina girdi.
    Seçim öncesinde CHP, daha önce
    milletvekili adaylarinin tespitini biraktigi firka organlarindan bu yetkiyi
    alarak firka Genel Baskani M. Kemal' e verdi. Seçimler göstermelikti.
    Aday tayini tek parti organlarina dahi birakilmiyor, tek kisiye, M. Kemal'e
    veriliyordu.
    Tayin ettigi adaylarini M. Kemal söyle takdim
    ediyordu:

    "Aziz vatandaslarim, Cumhuriyet Halk
    Firkasi namina bütün memlekete TBMM azaligi için tespit ettigim zevatin heyeti
    umumiyesini ittilaniza (bilginize) arzedi-yorum. Her vatandas için yeni devrede
    beraber (Çahsmayi münasip gördügüm arkadaslarim heyeti umumiyesinin birlikte
    görülmesini faideli addettim. Bunlardan her daire-i intihabiyyeye (seçim
    bölgesine) tefrik edecegim mebus namzetlerimi ayrica imzam tahtinda
    arzedecegim."
    (Baskaya, s.172)

    Insan, bu sekilde
    olusturulan bir meclisten nasil muhalefet çikabildigine
    sasiriyor.


    1930'lu yillardan itibaren, 1929 dünya ekonomisi
    bunaliminin Türk Ekonomisine de yansimasi, toplumsal hayatta yapilan devrimler,
    tek partinin halka karsi baskici uygulamalan gibi nedenlerle halk arasinda
    derin bir hosnutsuzluk basladi.
    12 Agustos 1930'da muhalefetin derecesini
    ölçmek, bu muhalefetin mecliste olusturulacak güdümlü bir muhalif firkaya
    yönlendirilerek manipüle edilmesi ve hükümetin yanlis uygulamalarinin
    denetlenmesi amaciyla M. Kemal'in talimatiyla eski basbakanlardan Fethi Okyar
    baskanliginda Serbest Cumhuriyet Firkasi kuruldu.


    SCF'na halkin ilgisi büyüktür, firka kisa sürede
    Istanbul, Izmir, Aydin, Samsun ve Trabzon gibi illerde örgütlendi. Izmir'de
    yapilan toplantida izdiham yasandi, halk baslarina zorla
    giydirilen sapkalari yerlere atip çignedi.
    Vali Kazim Pasa ve Halk
    Partililer'in engellemelerine ragmen halk Fethi Bey'i karsilamaya gider. Güvenlik kuvvetlerinin rastgele ates açmasi üzerine 14 yasinda bir
    çocuk öldürülür.
    Çocugun babasi yavrusunun
    cesedini Fethi Bey'in önüne koyarak "iste size bir kurban! Baskalarini da
    vermeye haziriz. Yeter ki sen bizi bu zalimlerin elinden kurtar!" der.
    (Ahmet Agaoglu, Serbest Firka Hati-ralari, Hetisim, Istanbul
    1994, s.168-169)

    SCF'na halkin gösterdigi bu ilgi, onu iktidara
    alternatif olacak güce ulastirir. Güdümlü muhalefetin iktidara alternatif olarak
    ortaya çikmasi CHP elitlerini aleyhinde kampanya baslatmaya yöneltir. Söylem
    yine aynidir. Yakup Kadri ve Fatih Rifki gibi diktatörlük kalemsörleri "Irtica
    hortladi! Bunlar Seriat istiyorlar!" diye feryad ederler
    .

    1930,
    Belediye seçimlerinde oylarina çogunun SCF'na gittigini gören CHP'liler bütün
    devlet mekanizmasini harekete geçirirler. Milletvekili seçimlerine girmeden
    SCF'ni kapatma girisimlerinde bulunurlar. Ismet Inönü M.
    Kemal'e orduda rahatsizlik oldugunu söyleyerek kendi rahatsizligini da ileterek
    onu ikna eder.
    M. Kemal'in destegini yitirdigini anlayan Fethi Bey
    SCF'ni 17 Kasim 1930'da fesheder. SCF ile ayni dönemlerde kurulan Ahali
    Cumhuriyet Firkasi, Türk Cumhuriyet Amele ve Çiftçi Partisi de hükümet
    tarafindan kapatilir. SCF'nin kurucularindan Ahmet Agaoglu ve
    Fethi Bey anilarinda ilk günlerden beri M. Kemal'in samimi olmadigini
    hissettiklerini ifade ederler.
    M. Kemal, Fethi
    Bey'i parti kurma konusunda ikna etmek için sunlari söyler: "Bu günkü manzaramiz
    asagi yukari bir diktatör manzarasidir. Vakia birer meclis vardir. Fakat içeride
    de disarida da bize diktatör nazariyla bakiyorlar... Ben öldükten sonra arkamda
    kalacak olan müessese bir istibdat müessesesidir."


    SCF'nin
    kapatilmasindan bir ay sonra 23 Aralik 1930 günü Menemen'de meydana gelen
    provakasyon bahanesiyle basta Naksibendiler'in önde gelen
    isimleri ve son muhalifler de ortadan kaldirilir.
    Böylece Menemen hadisesi, Izmir Suikast Girisimi iddiaslyla ayni
    misyonu yerine getirmis olur.

    Türkiye'nin iç politikasindaki
    degisiklikler disardaki degisimlerden bir ölçüde de olsa etkilenmekteydi.
    SCF'nin kurulusunda devletin disaridaki diktatörlük izlenimini silinmeye
    çalismasi etkilidir.
    Avrupa'da özellikle Ispanya, Italya ve Almanya'daki
    totaliter fasist partilerin yükselisiyle beraber CHP ile devlet tamamen
    bütünlestirilmisti. M. Kemal partinin "Ebedi Sef'i", Ismet
    Inönü "Milli Sef'i" oldu. "Sef" ünvani dönemin fasist liderlerinden ne kadar
    etkilendiklerinin göstergesidir.
    Partinin ilkeleri (alti ok) devletin ilkeleri kabul edilir. Parti genel
    sekreteri ayni zamanda Içisleri Bakani, partinin il baskanlari bulunduklari ilin
    valileri, parti müfettisleri ayni zamanda devlet memurlarinin da denetleyicisi
    olarak görevlendirildiler. Firka yerine "Parti" kabul edilir.

    Demokrat Parti ve Çok Partili Hayat

    II. Dünya
    Savasi'nda Italya, Almanya ve Japonya'nin yenilmesiyle totaliter rejimler sona
    erdi. Demokratiklesme ve ekonomide liberallesme
    revaçtaydi.
    Totaliter rejimler Bati'ya güven
    vermemekteydi.
    Bununla birlikte Türkiye üzerinde özellikle Bogazlar
    ve Dogu Anadolu ile ilglli talepleri nedeniyle Sovyet Rusya bir tehdit haline
    geldi.

    Bu sartlar altinda Bati ile iliskileri gelistirmek için çok
    partili hayata geçilmek zorunda kalindi. CHP'nin istedigi SCF'nin kurulusunda
    oldugu gibi güdümlü, muhalefeti sinirli, iktidara alternatif olmayan göstermelik
    bir partinin kurulmasiydi.


    Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat
    Köprülü ve Refik Koraltan tarafindan
    demokratiklesme taleplerini içeren bir önergenin CHP meclis grubunca
    reddedilmesi üzerine 7 Ocak 1946 tarihinde önerge sahiplerince Demokrat Parti
    kuruldu. Ideolojik olarak CHP'den farkli olmayan yeni parti daha az merkeziyetçi
    ve daha az bürokratik bir devlet öngörüyordu.

    II. Dünya Savasi
    yillarinada alinan ekonomik tedbirler halki zor durumda birakmisti. Bunlar 1940
    tarihli Milli Koruma Kanunu (iktidara fiyat ve arzi belirleme, halki zorunlu
    çalistirma yetkisi veriyordu),
    1942 Varlik Vergisi ve Milli Mücadele için
    konulmus ve 1925'te kaldirilmis olan Ayniyat Vergisinin 1943'te tarim ürünlerine
    yeniden getirilmesi, CHP bürokrasisinin halki horlayan, baski altina alan
    uygulamalari nedeniyle halk DP'ye yöneldi.
    (evlere baskın düzenleyip
    araştırıp halkın elinde odun,un ne varsa almışlardır)

    DP' nin önceden
    gerekli demokratik düzenlemelerini yapilmamasi halinde boykot edecegini
    söyledigi, fakat sonradan katildigi 21 Temmuz 1946'daki CHP'nin baskin seçiminde
    CHP 390, DP 65 ve bagimsizlar da 7 milletvekili ile mecliste temsil edildi.
    Ancak açik oy gizli sayim ilkesi ve CHP'li bürokratlarina keyfi uygulamalar
    nedeniyle seçimler tarihe saibeli seçimler olarak geçti.

    CHP 1950'ye
    kadar geçen dönem içinde ilimli politikalar takip etmeye çalisti. Bürokratlarina
    tarafsizlaçtirmasi, gizli oy açik sayim gibi demokratiklesmeler saglandi. Recep
    Peker yönetimindeki uzlasmaz, kati merkeziyetçi hükümetin yerine Hasan Saka ve
    Semseddin Günaltay gibi ilimlilardan kurulu hükümetler getirildi. Kisacasi CHP geçmis yillardaki baskici kimligini halka unutturmaya
    çalisti.


    14 Mayis 1950'deki seçimlerde DP
    408, CHP 69 sandalye kazandi.
    Darbe söylentilerine ragmen iktidar el
    degistirdi. CelaI Bayar cumhurbaskani, Adnan Menderes basbakan oldu. Iktidarina
    el degistirmesiyle her iki parti de kimlik krizi yasadi. CHP 1950 seçimlerine
    son yillarda uyguladigi ilimli politikalara güvenerek garanti gözüyle bakiyordu,
    bu nedenle iktidarina parti-devlet bütünlesmesinden kaynaklanan genis
    yetkilerini DP'nin talebine ragmen kisitlamamisti. Seçim sonuçlari CHP'de tam
    anlamiyla sok etkisi yapti. DP, iktidarina genis yetkilerine ragmen bürokrasiye,
    orduya ve CHP' ye karsi kendisini hiçbir zaman güvende hissedemedi. Darbe söylentileri üzerine genelkurmay baskani, kuvvet komutanlari
    dahil 15 general ve 150 albayi emekliye ayirdi.


    DP,
    iktidarinin ilk bir kaç yilinda hava sartlarinin uygun olmasiyla hasadin
    bollasmasi, ekonominin iyilesmesi DP için nüfusun büyük bir kisminin yasadigi
    kirsal kesimin oylarini garantiledi. CHP'nin DP'ye
    yönelik klasik irtica söylemlerine karsi (o yillarda Ticanilerin Atatürk heykel
    ve büstlerine yönelik saldinlari vardi) 25 Temmuz 1951'de Atatürk'ü Koruma
    Kanunu çikardi
    Hatta dini istismar ediyor diye 8 Temmuz 1953'te
    Millet Partisi'ni kapatti.


    2 Mayis 1954 seçimlerinde
    DP 503, CHP sadece 31 sandalye kazandi.
    DP' nin, gittikçe
    otokratiklesmesi, muhalefet üzerinde baski kurmasi ve ekonominin kötülesmesi,
    enflasyonun artmasi üzerine kentli tabaninin ve üniversite üyelerinin destegini
    kaybetti. Enflasyondan ilk etapta etkilenmeyen kirsal kesimin destegini muhafaza
    etti. 27 Ekim 1957 seçimlerinde DP 424, CHP 178 sandalye
    kazandi.
    DP' nin gücünü devam ettirmesine ragmen bazi desteklerini
    yitirdigi ortaya çikti.

    CHP'liler seçimle iktidar
    olamayacaklarinai anlayinca seçim disi yollarla iktidara gelme yollarini aramaya
    basladilar.
    Özellikle DP' nin halk katmanlarini politikaya sokmasi, CHP' nin malvarliginin kaynagini arastirmak için (CHP' nin devlet
    bankalarinin sermayesinden daha fazla serveti vardi) Tahkikat Komisyonu kurmasi
    ordu içinde de rahatsizliklara yol açti.
    DP giderek kendini daha
    güvensiz hissediyor, gittikçe de muhalefet üzerindeki baskilarini artiriyordu.
    Basina yönelik sansürler, darbe söylentilerine karsi ordu içinde
    sorusturmalar...

    DP iktidarina karsi ögrenci eylemleri basladi. CHP
    gençlik örgütleri Istanbul ve Ankara'da gösteriler düzenledi.
    Hükümet
    Istanbul ve Ankara'da siki yönetim ilan etti. Darbe söylentileri karsisinda
    kendi konumunu güçlendirmek için Menderes halka döndü. Güçlü oldugu Ege
    Bölgesi'nde mitingler düzenledi. Ankara'ya döndügünde harp okulu ögrencilerinin
    gösterisi hükümetin prestijine agir darbe vurdu. Harp
    Okulu ögrencilerinin gösterisi üzerine hükümetin bir sorusturma baslatarak darbe
    planlarini ortaya çikartacagindan korkan cunta erken davranarak 27 Mayis 1960'da
    darbeyi yapti.

    Milli Birlik Komitesi, Istanbul Üniversitesi
    Rektörü Siddik Sami Onar baskanliginda ögretim üyelerinden mütesekkil birAnayasa
    Komisyonu kurdu. Komisyon Avrupa'daki gelisen sosyal devlet anlayisinin da
    etkisiyle liberal bir anayasa hazirladi. 1961 Anayasasi'yla yeni kurumlar
    olusturuldu. Anayasa Mahkemesi, Milli Güvenlik Kurulu ve Danistay'in
    yetkilerinin artirilmasiyla iktidarina denetlenmesine agirlik verildi.

    31
    Agustos'ta parti liderleri askerlerin gözetiminde toplanarak bir deklerasyon
    yayinladi. Askerlerin CHP'nin iktidar olmasi için en uygun Propaganda zeminin
    olusturulmasına yönelik alinmasini istedigi önlemler sunlardi:

    1) 27
    Mayis Devrimi'ni siyasal amaçlarla sorgulamamak ve istismar etmemek.

    2)
    Atatürk Reformlari'ni korumak.

    3) Islam'i siyasi amaçlarla istismar
    etmemek.

    4) Yassiada Mahkemesi kararlarini istismar etmemek.
    15 Eylül 1961'de Yassiada Mahkemesi, Adnan

    Menderes, Fatih
    Rüstü Zorlu ve Hasan Polatkan'in idamini onayladi. 16 Eylül'de Zorlu ve
    Polatkan, bir gün sonra da Menderes idam edildi.

    15 Ekim 1961'de seçimler yapildi. CHP 173 sandalye alirken, DP' nin
    devami sayilan neo-demokrat partiler (Adalet Partisi 158, Yeni Türkiye Partisi
    65, Cumhuriyetci Köylü Millet Partisi 54) toplam 277 sandalye kazandilar.


    Sonuçlar içeride ve disarida, Menderes'in bir zaferi ve 27
    Mayis rejimine karsi halkin bir kinama oyu olarak
    yorumlandi.


    Solun neredeyse tamami 27 Mayis' i "ilerici"
    olarak degerlendirmis, sahiplenmistir. "Darbeler demokratik açidan degil
    diyalektik açidan degerlendirilir, ne getirmis, ne götürmüs önemli olan o."
    seklinde bir bakis açilari vardir.
    (Tanilli, s.56)

    Seçim sonuçlari
    ortadaydi. Bu durumda askerin kislasina dönmesi pek olasi degildi. 1962 ve
    1963'te bir dizi basarisiz darbe girisimleri oldu.


    1965 seçimlerinde
    bir partinin meclise hakimiyetini engellemek için nisbi seçim sistemi uygulandi.
    Fakat bu Süleyman Demirel liderligindeki Adalet Partisi' nin yükselisini
    önleyemedi. Seçimlerde AP 240, CHP 134, diger sag partiler (Millet P+CKMP+YTP)
    61, Isçi Partisi 15 sandalye kazandi.

    1965' ten sonra muhalefet sokaga
    tasti. Üniversiteler ögrenci eylemleriyle, fabrikalar isci grevleriyle felç
    oldu, kirsal kesimde köylülerin toprak isgalleri basladi.

    12 Mart 1971
    12 Mart 1971'de ordu komutanlari
    Demirel'e bir muhtira verdiler.
    Muhtiranin içerigi kardes kavgasinin ve
    anarsinin engellenemedigi, Atatürk'ün reformlarinin gerçeklestirilemedigi,
    çagdas uygarlik hedefinden sapildigi, bütün bunlardan hükümetin sorumlu oldugu,
    bu hedeflere ulasmak için yeni bir hükümetin demokratik yollardan kurulmasi,
    aksi takdirde TSK'nin yasalardan aldigi yetkiyle idareyi dogrudan dogruya ele
    alacagi seklindeydi.


    Nihat Erim baskanliginda sivil bir hükümet
    kuruldu. 1961 Anayasasi'nin hak ve özgürlükleri genisleten maddeleri
    degistirildi. Resmi ideoloji açisindan tehlikeli görülen Islam! egilimli Milli
    Nizam Partisi ve sosyalist egilimli Türkiye Isçi Partisi kapatildi.

    12
    Mart Muhtirasi'yla devlet otoritesini tesis etmeyi amaçlayan uygulamalar sonuç
    vermedi. Siyaset disinda tutulmaya çalisilan toplum kesimleri sokaga çikti. 1973
    seçimleriyle baslayan sürekli bölünmelerle parti enflasyonu yasandi. Bunun
    getirdigi koalisyonlar, azinlik hükümetleri istikrari saglayamadi. Sol ve Islami
    muhalefetin sokaga tasmasi, gün geçtike kitlesellesmesi ve sistemi radikal bir
    sekilde sorgulamaya baslamalari orduyu harekete gecirdi. Ordunun bu kadar
    beklemesinin sebebi olarak 27 Mayis'la halk nezdinde düstügü duruma tekrar
    düsmek istmemesi yaygin olan bir kanaattir.


    12
    Eylül 1980


    Darbeyle birlikte anayasa degisikligi de geldi.
    82 Anayasasi'yla toplumu tepeden tirnaga kontrol altina almak için 61
    Anayasasinin getirdigi hak ve özgürlükler geri alindi. Temel insan hak ve
    hürriyetlerinin genis ölçüde sinirlandirildigi, yer yer kaldirildigi bir ortamda
    muhalefet sindirildi. Halk depolitize edilerek DP ile girdigi siyaset
    arenasindan dislandi. Bütün bunlar 82 Anayasasi' yla yasallasti.

    Ordunun
    özellikle Kenan Evren'in bütün karsi propagandalarina ragmen Turgut Özal'in
    liderliginde ANAP 1983 seçimlerinde tek basina iktidar oldu. Ordu perde arkasina
    çekildi. Ancak sahne gerisinden müdahalelerini devam ettirdi. Halkin her türlü
    hak arama girisimleri (sendikal haklar, inandigi gibi yasamak, Kürt kimliginin
    taninmasi...) resmi ideoloji adina, demokrasi vitrininin ardindaki darbe
    kurumlari tarafından gerek kanuni, gerek kanun disi yollarla bastirilmaya,
    sindirilmeye çalisildi.

    28 Subat
    1997


    Refah Partisi ile halkin özellikle Islami taleplerle
    siyaset sahnesine çikmasi, Islam'in insanlarina bireysel ve toplumsal
    hayatlarinda belirleyiciliginin artmasi, ABD'nin Yeni Dünya
    Düzeni'nde Islam'i tehtid olarak görmesi,
    halkin iktidar
    seçkinlerinden yüz çevirmesi, halkin destegini yitiren partilerin sirtlarini
    devlete dayayarak ayakta durabilmeleri, ekonomide Anadolu sermayesinin
    yükselerek devlet destekli büyük sermaye ile rekabete girmesi, Susurluk
    kazasiyla iktidar seçkinlerinin kirli iliskilerinin gözler önüne serilmesi egemenlerin yeniden "irtica nöbetlerine" yakalanmasina yol
    açti.
    Irtica söylemi her seyin üstünü
    örtebilirdi.
    MGK toplantilan tarihi (!) olmaya basladi. PKK'dan daha tehlikeli ilan edilen irticaya karsi kamuoyu
    olusturulmaya çalisildi.
    Üniversite rektörlerine, medyaya,
    yargiya, patronlara brifingler verildi. Halkta tutmadi ama söz konusu
    çevrelerde ragbet büyüktü.
    Irtica söyleminin temel
    nedenine baktigimizda bunun rantini yiyenlerin tekelci sermaye, sivil-asker
    karmasi ve medya oldugu ortadadir. Bu nedenle söz konusu çevreler irtica ile
    mücadelede birbirleriyle yaristilar. Bati Çalisma Grubu (BCG), Sicil Çalisma
    Grubu (SCG), valiler, garnizon komutanliklari, hükumet, yargi mensuplari, kartel
    medyasi, TÜSIAD, YÖK, DGM hepsi de irtica ile mücadele de öne çikmaya
    çalistilar.


    28 Subat sürecinin zeminini, alt yapisini
    olusturan Basbakanlik Kriz Yönetmeligi ve Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin
    Refah-Yol tarafindan imzalanmasidir. Bu yönetmelikle dogal
    afetler de dahil olmak üzere MGK'nin kriz dedigi durumlarda MGK yaptirim
    uygulayabilecek bir üst yapi haline geliyordu.
    Bunun ilk pratigi
    de 28 Subattir. Parlamento devre disi birakiliyor, yasama organi MGK oluyor.
    Yürütme organi hükümettir ve tavsiye niteligindeki kararlari yürütebilmek de
    hükümetin ömrünü tayin ediyor.

    28 Subatin bilançosu


    Refah-Yol hükümeti düsürüldü.
    8 yillik kesintisiz
    egitimle IHL'lerin orta kesimleri kapatildi, üniversiteye yönelik sinirlamalarla
    lise kisimlari islevsiz hale getirildi.
    Kamu kurum ve kuruluslarinda,
    üniversitelerde, imam-hatiplerde basörtüsü yasaklandi.
    Kur'an kurslari
    kapatildi.
    Devlet kadrolarinda dindar memurlar tasviye edildi.
    Refah
    Partisi kapatildi.
    Parti yöneticileri, Refahli belediye baskanlari
    yargilandi, tutuklandi, siyaset yapmalari yasaklandi.
    Vakif ve dernekler
    üzerinde baski kuruldu, yöneticileri kovusturuldu.
    Anadolu sermayesine
    ambargo ilan edildi.
    YAS kararlariyla ailesi, esi dindar, basörtülü olan,
    içkili toplantilara katilmayan subaylar ihrac edildi.
    Çok sayida insan,
    yazarlar gazeteciler de dahil gözaltina alindi, iskence ve tutuklamalar oldu.

    Seçime gidilen bir süreçte küstürdükleri, copladiklari halki tekrar
    kazanmak icin PKK-Apo kozunu kullaniyorlar.
    Suriye ve Yunanistan'a
    yönelik sert mesajlar verilerek dört bir yanimiz ates çemberi, milli
    birlik-beraberlik vurgulariyla halk manipüle edilerek hükümet olmalari halka
    degil 28 Subat sürecine borçlu partilerin tarafina çekilmeye
    çalisiliyor.

    Ordu-Siyaset
    Iliskisi


    Milli mücadele döneminde Genelkurmay Baskani,
    Milli Savunma Bakani'yla ayni düzeyde hükümete alinirdi.
    1924 yilinda
    Genelkurmay Baskanligi bagimsizlastirildi. 1944 yilinda Genel Kurmay Baskanligi'
    nin yetkileri daraltilarak basbakanliga baglandi. 1949 yilinda ise Milli Savunma
    Bakanligi' na baglandi.

    Mustafa Kemal kendi döneminde
    askerlerin ordu ile meclis arasinda seçim yapmasini istedi.
    Kendisine bagli sahsiyetleri orduda tutarak orduyu kontrolü altina
    alirken anlasamadiklarinca meclise tesvik ederek onlari orada tasviye etti.
    Tek Parti döneminde resmi ideolojinin bekçiligini CHP yaptigindan
    ordu siyasete müdahale etmemistir. CHP döneminde Milli Mücadele' deki
    rollerinden dolayi ordunun prestiji yüksekti. Rahatsizlik alt rütbeli subayiarla
    ilgiliydi. Üst düzey komutanlar milli mücadele kahramanliklarinin rantiyla
    geçiniyordu. II. Dünya Savasi' na dogru ordunun durumu iyi degildi. Alt
    rütbeli subaylar ordunun modernizasyonunu, ekonomik sartlarının
    iyilestirilmesini istiyordu. Bu beklentileri nedeniyle DP'yi desteklediler.
    DP'nin iktidarini hazmedemeyen üst düzey komutanlarina darbe yapacagi
    yönündeki duyumlari üzerine Bayar-Menderes ikilisi aralarinda Genelkurmay
    Baskani ve kuvvet komutanlari da olmak üzere 15 general ve 150 albayi emekliye
    ayirdi. Alt rütbelilerin DP'den beklentileri gerçeklesmeyince iktidara karsi
    cunta hizipleri olustu. Buna firsat vermemek için üst rütbeliler 27 Mayis
    darbesini yapti.

    1961 anayasaslyla Milli Güvenlik Kurulu
    kuruldu.
    111. madde "Milli Güvenlik Kurulu, kanunun gösterdigi Bakanlar
    ile Genel Kurmay Baskani ve Kuvvet temsilcilerinden kurulur: Milli Güvenlik
    Kurulu'na Cumhurbaskani baskanlik eder; bulunmadigi zaman bu görevi Basbakan
    yapar. Milli Güvenlik Kurulu, milli güvenlik ile ilgili kararlarina alinmasinda
    ve koordinasyonun saglanmasinda yardimcilik etmek üzere, gerekli temel görüsleri
    Bakanlar Kurulu'na bildirir." Kanunun gösterdigi Bakanlar 129 sayili kanunla
    belirlenmistir: Basbakan, Devlet Bakani, Basbakan Yardimcilari, Milli Savunma,
    Içisleri, Disisleri, Maliye, Ulastirma ve Çalisma Bakanlari' ni
    kapsiyor.

    [COLOR="navy"]12 Mart 1971 Muhtirasi' nin ardindan 1972'de "...
    BK'na bildirir" ifadesi ".... BK'na tavsiye eder"e dönüstü. 12 Eylül 1980
    darbesiyle hazirlanan 1982 Anayasasi'nda da "... Bakanlar Kurulu' nca
    öncelikle dikkate alinir" oldu.[/
    COLOR]
    1982 Anayasasi MGK'nin
    etkinligini ayrinatilariyla vurgulamis, katilacak hükümet üyelerinin sayilarini
    azaltarak asker üyeleri artirmistir.
    MGK asker agirlikli oldugu gibi silahli
    gücü de ellerinde bulundurdugundan siviller üzerinde tartismasiz bir üstünlüge
    sahip oldu. MGK ile ilgili 118 madde söyledir:
    "Milli Güvenlik Kurulu,
    Cumhurbaskanin baskanliginda, Basbakan, Genelkurmay Baskani, Milli Savunma,
    Içisleri, Disisleri Bakanlari, Kara Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlari ve
    Jandarma Genel Komutani' ndan kurulur. Milli Güvenlik Kurulu. Devletin milli
    güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanmasiyla ilgili kararlarina
    alinmasi ve gerekli koordinasyonun saglanmasi konusundaki görüsleri Bakanlar
    Kurulu'na bildirir: Kurulun, devletin varligi ve bagimsizligi, ülkenin bütünlügü
    ve bölünmeziigi, toplumun huzur ve güvenliginin korunmasi hususunda alinmasi
    zorunlu gördügü tedbirlere ait kararlar bakanlar Kurulu' nca öncelikle dikkate
    alinir."

    60 ve 80 darbeleriyle getirilen anayasalarla olusturulan
    kurumlarla TSK özerklesmis, toplumdan soyutlanmistir. Askeri mahkemeler, Askeri
    Yargitay ve Askeri Yüksek Idare Mahkemesi ile yargi bagimsizligini kazanmistir.
    YAS kararlari sivil yargiya açik degildir. Buna karsin Askeri Mahkemeler
    sivilleri de yargilayabilmektedir. OYAK' in kurulmasiyla uluslararasi
    sirketlerle kurulan ortakliklarla büyük bir ekonomik güce kavusmus, ekonomik
    bagimsizligini kazanmistir. Asker emeklileri büyük sirketlerin danismanlari ya
    da yönetim kurulu üyeleri olmaktadir. Ordu, MGK ile yasama, MGK Sekreterligi'
    yle de, hükümeti yönlendirerek yürütme erklerine de sahip oldu. Ordu pazarlari
    ve lojmanlari ve egitimleriyle toplumdan soyutlanarak seçkinci bir anlayis
    sahibi, 60'tan sonra egitimlerine yöneticilik, siyaset dersleri de dahil
    edilerek iktidara aday oldu. Özel Harp Dairesi, JITEM tamamen sivil iktidarina
    malumati disinda çalismaktadir. MIT'te askeri üyeler de
    oldugundan bagli bulundugu basbakana yaniltici bilgiler
    verebilmektedir.
    DGM ve YÖK gibi kurumlarda da askeri üye
    bulundurarak yargidan yüksek ögretime her alanda etkinlik sahibi
    olmaktadir.
    En son Basbakanlik Kriz Yönetmeligi ve
    Milli Güvenlik Siyaset Belgesi' nin de dönemin hükümetine imzalattirarak TSK
    dogaüstü yetkileriyle vesayet rejimini yasallastirmis
    oldu.

    Sonuç
    Tanzimat, islahat,
    mesrutiyet ve cumhuriyet... Her sey halk adina, halk için, halka ragmen yapildi.
    Aristokratik mesrutiyetten, oligarsik cumhuriyete degisen pek bir sey yoktu. Tek
    parti resmi ideolojiyle bütünlesmisti. DP iktidari ile
    beraber halk tek parti ve onun zihniyetini reddettigini gösterdi.

    Halk katmanlarinin siyasete sokulmasi, CHP ve ordu tarafindan hazmedilemedi. 60
    darbesiyle beraber ordu, resmi ideolojinin bekçisi oldu. Darbe anayasalariyla
    vesayet rejimi yasallasti. Sivil iktidarina sinirli yetkisine ragmen bu alana
    istemedikleri partilerin girmesini kabullenemediler. Sivil
    iktidarina kanunlarla vesayet altina alindigi bir ortamda egemenliklerini ve
    çikar iliskilerini sürdürmek, kendileri için tehtid olarak nitelediklerini hukuk
    disi yollarla (iskence, faili mechul, tehtid) ortadan kaldirma için
    olusturduklari çetelerin, kirli iliskilerin resmi Susurluk' ta
    çekildi.


    Demokrasi bu sartlar altinda göstermelik, makyaj
    olmaktan öteye gidemiyor.
    Demokrasi için temel sart olan sivillesme resmi
    ideolojinin ve iktidarlarinin sonu olacagindan var güçleriyle baskici, ceberrut
    ve "halka ragmen halk için"ci geleneklerini
    sürdürmektedirler.

    Yararlanilan Kaynaklar

    Feroz Ahmad,
    Demokrasi Sürecinde Türkiye, Hil Yayinlari, Mart 1996, (2.baski).
    Ridvan,
    Kaya, Kesintisiz Darbe Düzeni ve Islami Direnis Sorumlulugu, Ekin Yayinlari,
    Subat 1998.
    Fikret Baskaya, Paradigmanin iflasi, Doz Yayinlari, Eylül 1997
    (6.baski).
    Server Tanilli, Nasil Bir Demokrasi istiyoruz, Cem Yayinevi,
    6.baski, Eylül 1994.
    Yalçin Küçük, Türkiye Üzerine Tezler l, Tekin Yayinevi,
    1989 (5. baski).
    Hikmet Özdemir, Rejim ve Asker, Iz Yayincilik, Istanbul
    1993.
    Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Dogusu, TTK, Ankara 1996.
    Umran
    Dergisi, Sayi 54, Subat 1999.
    Kaynak: Yürüyüs dergisi, sayi: 3, 1999




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri