Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Evren neden yaratıldı bilgi verimisiniz Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Evren nedir, Evren ne demektir İnsan neden yaratıldı Durun Öldürmeyin Birbirinizi Siz Kardeşsiniz Kitap Özet
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Evren neden yaratıldı

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    EVREN NASIL VE NİÇİN YARATILDI?
    Bu makalenin amacı evrenin nasıl yaratıldığını anlatmak değil, aksine evrenin oluşumunu anlatan 20 yüzyıl bilimsel verileriyle 15 asır önce gelen Kur’an ayetlerinin nasıl bir uyum içinde olduğunu göstermektedir.
    Ayrıca evrenin yaratılışı ve dünyamızın oluşumuyla ilgili bir çok yanlış bilgiye de rastlıyoruz. Bu yanlış bilgilerin kaynağına işaret ederek okuyucuyu ilahi vahyin hayat veren mesajları üzerinde düşünmeye yönlendirmek istiyoruz.
    Astronotlar aya gitmeye hazırlanırken, bazı din adamlarımız ay’da inceleme yapmanın günah olduğunu, ay’a çıkanların, ay ateş parçası olduğu için yanacaklarını cami kürsülerinde söylemediler mi? İşte size dini bir cehalet örneği daha:
    Dünya neyin üzerinde?:
    “Düz ve sabit olan dünya yerler ve gökler kalınlığında bir yakut taş üzerine konmuştur. Bu taşda bir öküzün boynuzları üzerine yerleştirilmiştir. Öküzün ayakları kumdan bir tepenin, tepede uçsuz bucaksız bir denizde bulunan balığın kanadının üzerindedir. Şeytanın vesvesesiyle arada bir yükünü atacakmış gibi hareket eden öküzün bu kımıldanışından zelzele meydana gelmiştir. Öküzün gece ve gündüz birer defa olmak üzere 24 saatde iki defa solumasıyla denizlerde med ve cezir meydana gelmektedir.”
    Bu masal tahrif edilmiş Tevrat’ta geçer.
    Bugünkü İncillerde ise, düz ve sabit bir yeryüzünden bahsedilmekte ve “Arz öyle tesbit edilmiştirki asla yerinden oynatılamaz “ denilmektedir.
    Ortaçağ’da Galilei’yi “Dünya güneşin çevresinde dönüyor” dediği için ölüme mahkum eden Katolik Kilisesi 1992’de yanlış yapmışım diyerek özür dilemedi mi?
    Ehl-i Kitab’ın bu hikayeleri zamanla İslam’a ilave edilerek malesef asırlarca bu millete önemli bir bilgiymiş gibi anlatılmış ve kimi Müslüman alimlerin kitaplarında da yer almıştır.
    İslam Dünyasının neden geri kaldığını birazda bu yanlış bilgilerin oluşturduğu dini anlayışlarda aramak gerekmiyor mu? Kur’an’ın evrensel mesajları ile yüzleşmekte ve bu mesajlar üzerinde kafa yormakta Müslüman olarak biraz geç kalmadık mı?
    Ünlü düşünür Ömer Hayyam’a : Dünyanın öküzün boynuzları üstünde durduğu, söyleniyor, ne dersiniz? Diye soruyorlar. Şöyle cevap veriyor: “Dünyanın öküzün boynuzları üstünde durduğu doğru değil, ancak buna inanan öküzlerin olduğu doğrudur.”
    Evrende harika bir düzen var:
    Bilim artık, ancak mikroskop altında görülen varlıklarda bile başdöndürücü bir düzenin olduğunu gösteriyor. Bu mükemmel sistem evrende daha açık bir şekilde görülmektedir. Güneş, ay, yıldızlar, dünya ve diğer gezegenler muhteşem bir uyum içerisinde insanoğlunun hayat sürmesine zemin hazırlamaktadırlar.
    Bu sistem nasıl kuruldu hiç düşündük mü?
    “Dünyadaki yaşam çevrimler halinde işleyen bir süreçtir. Canlılar gelir ve hammaddelerini toprağa vererek geri giderler. Su, oksijen, karbondioksit ve diğer temel kimyasal maddeler tekrar tekrar ortaya çıkar…”
    Bu çevrimleri ve bu ölçülü düzenlemeyi kim kurdu?
    “Yıldızlarla donatılmış sema daima inanca giden yolun ilham kaynağı olmuştur… Çağımızın önemli
    bilim adamlarının görüşlerini inceleyen Sir James Jeans, Esrarengiz Alem adlı eserinde Allah’ı bir “Salt matematikci” gibi görmekte ve evreni ‘O’ nun düşünceleri’nin oluşturduğunu söylemektedir…”
    Bu konuda yüce Allah insanlğın dikkatini şöyle çekiyor:
    “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde ve uzayıp kısalmasında, Allah’ın kudret ve azametini gösteren deliller vardır; fakat bunu anlayacak olanlar düşünce sahiplaridir.
    Bu düşünce sahipleri, ayakta, otururken ve yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derinlemesine düşünürler ve şöyle derler: ‘ Rabbimiz! Sen şu evreni elbette boşuna yaratmadın, Sen yücelerden yücesin. Bizi cehennem azabından koru!” (Al-i İmran 3/191-192; Ayrıca bkz; Bakara 2/164; Araf 7/185 ) “Hayret! Bu inkarcılar develerin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseldiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl döşendiğine bir bakmazlar mı ?” (Gaşiye 88/17-22)
    Gelin göklerin nasıl yükseldiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl döşendiğine ibretle bir bakalım…
    Ama öncelikle Kur’an’ın bir fizik, bir fen kitabı olmadığını bilelim. O düşünen insanlar için evrenin yaratılışına vurgu yaparak Allah’ın varlığına ve kudretine dikkat çekmektedir.
    “Mesela Kur’an-ı Kerim yeryüzünden bahsederken onun bir ‘döşek’ gibi ‘uzatıldığı’ndan bahseder. Gökyüzünü ‘sütunsuz bir tavan’a benzetir.Şimdi bu ayetlerin asıl gayesi, Allah’ın yaratıcı kudretine işaret etmek ve insanlığı düşünceye sev ederek ve imana götürmektir. Bu asli manayı unutur da ‘ döşek’, ‘uzatma’, ‘yayma’, ‘tavan’ v.s.gibi kelimelerden dünyanın ‘gök tavanlı düz bir satıh olduğu’ sonucunu çıkarırsak ayetleri yanlış anlamış oluruz…”
    Her konuda bilim yeni teori ve buluşlarla kendisini yenilemektedir. Dolayısıyla evrenin oluşumu konusunda yaratılışın metafizik boyutunu da dikkate almak gerekir.
    “Metafizik esastan mahrum bir müsbet bilimcinin edindiği bilgi bir Hintli’nin nitelendiği üzere ‘ Cahil Bilgi’dir…’
    Yirminci yüzyılın en büyük fizikcisi Alber Einstein (1879-1955) “Dinsiz ilim topal, ilimsiz din kör”dür derken acaba bilimin metafiziksiz meafiziğin bilimsiz olamayacağı nı mı söylemek istiyordu?!
    Evrende tesadüfe yer yoktur:
    “Elinize on tane marka alın, her birini bir’den on’a kadar numaralayın ve hepsini bir torbaya koyup karıştırın. Sonra bu markaları bir’den on’a kadar numara sırasıyla torbadan çıkarmaya çalışın; sonuç şöyle olacaktır:
    Bir numaralı markayı çekebilme şansı onda bir; 1 ve 2 numaralı markaları peşpeşe çekebilme şansı yüzde 1; 1,2 ve 3 numaralı markaları arka arkaya çekebilme şansı binde bir; 1,2,3 ve 4 numaralı markaları sırasıyla çekebilme şansı ise onbinde bir oranındadır. Böylece markaları birden ona kadar sırasıyla çekebilme şansının onmilyarda bir olacağı görülecektir.”
    Bu basit örneği tesadüf teorisine karşı rakamların ne kadar acımasız katlandığını göstermek için verdim…Buna göre evren tesadüften ortaya çıkmış olamaz. Bu kadar uyumlu ve dengeli bir evren ancak Yüce bir Sanatkar’ın eseri olabilir…
    Evren yoktan yaratılmıştır:
    Ateist filozoflardan Georges Politzer, ‘Felsefenin Başlangıç İlkeleri’ adlı kitabında diyor ki: “Yaratılışı kabul edebilmek için her şeyden önce evrenin var olmadığı bir anın varlığını, sonra da yokluktan bir şeyin çıkmış olduğunu kabul etmek gerekir..”
    Buna karşılık David Darling’in ‘Derin Zaman’ isimli eserinin başlangıç bölümünde şöyle deniliyor: “Zaman yoktu, uzay yoktu…Madde ve enerji de yoktu… Hiçbir şey yoktu… En küçük bir nokta, boşluk bile yoktu. Bu yokluktan küçücük, olağanüstü küçüklükte bir kıpırtı belirdi… Ufacık bir titreme… Hafif bir dalgalanma, belli belirsiz bir girdap… Bu kozmik kutunun kapağı açıldı ve altından yaratılış mucizesinin filizleri belirdi…”
    George Gamow (öl…1968); “Evren’in ilk maddesinin, çok yoğun ve aşrı sıcak, iğne ucu kadar bir madde olduğunu ve bu maddenin aşırı yoğunluk ve sıcaklık sebebiyle patlaması sonuçunda… uzayın derinliklerine dağıldığını ifade ederek big bang teorisini kozmoloji ilmine kazandırmıştır.”
    Kısaca evren yoktan yaratılmıştır.
    “Evren Sir James Jeans’a göre, mevcut durumunu bir ‘yaratma’ fiiline boçludur; ve yaratma ise, ancak düşünce ve irade sahibi bir varlığın eseri olabilir.”
    Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:
    “Gökleri ve yeri yoktan, eşsiz ve benzersiz yaratan Allah’tır. O bir işin olmasını murad ettiğinde, ona sadece ‘ol’ der ve oda hemen oluş sürecine girer.”(Bakara 2/117; bkz. Fatır 35/1)
    Hz. Peygamber de: “ Ey gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’ım!” diye dua ederdi. (Tirmizi, Davet, 31) böylece “ Kûn=ol” emriyle milyarlarca yıl sürecek evreni yoktan yaratılış mucizesi başlamıştır.
    Uzay ve dünyamız: Gökler ve yeryüzü
    Göklerin ve yerin yaratılışı Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılıyor: “Göklerin ve yerin (başlangıçta) bir bütün olduğunu ve Bizim sonradan o nu ikiye ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı bilmiyorlar mı? Buna rağmen hala inanmayacaklar mı?”((Enbiya 21/30) Bu ayetten anlaşılan; “yer ve gökler birbiri üzerine geçmiş idi.
    Gökler yükseltildi, yerle gök arasına atmosfer konularak araları ayrıldı ve canlı hayatına elverişli hale getirildi…” şeklinde açıklanmaktadır. “İbn Abbas’a göre de;
    Yer ve gökler bitişik idiler. Allah aralarını hava ile ayırdı. Havayı yer ve gökler arasına koyarak arz yerinde kaldı, gökleri de yükseltti.”
    Ve Kur’an bir kez daha bizi uyarıyor:
    “Göğün nasıl yükseldiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?.. (Gaşiye 88/18-20)
    Evrenin yaratılışının nasıl olduğunu Yüce Yaratıcı şöyle bildiriyor:
    “Esasen gökleri ve yeri altı aşamada yaratan Allah’tır…”(hud 11/7) şu halde kudreti sonsuz Mevla evreni aşamalı bir şekilde bir yasaya uygun olarak yaratmıştır.
    “Bu sırada (Allah) henüz duman (gaz) halinde bulunan (şu gördüğünüz) göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne; ‘bana isteyerek veya istemeyerek gelin’ (yasalarıma uyun) dedi. Onlar da: ‘İsteyerek sana geldik’ (yasalara uyduk) dediler. (Fussilet 41/11)
    Göklere ve yeryüzüne bir uyum çağrısıdır bu.
    “Bilim adamları gök cisimlerinin, gazların yoğunlaşmasıyla yaratıldığını söylemektedirler. Önceleri uzayı dolduran gayet sıcak bir gaz bulutu vardı. Bu gaz kitlesinin parça parça yoğunlaşıp sıkışmasıyla yıldızların meydana geldiği söylenir. Yıldızlar, gazın sıkışmasından ibarettir. Evrende hala bir takım yıldızlar doğarken bir takımları dağılmakta ve başka yıldızlar tarafından yutulmaktadır. Aslında bu gazda enerji bulutu idi. Zaten madde de enerjinin yoğunlaşmasından ibarettir. İşte Kur’an’ın dediği gibi gök cisimleri duman görünümündeki gaz bulutundan (enerji) yaratılmıştır..”
    Bu yaratılışta muhteşem bir uyum dikkati çekmektedir.
    “Bizim galaksimizin içinde bulunduğu galaksi kümeleri, içinde 200 milyar galaksi barındıran süper yıldız kümelerini oluşturur. Sayısı tahmin dahi edilemeyen bu süper yıldız kümeleri de kendi evrenimizi oluşturur. Bunların oluşturduğu evrenimizin de tek olmadığını söyleyen astrofizikçiler bir ‘evrenler çiftliği’nden söz etmektedirler. ‘Alemlerin Rabbı’ ifadesinden de kolayca çıkarmak mümkün…” İşte Yüce Yaratıcının muhteşem eseri… Yüce Yaratıcı bu eseriyle meydan okuyarak diyor ki: “Gökleri uyum içinde yaratan Allah’tır. Sen Rahman’ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Tekrar bak, onda bir çatlak, bir düzensizlik görebilecekmisin? Dön ve tekrar tekrar bak…(Mülk 67/3-4)”Newton’a göre Allah güneş sistemini yaratmış ve
    her bir gezegeni güneşten belli bir mesafeye ölçülü olarak koymuş. Sonra bütün sistemi mekaniğin kanunlarına göre çalışması için ayarlanmıştır.”
    Yani, hesapsız kitapsız, gelişigüzel bir şey yok…
    Evren sınırsız mı?
    Evrenin sınırlarının sonsuz olup olmadığı tartışılmıştır. Bir kısım araştırmacı evrenin sonsuz olduğunu, buna karşın birçok ünlü düşünür de evrenin sınırlarla çevrili bir şekilde sonlu olduğunu söylemişlerdir. Oysa Kur’an bu iki görüşün dışında sürekli genişleyen dinamik bir evren modeli çizmiştir.
    Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:
    “Göğü gücümüzle Biz inşa ettik ve onu Biz genişletmekteyiz.” (Zariyât 51/47)
    Ve dünyamız:
    “Araştırmalar dünyamızın güneşten ayrıldığı sırada bir gaz kümesi olduğunu bildirmektedir. Bu gaz zamanla, yavaş yavaş soğumuş ve yüzey kısmı donmaya başlamış, donuş gittikçe artmıştır. Dünyanın kopuşu ve soğuyuşu sırasında çıkan gazlar ve buharlar, su buharı biçiminde atmosferi meydana getirmişlerdir. Atmosferden tekrar dünyaya inen sular zamanla okyanusları ve denizleri oluşturmuşlardır. Şu halde önce dünyamız yaratılmış, sonra suyun oluşmasıyla hayat imkanı doğmuştur.”
    Bilimsel tespitler böyle… Kur’an da böyle söylüyor:
    “Bundan sonra tüm canlıların yaşam koşullarına uygun olmak üzere, yerküresini de yaşamaya elverişli hale soktu. Üzerine dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. Ondan suyunu ve otlağını çıkardı…” (Naziat 79/30-33; Ra’d 13/3)
    Yüce Yaratıcı yeryüzünü nasıl yarattığını da bildiriyor:
    “Biz yeryüzünü bir döşek gibi yaymadık mı? Dağları da yeryüzünü tutan bir kazık yapmadık mı? (Nebe78/6-7)
    Yeryüzü neden döşeğe benzetiliyor, dağlar niçin kazık vazifesi görüyor?
    “Yerkabuğu aslında sıvı bir ortamın üzerinde yüzer durumdadır. Yerkabuğunun kalınlığı çoğunlukla 5 km civarındadır. Oysa dağların altındaki kalınlık 35 km gibi değerlere ulaşmaktadır. Bunun sebebi dağların kazıklar gibi yerin altında bir köke sahip olmalarıdır.” Böylece dağlar yerkabuğunu, sıvı ortamın üzerine sabitlemektedir. “Sen dağları durgun sanırsın, halbuki o dağlar, bulutların hareket ettiği gibi hareket etmektedir. Bu, her şeyi mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır…” (Neml 27/88)
    Dağlar nasıl hareket halinde?
    “Jeoloklar yeryüzündeki kıtaların… Farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden uzaklaştıklarını kanıtlamışlardır. Yerkabuğu kendisinden daha yoğun olan ‘manto tabakası üzerinde, adeta sürüklenir gibi hareket etmektedir.
    Nitekim bilim adamlarının bugün bu hareket için kullandıkları terim…’kıtasal sürüklenme’dir. Bilimin çok yeni keşfettiği bu durumun, Kur’an’da bildirilmiş olması, Kur’an ile bilimsel gerçeklerin birebir örtüşdüğününde bir kanıtıdır.”
    Görüyorsunuz değil mi? Kur’an ve bilim el ele, yan yana…
    Aslında evren dünya ve tüm varlıklar kendilerini insanlığa tanıtmaktadırlar.
    Mesala : “Hayat bir tarihçi gibidir; sicilini kayalara terk etmek suretiyle tarihini sahife sahife kaydetmiştir. Hayatın kendisi tarafından yazılan bu tarihin, sadece tercüme edilmesi kalmıştır.”
    “Ağacın boğumları o ağacın yaşını bildirir. Çünkü her boğum bir seneyi temsil eder.”
    “İlmi çalışmalar, kuşların rahatlıkla uçabilmeleri için kemiklerinin ince ve içinin hava ile dolu olduğunu ortaya koymuştur.”
    Yeter ki hayatı, ağaçları ve kuşları anlamaya çalışalım…
    Çekim Kanunu’nu bulan Newton diyor ki: “Bu evrenin işleyişini yöneten temel kanunlar vardır. Akıl yoluyla bu kanunları keşfeden tabiatı kontrol eder.”
    Ey İslam Dünyası! Dünyayı bir hapishane içindekileri idamlık bir mahkum gibi görmekten vazgeç…
    Evrenden yararlanmak için tabiatın doğal yasalarını anlamaya çalış…
    Bu harika sistemlerin sahibi kim?
    Bütün bu harika sistemlerin sahibi kim?
    “Evren tek bir noktadan başlamıştı , o ilk noktanın sahibi kimse , insanın da, nehirlerin de ,yıldızların da , kelebeklerin de, renklerin de, acının da, mutluluğun da, estetiğinde, sahibi O’ dur. Herşey’ birde’ ayrıldığına göre , O’ birin’ sahibi, her şeyin sahibidir.”
    Şu halde bu harika sistemlerin sahibi Allah’ tır..
    Allah bu sistemi nasıl kurmuştur?
    Tesadüfen mi?
    Hayır …Hayır… Allah bu sistemi planlayarak, programlayarak, çok hassas ölçülerle Matematik Lisanı kullanarak kurmuştur.
    Ünlü düşünür Galile; “ Matematik Allah ‘ın evreni yazmakla kullandığı dildir.” Diyor. Platon da : “Allah hep geometri kullanmıştır.” Der. Bu , Allah ‘ ın hesapsız , kitapsız iş yapmadığını gösterir.
    Nitekim Kur’an- ı Kerim’ de de şöyle buyuruluyor :
    “Güneş ve ayı mükemmel bir hesapla yörüngelerinde hareket ettiren de Allah’tır. Yıldızlar ve ağaçlar O nun koyduğu yasaya aynen uyarlar. Rahman olan Allah ,göğü de yükseltti ve tam bir ölçüyle dengeyi koydu.” ( Rahman 55/ 5 – 7 )
    Demekki Yüce Allah evreni ilahi bir geometriye göre , matematiksel hesaplarla , belli bir ölçü ve dengeye göre özenle yaratmıştır.
    Her şey insan için…
    Bu harika sistemler ,bu müthiş ölçüler , bu ince hesaplar kimin için ?
    “Kainata , ‘kün= Ol ‘ emri verildikten sonra ; bir milyon yıl geçince ilk atomlar teşekkül etmiş , milyarlarca yıl sonra galaksiler 15 milyar yılın son çeyreğinde ise insan yeryüzünde görülmüştür. ..”
    Milyarlarca yıl süren evrenin yaratılış sürecinde önce gökler ve yeryüzü yaratılmış , sonra insan halkedilmiş ve her şey insanın hizmetine verilmiştir.
    “ Kur ‘ an ‘ dan önce Batlamyus astronomisinde kainat ( evren ) yer merkezli , Kur’an’dan sonra da Kopernik astronomisinde kainat güneş merkezli kabul edilerek , ondaki varlıkların neyin etrafında döndüklerine göre bir tasnif yapılmıştır . Kur’an’da ise gök cisimlerinin neyin etrafında döndüklerine değil ,kimin için var edildiklerine bakılması gösterilmeye çalışarak , insan merkezli bir kainat tasviri yapılmıştır.”
    Nitekim Kur’an’- ı Kerim’de şöyle buyurulur:
    “Sonuç itibariyle , göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin yararlanmanız için kendi katından lütfeden Allah’tır. Şüphesiz bunda Allah ‘ın varlığına ve kudretine işaret eden nice deliller vardır; fakat bunu anlayacak olan derinliğine düşünenlerdir.” ( Casiye 45 / 13 )
    “O; geceyi , gündüzü ,ayı, güneşi ve yıldızları sizin emrinize vermiştir…” (Nahl 16/12)
    Evren , uzay , gezegenler , dünya ve her şey Allah’ın lütfu olarak insanın hizmetinde…İnsan mutlu olsun , barış içinde yaşasın diye…
    Ama ölçüyü kaçırmadan ve dengeyi bozmadan…
    Yüce Allah bu muhteşem eserin korunması konusunda da insanlığı uyarıyor:
    Sakın dengeyi bozmayın . Dengeyi titizlikle ve adaletle koruyun ,dengeyi bozarak yok oluşunuzu hazırlamayın .” (Rahman 55/8 -9)
    Denge bozulursa :
    Denge bozulursa ne olur?
    1) Dünya, kendi ekseni etrafında saatte bin mil yapar .Mesela saatte yüz mil yapsaydı , gündüz ve gece şimdikinden daha uzun olacak ,böylece her uzun gün bitki adına ne varsa ,hepsini yakıp kavuracak, uzun geceler de –eğer kalırsa – geri kalanını dondurup mahvedecekti.
    2) Hayatımızın kaynağı olan güneşin dış tabakasında hararet oniki bin Fahrenheit’tir… Güneşin bu harareti yarı yarıya azalacak olsa , soğuktan donardık; yarısı kadar fazla olsa hepimiz kavrulurduk.
    3) Ay da dünyaya şimdiki mesafede olacağına ,mesela sadece 50 bin mil ötede olsaydı ,yeryüzündeki med ve cezirler öyle müthiş olurdu ki ,bütün kıtalar ,günde iki defa su altında kalırdı …
    Ve daha neler neler!...
    İlahi vahyi tekrar edelim : “Sakın dengeyi bozmayın.”
    SONUÇ :
    “Bu kadar hassas dengelere sahip evrenin kendiliğinden oluşma ihtimali 10133, te birdir.Bu mükemmel mucize nasıl olurda tesadüflere bırakılır?”
    Konuyu Üstün Dökmen ‘in ‘Küçük Şeyler ‘ den bir bölümle bitirelim:
    “ 200 milyar civarında galaksi var evrende . Güneşimize en yakın ikinci güneşe ,mevcut uzay gemisiyle 57 bin yılda ulaşabilirmişiz . Evrenimizde 1021 tane güneş var.
    Siz bu evrende çok küçüksünüz ; bir nokta bile etmezsiniz . Ama sizin şu ufacık beyniniz muhteşem bir şey başarıyor. Beyniniz, modelleme yoluyla bütün evreni alıp içine sokuyor.
    Demek ki evren beyninize girmiş …”
    Ey insan sen evrenden daha büyüksün…
    Kendini bil yeter…
    “Çünkü kendini bilen Rabbini bilir.”



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri