Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Domuzun yaşam döngüsü nedir , hakkında yazı bilgi verirmisiniz Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Arıların Yaşam Döngüsü - Arının Yaşam Döngüsü Yaşam döngüsü nedir, yaşam
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Domuzun yaşam döngüsü

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    DOMUZUN YAŞAM DÖNGÜSÜ

    Bazı toplumlarda sevimli domuzcuk diye sevilmesine rağmen bazı toplumlarda da “domuz gibi” anlatımı ile kötülenmekte olan domuzun yaşamına kısa da olsa bir göz atalım.
    Hepimizin bildiği gibi domuz, dört ayaklı memeli bir hayvandır. Ama üstünde durmadığımız veya hatırlayamadığımız, onun aynı zamanda da bir orman ve bataklık hayvanı oluşudur.
    Bazı toplumlar tarafından dışlanan domuz, son derece ekonomik ve faydalı bir besin kaynağıdır. Museviler ve Müslümanlar dini yaptırım olarak bu canlıyı menülerinden çıkarmışlardır. Dışlamanın nedeni olarak da domuzun pis bir hayvan olmasını, kendi dışkı ve idrarı içinde yuvarlanmasını öne sürmekte, etinde bulunan trişinozun, et iyi pişirilmezse insanlar için zararlı olmasından dem vurmaktadırlar.
    Bütün bunlar gerçek olsa da işin aslı öyle değildir. Domuzu ve değişik davranış biçimini iyice anlamak için işin önce onu tanımaya çalışmalıyız.
    Evet, domuz bir bataklık ve orman hayvanıdır. Beslenmesinde her türlü yiyecek yer alır. En sevdiği yiyecekler de meyveler, kökler ve kabuklu yemişlerdir. Bu noktada insanın yiyeceğine ortak olan bir canlı türüdür.
    Sıcağa karşı dayanıksızdır, domuz gibi terlemek deyiminin yaygın olmasına rağmen terleme yetenekleri yoktur. Tüylerinin de olmaması, sıcak ve kuru hava karşısında onların çaresiz kalmalarına ve derilerinin kurumasına neden olmaktadır. Memeliler türünde en çok terleyen insandır, koyunlar ise domuzun iki katı terleme olanağına sahip olup derilerini koruyan tüyleri vardır.
    Büyük ve küçükbaş sürü hayvanlarıyla karşılaştırıldıklarında, domuzların geviş getiremediklerini, midelerinde selülozu tüketme olanağının bulunmadığını görürüz. Domuzlar, koyun ve sığır türü hayvanlar gibi sürü haline getirilip dağ bayır dolaştırılamazlar. Onlar ancak su kenarlarında, bataklıklarda yaşayabilirler.
    Etlerinin iyi pişirildikleri zaman hastalık taşımadıkları görülünce, yenebilirlikleri bir nebze de olsa ortaya çıkınca Hahamlar, iyi pişirilmiş olsa bile, “Yehova o zaman yememelerini değil iyi pişirilmemiş olanı yememelerini söylerdi” diyerek konuyu kapatmışlardır. Ama bu yasak olayının sadece hastalık taşıyıcısı olmasından kaynaklanmadığını, başka nedenlere de dayandığının göstermektedir.
    Çoban ve aynı zamanda çiftçi olan Orta doğu halkı için domuz, oldukça zararlı bir hayvan durumundadır.
    Eski Ahit kitabında, bu hayvana dokunulmasının ve etinin yenmesinin insanı kirleteceğinden bahsedilir. Bu tanımlama, bir noktaya kadar da doğrudur. Domuzu sürü haline getirir ve diğer sürü hayvanları gibi sürü halinde dolaştırırsanız o hayvan kurak çöl iklimini kaldıramayacağı için tek bulabildiği sürünün dışkı alanlarındaki sıvıları kullanacak ve içinde yuvarlanıp duracaktır. Oysa bulabilse kesinlikle, temiz ve bol sulu çamuru tercih ederdi.
    Unutulmamalı ki, sürü hayvanlarını da kapalı bir alana koyarsanız, onlarda aynı davranışı gösterirler. Aç bırakılan inek türü hayvanların da dışkı yedikleri görülmektedir. Domuzlar temiz ve rutubetli alanlarda barındırıldıklarında bilinen bu kötü davranışlarında vazgeçmektedirler.
    Taşıdıkları hastalıklara gelince, birçok bağırsak kurdunun zaten etten geçtiği eski zamanlardan beri bilinmektedir. Hastalık konusu ele alınırken, deli dana hastalığı da unutulmamalıdır. Çevremizde beslediğimiz evcil hayvanların çeşitli hastalıklar taşıdıklarını ve bu hastalıkları yaydıklarını hepimiz biliyoruz.
    Aslında konu ne hayvanın pis oluşundan ne de hastalıklardan kaynaklanmaktadır. Yukarıda bahsedilen bazı olumsuzluklar nedeniyle domuz, çoban toplumlarda, hele çöl tarzı iklim içinde yaşanıyorsa, bakımlarının ve korunmalarının zor olması nedeniyle, yerleşik tarım toplumlarında da tarlalara zarar vermeleri, insanların yiyeceklerine ortak olmaları gerekçesiyle beslenmezler. Oysa diğer türler atılan veya arda kalan saman, sap gibi selülozlu bitkileri yediklerinden arz ve talep döngü dengesi olarak yararlı hayvanlar olarak kabul edilmişlerdir. Bu tür hayvanlar, insanın sofrasına ortak olmazlar.
    Konuyu zaman içinde geri giderek incelersek, konan yasağın toplumsal yaşamın başlangıcında da olduğunu görürüz. Bazı hayvanlara pis demenin ve yeme yasağı konmasının asıl nedeni ya tanrısal olmaları ya da doğal eko sistemine karşı bir tehdit oluşturmalarıdır. Sığır etinde olduğu gibi yeme isteği ne kadar çok olursa, tanrısal karşı koyma da o denli şiddetli olmaktadır. İşin aslı, büyük sayıda domuz yetiştirmenin çevre şartlarına aykırılığıdır, küçük çaplı olanı ise ancak günaha çağrı olarak kabul edilebilir.
    İslam anlayışında esnek davranılmış, aç kalma şartına bağlı olarak domuz eti yemenin günah olmadığı vurgulanmıştır.
    Ölen ve ilkbaharda tekrar canlanan doğayı inceleyen ve tarımla uğraşan toplumlar bu değişim döngüsüne tanrısal bir güç yakıştırdılar. Tanrı veya tanrıların yılın yarısını yukarda yeryüzünde ve yarısını da yeraltında geçirdiklerini ve bu nedenle doğanın değişime uğradığını yaptıkları gözlemlere dayanarak kabullendiler.
    İlk örnekler Mezopotamya’dan İnana ile Dumuzi mitosudur. Daha sonraları İştar ile Tammuz mitleri doğmuş ve bu mitler zamanla diğer yörelere de yayılmıştır. Mitler arasında farklılıklar bulunduğu gibi kutlamalar arasında da farklılıklar vardır.
    Ancak mitlerin bizi ilgilendiren tarafı mitlerde domuzların da yer almasıdır. Tanrıçanın eşi, kardeşi veya sevgilisi olarak tanımlanan tanrı, tanrıçanın yerine altı ay yeraltında ve altı ay da yeryüzünde yaşamak zorundaydı. Bazı mitlerde de tanrıçanın kendisi bu görevi yüklenirdi. Bu inanış bitkilerin ölüm ve doğumunu temsil ederlerdi. Domuzlar da bu yeraltına iniş zamanlarında tanrı ile birlikte aşağı inerler veya açılan çukura atılırlardı.
    Tanrı Adonis’in anlatımında, Adonis nehri de renk değiştirir ve Adonis’in kanı olarak kırmızı akardı. Aslında bu renk dağlardan gelen çamur sayesinde oluşurdu. O dönemlerde insanlar bu iki doğa olayını birleştirmişler ve kanıtı da olan bir efsane yaratmışlardır.
    Tarihin o karanlık sayfalarında doğum ve ölümün kanla gerçekleştiğine inanıldığı için de kurban olayı büyük önem kazanmıştı. Tanrıyı öldüren ve yeraltına inmesine sebep olan domuzun da tanrı için kurban edilmesi gerekmekteydi. Çabuk üreyen, çevreye zarar veren bu hayvanların da tanrıyı öldürdükleri için kurban olarak kullanılmalarının zaten bir zararı da yoktu.
    Bazı mitlerde de Adonis’in bir mersin ağacından doğduğu, on aylık olduğu zaman ağacın kabuğunun çatladığı ve dünyaya güzel bir bebeğin geldiği anlatılır. Bazı anlatımlarda da bir yaban domuzu uzun dişleriyle kabuğu yarmış ve bu güzel bebeğin dışarı çıkmasına yardımcı olmuştur.
    Mitlere bakarsak, Adonis Suriye için ne ise Frigler için de Kybele’nin âşık olduğu güzel delikanlı Attis o idi. Bir anlatıma göre onu da yaban domuzu öldürmüştü. Bir yunan mitinde de Persefon yeraltına Hades’e inerken yanında küçük domuzlardan oluşan bir sürü bulunurdu. Bu mitin diğerlerine göre en önemli fark, Persefon’un tanrıçanın sevgilisi yerine kızı olmasıdır.
    İşte küçük domuzcuğun serüveni böyle oluştu ve sürüp gitti. Eski toplumlardan başlayarak hemen hemen bütün toplumlarda görülen örf ve adetler, inançlar görüldüğü gibi, maliyet ile kazanç hesapları arasında gerçekleşmektedir.

    ALINTIDIR



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri