Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Ey Kahraman Türk Kadın ı ! Sen Yerde Sürünmeye Değil , Yükselmeye Layıksın! ATATÜRK VE TÜRK KA DIN I Kadın hakları ve kadın ların erkeklerle

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Ey Kahraman Türk Kadını ! Sen Yerde Sürünmeye Değil, Yükselmeye Layıksın!

    Sponsorlu Bağlantılar




    Ey Kahraman Türk Kadını ! Sen Yerde Sürünmeye Değil, Yükselmeye Layıksın!



    ATATÜRK VE TÜRK KADINI


    Kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği konusunda geçen asırdan itibaren batı ülkelerinde ve toplumlarında yoğun mücadelelerin verildiği ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere' nin bu mücadelelerin en şiddetlilerini yaşadığı bilinmektedir. Ülkemizde, gerek Osmanlı İmparatorluğu ve gerek Cumhuriyet döneminde kadınlarımızın kendi hakları konusunda, batı ülkelerindekine benzer şekilde mücadele ettiklerini söylemek mümkün değildir. Ama biz kadınlara birçok batı ülkesinden daha evvel bu hak Atatürk tarafından verilmiş ve hatta adeta sunulmuştur. Cumhuriyet Dönemi ve Kadın Hakları teokratik bir devlet yapısının ve kadın haklarının kısıtlı olduğu bir toplum düzeninin olduğu Osmanlı İmparatorluğu' ndan, kadın-erkek eşitliğinin kabul edildiği modern Türkiye Cumhuriyeti' ne geçiş, bir çok devrimler ile mümkün olabilmiştir. Bu devrimler içinde, kadınların erkekler ile eşit toplumsal varlıklar olarak toplum içinde yerlerini almaları bir uygarlık aşamasıdır ve Atatürk Devrimleri' nin en önde gelenlerinden birisidir. 1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren ve Türk kadınlarını 'şeriat' zincirinden kurtaran Medeni Kanun ile, Türk kadınına bin yıl evvel kaybettiği hakların iade edilmesinin temeli oluşmuştur. Artık kadın güçlenmeye, kişiliğini bulmaya başlamış ve erkeğinin yanında sosyal faaliyetlere katılmaya hazırdır. Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Haklarının Verilmesi Medeni Kanun ile erkeklerle eşit haklara sahip olan Türk kadınına, 3. TBMM tarafından 3 Nisan 1930' da kabul edilen bir yasa ile belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. 1931 yılında da Türk kadını ilk kez tıp dünyasında varlığını göstermiş ve ilk kadın cerrahımız çalışmaya başlamıştır. 4 Mayıs 1931' de ilk toplantısını yapan IV. TBMM tarafından 26 EKim 1932' de kabul edilen bir yasa ile Türk kadınına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı tanınmış; ertesi yıl da, 8 Ekim 1934' de kabul edilen ve 5 Aralık 1934'de yürürlüğe giren bir başka yasa ile kadın-erkek eşitliği alanında bütün haklar, 'Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı' nın tanınmasıyla verilmiş oluyordu. Atatürk' ün Kadın Hakları Konusundaki Görüşleri ve Gerçekleştirdikleri, bugün dünya aydınlarının ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı 'nın yaymaya çalıştığı kadın hakları ile ilgili görüşler, Atatürk tarafından çok önceleri dile getirilmiş ve çoğunlukla da uygulama alanına sokulmuştur. Atatürk, Cumhuriyet' in ilanından dokuz ay önce Şubat 1923 'de şöyle demiştir:



    'Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı işlemezse, o sosyal toplum felçlidir.'

    Atatürk, çağdaş bir düşüncenin ürünü olan bu sözleriyle kadının toplumdaki yerini belirlemiştir. Atatürk' ün Türk kadınına beslediği sevgi ve saygı, Kurtuluş Savaşı' ndaki gözlemleri ile iyice perçinleşmiştir. 1923 yılında Konya' da yaptığı bir konuşmada, bu hissiyatını büyük bir içtenlikle dile getirir.

    'Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim, diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.'



    Atatürk 30 Mart 1923' de Vakit Gazetesi' nde yayınlanan bir beyanatında;

    'İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin? '

    Türkler tarih boyunca, babaerkil denilen aile yapısını gönüllerine yerleştirememişler ve benimseyememişlerdir. İşte Atatürk, milletin geçmişindeki ve özünde var olan fakat özlem haline getirilmiş bir hakkı, bir duyguyu devlet varlığına geçiren devrimci olmuştur.

    'Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın'

    diyerek, yaptıklarının gerekçesini az, öz ve muhteşem bir ifade ile belirtmiştir. Kadınların giysileri de Atatürk' ün üzerinde çok önemle durduğu bir başka konu olmuştur. Bu konuda Atatürk, 1 Eylül 1925' de İkdam Gazetesi' nde yayınlanan bir beyanatında şöyle dedi:

    'Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peştemal veya buna benzer birşeyler asararak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip şekiller, bu vahşi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır'.

    1925 yılında İnebolu gezisinde Atatürk, örtünen kadınlarla ilgili şunları söyledi:

    'Onlar yüzlerini cihana göstersinler ve gözleri ile cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak hiçbir şey yoktur. Önemli olarak şunu ihtar edeyim ki, bu halin muhafazasında inat ve taassup, hepimizi en az kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz..'

    31 Temmuz 1932' de Türkiye güzeli Keriman Halis' in, Belçika' da yapılan yarışmada dünya güzeli seçilmesi üzerine Atatürk O'na 'Ece' ünvanını verir ve Türk kadınına şöyle seslenir:

    'Şunu ilave edeyim ki! Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu tarihten bildiğim için, Türk kızlarından birisinin dünya güzeli seçilmiş olmasını çok tabii buldum. Fakat Türk gençlerine bu münasebetle şunu hatırlatmayı da lüzumlu görürüm: Övünç duyduğumuz tabii güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık olunuz ve bu gelişmelerin aralıksız gerçekleşmesini ihmal etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek faziletle dünya birinciliğini elde tutmaktır.'

    Atatürk, 18 Nisan 1935' de kendisinin himayesinde İstanbul' da toplanan ve aralarında ünlü nükleer fizikçi Madam Eve Curie' nin de bulunduğu, dünyanın dört bir yanından gelen kadınların katıldığı 'Milletlerarası İlk Kadın Kongresi' delegelerine şöyle seslenir:

    'Türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz.'

    Ulu önder, Türk kadınlarının hiçbir alanda erkeklerden ve Avrupalı kadınlardan geri kalmayacakları yolundaki inancını da şu sözleriyle belirtmiştir:

    'Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip, donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.'

    Türk toplumunun gelişip yükselmesinde aile yapısının önemine inanan Atatürk, şöyle demektedir:

    'Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir.'

    Türk kadını, yüzyıllardır özlemini çektiği haklarına sahip olmada; en azimli, inançlı ve güçlü desteği Atatürk' ten almış ve çağdaş ülke kadınlarının önüne geçmiştir. Örneğin; İtalya' da kadınlar ancak 1948 yılında seçimlere girebilmişler. Japon kadınları ise seçim haklarını ancak 1950 yılında alabilmiştir. Medeni Kanun' ları aldığımız İsviçre' de ise, kadınlar haklarını 1971 yılına kadar alamazken, çağdaşlamada örnek aldığımız İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde de durum farklı değilken, Türk kadınına 1935 yılında seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Bu vesile ile bakın Atatürk nasıl seslenir:



    'Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki medeni mevkiini selahiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasi hayatla, Belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin birçoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu selahiyet ve lihakatle kullancaktır.'

    Atatürk hayatta iken yapılan son seçim olan, 1935 yılı seçimlerinde ilk kez seçilme hakkını da kullanan Türk kadını, TBMM' ne onsekiz kadın milletvekili ile girmiştir. Bu onsekiz Türk kadının yüce meclisin çalışmalarına ne ölçüde katkıda bulundukları ve kararlarında ne denli etkili oldukları meclis tutanakları ile sabittir. Ayrıca kişisel tutumları da övünç vesilesi ve geleceğe olan inançları kuvvetlendirici mahiyette olmuştur. Atatürk' ün, çağı ve değişeni değil, değişecek zamanı milletine göstermesi, kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği konularında, 'BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi', 'İnsan Hakları Sözleşmesi' gibi konular, daha insanlık tarihinin ufkunda bile görünmemişken Türk Kadınına, haklarını vermesinin değeri daha iyi anlaşılır. Bağımsızlık mücadelesi yapan ülkeler nasıl Atatürk' ü örnek bir lider almışlarsa, kadın hakları uğruna uğraş ve savaş verenler de, onu bir devrimci olarak aynı şekilde örnek almak durumundadırlar. Çünkü bütün insanlık tarihi boyunca, tarihin hiçbir döneminde, hiçbir lider kadın hakları konusunda Atatürk kadar önsezili ve öngörüşlü olmamış, onun kadar uğraş ve savaş vermemiştir. Ne mutlu bir Atatürk yetiştiren Türk kadınına, ne mutlu O'na sahip olan Türk milletine...

    Amiral (e) Çetinkaya APATAY Atatürk Türkiye'sinin Türk Kadını'na Kazancı Kitap Ticaret A.Ş. 1996



    DÜNYA ÜZERİNDE GÖRDÜĞÜMÜZ HER ŞEY
    KADINLARIN ESERİDİR.
    Ay bize bir tarafı ile görünürmüş. Bu görünen tarafın özelliklerini de gökyüzü bilginleri ilim gözlüğü ve teknik araçlarla görürlermiş. Ayın diğer tarafı ile onun özellikleri bilginlerin bile meçhulü imiş. Büyük adam Atatürk için de hal böyledir.

    Büyük Atatürk’ün zamanında yaşamış olanların saadetine, insanlık her zaman saygı duyacaktır. Onu görmüş, onun teneffüs ettiği havayı teneffüs etmiş olanlar,“tarihin çok büyük bir devrini yaşamış insanlar” diye anılacaklardır. Ve nesiller değiştikçe yeni zamanlar, yeni medeniyetler, yeni fikirler doğdukça Atatürk daha çok büyüyecek, zaman onun “ölmezlik” ruhunu insanlığa daha iyi anlatabilecektir.

    Şüphesiz Atatürk’e dair pek çok eser neşredilmiştir. Fakat şu da muhakkaktır ki pek çok doküman hala hatırlarda yaşamakta ellerde muhafıza edilmektedir. Bütün bunları bugün ortaya koymazsak zaman onları değiştirebilir.

    O, tam manasıyla ve her alanda bir devrimci idi. Onun içindir ki Atatürk’ü bütün yönleri ile belirleyebilecek bir eser ancak Atatürk’ün bütün cephelerini aydınlatacak dokümanların bir araya toplanması ile vücuda gelebilecektir.

    Atatürk Türk kadınına çok büyük önem verirdi. Çünkü onun da anası bir kadındı. Bu ana; oğluna daha beşik çocuğu iken vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerden başlamış onu her çağında aynı akidelerle büyütmüş, köyde, şehirde tahsile sevk etmiş, ilim ve irfan aşılamıştı. Yetişen, mevkiini bulan halaskar oğlunu o, Mustafa kemal yapmıştır.

    Mustafa Kemal, Atatürk olduktan sonra unutmadığı en önemli şey her zaman o kadının yani anasının o mübarek elini büyük bir saygı ile öpmekti. Sonra anasının karşısında o büyük adam küçülür, Mustafa, hatta Mustafacık olurdu. Konuşmaları, latifeleri pek içten kaynayan sevgilerinin maskeleri idi.

    İşte Gazinin kadınlar hakkındaki görüşleri anası ile başlamış ve tüm Türk kadınları hakkındaki görüşleri ile devam etmiştir.Kadınlarımız haddi zatında hayatı içtimaiye de erkeklerimizle her vakit yan yana yaşadılar. Bugün değil, eskiden beri, uzun zamanlardan beri kadınlarımız erkeklerle baş başa, hayatı cidalde, hayatı ziraatta, hayatı maişette, erkeklerimizden yarım adım geri kalmayarak yürüdüler. Belki erkeklerimizin memleketi istila eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında ispatı vücut ettiler. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun hayat menbalarını kadınlarımız işletmiştir. Memleketin esbabı mencudiyetini hazırlayan kadınlarımız olmuş ve kadınlarımız olmaktadır. Kimse inkar edemez ki, bu harpte ve ondan önceki harplerde milletin kabiliyeti ve hayatiyesini tutan hep kadınlarımızdır. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren mahsulleri pazara götürerek para kazanan, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtiyle, kağnısiyle, kucağındaki yavrusiyle yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip, cephenin mühimmiyatını taşıyan hep onlar, hep o ulvi, o fedakar, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur. Hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük kalpli kadınlarımıza şükran ve minnetle ebediyen taziz ve takdiz edelim.” Diyen Gazi Mustafa Kemal kadınlara verdiği önemi bu kısa söyleşisinde büyük bir önemle vurgulamıştır.

    Atatürk’ün söyleşisinde de vurguladığı gibi Türk ulusunun bu tarihi dönemecinden dönmesini sağlayan en önemli unsur kadınlarımız olmuşlar. Ancak 5 Aralık 1934 tarihinde TBMM’den çıkan ve 11 Aralık 1934 tarihli 2877 sayılı resmi gazetede yayınlanan 2598 sayılı kanun ile Türk kadını tam 50 yıl önce seçme ve seçilme hakkına kavuşmuştu. Cumhuriyetimizin kurucusu, eşsiz insan Atatürk’ün önderliğinde Malatya milletvekili İsmet İnönü ve 191arkadaşının girişimi ile Türk kadını bu hakkı gelişmiş veya gelişmemiş birçok ülkeden çok önce elde etmiştir. Nitekim demokrasi ile yönetilen ve kendilerini uygar olarak niteleyen bazı milletlerin kadınları bile, siyasal haklarını Türk kadınlarından çok sonra alabilmişlerdir.

    İşte Türk kadınının bu hakkı, çabasız elde ettiği yönünde birçok görüş ortaya atılmıştır. Acaba bu görüşler geçerli midir! Kanımca geçerli değildir. Çünkü bu hak Türk kadınının yüzyıllardan beri toplum içerisinde yüklendiği sorumluluklarından kaynaklanmıştır. Gerçekten, tarih boyunca Türk kadını Türk erkeği ile yan yana, omuz omuza, yürek yüreğe vatanın ve milletin kurtulması ve mutlak ilerlemesi için sürekli çalışmıştır.

    Cumhuriyetin ilanının ilk seneleriydi. Ankara’da bir balo veriliyordu. Atatürk’ün de şereflendirdiği baloda bir aralık milletvekillerinden birinin partneri ile hiç alakadar olmadığı ve başka kadınlarla dans ettiğini gören Atatürk, ona bir ders vermeye karar verdi. Bu milletvekili partneri ile kıyas edilemeyecek kadar yakışıklı ve alımlı, partneri ise şişman, çirkin giyimli bir kadın idi. Atatürk bu durumdan hiç de hoşnut olmamıştı. Gülümseyen kaşları bir anda çatıldı.


    Bir aralık Atatürk büyük bir ciddiyetle bu milletvekilinin partnerinin yanına gitti ve onu dansa davet etti. Şişman kadın büyük bir memnuniyetle kalktı ve dansa başladılar. Bütün gözler onlara takılmıştı… Tabi bu durumu
    yakışıklı milletvekili de görmüş ve bu hareketin kendisine matuf olduğunu anlayabilmişti. Atatürk bir aralık: “çok güzel dans ediyorsunuz” ve “çok hafifsiniz” gibi kadını yatıştırıcı sözler sarfetti.
    Kadın da bundan çok memnun oldu. Milletvekili
    ise bu durumdan çok utandı ve hemen diğer kadınlarla ilişiğini kesip kendi karısı ile dans etmeye başladı. İşte Atatürk kadınlara verdiği değeri milletvekiline verdiği bu ceza ile tüm Türk toplumuna daha fazla anlamalarını sağladı.

    “Modern demokraside ferdi hürriyet, hususi bir değer ve ehemmiyet kazanmıştır. Artık ferdi hürriyetlerde devletin ve hiç kimsenin karışması mevzuu bahis bile olamaz.” diyen gazi yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin artık modern bir demokrasi devleti olduğunu vurgulamıştır. “Kadınlarımız her millette olduğu gibi bizim milletimizde de ne kadar yüksek ehemmiyeti olduğunu söylemeğe lüzum yoktur. Bizim milletimizde kadın bu ehemmiyeti eskiden beri hakikaten en ulvi derecede ihraz eylemiştir. Büyük atalarımız ve onların anaları tarihin vukuatın şahadetiyle sabittir ki cidden yüksek faziletler göstermişlerdir… işte böyle demokratik
    bir toplumu ehemmiyetlerini ulvi derecede
    sergileyen kadınlarımız, analarımız sayesinde kavuşmuş bulunuyoruz…” diyen Mustafa Kemal Atatürk kadınlarımızın birer mücevher kadar değerli şahsiyet olduklarını ve içerisinde bulunduğumuz demokratik toplum yapımızı da onlar sayesinde kazandığımızı çok güzel bir şekilde vurgulamıştır.

    Kurtuluş savaşı iki yıl önce bitmiş, kadınlar erkeklerin yanında kendilerini siper ederek Türk topraklarını en iyi şekilde savunmuşlardır. İşte tam bu zamanlar savaştan sonra Anadolu da yaşanan acıları ve eziyetleri gazetesinde köşe etmek isteyen bir İngiliz gazetecinin kalemini eline alması ile şu yazılar dökülür kağıda: “Atatürk’ün güzel vatanında bulunduğum günlerde bu kar ve güneş ülkesi Türkiye’nin güzelliklerine, görkemli Anadolu yaylalarına, ve tarihsel olayların tanığı uçsuz bucaksız yollarına hayran oldum. Fakat beni bunlardan daha çok duygulandıran başka güzellikler de keşfettim. Bunlar: Türk ulusunun ruh enginliği, kadınlarının derin, manevi zenginlikleri, ulusun var olma iradesi, ve fedakarlığın büyüğü olan kadınlardır…” işte bu durum Türk kadının sadece Türk ulusunda değil, neredeyse tüm dünya ülkelerinde saygın bir yerinin olduğunun göstergesidir. Elbette bu saygın ve gösterişten uzak köşe Kurtuluş Savaşında, Türk kadının aldığı engin başarı sayesinde kazanılmıştır. Türk kadını Türk ulusunun gururlarıdır.

    Türk kadınları tarihleri boyunca yaptıkları gibi liderlerin ve savaşanların gerisinde yürüdüler. Sessiz ancak heyecan verici kahraman örnekleri sergilediler. Sefaletten zayıflamış omuzları üzerinde veya kağnılarda cepheye silah ve cephane taşıdılar. Düşmanın işgal etmiş olduğu bölgelerde büyük acılar çektiler, tecavüze uğradılar, ölüleri için ağladılar. Gazi Mustafa Kemal de o zamanlar bu durumun farkındaydı. Bu nedenle 1923’te Türk kadınının sosyal durumundaki değişikliği gerçekleştirmek için ulus içinde bir hareket başlattı.
    Çünkü bu iş sadece kadına uygun ve doğru bir ka nun çıkartma işi değildi. Burada asıl olan şey halkın
    bu alandaki inanışlarının değiştirilmesi gerektiğine halkı inandırabilmekti. Mustafa Kemal bu konuda halka şöyle seslenmektedir: “Türk kadınının en büyük görevi analıktır. İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse bu görevin önemi gereği gibi anlaşılır. Ulusumuz kuvvetli bir millet olmaya azmetmiştir. Bu günün gereklerinden biri de kadınlarımızın (analarımızın) her alanda yükseltilmelerini sağlamaktır. Ancak kadınlarımız eğer milletin hakiki anası olmak istiyorlarsa erkeklerimizden ziyade münevver ve fazilet kar olmaya çalışmalıdırlar.” İşte bu seslenme ile Atatürk Türk kadınının devletin hakiki anası olması için erkeklerden daha çok sorumluluklar üstlenmeleri gerektiğini büyük bir dikkatle vurgulamıştır.

    Bu gün Birleşmiş Milletlerin Anayasasında: “İnsanın ana haklarına, kişinin haysiyet ve değerlerine, erkek ve kadınlar için olduğu gibi büyük, küçük milletler için de hak eşitliği” prensibi kabul edilmiştir. Bu prensip milletler için uygulanması istenen bir ideal olup, insan cemiyetlerinin bugün erişmeyi öngördüğü kurallardır.

    20. yüzyılın kadın hakları için öngördüğü bu hakeşitliği tabi ki her ülkede tam anlamıyla uygulanmakta değildir. Uygulandığı gün bu bir ideal olmaktan çıkacaktır. Dünya nüfusunun yarısından fazlası kadındır.

    Bu da çok büyük bir güçtür dünya üzerindeki kadınları yok sayarsak dünyanın gücünün de yarısından fazlasının alınmış olmasına neden oluruz. Bu insan gücünün (dünya üzerindeki kadınları gücü) ekonomik ve kültürel alanlarda bu günkü bilgilere sahip olarak verimli bir halde olması dünya uygarlığına yarar sağlar. Ancak bu yarar için kadının da yasalar karşısında eşit olması hakkı gerekir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti kanunları karşısında erkek ve kadın ayrılığı yoktur. Eşit hak ve görevlerle Türk vatandaşı vardır. Bu durum bu zamana kadar çeşitli bölgelerde çeşitli medeniyetler kurmuş olan tüm Türk devletleri açısından böyle olmuştur. Yani kurulan Tüm Türk devletlerinin törelerine göre kadın, kısmen eşit hak ve özgürlüklere sahip olmuştur. Örneğin hakan ve hatun milleti beraber temsil eder, onları beraber yönetirdi. Yalnız hakanın ağzından çıkan değil, hatunun ağzından çıkan da yasa ve yönetim olarak kabul edilirdi.

    Sonuç olarak Gazi hiçbir zaman kadındır, erkektir diye ayrım yapmamış, her zaman Türk askerine hizmet eden kadınlarımızı ulusun göz bebeği olarak kabul etmiştir. Ve bunu: “Kahraman Türk kadını sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlarımız üstünde göklere yükselmeye layıksın” sözcükleri en iyi şekilde vurgulamaktadır…



    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Kurtuluş Savaşında Türk Kadını
  3. Atatürk Farkı İle Türk Kadınları, Atatürk Ve Türk Kadını, Atatürk Türkiye’sinin Türk
  4. Cumhuriyet ve Türk kadını
  5. Türk Kadının Yaşamı Tablolarda, Türk Kadını, Ressamlardan Türk Kadını Portleri
  6. Bordo Bereliler, Türk Askeri, Türk Askeri Kahramandır, Kahraman Türk Askeri, Bordo Bereli
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri