Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Aile planlaması için cilt altına konulan implanttan salgılanan çok az orandaki pregesteron hormonu orucu bozar mı? Yazar: Diyanet İşleri Başkanlığı , 27-4-2018Deri üzerindeki gözenekler ve

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Oruçla İlgili Soru Cevap

    Sponsorlu Bağlantılar




    Aile planlaması için cilt altına konulan implanttan salgılanan çok az orandaki pregesteron hormonu orucu bozar mı?
    Yazar: Diyanet İşleri Başkanlığı, 27-4-2018Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.

    Netice itibariyle ağız yoluyla alınan ilaçlar direk mideye gitmekte olup, bu ilaçların mideye ulaşmayan damla ve ağız yoluyla olmayan sair tedavilerle aynı kategoride değerlendirilmesi doğru değildir.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Kütlenin Korunumu Kanunu Soru Cevap
  3. Sabit Oranlar Yasası Nedir? Soru Cevap Örnekleri
  4. Hareket Ve Kuvvet İle İlgili Sorular, Hareket ve Kuvvet soru cevap
  5. Zekat kimlere verilir soru cevap
  6. Paylaş Facebook Twitter Google






  7. Sponsorlu Bağlantılar




    Sprey, göz-burun- kulak damlası, endoskopi, ultrason, anestezi, fitil, lavman, iğne, serum, kan vermek, diyaliz, anjiyo, biyopsi, merhem, ilaç , jinekolojik muayene gibi tedavi yöntemleri orucu bozar mı?
    Cevap



    Gene kural ve kesin hüküm olarak hastanın vücuduna direnç sağlamak için bir gıdayı serum yoluyla enjekte etmek orucu bozar. Ağrıyı kesmek veya zorunlu tedavi maksadıyla yapılan enjeksiyon da, İmam Azama göre orucu bozar. Fakat, İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve diğer mezhep imamlarına göre bozmaz. İhtiyata uygun olan bu tür tedavileri gece yapmaktır. Bununla beraber gündüz yapılması gereken muayene ve tedaviler için bu ruhsattan istifade edilebilir. Jinekolojik muayeneden dolayı oruç bozulmaz.

    Diyanet İşleri Başkanlığının Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri hakkında vardığı sonuçlar:

    Din İşleri Yüksek Kurulu, 22/09/2005 tarihinde Kurul Başkanı Vekili Prof. Dr. M. Saim YEPREM’in başkanlığında toplandı.

    Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunca hazırlanan “Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri” konusu görüşüldü. Yapılan müzakereler sonucunda;

    Birçok kişi, çeşitli sağlık problemleri nedeniyle tedavi görmektedir. Günümüzde Hz. Peygamber döneminde bulunmayan pek çok muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Tedavi gören hastalardan bir kısmı, tedavi görürken oruç tutmayı da arzulamaktadırlar. Ancak, bu tedavi ve muyane yöntemlerinin oruçlarına zarar verip vermeyeceği konusunda tereddüde düşmekte ve bu konuda Başkanlığımızdan bilgi istemektedirler.

    İslâm’ın beş temel esasından biri olan oruç, ayet ve hadislerdeki tanımına göre, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durarak ifa edilen bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de,Oruç gecesinde kadınlarınızla birleşmek size helâl kılındı (...) Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın.” buyurulmaktadır (Bakara 2/187). Hz. Peygamber de; “İnsanın oruç dışındaki bütün ameli on mislinden yediyüz misline kadar mükafatlandırılır. Ancak oruç konusunda Yüce Allah,Oruç benim içindir, mükafâtını da ben vereceğim. Kulum benim için yemesini, içmesini ve cinsel arzularını terk etmiştir.’ buyurur” demiştir (Müslim, Sıyam, 30, H.No: 1151). Buna göre oruç, ibadet niyetiyle yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durmaktan ibarettir ve bunlardan birinin yapılmasıyla oruç bozulur. Bu konuda bütün İslâm bilginleri görüş birliği içindedir. Yemek, içmek ve cinsî münasebet dışındaki konular ise, bunlara kıyaslanarak veya “sıyam” kelimesindeki imsak anlamından hareketle müçtehitler tarafından hükme bağlandığı için, bu konularda görüş ayrılığına düşmüşlerdir; birçok İslâm bilgini, orucu bozan şeyleri genişletirken, bir kısmı da, sadece ayet ve hadisteki orucun anlamından hareketle, bunları dar tutmuştur.

    Yemek, içmek ve cinsî münasebete ek olarak, kendi fiiliyle ağız dolusu kusmak ve hacamat yapmak/yaptırmak dışında orucu bozan herhangi bir şey hadislerde bulunmamaktadır (bk. İbn Mâce, Sıyam, 18; Ebû Dâvûd, Sıyam, 28; Tirmizî, Savm, 25). Buna karşılık, yıkanmak, ağza su almak (mazmaza), diş fırçalamak (misvak kullanmak), sürme çekmek, eşini öpmek, yağlanmak, koku sürünmek gibi pek çok şeyin orucu bozmayacağı hadislerde yer almaktadır (bk. Buhârî, Savm, 24, 27; Müslim, Sıyam, 12; Tirmîzî, Savm, 29, 31, 76; İbn Mâce, Sıyam, 17; …).

    Oruç, nasıl ifa edileceği, bu ibadeti nelerin bozup bozmayacağı bütün Müslümanlarca bilinmesi gereken bir ibadettir. Bu nedenle Hz. Peygamber’in, diğer ibadetlerde olduğu gibi, orucu bozan başka şeyler olsaydı, bunları da detaylı olarak açıkça belirtmesi, sahabenin de bunu kendilerinden sonraki nesle aktarmaları gerekirdi. Halbuki, yukarıda zikredilenlerin dışında orucu bozan şeyler hakkında, ne sahih, ne zayıf, ne müsnet, ne de mürsel bir hadis rivayet edilmiştir.

    Fıkıh kaynaklarımızda orucu bozan şeyler arasında yer alan âmmeye (baştaki derin yaraya) ve câifeye (karındaki derin yaraya) ilaç konulması, hukne yaptırılması gibi bazı hususlar, Hz. Peygamber döneminde de meydana gelmesine ve bütün Müslümanların bununla karşı karşıya kalma ihtimali bulunmasına rağmen, Peygamberimiz’den bunların orucu bozduğuna dair bir rivayet gelmemiştir. Oysa, bütün Müslümanların maruz kalabileceği konularda Peygamber’in açıklamada bulunması, tebliğin gereğidir. Bu itibarla orucu, yalınız Kur’an’ın ve sahih sünnetin açık beyan ettiği yemek, içmek ve cinsî münasebet bozar. Bu da dinimizin oruçtan kastettiği, nefsanî arzulardan ve bedenî alışkanlıklardan uzak durmakla örtüşmektedir.

    Yukarıdaki açıklamalar ışığında, orucu bozup bozmayacağı bakımından muayene ve tedavi yöntemleri aşağıdaki şekilde değerlendirilebilir:

    a) Astım hastalarının kullandığı sprey

    Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Ayrıca, misvaktan bazı kırıntıların ve kimyevi maddelerin mideye ulaşması kaçınılmaz olduğu halde, Hz. Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan bu şeyle oruç bozulmaz.
    Bu itibarla astımlı hastaların, sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.

    b) Göz damlası

    Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.

    c) Burun damlası

    Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye ulaşmaktadır. Bu da, mazmazada olduğu gibi ma’fuv kapsamında değerlendirilebilir.

    d) Dil altı

    Bazı kalp rahatsızlıklarında dil altına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dil altı kullanmak orucu bozmaz.

    e) Endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek

    Midedeki hastalığı tespit amacıyla mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.

    Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.

    f) İdrar kanalının görüntülenmesi, kanala ilaç akıtılması

    İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.

    g) Anestezi

    Acı ileten sinir yolları üzerinde iletimin değişik seviyelerde engellenmesi anestezi oluşturmaktadır. Lokal, bölgesel ve genel anestezi olmak üzere, üç türlü anestezi vardır. Küçük ameliyatlarda ameliyat bölgesinin yakın çevresine iletimi engelleyen ilaçların verilmesi ile oluşan anesteziye lokal anestezi denir. Vücudun daha geniş bölgeleri, örneğin belden aşağısı veya bir yarısı iletimin omurilik düzeyinde engellenmesi için omuriliğe veya omuriliğe varmadan geniş bir sinir grubunun oluşturduğu bağlantı yerleri üzerine ilaç verilerek oluşturulan anesteziye bölgesel anestezi denir. Hastanın uyutulup ağrının duyulması beyin düzeyinde engellenirse bu tür anesteziye genel anestezi denir.

    Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.

    h) Kulak damlası ve kulağın yıkattırılması

    Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz.

    Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.

    i) Fitil kullanmak, lavman yaptırmak

    Ağrı kesici, ateş düşürücü olarak veya diğer bazı amaçlarla makattan; mantar ve bazı kadın hastalıklarının tedavisinde ferçten fitil kullanılmaktadır. Lavman, tıbbî operasyon öncesi veya kabızlıkta kalın bağırsak da bulunan dışkının, anüsten içeriye, sıvı verilerek dışarı çıkarılmasıdır.

    Sindirim sistemi, ağızla başlayıp anüsle sona eren, sindirim borusu ile sindirim bezlerinden oluşur. Sindirim borusu ise, ağızla başlar. Ağzın gerisinde yutak bulunur. Sonra yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, rektum ve anüs gelir. Sindirim ince bağırsaklarda tamamlanmaktadır. Kalın bağırsaklarda ise, sadece su, glikoz ve bazı tuzlar emilmektedir. Kadının ferci ile sindirim sistemleri arasında ise bir bağlantı bulunmamaktadır.

    Bu itibarla kadınların fercinden kullanılan fitiller, orucu bozmaz. Makattan kullanılan fitiller ise, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı ve makattan fitil almak yemek ve içmek anlamına gelmediği için, orucu bozmaz.

    Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.

    j) İğne yaptırmak, hastaya serum ve kan vermek

    İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.

    k) Diyaliz

    Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir.

    Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile, hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir.

    Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.

    l) Anjiyo yaptırmak

    Halk arasında anjiyo olarak bilinen operasyon, teşhise yönelik (anjiyografi) ve tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır.
    Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.

    m) Biyopsi yaptırmak

    Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.

    n) Kan vermek

    Kan vermenin orucu bozup bozmayacağı konusunda, Hz. Peygamber’den rivayet edilen “Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur.” (Ebû Davûd, Sıyam, 28) hadisinden hareketle bazı İslâm bilginleri kan vermekle orucun bozulacağını söylemişlerdir. Din bilginlerinin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber’in oruçlu iken hacamat olduğuna dair rivayeti (Buhârî, Savm, 32; Ebû Dâvûd, Sıyam, 29) esas alarak kan vermenin orucu bozmayacağını söylemişlerdir.

    Bu iki hadis ve diğer rivayetler birlikte değerlendirildiğinde,Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur.” hadisinin “hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulma tehlikesiyle karşı karşıyadır.” şeklinde anlaşılmalıdır. Zira hacamat yapan kişi emerek kanı aldığı için boğazına kan kaçma ihtimali, hacamat yaptıranın ise zayıf düşeceğinden yeme içme zorunda kalma ihtimali bulunmaktadır. Nitekim Enes b. Malik de, hacamat yaptırmanın oruçluyu zayıf düşüreceğinden dolayı hoş karşılanmadığını söylemiştir (Buhârî, Savm, 32).

    Bu itibarla, oruçlu iken kan vermek orucu bozmaz.

    o) Merhem ve ilaçlı bant

    Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.

    Sonuç olarak;

    a) Dinimiz, hasta olan ve tedavi sürecinde bulunan kişilerin oruç tutmamalarına ruhsat vermektedir. Bu nedenle, tedavisi devam eden kişiler, sağlıklarına kavuşup, tedavileri tamamlanıncaya kadar oruçlarını erteleyebilirler. Bununla birlikte, Ramazan ayında herkesle birlikte oruca devam etmeyi arzu ediyorlar ve oruç tutmalarına başka bir engelleri de bulunmuyorsa, muayene ve tedavilerini iftardan sonra yaptırmalarının önerilmesinin uygun olduğuna,

    b) Astım hastalarının kullandığı spreyin; göz, kulak ve burun damlasının; kulak zarında delik bulunmayanların kulak yıkatmasının; dil altı kullanmanın; idrar kanalını görüntülemenin, idrar kanalına ilaç akıtmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmemesi kaydıyla endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; makat veya ferçten ultrason çektirmenin; lokal anestezi uygulamanın; makattan ve ferçten fitil kullanmanın; suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi kaydıyla lavman yaptırmanın; hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden hemodiyaliz yaptırmanın; gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyon yaptırmanın; anjiyo, biyopsi yaptırmanın, kan vermenin, merhem sürmenin, vücuda ilaçlı bant yapıştırmanın orucu bozmayacağına,

    c) Gıda ve keyif verici enjeksiyon yaptırmanın; gıda içerikli sıvıların bağırsaklara verilmesinin veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde lavman yaptırmanın; su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; bölgesel ve genel anestezinin; kulak zarı delik olup, orucu bozacak kadar su mideye ulaşacak şekilde kulak yıkatmanın, periton diyaliz ve damara serum verilerek yapılan hemodiyalizin orucu bozacağına,

    Karar verildi.



  8. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.

  9. Soru
    Eyyam-ı Biyz adı verilen ve kameri ayların 13, 14, ve 15. günlerinde Peygamberimiz (asv)'in tuttuğu orucun mahiyeti hakkında bilgi verir misiniz?
    Cevap



    Her hicri ayın 13, 14 ve 15. günlerinde oruç utmak sünnettir. Nitekim Hz. Hafsa (R.A.) diyor ki:

    «Dört şeyi Resûlüllah (a.s.) Efendimiz hemen hemen hiç terketmedi diyebilirim : Âşûrâ orucu, Zilhicce'nin ilk on gününün oru-cu, her ayın 13, 14, 15. günlerinde oruç ve bir de sabah farzından ön-ce iki rek'at namaz...» (Ahmed bin Hanbel - Nesâi.)

    Hadiste geçen günler, Hicri Takvime göre Kameri ayların 13, 14 ve 15. günleridir. Sabah kılınan sünnet ise, sabah namazının sünnetidir.


    Selam ve dua ile...


  10. Orucumuzun bozulduğunu zannederek bir şey yersek keffaret gerekir mi?
    bozulduğunu zannederek bir şey yersek, bundan dolayı keffaret gerekmez. Bir gün kaza tutmanız gerekir.


  11. Soru
    Oruçlu iken trombosit vermek, orucu bozar mı?

    Hastanede bazı hasta yakınları bazı kaynaklardan trombosit vermek orucu bozmaz diye fetva almışlar, bu nasıl olur? Trombosit verme işleminden belli miktar kan makineye çekiliyor ve kandan trombositler ayrıldıktan sonra kan damar yoluyla tekrar geri veriliyor, bu işlem 5-6 kez devam ediyor. Ayrıca acil durumda Ramazanda trombosit verilebilir mi? Bazen acil oluyor, oruçluyken vermek gerekiyor. Ramazanda iftardan sonra yığılmalara sebep oluyor.

    İmamı Azam'a göre, şekli ne olursa olsun, dışarıdan vücuda zerk edilen şeyler orucu bozar. Ebu Yusuf, Muhammed ve diğer mezhep imamlarına göre, tabii yolların dışında vücuda zerk edilen şeyler orucu bozmaz. Damardan iğne yapmak da böyledir. Çünkü, bu yollarla zerk edilenler mideye girmez.

    O halde, İmamı Azam'a göre, trombosit vermek orucu bozar. Diğer imamlara göre bozmaz. Ezher Üniversitesi fetva komisyonu da tabii yolların dışında vücuda zerk edilen şeyler orucu bozmayacağına dair fetva vermiştir.

    Bu çerçevede düşündüğümüzde, mümkünse hastanın iftardan sonra bu işlemi yapması daha ihtiyatlıdır. Eğer bu mümkün değilse, diğer imamların görüşünü esas alabilir.

    Şüphesiz, çoğunluğun görüşü daha kuvvetlidir. Ancak mesele din olunca, kişinin Allah’a karşı münasebetini güçlü tutması, ona karşı bir isyan içinde olmadığını hissetmesi de önemlidir


  12. Soru
    Şafii mezhebine göre cünüp olarak oruç tutmak caiz midir?
    Şafii Mezhebi'ne göre orucun başlangıcında temiz olmak için, fecirden önce cünüplükten yıkanmak, adaptandır.

    Cünüp olduğu halde fecirden sonra yıkanmak, orucun sıhhatine engel değildir. Ancak efdal olan, fecirden önce yıkanmaktır. Bunun delili, şu hadistir:

    "Hz. Peygamber (asv), cimadan dolayı bazen sabahladıktan sonra yıkanıp orucuna devam ederdi." (Buharî/1825, 1830)

    Hayız ve nifastan kurtulan kadının da fecirden önce yıkanması müstehabdır. (Büyük Şafii Fıkhı, Dr. Mustafa el-Hin, Dr. Mustafa el-Buğa, Ali eş-Şerbeci, Çeviren: Ali Arslan)

    Cünüp olarak bir namaz vaktinden fazla beklemek haramdır. Ancak iftara kadar cünüp beklemek orucu bozmasa da sevabını azaltır.


  13. Tok tutan bant oruç bozar mı? Oruca hile karıştırılmış olur mu?
    Soru
    Tok tutan bant oruç bozar mı? Oruca hile karıştırılmış olur mu?
    Tok tutan bant oruç bozmaz. Oruçlu iken, söz konusu bantların kullanılmasında dinen bir sakınca yoktur. Çünkü, bu bantlardaki bitkisel maddeler her ne kadar kana karışsa da yenilen içilen bir şey olmadığı için, özellikle de ilgili maddeler tabii menfezler yoluyla alınmadığı için sakıncalı sayılmaz.

    - "Tokluk bandıyla oruca hile karıştırılmış olur mu?” şeklindeki soruya ise iki açıdan bakmakta fayda vardır:

    Birincisi: Dinin zahiri hükümlerine göre konuya bakmaktır. Bu açıdan bakıldığında, orucu bozan bir sebep olmadığı sürece, ona bir hilenin karışması söz konusu değildir. Oruç tutmanın hikmetlerinden biri, aç kalıp, aç insanların halinden anlamaya vesile olmak ise de, bu ibadet sadece aç kalmak için değil, Allah’a kulluk görevini yerine getirmek içindir.

    İkincisi: Kişinin iç dünyasını ilgilendiren vicdan penceresinden bakmaktır. Burada kişinin niyeti, maksadı çok önemlidir. Sözgelimi, bir insan sabahtan akşama kadar -aç kalmamak için- uyusa, bu kişinin orucu bozulmaz, fakat bütün gün boyunca uyumadan açlığı hisseden kimsenin sevabı kadar sevap almaz. Bu sebeple, zorunlu olmadığı halde, tokluk bandıyla biyolojik vücudunu-midesini bir nevi uyutmakla açlığını hissetmez halde oruç tutan bir kimsenin, bir çeşit hile yaptığında şüphe yoktur. Ancak, bu hile orucu bozmaz, orucun sevabını azaltır. Samimi bir Ramazan geçirmek dileğiyle...



  14. soru
    Diş kanaması, diş çektirmek orucu bozar mı? Ağızdaki kanama abdesti bozar mı? Abdest al kuş gibi, namaz kıl taş gibi, sözü doğru mudur?

    Ramazan-ı Şerif te oruçlu iken diş etleri veya dolgularının kanamasından dolayı bir mezhebi taklit etme hususunda bir şey var mı? Ayrıca ağızda kanama olursa tükürmedikçe abdest bozulmaz gibi bir durum var mı? Diğer sorumda ortalama bir abdest kaç dakikada alınır Abdest al kuş gibi, namaz kıl taş gibi, sözü hakkında

    1. Diş etlerinden çıkan kanın yutulması durumunda orucun bozulacağına dair hüküm, dört mezhep için geçerlidir. Ancak kan yutulmazsa oruç bozulmaz.

    Dişlerin arasından çıkan kan boğaza gidecek olsa, bakılır: Eğer az olur da içeriye geçmezse, orucu bozmaz. Çünkü adet gereği bundan korunmak mümkün değildir. Çok olmakla beraber çoğunluğu tükürük teşkil ediyorsa, hüküm yine böyledir, oruç bozulmaz. Fakat çoğunluğu kan olur ve tadı duyulur bir halde veya kanla tükürük eşit bulunursa, yutulunca oruç bozulur. Çıkarılan diş içinde bu haller geçerlidir.

    2. Ağızdan akıcı halde çıkan kan, tükürükten fazla veya ona eşit ise abdesti bozar. Bunun dışarı tükürüp tükürmemekle bir ilgisi yoktur. Normal kural şudur: Vücuttan çıkan kan akmadığı veya çıktığı yerin çevresine dağılmadığı sürece abdesti bozmaz.(krş. İSAM, İlmihal, 1/199).

    “Ağızda kanama olursa tükürmedikçe abdest bozulmaz” hükmü “çıktığı yerin çevresine dağılmadığı sürece..” hükmünden çıkarılmıştır. Oysa, ağızdan dışarı çıkmazsa bile, söz gelişi diş etinden çıktığı takdirde, yine de normal çıkış yerinden ağzın içine akmış demektir. Bu sebeple, o hükmün doğru olduğunu düşünmüyoruz. Ağızda meydana gelen bir kanamanın abdesti bozup bozmdaığını anlamak için de tükürmek gerekmektedir.

    3. Abdesti standart bir zamana bağlamak doğru değildir. İbrikten abest almak ile musluk altında almak arasında fark olduğu gibi, yaşlı ile genç arasında da fark vardır. Önemli olan, usulüne uygun olarak abdestin farz ve sünnetlerine riayet ederek abdest almaktır. Bu bazen daha kısa , bazen daha uzun bir zaman alabilir. Bir diğer önemli nokta da, abdest alıp biraz sonra Allah’ın huzuruna varacağını düşünmek, ona göre ruhî, kalbî ve de aklî bir hazırlık içerisine girmektir. Hz. Ali (ra) abdest alırken, benzi atıyordu. Sorduklarında ise, “Şimdi artık Allah’ın huzuruna varacağını…” söylüyordu. Sırada bekleyen varsa “abdest tastamam, ama kuş gibi hafif olmalıdır” Namaz ise mümkün oldukça, “hep taş gibi ağır olmalı, huşu ile kılınmalıdır” Belki de o sözle bu mana kast edilmiştir.


  15. Soru
    Kulak yıkatmak orucu bozar mı?

    Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz.

    Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.


  16. Vücuda karbondioksit verilmesi, karboksiterapi yapılması orucu bozar mı?
    Soru
    Oruçlu iken vücuda verilen karbondioksit (karboksi) orucu bozar mı, bu işlem varis tedavisi için yapılıyor. Karboksiterapi; karbondioksit gazının tedavi amacıyla deri altına enjekte edilmesidir.karbondioksit gazının deri altına enjekte edilmesi orucu bozar mı?

    Deri altına enjekte edilen şey, içeriğinde besleyici bir özellik olmadıkça oruca zarar vermez

    İftardan sonra, karboksiterapi yapma imkânı varsa, bunu tercih etmelidir, Bu, ihtiyata daha uygundur. Şayet böyle bir imkan yoksa ve bu tedavi hasta için zorunlu ise, yapılabilir. Ve bu tedavi orucu bozmaz.

    Şüphesiz oruç gibi bir ibadet konusunda hastanın, vicdanın sesine kulak kesilmesi de önem arz eder.



  17. Soru
    İslam ülkelerinin farklı oruca başlamasını içtima veya rüyeti esas almaya bağlıyorlar. Rüyeti esas aldığını söyleyen bazı islam ülkeleri, Türkiye'den geç başlasa bu gerekçe geçerli, ancak genelde birgün erken başlıyor. Bu durumda diğer islam ülkeleri mi rüyet olmadan hesabı esas alarak başlıyor? Ramazan Ay'ının belirlenmesi için, Hial'in rüyeti ve içtimaı konusunda detaylı bilgi verir misiniz?

    İçtima: Ay, Dünya etrafında belirli bir yörünge üzerinde dolanmakta ve her dolanımında bir kez güneş ile aynı doğrultuya gelmektedir. Sırasıyla Dünya, Ay ve Güneş üçlüsünün aynı doğrultuya geldiği bu ana “İçtima” veya “Kavuşma” denir ki, bu Astronomik aybaşının başlangıcıdır. İçtima anında Ay’ın karanlık yüzü dünyaya dönük olduğundan, Hilâl’in dünyanın hiç bir yerinden görülmesi ilmen mümkün değildir.

    Ru’yet: Hilalin içtima durumundan çıkıp, görülebilir bir parlaklığa ulaşabilmesi için, Ay’ın içtima doğrultusundan en az 8 derece ayrılması (bu süre 12 ile 16 saat arasında değişmektedir) ve güneş battığı anda hilalin ufuk yüksekliğinin en az 5 derece olması gerekmektedir ki bu, Hilal’in görülebilme olayı Kameri Aybaşı’nın başlangıcıdır.

    Buna göre Ramazan Ayı’nın başlangıcı, İçtima anı değil, Rüyet halidir. Diyanet İşleri Başkanlığının hazırladığı takvimler de Hilal’in Rüyet’ine göredir. Doğrusu da budur.


    Konuyla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığının açıklaması ve verdiği örnek şöyledir:


    30 Ağustos 2008 Cumartesi günü Türkiye saatiyle 21.59 da Kavuşum (İctima), 31 Ağustos Pazar günü Türkiye saatiyle 12.31 de Ru’yet olacak ve hilal ilk defa Avustralya’nın batısından itibaren görünmeye başlayacaktır. Cumartesi günü Ankara’da ay güneşten 18 dk, Mekke’de 17 dk. önce batacağı ve her iki şehrin ufuk çizgilerinin altında bulunacağından kesinlikle görülemeyecektir. Pazar günü ise ay; Ankara’da 8 dk. Mekke’de 20 dk. sonra batacak olmasına ve Ankara’da 0 derece 59 dakika, Mekke’de ise 3 derece 51 dakika ufuk çizgisinin üstünde olmasına rağmen güneş ışınlarının kuvveti sebebiyle görülemeyecektir. Kavuşumu esas alan bazı İslam ülkelerindeki Müslümanlar 31 Ağustos Pazar günü, Peygamberimiz (asv)'in uygulamasını esas alıp Ru’yeti, yani hilalin görülmesini takip eden günü Kameri aybaşı kabul eden Türkiye gibi diğer İslam ülkelerindeki Müslümanlar ise 1 Eylül Pazartesi günü oruç tutmaya başlayacaklardır. Başkanlığımızın Ru’yeti Hilal Konferansı Kararları’na uygun olan Kameri ay başlangıcının tespiti ve uygulaması hakkında, vatandaşlarımızın hiçbir tereddüdü olmamalıdır.

    Konuyla ilgili yapılan konferans


    İslam ülkeleri arasında olan bu ihtilafı çözümü amacıyla Başkanlığımızın, 1978 yılında 20 Müslüman ülkenin katılımıyla İstanbul’da Ru’yet-i Hilâl Konferansı düzenlediği kamuoyunun malumudur.

    Söz konusu bu konferansta alınan kararların üçüncü maddesine göre;

    a) İçtima’dan (kavuşum) sonra Ay ile Güneş’in açısal uzaklığı 8 dereceden az olmamalıdır. Bilindiği üzere Ru’yet, 7 ile 8 dereceler arasında başlamaktadır. 8 derecenin esas alınmasında, ihtiyat bakımından görüş birliğine varılmıştır.

    b) Güneş’in batışı anında Ay’ın ufuktan yüksekliğinin açısal değeri, 5 dereceden az olmamalıdır.

    Sadece bu esasa göre normal durumlarda Hilâl’in çıplak gözle görülebilmesi mümkündür. Başkanlığımızca hazırlanan takvimlerde de bu kararlar esas alınmaktadır.

    Alınan bu kararlara rağmen, Hilâlin Ru’yetine değil de içtimaına itibar edilmesi nedeniyle, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da bazı İslâm ülkeleri bir gün önce oruca başlayıp, bir gün önce bayram yapacaklardır.

    Bunun dini ve ilmi hiç bir dayanağı yoktur ve yukarıda bahsedilen kararlara da aykırıdır.

    Ramazan Hilali: 18 Aralık 1998 Cuma günü Greenwich saatiyle 22 43 (Türkiye saatiyle 19 Aralık Cumartesi günü 00 43, Suudi Arabistan saatiyle 01 43) de içtima, 19 Aralık 1998 Cumartesi günü Greenwich saatiyle 13 34 (Türkiye saatiyle 15 34, Suudi Arabistan saatiyle 16 34) de ru’yet olacak ve hilal ilk defa Türkiye ve Suudi Arabistan’ın doğusundan itibaren görülmeye başlayacaktır.

    Ramazan ayının içtiması Greenwich’e göre 18 Aralık Cuma, ru’yeti ise 19 Aralık Cumartesi gibi ayrı ayrı günlere rastladığı için içtima’yı esas alıp bu takip eden günü de kameri aybaşı kabul eden bazı İslâm ülkeleri Ramazan ayına 19 Aralık Cumartesi günü, Peygamberimizin hadis-i mucibince; Ru’yet-i takip eden günü kameri aybaşı kabul eden Türkiye gibi bir kısım İslâm ülkeleri ise Ramazan ayına 20 Aralık Pazar günü başlayacaklardır.

    Greenwich’e göre içtima günü olan 18 Aralık 1998 Cuma günü, ay güneşten, Mekke’de 11’dk. Ankara’da ise 2’dk. önce batmakta ve güneş battığı anda hilal; Mekke’de 2 derece 27’dk. Ankara’da ise 0 derece 48 dk. ufkun altında bulunduğundan dolayı kesinlikle görülememektedir. Hilal görülememesine rağmen yukarıda ifade edildiği üzere içtima’yı esas alan ülkeler hilal görülmüş gibi 19 Aralık 1998 günü Ramazan ayına başlayacaklardır. Bu uygulama Ruyet-i Hilal Konferansı kararlarına aykırıdır.

    Ru’yet’in günü olan 19 Aralık 1998 Cumartesi günü ay güneşten; Mekke’de 37 dk. Ankara’da 44 dk. sonra batmakta ve güneş battığı anda hilal, Mekke’de 6 derece 44 dk. Ankara’da ise 6 derece 15 dk. ufkun üstünde bulunduğundan ve o saatte ayın parlaklığı güneşin ışınlarından daha kuvvetli olduğundan, ilk defa Türkiye ve Suudi Arabistan’ın doğusundan itibaren batıya doğru, batı ufku açık olan yerlerde net olarak görüleceğinden 20 Aralık 1998 Pazar günü Ramazan Ayının 1. günü olacaktır.


  18. Soru
    Orucumuzu açarken en faziletli zaman hangisidir? Ezan okunurken orucu ezanın hangi sözünde açmak en uygun olur ya da ezanın bitmesini mi beklemeliyiz?

    Bu konuda kaynaklardan bir bilgi vermek durumunda değiliz. Ancak iki mülahazayı tercihlerinize sunacağız:

    - İftarın acele olarak yapılması sünnettir. (Buhari, Savm: 45; Müslim, Sıyam: 48) Bu ise, güneş batar batmaz yapılır. Ezan da güneşin batmasıyla başladığına göre, ezanın bitmesini beklemeden -herhangi bir yerinde- oruç açılabilir.

    - Orucu açmak için ezanın bitmesini beklemek en faziletli olanıdır. Çünkü, ezanı huşu ile dinlemek, gereken tekrarları yapmak için yiyecek gibi başka şeylerle meşgul olmamak gerekir. Böyle olunca, hem ezanı dinlemekten gelen sevap, hem de ezandan hemen sonra iftarı -aceleyle- açmanın sevabı vardır.


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri