Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Ramazan Hâtıraları Ramazan la İlgili Hatıralar Ramazan Hâtıraları – Ramazan Notları – Ramazan ı Şerif Yelkovan akrebe mi küsmüştü? Yoksa akrep iş yavaşlatma eylemimi yapıyordu?

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Ramazan ayı hatıraları

    Sponsorlu Bağlantılar




    Ramazan Hâtıraları Ramazanla İlgili Hatıralar

    Ramazan Hâtıraları – Ramazan Notları – Ramazanı Şerif

    Yelkovan akrebe mi küsmüştü? Yoksa akrep iş yavaşlatma eylemimi yapıyordu?

    Yada babamın gençlik yıllarından kalma sarkaçlı saat yine mi durmuştu?

    Aslında sarkaç kendini bir sağa birde sola savuruyordu ama bu bile bana sanki yavaşlatılmış çekim gibi geliyordu.

    Bir yandan ikindi ezanı okunmaya başlamıştı ve bu beni hiçte mutlu etmemişti.

    Uykusuzdum ve biliyordum ki annem ikindiden sonra bizi asla uyutmazdı.

    Bunun iyi bir adet olmadığını söylerdi.

    Beş yaşındaydım¸ oruçluydum ve çok acıkmıştım.

    Zamanın bu kadar yavaş ilerlemesinin sebebi de buydu zaten.

    Amcamın oğulları ve kardeşlerim tekne orucu tutuyorlardı ama bu beni kesmiyordu.

    Nede olsa Ramazanın sonunda kimin kaç gün oruç tuttuğunu soracaktı amcam ve en çok tutan ben olacağım için koca bir aferin’i hak edecektim.

    Bütün bu aç kalmaların ödülü amcamdan alacağım bir aferin içindi ve annemin dediğine göre Allah oruç tutan çocukları daha çok severdi.

    Ramazan bitmiş ve ben yarısından çoğunu oruçlu geçirerek bayram sabahı o hak ettiğim aferin’i almıştım.

    Yıllar geçtikçe tuttuğum oruç sayısı da arttı ve ilk kez 8 yaşında tüm Ramazan oruç tuttum.

    Yengem ilk üç gün zorlanırsın ama sonra karnına sabır taşı konur hiç acıkmazsın derdi.

    Gerçektende hiç acıkmamıştım ama bambaşka zorluklarla karşılaşmıştım.

    Okulda iki dersten sonra beslenme teneffüsü verilirdi o zamanlar ve herkes evinden getirdiklerini masasına açar ve yerdi.

    Ben oruçluydum ramazanın ilk günüydü ve hiçbir şey götürmemiştim.

    İkinci sınıf öğrencisiydim ve siyasal fikirlerini bize empoze eden şimdi düşündükçe aptal olduğuna hükmettiğim bir öğretmenimiz vardı.

    Herkes beslenmesini yiyordu.

    Ben ve Ebubekir isimli bir arkadaşım bir köşe de teneffüsün bitmesini bekliyorduk.

    O halimiz öğretmenini dikkatini çekti ve bizi yanına çağırarak sert bir ifadeyle neden yemek yemediğimizi sordu.

    Gülümseyerek ona oruçlu olduğumuzu söyledik.

    O an parmaklarının arasında oynadığı kalem birden elinden düştü¸ gözlerini ders kitabından hiddetle kaldırıp en tiksindirici bakışıyla bir beni bir Ebubekir’i süzdü.

    Çok kötü bakıyordu ve biz korkudan titremeye başlamıştık.

    Masasından kalktı ve ilk eline geçirdiği suluğu bize doğru uzatarak bu suyu içeceksiniz yoksa sizi döverek öldürürüm dedi.

    Korkuyordum evet. küçük kalbim hızlı çarpıyordu ve üstelik sulu gözün tekiydim. Ebubekir ise çoktan ağlamaya başlamıştı.

    Ama biliyordum ki o suyu içemezdim.

    Okumayı söktüğüm için amcam kütüphanesindeki kitapları okumama izin vermişti bir önceki yıl.

    Peygamberimizin taşlanışını okumuştum¸ Sümeyye’nin şehadetini¸ Bilal’e yapılan işkenceleri.

    Bu onlardan daha kötü olamazdı ve ben o suyu içmeyecektim.

    Hadi ulan hadi için şunu diye bağırıyordu öğretmen ve biz yapmayın öğretmenim diye ağlıyorduk.

    Sabrı tahammülü yoktu ki öğretmenin böyle irticai bir faaliyete.



    Ya bu iki kişiyle başlayan direniş örgütlenir ve bütün okulu iftar çadırına çevirirse bu çocuklar diye mi korkuyordu acaba?

    Onunda nefesleri hızlanmıştı.

    Nursuz ve kırışık alnı kıpkırmızı olmuştu ve biz iki isyancıya gereken dersi verme zamanının geldiğini düşünüyordu sanırım.

    Ağlıyordum ve bir yandan da gözyaşımı silmeye çalışıyordum.

    Tam gözyaşımı silerken o tüm gücüyle bana bir tokat atmıştı.

    Kendi eksenimde dönüp yere düştüğümü ve dudağımın patladığını hatırlıyorum.

    Ebubekir ise çoktan tekmelemeye başlamıştı.

    Dayak faslı bitince muzaffer bir komutan edasıyla masasına oturup taş zeminde iki büklüm kıvranan bizi seyretti.

    İşte başarmıştı.

    İki irticacıya hak ettiği dersi vermişti.

    ‘Ağlamayın be! Geçin yerinize. Yarın sakın sizi oruçlu görmeyeyim yoksa elimden kimse alamaz haberiniz olsun’ dedi.

    Dayak yemiştik ama orucumuzu yememiştik.

    Eve gidince anneme her şeyi anlattım ve annem okul idaresiyle konuşarak Ramazanın geri kalan kısmını dayaksız ama öğretmenin nefret dolu bakışları altında geçirmemi sağladı.

    Yıllar geçti üstünden ama ben oruç tutmamdan ötürü yediğim bu dayağı hiç unutmadım.

    Sonraki yıllarda bu ibadete daha bir bağlanır oldum.

    Ramazan ayı çocukluğumda esnaftan imsakiye toplamak¸ Hacı bakkalın Kadir Gecesi hazırladığı ve mahallenin çocuklarına dağıttığı kolayı¸ bisküviyi almaktı.

    İlk gençliğe adım attığımdaysa Ramazan Nuruosmaniye Kuran kursunda geçen en güzel ayın adıydı.

    Ramazan arifesinde iş bölümü yapılır kimimiz fırından ekmek taşır¸ kimimiz servise bakar¸ kimimizde çalışanlara yardım ederdik.

    Ben genelde ekmekçi olur ve iftara bir saat kala avluda ki kuran kursundan çıkarak kapalı çarşının kürkçüler kapısının da içinde bulunduğu yolun sonuna doğru sağ tarafta bulunan ekmek fırınından ekmek almaya giderdim.

    O zamanlar ramazanın en güzel yanıysa teravih namazlarında Necati Yaman hocamızın sesinden dinlediğimiz ramazana özel beyitlerdi.

    ‘Sensin ol alemi nurunla münevver eyleyen

    Merhaba ey baisi cümle nebatın merhaba’

    Diye Ramazanın ilk onbeş günü söylenen beyit sonraki onbeş gündeyse merhaba yerine elveda cümlesiyle devam ederdi.

    Nuruosmaniye camisinin bir başka güzel yanıysa kadir geceleri teravih namazı sonrası peygamberimizin sakalı şerifinin sergilenmesiydi.

    Sonrasında lise ve üniversite hayatım.

    Oruç tutan az sayıda arkadaşım.

    Bu yüzden buruk geçen Ramazanlarım.

    Ve şimdi bu sene yine Ramazana ulaştık.

    Kafeler¸ lokantalar¸ restoranlar sanki oruç farz değilmişçesine tıklım tıklım dolu gündüz vakti.

    Açın halini bilende az nefsine gem vurmayı becerende..

    Yeni yeni bahaneler duyuyorum oruç tutmayan tanıdıklarımdan.

    Günler uzun dayanamıyorum diyenlerden¸ çok sinirliyim tutamıyorum diyenlere kadar uzanan geniş bir bahane yelpazesi.

    Anlıyorum ki oruçta her ibadet gibi nasip meselesi.

    Ramazanın kıymetini unutanlar içinse bakara süresinin 185. ayetinin mealine yazımda yer veriyorum.

    ‘O Ramazan ayı ki¸ insanları irşad için¸ hak ile batılı ayırt eden¸ hidayet ve deliller halinde bulunan Kur’an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim de hasta veya yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diliyor¸ zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki¸ şükredesiniz!’

    Ramazan diyince aklıma ilk esenler bunlardı. Klişeleştirmeden. Edebi bir ağırlık koymadan¸ yalın¸ sade ve çocuksu anlattım. Ya sizin için nedir ramazan?

    Abdulkadir KARACA

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Ramazan ayında sindirim sistemi rahatsızlıkları, Rahat ve sağlıklı bir ramazan geçirmek, R
  3. Halil Koç’un Çanakkale Anıları, Hatıraları
  4. Ali Şimşir’in Çanakkale Anıları, Hatıraları
  5. Ali Demirel’in Çanakkale Anıları, Hatıraları
  6. KoLay mı sandın hatıraları unutmak
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri