Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

İnkılabın aksiyon dönemi ve yeni devletin doğuşu hakkında bilgi Mondros Sonrası I. Dünya Savaşı’nın son yılında Padişah Mehmet Reşat ölmüş , yerine 1918′de savaşın sonundan

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    İnkılabın aksiyon dönemi ve yeni devletin doğuşu

    Sponsorlu Bağlantılar




    İnkılabın aksiyon dönemi ve yeni devletin doğuşu hakkında bilgi

    Mondros Sonrası

    I. Dünya Savaşı’nın son yılında Padişah Mehmet Reşat ölmüş, yerine 1918′de savaşın sonundan birkaç ay önce Vahdettin tahta çıkmıştı.Vahdettin, İttihat ve Terakki’nin iktidardan çekilmesi nedeniyle İzzet Paşa’ya yeni bir kabine kurması için görev vermiş ve bu yeni hükümet döneminde Mondros Ateşkesi imzalanmıştı. Mütareke imzalanır imzalanmaz savaş zamanı iktidarda olan İttihat ve Terakki’nin sorumlu kişileri Talat Bey, Enver ve Cemal Paşalar, Dr. Nazım vs. bir Alman gemisiyle memleket dışına, Rusya’ya kaçmışlardı.

    Mondros Mütarekesi başlangıçta, genel olarak memlekette bir ferahlık yaratmıştı. Memleketin o sıralarda, muhtaç olduğu tek şeyin asayiş ve barış olduğu, bunun da elbirliği ile gerçekleştirilebileceği sık sık basın tarafından dile getiriliyordu. Bu da genel ortamı yumuşatıyordu. Yenilgiye rağmen ümitler azalmamıştı. Ateşkes şartlarının nispeten hafif olduğu hakkında, hükümetçe yapılan telkinler ve Wilson İlkeleri’nin inanılan amaçlarının Türk halkına yeniden düzenleme ve çalışma imkanlarını verdiği zannediliyordu. Fakat bu ferahlık ve ümitler, pek kısa bir zamanda ve pek acı bir şekilde silindi. Azınlıkların aşırı davranışları, İtilaf kuvvetlerinin mütareke hükümlerine açık uyarsızlığı, Wilson İlkeleri’nin hiç bir uygulama sahası bulamaması, halk oyunda büyük üzüntüler yaratıyordu. Gerek Anadolu’nun gerekse halkın siyasi, ekonomik, toplumsal ve psikolojik açılardan durumunu herhalde en açık şekilde dönemin hatıralarında görebiliriz.

    Atatürk hatıralarında İstanbul’u şu şekilde anlatıyordu: “İstanbul sokakları İtilaf Devletleri’nin süngülü askerleriyle dolmuştu. Boğaziçi, toplarını sağa sola çeviren düşman zırhlıları ile lacivert sularını gösteremeyecek kadar örtülüydü. Herkes ancak zaruri ihtiyaçları için evlerinden çıkıyor, sokaklarda hatır ve hayale gelmeyen hareketlere uğramamak için caddelerin duvar diplerinden büzülerek, eğilerek, korkarak yürüyebiliyorlardı. Bütün ihtiyatlara rağmen, yine de bin türlü tecavüz sahnesi eksik değildi. Koskoca İstanbul ve koskoca İstanbul’un yüzbinlerce halkı sesleri kısılmış bir haldeydi. İstanbul ufuklarında yükselen şeyler yalnız düşman hakaretleri, düşman bayrak ve süngüleriydi.”.

    Şevket Süreyya ise “… mütareke günlerinde, gerçekte bir değil, bir kaç İstanbul vardır. Bunun biri Türk-Müslüman İstanbul’dur. Beşiktaş’tan, Haliç boyunca Kasımpaşa’dan Eyüp Sultan’a ve oradan İstanbul’un yedi tepesini ve bu tepelerin mermer taçları olan kubbeleri, minareleri de koynunda toplayarak karşı yakada Üsküdar sahillerine atlayan, Beylerbeyi’ne, Kandilli’ye, Beykoz’a kadar uzanan bu İstanbul, kan ağlar. Çileli harp yılları bu İstanbul’u yiyip bitirmiştir. Harbe giden ve harpten dönebilen Müslüman İstanbul’lu, şehrinde, semtinde ve evinde ancak açlık, perişanlık, işsizlik içinde bütün o eski geleneklerinin çözülüşünü görmüştür.

    Analar, babalar çökmüştür. Sandıklar, kilerler boşalmıştır. Kızlar, kardeşler, hayatın silleleri altında bunalarak tanınmayacak hallere gelmişlerdir. İşgal ise kocaman bir haysiyet yarası gibi bütün İstanbul’u, gittikçe irinleşen pıhtılarıyla sarmaktadır. Dullar, harp sakatları, sokaklarda aç dolaşan terhis edilmiş askerler, hâlâ siperlerdeki lime lime elbiseleriyle, işsiz güçsüz dolaşan eski yedeksubaylar, işsiz, vazifesiz ne yapacağını, nereye gönderileceğini bilmeyen, birlikleri lağvolmuş muvazzaf zabitler, Müslüman İsatnbul’u tıklım tıklım doldururlar. Müslüman İstanbul’un havasında esen, sadece hayal kırıklığı, ümitsizlik, kin ve iniltidir…

    Mütareke İstanbul’u buydu. Bir taraftan kan ağlayan Müslüman İstanbul. Sonra gene onun sırtında yaşayan, ama çöken, son nefesini veren bir saltanat İstanbul’u. Hepsinin üstünde ise Beyoğlu’nun, Şişli’nin kozmopolit, fakat sonu belirsiz Sodom ve Gomoresi…” böyle anlatıyordu İstanbul’u.

    Mondros Ateşkesi’nin ertesinde İstanbul bu durumda iken herhalde Anadolu’nun durumu iyi kötü tahmin edilebilir. 15 Mayıs 1919′da Yunanlıların İzmir’i işgallerinin sonrasında Anadolu’yu Falih Rıfkı(Atay) şöyle dile getirmektedir: “…İzmir rıhtımına çıkanlar Teselya katilleriydi. Harp Yunan ordusunun ikinci derecede vazifesiydi. Ve nereye gittiyse yakmak, soymak ve katletmek için gitti.

    İşte yarın sabah şafakla beraber Bursa’ya doğru bu yangın, yağma ve kıtal hikayelerini dinlemeğe gidiyoruz. Garbî Anadolu’nun ıztırabı bütün Türk ve insan olanların ıztırabıdır. Hepimizin hissedecek kalbimiz var, bilmeliyiz ki hissedilecek azîm bir ıztırabımız vardır.

    …Geçtiğimiz ve geçmediğimiz, gördüğümüz ve görmediğimiz harabelere gidiniz; şehir ve köylerinizin enkazı arasında, kesilen anaların yalın ayak çocuklarıyla, yanan çocukların çıplak analarıyla konuşunuz, Anadolu faciası önünde bizi hicap ve zilletten kurtarabilecek yegane teselli, ah ederek anlatan mazlumları ağlayarak dinlemek, çocuğumuz kesilmiş ve anamız yakılmış gibi muztarip olmaktadır.”.

    Milli Mücadele’nin önde gelen isimlerinden Kazım Özalp, İzmir’in işgali sırasında yaşanan olayları şöyle anlatıyordu: “Yunanlılar İzmir’e çıkar çıkmaz etrafa tecavüze başlamışlar ve yerli Rumların da iştirakiyle geniş ölçüde katil ve yağmacılık yapmışlardı. Şehir içerisinde çarpışmalar olmuş, subaylar, askerler ve halktan bir çoğu şehit edilmişler ve bu arada evvelce ‘Backston’lara Romanya’da suikast teşebbüsünde bulunan Hasan Tahsin Recep Bey, vesair tanınmış bazı kimseler de nefslerini ve milli şereflerini müdafaa ederken şehit olmuşlardı. Bütün millet öldürülme, dövülme ve işkence ile tahkir edilmişti. Kumandanlar, memurlar, subaylar ve halk sokaklarda elleri yukarı doğru kaldırılarak ‘Zito Venizelos’ diye zorla bağırtılmış ve bağırmayanlar süngülenerek şehit edilmişlerdi. Kolordu Ahzı Asker Reisi Miralay Süleyman Fethi Bey de bu tarzda şehit edilenler arasındaydı. Kendisi ‘Zito Venizelos’ diye bağırmayı reddetmiş olduğundan tazyik ve ölümle tehdit edildiği halde mertçe davranarak mukabele ettiğinden, derhal şehit edilmişti.”.

    Mustafa Kemal ise Anadolu’nun genel durumunu Nutuk’ta “Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu topluluk Genel Savaşta yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ‘Ateşkes Anlaşması’ imzalanmış. Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve yoksul bir durumda. Millet ve memleketi Genel Savaşa sürükleyenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahttını koruyabileceğini düşlediği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini ayakta tutabilecek herhangi bir vaziyete razı.

    Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…

    İtilaf Devletleri, Ateşkes Anlaşması hükümlerine uymaya gerek görmüyorlar. Birere uydurma nedenle, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana iline Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep’e İngilizler girmişler. Antalya ile Konya’da İtalyan birlikleri, Merzifon’la Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve görevlileri ve özel adamları çalışmakta. Daha sonra, 15 Mayıs 1919′da İtilaf Devletleri’nin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor.

    Bundan başka, yurdun dört bir bucağında Hıristiyan azınlıklar, gizli, açık, özel istek ve amaçlarının elde edilmesi, devletin bir an önce çökmesi için çalışıp duruyorlar.

    Düşman devletler Osmanlı Devletine ve ülkesine maddesel ve ruhsal bakımdan saldırmışlar; yok etmeye ve paylaşmaya karar vermişler. Padişah ve Halife olan kişi, kendi yaşam ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor. Hükümeti de öyle. Farkında olmadığı halde başsız kalmış olan millet, karanlık ve belirsizlik içinde, kaderine boyun eğmiş olup bitecekleri bekliyor. Felaketin dehşet ve ağırlığını anlamaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve olaylardan etkilenebilme güçlerine göre kurtuluş çaresi saydıkları önlemlere başvuruyorlar… Ordu, adı var, kendi yok bir durumda. Komutanlar ve subaylar, Genel Savaşın bunca sıkıntı ve güçlükleriyle yorgun, yurdun parçalanmakta olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor; gözleri önünde derinleşen karanlık felaket uçurumunun kıyısında kafaları, çıkar yol, kurtuluş yolu aramakta…” şeklinde anlatıyordu.

    İsmet İnönü gerek Mütareke dönemi ile ilgili, gerekse Mustafa Kemal’in de üzerinde durduğu kurtuluş çareleri hakkında, hatıralarında “Günler geçip, mütareke tatbikatı ilerledikçe anlaşıldı ki, mütarekeye bağlanan ümitler boşunadır. Amiral Calthrope’un emniyet verici sözleri sadece İngiltere’nin asıl niyetlerini gizlemeye yaramıştır. Suriye’yi İngilizlerden devralan Fransızların Anadolu’yu güneyden işgal için giriştiği hareketler ise, tehlikeyi büsbütün ortaya koymuştur. İngilizlerin, Fransızların ve İtalyanların, bütün galiplerin ilk zamanlarda anlaşılamayan bir çok emelleri vardır. Bunların içinde yalnız Amerikalılar bize karşı görünmüyorlar. Memleketin yer yer işgal edildiği ve her tarafına herkesin girip çıktığı bu zamanlarda Amerikalılar hiç bir yerde, bir işgal teşebbüsünde bulunmamışlardır. İngilizler memleketimizde vaziyete hakimdirler. Bizim davamız, başta İngilizlerledir. Muharebeyi onlarla yapmışız. Onlarla anlaşmak lazımdır. Devlet ricaline, yani gelip geçmiş sadrazamlara, nazırlara, onların etrafındaki partilere ve fikir çevrelerine, bu görüşler, iki ayrı istikamet vermiştir: İngiliz taraftarlığı, Amerikan taraftarlığı.” cümlelerine yer vermektedir.

    Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra savaşın yarattığı şartları Türk toplumu, ağır bir şekilde yaşarken, aynı zamanda işgallerin de baskısı altında kalmış ve bunlara karşı tepkisini düzenlediği mitinglerle, gösterilerle dile getirmiştir. Nitekim siyahlar giymiş genç bir Türk kadını, Halide Edip, Sultanahmet Meydanında yüzbinlere sesleniyordu: “Kardeşlerim, yurttaşlarım, gecenin en karanlık olduğu ve hiç bitmeyecek sanıldığı zaman, gün doğuşunun en yakın olduğu zamandır.”. O sıralarda halkın psikolojisini ve durumunu zihinlerde canlandırabilmek için Sultanahmet Mitingi’ne yönelik dağıtılan el ilanına şöyle bir bakmak bile yeterli olacaktır:

    “Müslüman!

    Önümüzdeki cuma günü resmi dua günüdür. Yevm-i mezkûrda Fatih, Sultanahmet, Bayezit câmilerinde cuma namazından sonra Müslüman ve Türk yurtlarının halâsı için dua edilecektir. Vatanını seven her Müslümanın bu içtimâlarda bulunması vecibe-i dinîyedir. Camilerde, evlerde tazarrû et! Duadan sonra Allah’a yükselen kalbinle Sultanahmet’e, bütün Türk ve Müslümanların koşacağı büyük ve umumî içtimaa gel! Sevgili vatanın parçalanıyor. Öldürücü felaketler yağıyor. Camilerini, mukaddesatını çiğneyecekler! Gözlerini aç, düşmanlarını, milletini düşün! İzmir facialarını öğren! Anadolu senin de kararını bekliyor. Haksızlıklara karşı feryat et! Alemin vicdanına hitap eden heyecanlarla hakkını müdafaaya ve parçalanan vatanının imdadına koş!

    Bu mitingde kurtarıcı kararlarını ver ve halâsın için çalışmaya yemin et!

    Müslüman”

    Bu el ilanı toplumun psikolojisinin yanında hem “Anadolu senin de kararını bekliyor” gibi bir ifade ile düşünsel-entellektüel yönden İstanbul’un önemini, yönlendiriciliğini ortaya koymakta, hem de Mütareke döneminin hemen başlarında birleştirici unsur olarak dinin etkisini, daha doğrusu üst kimlik olarak Müslümanlığın kullanıldığını göstermektedir. Nitekim bunu Milli Mücadelecilerde bütünlüğü sağlamak için bir süre değerlendirecekler; daha sonra Misak-ı Milli çerçevesinde milliyetçiliği ön plana alacaklardır. Böylece Kuvay-ı Milliye ruhu yavaş yavaş ama köklü bir biçimde olgunlaşacaktır. Doğal olarak Kuva-yı Milliye ruhunun gelişmesinde Sultanahmet Mitingi ve benzeri hareketler de önemli rol oynayacaklardır.

    İşte Mustafa Kemal üzerinde durduğumuz bu şartlar altında tarihi misyonunu gerçekleştirmek için faaliyete geçecektir.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Yeni Kurulan Bir Devletin Başkentinin Belli Olmaması Hangi Sorunları Ortaya Çıkarmış Olabi
  3. Yeni Kurulacak Devletin Eğitim Politikaları Ne Zaman Belirlenmiştir
  4. Yenileşme Dönemi Aydınları Devletin Çöküşünü Durdurmak İçin Hangi Çözüm Önerilerinde Bulun
  5. 1917 Devrimi İle Rusya'da kurulan yeni devletin adı nedir?
  6. İnkılâbın Hukuksal Dayanağı Nedir
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri