Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Mustafa Kemal ve Anadolu Mondros Ateşkesi imzalandığında , Mustafa Kemal Suriye sınırında Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olarak bulunuyordu. Mustafa Kemal , mütarekenin imzalanmasından sonra Sadrazam

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Mustafa Kemal ve Anadolu

    Sponsorlu Bağlantılar




    Mustafa Kemal ve Anadolu

    Mondros Ateşkesi imzalandığında, Mustafa Kemal Suriye sınırında Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olarak bulunuyordu. Mustafa Kemal, mütarekenin imzalanmasından sonra Sadrazam İzzet Paşa’ya çektiği telgraflarda, ateşkes şartlarının yanlış anlaşılmaya, suistimale açık olduğunu, bu durum düzeltilmedikçe ordular terhis edilecek ve İtilaf Devletleri’nin her dedikleri yapılacak olursa, düşman ihtiraslarının önüne geçilemeyeceğini söylemiştir. Bununla birlikte Mondros’un 16. maddesine göre, Suriye hududu içerisinde bulunan kuvvetlerin de İtilaf Devletleri ordularına teslimi icap ediyordu. Mustafa Kemal, bütün kuvvetlerini tespit ettiği Suriye sınırı dışına, Anadolu’ya, Türk topraklarına çekmişti. Böylece bu ordunun teslimi bir zorunluluk haline gelmemiş ve ileride bu ordudan Milli Mücadele için faydalanılmıştır. Bu arada İngilizlerin İskenderun’u işgal niyetlerine direnen Mustafa Kemal, Yıldırım Orduları ve VII. Ordu karargahının kaldırılması üzerine Sadrazam’ın davetiyle İstanbul’a 13 Kasım 1918′de gelmiştir. İlginçtir aynı gün İtilaf Devletleri donanmaları da İstanbul’a gelmişlerdi. Zaten bu sıralarda yurdun her tarafı Mondros Mütarekesi’ne dayalanılarak, paylaşma projeleri çerçevesinde hızla işgallere maruz kalmaktaydı.

    Mustafa Kemal, İstanbul’a geldiğinde İzzet Paşa hükümeti istifa etmişti. Bunun üzerine hemen harekete geçmiş, gerek milletvekilleri ile, gerekse padişahla konuşmalar yaparak, çevresini aydınlatmaya çalışmıştı. Bu süre zarfında Mustafa Kemal, İzzet Paşa’yı desteklemekteydi. Zira ona göre bu durumdan kurtulmanın ilk şartı onurlu, güçlü ve dirayetli bir hükümet kurmaktı. Ancak bu şekilde İtilaf Devletleri’nin isteklerinin önüne geçilebilir ve bu durum biraz toparlanabilirdi. İzzet Paşa güçlü bir kabine kuracak ve Mustafa Kemal de Harbiye Nazırı olacaktı. Bu düşünceler çerçevesinde Mustafa Kemal kulis çalışmaları yaparak, İzzet Paşa’yı desteklemişti. Fakat bu düşüncelerin paralelinde olaylar gelişmemiş hükümeti ilk önce Tevfik Paşa, sonrasında ise Damat Ferit kurmuştu. Yaşananlar karşısında Mustafa Kemal, İstanbul’da kalarak hiç bir sonuç alamayacağını anlamış, Anadolu’ya geçme kararını vermiş, orada neler yapabileceğini planlamaya başlamış ve yakın çevresi ile bunları tartışmıştı. Aynı sıralarda Karadeniz bölgesinde çeşitli sorunlar yaşanmaktaydı. Rum çeteler ile Türk teşkilatları birbirlerini yiyorlar ve asayişi tehdit ediyorlardı. Rum çeteler İngilizler tarafından desteklendiğine göre burada sorun Türk teşkilatları idi. İngilizler, Osmanlı Hükümeti’nden bu meselenin halledilmesini istiyorlardı. Bu işi halletme görevi 9. Ordu Müfettişi(sonraları 3. Ordu Müfettişi) sıfatıyla Mustafa Kemal’e verilmiştir. Böylece Mustafa Kemal, geniş mülki ve askeri yetkilerle, hem de Sivas, Van, Trabzon, Erzurum, Samsun ve bu bölgenin çevresini yani Ankara, Kastamonu, Elazığ, Bitlis ve Diyarbakır’ı da içine alan coğrafyada emir verme yetkisine sahip olarak 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıkmıştır. Artık Mustafa Kemal, İstanbul’da düşündüğü Anadolu’ya geçme şansını yakalamıştır.

    Mustafa Kemal’in Samsun’a gitmek için hazırlandığı sıralarda, aslında Paylaşma Projeleri’nde İtalya’nın payına düşen İzmir, Paris Barış Konferansı’nda Lloyd George’un baskısı ile Yunanlılara verilmiş ve Yunanlılar da burayı 15 Mayıs 1919 tarihinde işgal etmişlerdi. İngiltere’nin bu şekilde davranışı Lloyd George’un Venizelos’la ya da Basil Zaharof gibi Yunan sermayedarlarıyla olan ilişkilerine bağlanabilir. Fakat bunda aslında temel faktörlerden biri de İtalya’dır. Zira II. Dünya Savaşı’na yol açan gelişmeler göz önüne alınınca bu davranış anlam kazanmaktadır. Ama bu süreçle birlikte yani İzmir’in Yunanlılara bırakılmasıyla başlayan süreçte İngiliz-İtalyan ilişkileri de gevşemeye başlamıştır. Daha da önemlisi İzmir’in işgali, Anadolu’da gerçek uyanışa sebep olacaktır. Bu uyanış doğrudan ya da dolaylı olarak düşünülen kurtuluş çarelerini ateşleyecektir.

    Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçtiği dönemde, az önce İsmet İnönü’nün hatıralarında da gördüğümüz üzere çeşitli kurtuluş fikirleri memlekette gündemde bulunuyordu. Bunları, İngiltere himayesini/mandasını istemek, Amerikan mandasını kabul etmek ve bölgesel ayrılmalarla ya da yerel mücadeleler çerçevesinde kurtuluşu sağlamak gibi üç şekilde toparlayabiliriz. Üstelik Mondros’un imzalanmasından sonra ortaya çıkan görüşler çerçevesinde yeni yeni teşkilatlanmalar da ortaya çıkmıştır. Bunları sahip oldukları görüşlere, gösterdikleri tepkilere, faaliyetlerine ve kurucularına göre zararlı ve yararlı olmak üzere iki grupta ele alabiliriz.

    Türk ya da Müslüman kesimlerin kurmuş olduğu Osmanlıcı, hilafetçi daha doğrusu statükocu ama kısmen ya da tamamen himaye sistemini benimseyen, bağımsızlık fikrine sahip olmamalarından hatta direnmelerinden dolayı zararlı olarak adlandırdığımız cemiyetlerin başlıcaları şu sıralama ile ele alınabilir:

    Sulh ve Selâmeti Osmanlı Fırkası, meşrutiyet ve demokrasi esaslarına dayanarak siyasi faaliyete atıldığını ilan etmiş ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile işbirliği yapmıştır. Bu fırkanın reisi, Damat Ferit hükümetinde, Harbiye Nazırlığı yapmıştır.

    Kürdistan Teali Cemiyeti, Wilson Prensiplerine dayanarak ayrımcı siyasi faaliyetler göstermiş, Kürdistan’ın muhtariyeti ile ilgili olarak Amerikalılarla ve İngilizlerle yakın temas kurmuştur. Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile ilişkileri görülen bu cemiyet, Vilâyat-ı Şarkîye Müdafaa-i Hukuku Milliye Cemiyeti ile birleşmeyi reddetmiştir.

    Tealiî İslam Cemiyeti, din ve devlet ayrılığına taraftar olmadan bilimsel, ahlaki ve sosyal yollarla siyasi hayata etkide bulunmaya çalışmış, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı desteklemiş ve Anadolu hareketine cephe almıştır. Merkezi İstanbul’da bulunan bu cemiyet Konya ve civarında yoğun faaliyet göstermiştir.

    İngiliz Muhipler Cemiyeti, dönemin tanınmış isimlerinden Damat Ferit ve Sait Molla gibi üyeleri bünyesinde bulundurmuş ve hararetli bir şekilde İngiliz Mandasını savunmuştur. Bu çerçevede kendi görüşleri ile bağdaşmayan Milli Hareketi felce uğratmak için faaliyetlerde bulunmuş, işgalcilere tam bir sadakat göstererek Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile işbirliği yapmıştır.

    Wilson Prensipleri Cemiyeti, adından da anlaşılacağı gibi Wilson Prensiplerini esas almış ve Amerikan Mandasının kurulması ile Osmanlı Devleti’nin Milletler Cemiyeti içinde diğer devletler ile eşit hukuka sahip olabileceğini savunmuş ve bunun için çalışmıştır.

    Hürriyet ve İtilaf Fırkası, 1919′un Ocak ayında tekrar, İttihat ve Terakki düşmanlığı ile ortaya çıkmış ve faaliyete geçmiş, tipik özelliğini yeniden sergilemiş ve Anadolu Hareketine karşı tüm muhalifleri kendi cephesinde toplamayı başarmıştır. Anadolu’daki harekete şiddetli tepki gösteren Hürriyet ve İtilaf Fırkası yukarıda sözü edilen cemiyetlerin hepsini etrafına toplayarak bütün gücüyle Anadolu’ya karşı mücadele vermiştir.

    Mütareke yıllarında Türk-Müslüman kesimlerin oluşturdukları zararlı cemiyetlerin yanısıra ayrılıkçı tavırları ile ön plana çıkan ve çalışan azınlıkların da kurdukları cemiyetler sahnede yerlerini almışlardı. Bunların ise başlıcaları şunlardır:

    Mavri Mira, İstanbul Rum Patrikhanesi’nde patrik vekilinin başkanlığında kurulmuş ve Bizans İmparatorluğu’nu Batı’nın desteği ile canlandırmayı amaç edinmiştir. Doğrudan doğruya Yunan Hükümeti’nden direktif alan bu cemiyet, Yunan Kızılhaçı, Resmi Göçmenler Komisyonu ve Rum okullarında izcilik kurumları gibi bir çok alt teşkilatı/çeteyi kurmuş ve yönetmiştir.

    Pontus Rum Cemiyeti, Trabzon, Samsun ve diğer Kuzey Anadolu illerinde Pontus Rum Devleti’ni canlandırmak için faaliyet göstermiş fakat aslında patrikhaneye bağlı olarak çalışmıştır.

    Azınlıkların bu teşkilatlarının yanısıra Ermeni Patriği Zaven Efendi de Rumların teşkilâtlarına benzer bir teşkilât kurmuştur. Üstelik daha önce kurulmuş olanTaşnaksütyun ve Hıncak Ermeni örgütleri de aynı süreçte faaliyet göstermekte idiler.

    Yararlı ya da Milli Cemiyetler olarak ele aldığımız grup ise daha çok yerel kimlikleri ile ön plana çıkmaktadırlar. Fakat yerel de olsa aslında milletin gerçek tepkisini göstermeleri açısından önemli idiler. Farklı yollarla da olsa amaçları milli kurtuluş idi. Bu yönleri ile de Kuva-yı Milliye gibi bir gücün gelişmesinde tartışılmaz bir yerleri bulunmaktadır. Üstelik Türk-Müslüman ya da Azınlıkların zararlı cemiyetlerinin büyük halk yığınlarına, direnmenin mümkün olmadığını, kurtuluş için tek çarenin ancak en güçlü Anlaşma Devletleri’nden birinin koruyuculuğuna girmekle bulunacağı gibi düşünceleri empoze ettikleri bir süreçte, milli nitelikleri ile ön plana çıkan Müdafaa-i Hukuk/Hakların Savunulması anlayışını ortaya çıkarmışlar ve ulusal bütünlük oluşuncaya kadar bütün karşı anlayışlara direnmişler ve böylece tarihi görevlerini yerine getirmişlerdir.

    Yurdun her tarafında kurulan Milli/Yararlı Cemiyetleri kısaca şu şekilde ele alabiliriz:

    Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyeti Osmaniyesi, 1918′de kurulmuş ve Trakya’nın işgaline karşı çıkmıştır. Anadolu hareketinin etkisiyle adını Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti haline getirmiş ve, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin şubesi olmuştur. Düzenlediği iki kongrede silahlı savunma; asker toplama; TBMM ile birleşme ve programını Müdafaa-i Hukuk programı ile denkleştirme, gibi kararlar almıştır.

    İzmir Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti, vatanın maddi ve manevi yönlerden yükselmesini sağlamak ve Türklerin haklarını korumak amacı ile kurulmuştur. İşgallere karşı silahla vatanı koruma amacı güden cemiyet, Alaşehir Kongresi’nden sonra faaliyetlerini İstanbul’a nakletmiş ve Milli Mücadele içinde yer alan kuruluşlarla anlaşarak Anadolu’ya silah ve cephane kaçırılmasına yardımcı olmuştur. Basın yoluyla da mücadelede bulunmuştur.

    İstihlası Vatan Cemiyeti, Manisa’da kurulmuş olup Ege’de öncü müdafaa-i hukuk cemiyetlerinden biridir. Daha sonra 19 Mart Kongresi ile İzmir Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti ile birleşmiştir.

    Kilikyalılar Cemiyeti, Mondros’tan sonra Adana ve dolaylarının haklarını korumak amacı ile İstanbul’da faaliyete geçmiştir. Sivas Kongresi’nden sonra Adana ve dolaylarında Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı’nın kurulması ile işlevini kaybetmiştir.

    Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Ağustos 1919 tarihinde, Erzurum’da kurulmuştur. Bu cemiyet, önce İstanbul’da kurulmuş olan Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetine bağlı olarak açılmış, daha sonra Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı ile İstanbul’dan ayrılmış, doğuda müdafaa-i hukuk akımını temsil ederek Mustafa Kemal’in sevk ve idaresinde güçlenmiş, bütün memlekete yayılacak bir program hazırlamıştır.

    Hareket-i Milliye ve Redd-i İlhak Teşkilatları, İzmir’in işgalinin yarattığı tepki içinde, bölgeyi savunmak için kurulmuş kuruluşlardır. Redd-i İşgal, Redd-i İlhak, İstihlası Vatan ve Heyet-i Milliye isimleri ile kurulan bu teşekküller, bulundukları yerlerin idari ve askeri işlerini ele almışlar ve milis teşkilatları oluşturarak Yunan işgaline karşı fiilen direnmişlerdir. Birinci Balıkesir, Alaşehir ve İkinci Balıkesir Kongreleri ile organlaşan, bütünleşen Müdafaa-i Hukuk fikri Sivas Kongresi ile genelleşmiş ve bütün memlekete yayılmıştır.

    Trabzon Muhafaza-i Hukuku Milliye Cemiyeti, Karadeniz kıyıları üzerindeki yabancı emellerine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu yörede faaliyet gösteren Trabzon Havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyeti ile mücadele eden bu teşkilat, Erzurum Kongresi’nden sonra Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin şubesi haline gelmiştir.

    Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, Sivas’ta, Vali Reşit Paşa’nın eşi Melek Reşit Hanım ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Anadolu’da Burdur, Amasya, Erzincan, Kayseri, Kastamonu, Bolu, Niğde gibi merkezlerde şubeler açan Cemiyet, düşman işgallerini büyük bir duyarlılık ve dikkatle izleyerek İtilaf Devletlerine ve İstanbul Hükümetine karşı protestolar yayımlamış, Milli Ordu’ya para ve mal yardımı kampanyaları açmış, Milli Mücadeleye moral desteği sağlamıştır. Faaliyetleri ile, Türk milletinin kadını ile erkeği ile, vatanını kurtarmak ve bağımsızlığa kavuşmak için, bütün olarak her türlü fedakarlığa katlanacaklarının en büyük simgesi olmuştur.

    Milli ya da Yararlı Cemiyetler adı ile ele alarak sıraladığımız bu yapılanmalar, kaynayan Anadolu’da hür ve bağımsız yaşama idealinin birer çekirdekleri, yayılmaya başlayan direnme ve başkaldırma fikirlerinin güçlü birer kolları olacaklardır. Nitekim Mareşal Fevzi Çakmak “Eğer Mondros Mütarekesini takip eden aylarda, bir tayyareden Anadolu’ya bakarsanız, yer yer yanan ateşler görülecektir. Bunlar ışıldayan çoban ateşleridir. Bu ateşleri birleştirecek bir alev lazımdır. İşte onu Mustafa Kemal’in meşalesi temin etti. ” derken aslında Milli Mücadele’nin ilk gelişimini anlatmaktadır.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Mustafa Kemal'i Anlamak Bu Değil Mustafa Kemal Ülküsü Sadece Söz Değil Ne Demektir
  3. Mustafa Kemal Paşa Anadolu Ajansından Neler Bekliyor Olabilir
  4. Cepheden Cepheye Mustafa Kemal (Mustafa Kemal'in Görev aldığı Cepheler)
  5. Hangi savaşta elde ettiği başarılar Mustafa Kemal'in Anadolu'da daha geniş kitleler tarafı
  6. Mustafa Kemal'in Manastır Askerî İdadisindeki tarih öğretmeninin Mustafa Kemal'in fikirler
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 
Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri