Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Son Osmanlı Mebuslar Meclisi ve Misak-ı Milli Meclis-i Mebusan , seçimlerin tamamlanmasından ve milletvekillerinin çoğunun İstanbul’a ulaşmasından sonra , Padişah’ın gönderdiği açış nutkunun okunmasıyla 12
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Son Osmanlı Mebuslar Meclisi ve Misak-ı Milli

    Sponsorlu Bağlantılar




    Son Osmanlı Mebuslar Meclisi ve Misak-ı Milli

    Meclis-i Mebusan, seçimlerin tamamlanmasından ve milletvekillerinin çoğunun İstanbul’a ulaşmasından sonra, Padişah’ın gönderdiği açış nutkunun okunmasıyla 12 Ocak 1920 tarihinde açılmıştır. Bu açılış sebebiyle Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Reisi ünvanıyla 17 Kanun-ı sâni 1336/Ocak 1920 tarihli bir tebrik telgrafı göndermiştir.

    Son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nde Ankara’da kararlaştırılan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Grubu oluşturulamamışsa da Felah-ı Vatan ismini alarak faaliyet gösteren bir grup kurulabilmiştir. Bu grup hükümeti baskı altında tutmaya, denetlemeye çalışmıştır. Üstelik Meclis’in çoğunluğunu bünyesinde toplayan bu grup sayesinde yine Ankara’da belirlenen esaslar çerçevesinde Misak-ı Milli olarak tanınan ulusal program ilan edilmiştir. Esasında Misak-ı Milli 28 Ocak 1920 tarihli gizli oturumda “Ahd-ı Milli” adı ile hazırlanmış, bütün mebuslara imzalatılmış ve 17 Şubat 1920 tarihli açık oturumda da ilan edilmiştir.

    Misak-ı Milli şu esasları kapsamaktadır:

    1- Osmanlı Devleti’nin Arap çoğunluğunun yaşadığı, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı vakit düşman işgali altında kalmış olan yerlerin kaderi, ora halklarının vereceği karara bağlı olacaktır. Bunun dışında kalan din, ırk ve amaç bakımından ortaklık gösteren, çoğunlukla Türk ve İslam çoğunluğun yaşadığı bölge bölünmez ve ayrılmaz bir bütündür.

    2- Halkı, ilk serbest kaldıklarında kendi istekleri ile anavatana katılmış olan Kars, Ardahan, Batum(Elviyeyi Selase) için gerekirse tekrar halkın reyine/kararına başvurulabilir.

    3- Türkiye ile yapılacak barışa bırakılan Batı Trakya’nın hukuki durumunun tesbiti de, ora halklarının tam bir serbestlikle beyan edecekleri reye uygun olacaktır.

    4- Saltanat ve Hilafet merkezi olan İstanbul şehri ile Marmara’nın güvenliği her türlü tehlikeden uzak kalması şartıyla, Çanakkale ve Karadeniz Boğazları’ndan ticari serbesti ve ulaştırma, ilgili devletlerin oybirliği ile verecekleri karara bağlı olacaktır.

    5- Azınlıkların hakları, komşu memleketlerdeki müslüman ahalinin haklarının korunması şartı ile kabul edilecek ve sağlanacaktır.

    6- Milli ve iktisadi gelişmemizi mümkün kılmak ve daha çağdaş bir idare sistemine kavuşabilmek için her devlet gibi bizimde gelişimimizi sağlayacak unsurlarda tam istiklal ve serbestiye sahip olmamız, hayatımız ve geleceğimiz açısından ön şarttır. Bu sebeple siyasi, adli, mali, vesair gelişmemize engel olan sınırlamaların kaldırılması gerekmektedir.

    Bir değerlendirme yapmak gerekirse, Misak-ı Milli’nin birinci maddesi ile yurdun kesin sınırları çizilmekte, bunun yanı sıra Arapların yaşadıkları topraklarda hak iddia edilmemekte, tam tersine Arap topraklarından vazgeçilmektedir. Nitekim bu durumu, İnönü, “Anılar”ında “Milli Misak’la Arap İhtilali İlanı”nın Türkler tarafından gerçekleştirilmesi şeklinde değerlendirmektedir.

    Misak-ı Milli’nin birinci maddesinde yer alan vatan sınırlarının içine, ikinci ve üçüncü maddelerdeki Kars, Ardahan, Batum(1878′de Ruslar tarafından işgal edilmiş ve Brest Litovsk Antlaşması’yla boşaltılmıştır.) ve Batı Trakya girmektedir. Bu sınırlar içerisinde yaşayanların din, dil, kültür vs. her açıdan bir bütün olduğu ifade edilmektedir.

    Misak-ı Milli dördüncü maddesinde, Saltanat ve Hilafetin merkezi olan İstanbul’un güvenliğinin ön planda tutulması, Saltanat ve Hilafeti koruma yaklaşımı görülmektedir. Bu yaklaşım aslında daha önce bahsettiğimiz Milli Mücadele’nin bütünlüğünü ve birliğini bozmama çabalarından kaynaklanmaktadır.

    Beşinci madde ile ise azınlıkların ayrılıkçı ve aşırı davranışlarına karşılık, onların haklarında mütekabiliyet esasının uygulanacağı dile getirilmektedir.

    Misak-ı Milli’nin altıncı maddesinde ise, her alanda her açıdan bağımsızlık ve milli egemenlik anlayışı ön plana çıkarılmaktadır. Emperyalizm ve sömürgecilik hatta manda sistemi gibi yaklaşımlara kesin tavır alınmaktadır.

    Millet ve vatan kavramlarının açıklandığı Misak-ı Milli, Anadolu’nun görüşünün, entellektüel ve siyasi merkez olan İstanbul’da, üstelik Osmanlı Parlamentosu’nda kabul edilmesi nedeniyle önemlidir. Bu görüş artık sadece Anadolu’yu değil tüm Osmanlı’yı kapsamatadır. O günün şartları içerisinde, üstüne üstlük bu görüş ani bir gelişme ile birden bire ortaya çıkmamıştır. İlk defa 1907 yılında Mustafa Kemal’in kafasında canlanmış, Wilson Prensiplerinin getirdiği anlayış ile uygun bir zemin bulmuş, Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile gelişimine hız vermiş, Ankara ve İstanbul’da ise son şeklini almıştır.

    Misak-ı Milli için son olarak diyebiliriz ki, Milli Mücadele’nin, içeriği ile, ulaşılmak istenen amacı olmuştur; demokratik-ulusçu hareketin dünyaya duyurulan gerçekçi, ciddi, ağırbaşlı programıdır, planıdır ve izlenecek yolu göstermekle, yöntemidir.

    Fakat tüm bunlara rağmen Mustafa Kemal, Nutuk’ta, Ankara’da gelip kendisi ile görüşen, Anadolu’yu ve mücadelesini temsil için İstanbul’a giden milletvekillerine şiddetle çatmaktadır. Çünkü bu milletvekilleri İstanbul’daki havaya uymuşlar, gerek hükümetin gerekse işgalcilerin etkisi ile kurulması düşünülen grubun adından, Misak-ı Milli’nin içeriğine kadar bir çok konuda taviz vermişlerdir. Aynı sıralarda bu gelişmelere sebep olan bir takım dinamiklerde İstanbul’da mevcuttu. Şöyle ki, İstanbul Hükümeti ile Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti arasında sürekli bir sürtüşme söz konusu idi. Bununla birlikte Hürriyet ve İtilaf Fırkası da bir yandan çalışmalarını devam ettirmekteydi. Bu arada Meclis içinde de Kara Vasıf gibi isimler Prens Sabahattin’in Hürriyet ve İtilaf aracılığı ile taşınan liberal düşüncelerini, özellikle federasyon ya da benzeri yaklaşımları kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Bunlarda tabii ki söz konusu gelişmeleri etkileyecek ve Mustafa Kemal’in tepkilerine neden olacaktır. Fakat ne olursa olsun daha önce de üzerinde durduğumuz gibi bütün bunlar bir anlamda Mustafa Kemal için beklenen gelişmelerdi. Yine bu çerçevede beklenilen bir gelişme daha yaşanmıştır. İngilizler başta olmak üzere İşgalciler, Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin Misak-ı Millisine karşılığı vermekte gecikmediler ve İstanbul’un işgalini şiddetlendirdiler, resmileştirdiler. Meclis’i dağıtmayı da doğal olarak ihmal etmemişlerdir. Bu kargaşa içinde yeniden Sadrazam olan Damat Ferit, Kuva-yı İnzibatiye adı altında Mili Güçlere karşı bir ordu kurmaya başlamıştı. Mustafa Kemal ise, bir yandan İstanbul’un kışkırtmaları ile başlayan iç savaşla, diğer yandan da düşman ilerlemesi ile uğraşıyordu. Diğer taraftan da, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah’ın “Padişah ve Halife kuvvetleri dışındaki milli kuvvetleri kafir ilan eden ve katlinin vacip olacağını” bildiren 10 Nisan 1920 tarihli fetvasına, Anadolu’daki ulemadan 153 kişinin imzasıyla verilen karşı fetva da; milleti istiklal yolunda savaştan geri koymak isteyenlerin asıl hainler olduğu anlatılmaya çalışılıyordu. İşte bu şartlar içerisinde Mustafa Kemal, İstanbul’un işgaline de 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ile cevap vermiştir.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Osmanlı Mebusan Meclisi Ve Tbmm Arasındaki Farklar
  3. Misak - ı Milli Kararları (28 Ocak 1920)
  4. Misak-ı Milli'nin önemi ve sonuçları nelerdir
  5. Sevres ile Misak-ı Milli’nin Çatışması/Kurtuluş Savaşı
  6. Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ın Açılması ve Misak-ı Milinin İlanı
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri