Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Çanakkale Zaferi , Savaşı İle İlgili Tiyatrolar , Piyesler ANZAKLI ÖMER (PİYES) (18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ , ÇANAKKALE SAVAŞI , ŞEHİTLER GÜNÜ İLE İLGİLİ TİYATROLAR
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 3      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Çanakkale Zaferi, Savaşı İle İlgili Tiyatrolar, Piyesler

    Sponsorlu Bağlantılar




    Çanakkale Zaferi, Savaşı İle İlgili Tiyatrolar, Piyesler

    ANZAKLI ÖMER (PİYES) (18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ, ÇANAKKALE SAVAŞI, ŞEHİTLER GÜNÜ İLE İLGİLİ TİYATROLAR, PİYESLER, )


    (Sahnede bir hasta, yatağında yatmaktadır. Sahne loştur. Dış ses açıklamayı okur. Bir sure sonar sahneye doctor girer.)
    DIŞ SES: Burada canlandırılan olay, İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Muşluoğlu’nun, Amerika’da, görev yaptığı hastahanede başından geçen bir olaydır. YIL1957. YER, AMERİKA- NİYORK HASTANESİ. Hastanede görev yapan bir Türk doctor, kan almak üzere yaşlı bir hastanın kolunu açmasını ister. Yaşlı hasta kolunu sıyırınca doctor, hayretle bakakalır. Çünkü bu kolda Türk bayrağı dövmesi vardır.
    DOKTORsahneye girer, neşelidir)Ooooooooo Mr. Josef Miller idi. What are you this day ?
    ANZAKLI ÖMER :Tenk you doctor,I’m ill, I’m bed, very ill. (Doktor,Anzaklı Ömer’in kolunu iğne yapmak için açınca Türk bayrağı dövmesini görür. Dövmeyi seyircilerin göreceği şekilde işaret ederek şaşkınlık ifadesi göstererek bağırır.)
    DOKTOR :OOOOOOOOOOO my god, what is this ? Are you Turk ?
    ANZAKLI ÖMER : No no I’m austuralya. Which guesçin ?
    DOKTOR :Because I’m Turk.
    (hasta adam, Türk sözünü duyunca çok heyecanlanır. Ayağa kalkmak ister. Türkçe konuşmaya başlayarak doktora sarılır.)
    ANZAKLI ÖMER :Olamaz, olamaz ! Demek Türksün ha. İnanamıyorum, yıllar sonra yine Bir Türkle karşılaşıyorum.
    DOKTOR ŞAŞKINLIKLA)Mr. Josef, siz Türkçe biliyorsunuz, afedersiniz, nerede öğrendiniz Türkçeyi, merak ettim doğrusu. Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir.
    ANZAKLI ÖMER :Bak anlatayım evlat. (seyirciye bakarak derin bir iç geçirdikten sonra anlatmaya başlar. Doktor da sandalyeye oturur, dikkatle dinler.)
    “Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de, orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak'tım Avustralya Anzaklarından ...İngilizler, bizi toplayıp dediler ki: Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda . Birlik olup üzerlerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. Biz de inandık sözlerine vaadetlerine... Savaşmak isteyenler arasına katıldık
    “Bizim beynimizi yıkayan ingilizler, Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevkediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler o zaman . Mısır'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi . Ondan sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor(eliyle havada kavis çizer), gökyüzünde havai fişekler, geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman... Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönünden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi, Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil, kalplerind ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş . Bunu nereden anladığımı söyleyeyim. Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipcik darbesiyle kendimden geçmişim.” “Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya...
    DOKTORemek bizimkilere esir düştünüz ha. Vay be , eeeeee sonra ne oldu?
    ANZAKLI ÖMER: Baktım ki yaralarımı sarmışlar. Bana hiç de öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki kendi kendime: Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler. Ama öldürmüyorlar... Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla "Yazıklar olsun bana" dedim." Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum. Niye savaşmaya gelmişim. Bu ingiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış" diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam diye düşündüm durdum günlerce..... Nihayet bizi serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın sebebi bu işte”
    DOKTOR:Vay be mr Josef, beni de çok duygulandırdınız ya. Hem biliyor musunuz benim dedem, bu bahsettiğiniz Çanakkale savaşında şehit olmuş.
    ANZAKLI ÖMER:Tanrı günahlarını affetsin. Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra beni iyileştirmeye çaba sarf eden yine bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya 'dan (ozelbilgiler.com) Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütün kalbimle inanıyorum. Sizin adınız neydi?
    DOKTOR:Ömer, efendim.
    ANZAKLI ÖMER:Niçin bu ismi vermişler size?
    DOKTOR:Biz müslümanların ikinci halifesinin ismi efendim.
    ANZAKLI ÖMERoktor Bey, size bir şey açıklayacağım. Benim adım şimdiye kadar Josep idi. Bundan sonra sizin adınızı alıyorum. İsmim bundan sonra Anzaklı ömer olacak.
    DOKTOR:Çok sevindim doğrusu. Bundan sonra ben de size Ömer Amca diyeyim.
    ANZAKLI ÖMER: Doktor beni Müslüman eder misin?
    DOKTOR: Tabii benim için şereftir.
    ANZAKLI ÖMER: Müslüman olmak zor mu ?
    DOKTOR: Hayır Ömer Amca, çok kolay. Buyurun birlikte şehadet getirelim. Söylediklerimi tekrar edin.
    (doktor şehadet getirir, anzaklı gözyaşları içerisinde tekrar eder, duygusal bir ortam oluşur.)
    ANZAKLI ÖMER:Ne olur ara sıra gel İslam’ı anlat bana. Ha bir de tesbih getir. Ben de çekmek istiyorum.
    DOKTOR:Buyurun, benimkini vereyim.(cebinden çıkardığı tespihi Anzaklıya verir.)
    ANZAKLI ÖMER: Beni esir alan dedeleriniz sürekli ellerinde tespih çekiyorlardı. (HEYECANLANIR) Bizim üzerimize saldırırken de (bağırarak söyler) “Allah Allah…” diye bağırıyorlardı. Bu söz bizim üzerimizde bomba etkisi yapardı Kalplerindeki iman gözlerine yansıyordu. “Allah ve Muhammet” kelimeleri için canlarını veriyorlardı. (hüzünlü bir ses tonuyla anlatmaya devam eder). Zavallıların, ne yiyecek ekmekleri ne de sırtlarında doğru dürüst elbiseleri vardı. Düşmanımız oldukları halde onların bu durumlarına acıyorduk. iyi ki onlara esir düşmüşüm. Onları tanıdıktan sonra dininize kalbim ısındı. Yıllar yılı Müslüman olmayı düşündüm. Kısmet bu anaymış. (eliyle seyircileri işaret ederek bağırır): “sizler, o şerefli, o kahraman, o insanlık abidesi insanların torunusunuz”(diyerek bir ah çektikten sonra yere yığılır)
    DOKTOR:Ömer Amca, Ömer Amcaaaaaaaa. Ambulans sirenleri çalmaya başlar. Sahneye üç beş kişi, güya hastaya müdahale için girerler. Işıklar kapatılır, sahnedekiler, sahne malzemelerini, hasta yatağını vb. alarak sahneden çıkarlar. Oyun sona erer. )

    NABİ KÜÇÜK

    ÇANAKKALE GEÇİLMEZ (PİYES) (18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ, ÇANAKKALE SAVAŞI, ŞEHİTLER GÜNÜ İLE İLGİLİ TİYATROLAR, PİYESLER,)

    (1.SAHNE (SEVKİYAT)
    (Perde açılır. Sahnenin bir tarafında davuleu vardır. Davulun tokmağı havada beklerken bir marş çalınır. )
    DAVULCU : Ey ahali! Ecdad yadigarı vatanımıza saldıranlara haddini bildirmek için... Devlet için, vatan için, millet için; teninde canı, kalbinde imanı, dizinde dermanı bulunan herkes, bugün öğlen vakti Çarşı Caminin avlusunda toplansın. (Davul) Sevkiyat vaaaaar!... (Davul) Duyduk duymadık demeyin. (Davul) Küffar üstüne mukaddes cihad ilan edilmiştir. (Davulcu bağıra çağıra sahneden çıkar.)
    İHTİY AR : Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşlarda idik. Mukaddes cihad dediler,Galiçya 'ya çağırdılar. Süveyş'te, Sina'da vuruştuk. Allahüekber dağlarında karlara gömüldük.(Duraklar) Şimdi de Çanakkale diyorlar. (Kükrer) Yaşlıyım ama ihtiyar değilim. inanan insan ihtiyarlamaz. Kolum Sina çölünde kaldı. Canım Çanakkale sırtlarında kalsa çok mu? (Mahsun) Kabul etmediler. (Dirilir) (ozelbilgiler.com) Yerime oğlum gidecek, benden kalan boşluğu Salih'im dolduracak. (Asker elbiseli dört genç sahneye girer. Biri Salih'tir..)
    İHTİYAR .: (Gençlere bakarak) - Hepiniz mi? .
    BiR AGIZDAN: - Hepimiz!
    İHTİY AR : - Çanakkale'ye mi?
    BİR AGIZDAN: - Çanakkale'ye!
    İHTİY AR : (Salih'in karşısına doğru yürür)-Gelemediğim için üzgünüm oğlum,Salihim..
    SALİ H : -Gavura biz yeteriz baba...
    BiR AGIZDAN : - Biz yeteriz! .
    iHTİY AR Heybetli)- Yerimi dolduracaksın Salih! ....
    SALİH :-Benden sonra da oğlum,baba...
    BİR AGIZDAN :-Oğullarımız...
    İHTİY AR :-Sonra da torunlarımız!
    BİR AGIZDAN:-Sonra da torunlarımız...
    İHTİYAR :-Düşmana mezar olacak toprağımız.'.
    SALIH :-Hiç meraklanma baba,mevzileri boş bırakmayacağız.Sen müsterih ol.
    İHTİYAR :-(Salih'e sarılır)-A1lah yardımcın olsun.(Ayrılır)Benim için de kurşun sık gavura.(İç çekerek) Anan da sağ olup görseydi yiğidini...Git artık gecikme.(kucaklaşırlar)
    SALİH Elini öper)-Hakkını helal et baba.
    İHTİY AR Ağlamaklı)-Helal olsun. Hepinize uğurlar olsun.Gavuru def etmeden dönmeyin.Bundan sonra köyünüz yok,eviniz yok,aileniz yok.Herşeyinizle cephenin malısınız.(Ağlar)Uğurlar ola!
    2.SAHNE (EŞLERİN VEDALAŞMASI)
    ASKER-GELİN DiY ALOGU (Rüstem veya Memiş)
    EMiNE: Ne var ne yok Bey?
    MEMiŞYalandan söylediği belli olacak şekilde durgundur.) İyilik,iyilik hanım.
    EMİNE:Ne oldu Bey? Sende bir hal var. söyle hele, ne oldu?
    MEMİŞ:Ağlamayacağına,üzülmeyeceğine söz verirsen anlatayım.
    EMİNEtelaşlıdır.)Ne oldu Bey?Yoksa,yoksa kötü bir şey mi oldu?(Memiş sessizdir.Emine,onun kolunu tutar. )Söz,ağlamayacağım,çabuk söyle!
    MEMİşüşmanlar... .Düşmanlarımız.. .Boğazımıza sarılmaya Çanakkale 'ye geliyorlar.Vatan,evlatlarından yardım bekliyor.
    EMiNE:Öyle mi? Çok mu görmüşler mut1uluğumuzu?(Emine boynunu büker,hafifçe ağlar,gözyaşını siler.) MEMİş:Hani ağlamayacaktın,söz vermiştin?
    EMiNE:Ağlamıyorum ki.. ..Ne zaman gidecekmişsiniz?
    MEMİŞ: Hemen.
    EMİNEÜzgündür )Allah, size güç versin Mehmed'im!
    MEMiŞ: Elveda Eminem! Bu sevda, başka sevda. Yurt aşkı derler buna
    (Duraklar) Olur da Çanakkale'den sağ dönemezsem, bebeğim beni sorduğunda her şeyi anlat ona: Dün deden, yurt yolunda şehit olmuştu: baban da
    aynı şerefli yolda şehit oldu,de.Ona vatan sevgisinin büyüklüğünü anlat.. .Anlat ki ileride o da vatanı, bayrağı için ölmeyi göze alabilsin. Her şeyden yüce tutabilsin vatanı.
    EMİNE:Sağ salim döneceksin inşallah!
    MEMİş:Benim gitme vaktim geldi.Hadi Allah'a emanet ol!
    EMİNE: Dur gitme,az bekle.(Çıkar,hemen elinde küçük bir mendille gelir. Mendili Memiş"e uzatır.) MEMİŞ: Nedir bu?(Mendil çıkınını açar. Mendilin içinde küçük bir de bayrak da vardır.)
    EMİNE:Bu mendil,benim namusumun ve sana bağlılığımın sembolü..(Bayrağı gösterir.) Bu bayrak yüce milletimizin,bağımsızlığımızın sembolü..Bunu düşman ayakları altında çiğnetme... ..Beni ve çocuğumuzu merak etme..Biz sabırla senin zaferle ve sağ salim köye dönmeni bekleyeceğiz.(Duygulanır)Haydi git,git artık..Bir an önce vatanın imdadına yetiş. Yolun açık olsun.
    MEMİŞ: Allah senden razı olsun Hanım! Vatan, böyle analar ve kendine sadık evlatlar ister. Hoşçakal Hanım, Allah'a emanet ol! (Çıkarlar, perde kapanır.)
    3.SAHNE (MUHAREBE-CEPHE)
    (Cephede beş kişi. Durmuş, bir kenarda dalgın düşünmekte. Rüstem ayrı bir köşede mektup okumakta. Salih Çavuş nöbette. Deli Ali ile Memiş, karşılıklı bağdaş kurmuş, konuşmaktadır. Deli Ali'nin sol gözü sarılıdır. Efektten top tüfek sesleri gelir.) .
    MEMİŞ : (Deli Ali'ye) - Gözün ağrıyor mu hala?
    DELİ ALi : (Eli kalbinde) - Gözüm ağrısa ne ki, asıl yüreğim ağrıyor. Düşmanın Çanakkale'yi geçmesi ihtimalini düşündükçe, boğulur gibi oluyorum.
    MEMiş : - Hangimiz olmuyoruz ki? Gözünü merak etme, iyileşirsin inşallah.
    DELi ALİ : (Umursamaz) - Çift gözle arkaya bakmaktansa, tek gözle ileriye bakmak iyidir demişler. Küffar donanmasının yok olduğunu bir kere göreyim, diğer gözümü de vermeğe razıyım.
    MEMiş : (Hüzünlü) - Yapma bre deli! Ulvi duygularınla eritme beni.
    DURMUŞ : (Memiş'e) - Bizim deli doğru söyler be Memiş. Vatan uğruna değil bir göz, hepimiz can
    vermeye geldik. Yeter ki vatan sağ olsun. Hem öyle kolay kolay vermeyiz bu toprakları. Bizi çiğnemeden bir adım öteye gidemezler. Alt cephede, Mustafa Kemal'in cephesinde çok zaiyatlar verdirilmiştir gavura.
    (Patlama sesi)
    SALİH ÇAVUŞUfka bakarak) - Kefereler yine gülle yağmurunu hızlandırdı. Kim bilir kaç babayiğit şehit
    oluyor her güllenin cehennem ateşinde. .
    DELİ ALi : Bizim çavuş yine kitap gibi laf döşemekte. Fena mı Çavuşum? Ateş çemberinden cennete
    yol açılıyor. Biz tıkandık kaldık şuracıkta.
    SALiH ÇAVUŞ: - Sen sus delilerin delisi! Sana kalsa gülleye karşı çakıyla yürürsün.
    DELi ALi : - Çakıyla değil çavuşum, yürekle, (sarılı gözüne elini sürer) gavurun şarapneli gözüme
    değdi. Ama yüreğim sapasağlam hamdolsun. Fakat şu beklemek yok mu? Yarasız öldürecek beni.
    MEMİŞ : - Öyle deme bre deli, gözcülük vazifesindeyiz.
    DELİ ALİ : - Boşversene. İşe yaramayız diye geri hizmete attılar bizi.Anzak çıkartmasında delilik
    etmişim. Kumandanın emrinden önce süngüye davranmışım. Yahu ne yapacaktım? Zebellah gibi Üç Anzak tepeme dikilince, buyur aslanım, hoş sefa geldiniz mi (ozelbilgiler.com) diyecektim? Sardım kurşunu, bastım süngüyü (ayağa fırlar tüfeğine sarılır) Ben mi çağırdım sizi bre! diye bağırmışım. Dünyanın öbür ucundan vatanıma kast
    etmeye gelmek var mı ha! ...
    MEMİş : (Pantolonundan çeker) - Çöm hele, çöm hadi, heyecanlanma.
    DELİ ALİ : - Heyecanlanmamak ne mümkün yahu! Bak, Anafartalar'da Conkbayırında, Mustafa
    Kemal'in kumandasındaki neferlere bak! Nasıl da vuruşuyorlar, göğüs göğüse? Harp diye buna derim ben. Bir de bize bak. Sıkışıp kaldık burada gözcülük yapacağız diye. Keşke Mustafa Kemal'in cephesinde olsaydım. Burada beklemek öldürüyor beni.
    RÜSTEM : (Mektuptan başını kaldırır.) - Heey! Sessiz olun yahu, bayramda mısınız Memiş?
    Kardaşlık, çek şu delinin ipini, salma üstüme.
    SALİH ÇA VUŞ : (Kalkar, yanlarına gider, çöker.) - Şehitlik istediğini biliyorum. Fakat cesedin kimsenin işine yaramaz. Yaşadıkça savaşabilirsin.(Bakınır)Suyu olan var mı?
    MEMİŞ : Kaç haftadır kavrulmuş süpürge tohumu yiyerek savaşıyoruz.
    DELİ ALi : - Ben aç karnıma savaşmaya hazırım şikayet ettiğin şeye bak
    MEMİŞ: Şikayet etmiyorum da fena susatıyor. Suyumuz da kalmadı.Sözüm ona Mehmet Onbaşı su getirecek.Bir saat oldu gideli,hala dönmedi.(Matarasını çavuşa verir.)Buyur Çavuşum,dudaklarını ıslatır hiç değilse.
    SALİH ÇAVUŞ: Ver bakalım
    DURMUŞ: Tüfeğini doldurur.) Bir gelen vaar!(silaha davranırlar.)Durun! Bizim Mehmet Onbaşı geliyor.
    MEHMET ONBAŞISahneye girer, yanında yaralı bir İngiliz subayı vardır. Kolunu omuzundan geçirmiş, sürüklemektedir.) Herif, fena yaralanmış, inleyip duruyordu.
    SALİH ÇAVUŞSuyu dudaklarına götürmüşken çeker, Mehmet Onbaşı’ya uzatır.)Al,içir şunu,belki biraz kendine gelir.
    MEMİŞ: Al başına bir daha! Bari su buldun mu?
    MEHMET ONBAŞI: Ne gezer.(İngiliz’i yere uzatır.) Herifi o halde bulmamla sırtladım suyu muyu unuttum.
    DELİ ALİ: Hey büyük Allah’ım! Bir de bana deli derler. Şu Onbaşının yaptığına bakın dostlar! Su yerine bir başbelası getirdi.
    MEHMET ONBAŞI: Mızlanma bre deli! Gönlümüz elvermedi işte.(Matarayı İngiliz’in ağzına dayar)İç lan, iç son suyumuzu!
    DELİ ALİ: Oldu olacak bir de ziyafet çek bari!
    MEHMET ONBAŞI: Öyle ya, doğru söylersin, belki karnı das açtır garibin.
    DELİ ALİ: Hoppalaaaa! Bir de kuştüyü yatak serelim altına; belki uykusuzdur.Yahu biz mi davet ettik; buyur aslanım memleketimizi al diye?...Basın kurşunu gitsin!
    SALİH ÇAVUŞGeri çekilir, Deli Ali’ye İngiliz’i göstererek)Gel yap dediğini,hadi sık bir kurşun beyinciğine gebert!Hadi durma!Gözünün intikamını da almış olursun böylece
    DELİ ALİTüfeğini İngiliz’in kafasına doğrultur. İngiliz korkuyla büzülür, dehşetle bakar.)Geberteceğim seni!Niye geldin lan?Niye ha?
    İNGİLİZ .(Korkarak) No,no,no !
    DELİ ALİTüfeğini indirir) Yapamam… Göz göre göre yardıma muhtaç birini vuramam.(Kızgın)Onlar yapıyor ama…Ben niye yapamıyorum?
    SALİH ÇAVUŞsırtını sıvazlar) Sen Türk oğlu Türk’sün be koçum! Yemez, yedirir:içmez,içirirsin.(Duraklar)
    Yapamayacağını biliyordum.(Onbaşıya)Bir kere de ben gideceğim suya… İnşallah, bir yaralı İngiliz de benim yoluma çıkmaz!(Gülümser)Kumanda sende Mehmet Onbaşı.
    DELİ ALİ :Bırak da ben gideyim Çavuşum…Belki şehitliğe bir yol bulurum.Göz açıp kapayana kadar dönerim.
    RÜSTEMMektubu aceleyle cebine sokup gelir.)Sıra bende, bu iş benim çavuşum… Hadi izin ver de ben gideyim!
    SALİH ÇAVUŞ: Oturun oturduğunuz yerde, gözcülüğünüzü doğru dürüst yapın yeter! Ben, gideceğim. Verin mataralarınızı! (Mataraları toplar, çıkarken dönüp hepsine bakarakHakkınızı helâl edin.
    BİR AĞIZDAN: Helâl olsun! (Çavuş çıkar)
    DELİ ALİ: Kafese tıkılmış kuş gibiyim.
    DURMUŞ Gülerek) Kartal gibi.
    DELİ ALİ: Şakanın sırası değil, kafam kaynıyor.
    MEHMET ONBAŞI: Deliliğindendir.(Arkadaşlarına dönerek)Bağlayın şu deliyi de rahat edelim.(Silah sesleri artar.)
    DURMUŞElini gözüne siper eder. Dürbünle bakar.) Bir şeyler oluyor aşağılarda. Allah bre! Buve zırhlısı batıyor!
    DELİ ALİYanına fırlar) Dünya gözüyle bir kere göreyim.. (Dürbünü alır,bakar..Seyirciye dönerek)Düşman zırhlısının battığını gördüm ya, öbür gözümü kaybetsem de gam yemem.
    MEHMET ONBAŞI: (Gidip bakar)Batan yalnız Buve değil arkadaşlar! Haçlı dünyasının emelleri de batıyor.
    MEMİŞ:Ve Haçlı emellerinin battığı yerde bayrağımız yeniden doğuyor.Hasta Adam,soluk almaya başladı.
    Osmanoğlu yeniden diriliyor.
    DURMUŞ: Şu gemi Queen Elizabeth değil mi? Bu koca demir yığını kaçıyor galiba.
    DELİ ALİ:Hah haaa!Tam yol tornistan etti.Gidinin kâfiri geldiğinden beter dönüyor.
    MEMİŞOnbaşıya) Şimdi kazandık mı biz bu cengi?
    MEHMET ONBAŞI: Eli kulağındadır.(Yaralı İngiliz, sürünerek Memiş’in unuttuğu tüfeği alır, üst üste tetiğe basar, önce onbaşı vurulur.)
    MEHMET ONBAŞI: Yandım Allah’ım!(düşer)
    RÜSTEM: Aman Allah’ım!(düşer)
    DELİ ALİİngiliz’i vurur) Kahpeee! İnsanlığı öldürdün.
    MEMİŞ: Alçaaak!
    RÜSTEM: Çanakkale’yi geçemeyecekler, geçirtmeyeceğiz.
    (Düşer, tüfeğine sımsıkı sarılır, kalır) (Müzik verilir)
    (Sahneye Salih Çavuş girer, Elinde su dolu mataralar vardır. Manzarayı görünce çarpılır. Mataralar elinden düşer.)
    SALİH ÇAVUŞ:Alah’ım!...(Mehmet Onbaşı’ya gider,nabzını tutar..) Ölmüş,şehit olmuş….(Sonra ümitle Rüstem’in yanına gider,nabzını tutar..sevinçle)Yaşıyor!
    RÜSTEMGözlerini açar, gülümsemeye çalışır) Sen misin Salih Çavuş’um?
    SALİH ÇAVUŞ:Benim kardeşlik,bak,benim…..Su getirdim sana….Nereden aldım suyu biliyor musun? Mustafa Kemal’in mevzisinden, onun neferlerinden aldım.
    RÜSTEM: Onbaşının getirdiği İngiliz bitirdi bizi… Bundan sonra suya ihtiyacım yok… Şahadet şerbetiyle hararetim dinmekte.
    SALİH ÇAVUŞ: (Hafifçe sarsar)Ölmek yok ha! Cenkten (ozelbilgiler.com) kaçmak yok ha! Bu cehennem gibi yerden Cennet’e uçmak yok ha! Darılırım bak sonra.
    RÜSTEM:Kaçmak değil,göçmektir bu Salih Çavuş’um….Sağ dönersen köye,… oğlumu….o maviş gözlü ufaklığımı…benim yerime öp olur mu?
    SALİH ÇAVUŞ: Olur
    RÜSTEM ONBAŞI:Şehit olduğumu söyle ona..(Birden kolunu kavrar.)Vasiyetimdir Salih Çavuş’um,düşmanı Çanakkale’den kov….İngiliz kahpeliğine tosladık.Onları burdan öteye geçirme..Hadi söz ver!
    SALİH ÇAVUŞGözlerini silerek)Söz sana,sözlerin en hası sana…Oğlunu göreceğim..Öpeceğim de.Ama
    Çanakkale’yi birlikte savunacağız.Bu işte bizi yalnız bırakamazsın….Anladın mı kardeşlik? Köye beraber döneceğiz… Ölmek kolay, şehitlik hepten kolay… Kolayına kaçma… Bir kahpe kurşuna teslim olma. Boşuna mı sana Zaloğlu Rüstem demişiz? Tüfeğini bırakırsan namertsin be!
    (Rüstem’in başı hafifçe yana düşer, ölür.)
    SALİH ÇAVUŞHafifçe sarsar) Ölmek yok ha!Cenkten kaçmak yok ha!Sana söylüyorum Zaloğlu Rüstem,gülsene kardeşlik!..Baksana Buve battı,Queen Elizabeth kaçıyor.Zafere yürüyoruz..Baksana ha!(Rüstem’e bakar,öldüğünü anlar,başını göğsüne çeker,kucaklar,ağlar…..)Şehidim,vatanım,her şeyim…..
    (Müzik verilir. Salih Çavuş, Rüstem’i yavaşça yere uzatır. Göğüslerden çıkarılan iki bayrak şehitlere örtülür. Salih Çavuş, şehidin yanına oturur. Eliyle bayrağı tutarak aşağıdaki” Bayrak” şiirini bayrağımıza bakarak okur
    Kartal gibi duruşun
    Şanıma şan katıyor.
    Dalga dalga vuruşun
    Canıma can katıyor
    Ey zaferin hür süsü,
    Seninle güzel gökler.
    Şehidimin örtüsü,
    Seninle coşar yürekler..
    Özgürlüğü biz senden
    İçeriz ,yudum yudum.
    Ayrılmayız gölgenden
    Seninle mutlu yurdum.
    Seni gökte buldukça,
    Artar şerefim, şanım.
    Bu diyarlar durdukça
    Yoluna kurban canım..
    Gülmenin en güzeli
    Sana bakarak gülmek;
    Ölmenin en güzeli
    Sana sarılıp ölmek…
    (Salih Çavuş,yavaş yavaş kalkar;sahnenin önüne gelir.Selam durur ve yüzünde kararlı,sert bir ifade ile
    Bugün kandan, dumandan seçilmez Çanakkale
    Yer yerinden oynasa, geçilmez Çanakkale!


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Çanakkale savaşı ile ilgili en güzel sözler, Çanakkale zaferi ile ilgili sözler, 18 mart ç
  3. Çanakkale Zaferi, Savaşı İle İlgili Tiyatro, Oratoryo
  4. Çanakkale Zaferi, Savaşı İle İlgili Öyküler
  5. Çanakkale Zaferi, Savaşı İle İlgili Hikayeler
  6. Çanakkale Savaşı, Çanakkale Zaferi İle İlgili Program Akışı
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri