Hoşgeldiniz.

Ortadoğu'da manda yönetimlerinin kurulması ORTA DOĞUDA MANDA YÖNETİMLERİNİN KURULUŞU A. Orta Doğu Dünya coğrafyasının en karmaşık, en sorunlu bölgesi olan Orta Doğu, petrolün yüksek miktarda
  • 5 üzerinden 4.71   |  Oy Veren: 7      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Ortadoğu'da manda yönetimlerinin kurulması

    Sponsorlu Bağlantılar




    Ortadoğu'da manda yönetimlerinin kurulması
    ORTA DOĞUDA MANDA YÖNETİMLERİNİN KURULUŞU

    A. Orta Doğu
    Dünya coğrafyasının en karmaşık, en sorunlu bölgesi olan Orta Doğu, petrolün yüksek miktarda çıkarıl­masıyla büyük önem kazandı.

    Müslümanların, Hıristiyanların ve Yahudilerin kutsal mekânlarını barındıran Orta Doğu toprakları, 1517'de Osmanlı topraklarına katılmış, 19. yüzyılın başlarına kadar da Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır.

    Orta Doğu topraklarına; huzur, bolluk ve refah Türklerin hâkimiyeti döneminde gelmiştir. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman, Kudüs topraklarına özel bir ilgi göstermiş, imparatorluğun en zor günlerinde bile bu bölgeyi ihmal etmemiştir.
    Günümüzde Orta Doğu halkı hala Osmanlı - Türk kültürüne kendini yakın hissetmekte ve bölgedeki Türk-Osmanlı medeniyeti, mimarisi ve emeği ile varlığını korumaktadır. Ancak bu toprakların Osmanlı Devleti'nin elinden çıkması ile birlikte önce sömürgeci devletlerin, daha sonra 1948'de kurulan İsrail Devleti'nin uygula­dığı işgalci politika, yaklaşık yüz yıldır bölgede dirlik ve düzenin bozulmasına neden olmuştur.

    B. Orta Doğu'da Manda Rejimleri
    İngiltere ve Fransa'nın Orta Doğu'yu Yeniden Yapılandırmalarının Nedenleri
    · Orta Doğu petrollerini sömürmek istemeleri
    · Siyasi istikrarı sağlanan ve petrollerini kullanarak ekonomik refaha ulaşan Arapların İngiltere ve Fran­sa'nın çıkarlarını tehdit edecekleri düşüncesi
    · Arap topraklarında istikrarsızlığın süregelmesini sağlayarak Orta Doğu'yu yönlendirmek istemeleri

    Birinci Dünya Savaşı sırasında imzalanan Sykes - Picot Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu top­rakları İngiltere ve Fransa arasında paylaşıldı. Bu amaçla Arapları bağımsızlık vaadi ile kandıran İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti'nin bu topraklarda varlığına son verip Orta Doğu'ya hâkim oldular. İngiltere ve Fransa, savaştan sonra Sykes - Picot Antlaşması doğrultusunda Orta Doğu'yu siyasi ve ekonomik çıkarlarına uygun olarak cetvellerle ve sınırlar arasında geniş boşluklar bırakarak yeniden çizip bu topraklarda manda yöne­timleri kurdular.

    Bu yapılanmaya göre Osmanlı Devleti'nin,
    · Bağdat vilayetini örgütleyen İngiltere, Irak topraklarına,
    · Halep ve Şam vilayetini örgütleyen Fransa, Suriye topraklarına,
    · Beyrut ve çevresini örgütleyen Fransa, Lübnan topraklarına,
    · Ürdün Nehri'nin batı yakasını örgütleyen İngiltere, Filistin topraklarına hâkim oldu.

    Orta Doğu'da kurulan bu devletlerin temelinin etnik ve dini birliğe dayanmaması; İsrail'in Orta Doğu'da ça­tışmaları körüklemesi, Arap devletleri arasında barış ve istikrarı bozmuş ve günümüze kadar iç karışıklıkların yaşanmasına ortam hazırlamıştır.

    Suriye'de Fransız Mandası (1918 -1936)
    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Suriye toprakları Fransa'nın himayesi altına girdi. Kürtler, Dürzîler, Sünni ve Şii Araplardan oluşan Suriye toplumunda Fransa'nın Orta Doğu'ya yerleşmesi ile karışıklıklar çıktı. Fran­sa'nın Suriye'deki hâkimiyeti 1936 yılına kadar devam etti. Bu tarihten sonra Suriye'de Fransa'nın manda yö­netimi sona erdi ve dini - etnik yapısı farklılık gösteren Suriye toplumunda az da olsa huzur ortamı oluştu.


    Lübnan'da Fransız Mandası (1917 - 1936)
    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Lübnan, Fransa'nın mandası altına girdi. Dürzîler ve Marunîlerin çoğun­lukta olduğu Lübnan, 1936'da Fransa mandası olmaktan çıktı ve bağımsız bir devlet haline geldi.

    Filistin'de İngiliz Mandası (1917 -1948)
    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Filistin topraklarına hâkim olan İngiltere, Orta Doğu'da yeni sorunlara yol açtı. Arapların yanına kendi devletlerini kurmayı hedefleyen Yahudiler, amaçlarına ulaşmak için Filistin top­raklarını politik oyunlarına sahne yaptılar. İngiltere'nin Filistin'deki varlığı 1948 yılına kadar sürdü. Bu tarihte ABD ile birlikte Filistin toprakları üzerinde İsrail Devleti'nin kurulmasını sağlayan İngiltere, Orta Doğu toprak­larından çekildi.

    Mısır'da İngiliz Mandası (1882 -1946)
    Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'ya çıkış kapısı olan Mısır, 1882'de İngiltere tarafından işgal edildi, İngiltere’nin Mısır'daki varlığı 1922 yılına kadar sürdü ve bu tarihten sonra Mısır bağımsız oldu. Ancak Mısır'daki İngiliz askeri ülkeyi 1946 yılında terk etti.

    Irak'ta İngiliz Mandası (1926 -1930)
    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Irak, İngiltere'nin mandası altına girdi. Türkler, Kürtler, Şii ve Sünni Arap­lardan oluşan Irak'ta İngiliz mandası 4 yıl sürdü. 1930'da Bağımsız Irak Krallığı kuruldu ve İngiltere'nin Irak'taki mandası sona erdi.

    İran'da İngiliz Mandası
    1907 Antlaşması ile İran, İngiltere ile Rusya arasında nüfuz bölgelerine paylaşılmıştır. Rusya'da Çarlığın yıkılması üzerine, İngiltere tek başına İran üzerinde nüfuz kurma yoluna gitti ve İran'a 9 Ağustos 1919'da bir antlaşma imzalatmaya muvaffak oldu. Bu anlaşma ile İngiltere, İran'ın idari ve askeri teşkilatını düzenleme gö­revini üzerine alıyor ve ayrıca İran'a teknik ve mali alanlarda yardım vaadediyordu. Fakat bu antlaşma İran mil­liyetçilerini kızdırdı ve İran Meclisi antlaşmayı tasdik etmedi, İngiltere İran üzerinde baskı yapamadı, çünkü savaştan bıkan İngiliz kamuoyu, hükümetin doğuda peşpeşe olaylarla karşılaşmasını istemiyordu.

    Son İran şahı Muhammed Rıza Pehlevi ise kendisine örnek aldığı Atatürk gibi, İran'da geniş ve köklü re­formlar yaparak memleketi batılılaştırdı. Gerçekten, İran’da pek çok reformları ve batılılaşma hareketlerini gerçekleştirdi. Din adamlarının nüfuzunu kıramamakla beraber, özellikle eğitim alanında birçok yenilikler yaptı. Eğitim sisteminde vatanseverlik, milliyetçilik ve batılı düşüncenin yerleşmesine önem verdi. Orduyu düzenledi ve iyi bir disipline soktu. Kapitülasyonları kaldırdı. Ekonomik alanda, devletin müdahalesi ile birçok işler yaptı. Atatürk ve Türkiye ile yakın ve samimi münasebetler kurdu.

    1933'te Almanya'da Hitler'in iktidara geçmesi ve Hitler'in hem Batılılara ve hem de Sovyet Rusya'ya cephe alması üzerine, İran dış politikasını Almanya'ya kaydırdı. Almanya ile İran arasında ekonomik münasebetler de geliştirildi ve Almanya, İran'ın dış ticaretinde Sovyet Rusya'nın yerini aldı.

    Almanya'nın 1941 'de Sovyet Rusya'ya saldırması üzerine İran, İngiltere ile Sovyet Rusya'nın işgaline uğ­radı.

    Afganistan'da İngiliz ve Rus Mandası
    Afganistan 1880 Temmuz'unda İngiltere ile imzaladığı bir anlaşma ile bu devletin nüfuz ve himayesi altına girmişti. 1907 İngiliz - Rus anlaşması ile İngiltere Afganistan'daki bu durumunu Rusya'ya da kabul ettirmişti.

    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Afganistan kendisini İngiltere'nin nüfuz ve vesayetinden kurtarmayı ba­şardı. Bir takım taht mücadelelerinden sonra 1919 şubatında Afganistan tahtına geçen Emir Amanullah koyu bir İngiliz düşmanıydı. Amanullah, Emir olur olmaz, 1919 Mayısında İngiltere'ye karşı Cihad-ı Mukaddes ilan edip, ordusu ile Hindistan'a yürüdü. İngiltere Amanullah'ı Hindistan'dan çıkarmayı başardı ancak 8 Ağustos 1919'da yapılan Ravalpindi Antlaşması ile de, Afganistan'ın tam bağımsızlığını tanıyarak bu ülkeden çekilmek zorunda kaldı.

    Amanullah bundan sonra Sovyetlere yaklaştı. 28 Şubat 1921 'de Sovyet Rusya ile bir dostluk antlaşması imzaladı. Bu anlaşma ile Sovyetler, bir yandan Afganistan'ın bağımsızlığını tanıyorlar ve öte yandan da Afga­nistan'a her yıl bir milyon altın ruble yardımda bulunmayı kabul ediyorlardı.

    Amanullah Sovyetlere yaklaşmakla beraber, Afgan - Sovyet münasebetleri düzenli bir şekilde gelişemedi. Sovyetlerin Türkistan, Özbekistan, Türkmenistan, Hive ve Buhara'yı bolşevikleştirmek için kullanmış olduk­ları sert usuller, buralardaki Türk halkların ayaklanmalarına sebep oldu ve birçok Türk Bolşeviklerden kaça­rak Afganistan'a sığındı. 1922 yılında Enver Paşa'nın liderliğinde çıkan bu ayaklanmalara Amanullah büyük destek verdi hatta kendi liderliği altında bir Orta Asya Konfederasyonu kurmak için harekete geçti. Bu durum Sovyet - Afgan münasebetlerini bozdu. Fakat Enver Paşa öldürüldüğü gibi, Sovyetler de Orta Asya'da durumu kontrolleri altına aldılar.

    Afgan hükümdarı Amanullah da, Rıza Şah'ın İran'da yaptığı gibi, Atatürk'ü kendisine örnek alarak mem­leketi batılılaştırmak için 1923'ten itibaren faaliyete geçti.

    Memlekette birçok reformlar yaptı. Özellikle eğitim ve kültür reformlarına önem verdi. Bu reformlar için Almanya ve Türkiye'den uzmanlar getirtti. Bunun sonucu olarak Afganistan ile Almanya arasındaki siyasi münasebetler de gelişti ve Sovyet nüfuzuna karşı Afganistan Almanya'ya yanaştı. Hitlerle beraber Almanya ile Afganistan arasındaki ilişkiler daha da arttı.

    1941 'de İran’ın İngiltere ve Sovyet Rusya tarafından işgali üzerine Afganistan'da bu iki devletin baskısı al­tında kaldı ve baskı üzerine ülkedeki bütün Alman uzman ve teknisyenlerini çıkarmak zorunda kaldı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Afganistan tekrar Sovyet nüfuzu altına girmiştir.



    Paylaş Facebook Twitter Google







  2. Sponsorlu Bağlantılar




    ORTA DOĞU'DA MANDA REJİMLERİ

    SURİYE VE LÜBNAN

    San Remo Konferansı'nda alınan karara göre Suriye ve Lübnan Fransız mandasına verilmiştir. Fransa Suri-ye üzerinde kısa sürede kontrolü ele almış ve bölgede sömürge devletini kurmuştu. II.Dünya Savaşı'nın yak-laştığı yıllarda Fransa kendi çıkarlarını düşünerek 1936'da Suriye ve Lübnan'la bir antlaşma yaparak her iki memleketten de çekilmiştir.

    FİLİSTİN
    San Remo Konferansı'nda Filistin Suriye'den ayrılarak İngiltere'nin mandasına verilmişti. İngiltere Yahudilerin sempatisini kazanmak için bölgede bir Yahudi devleti kurmayı kararlaştırmıştı. Araplar için bir hayal kırıklığı olan bu mesele Siyonizm hareketlerin de sonucuyla Avrupa ve Amerika'daki nüfuzlu ve zengin Yahudiler büyük devletler nezdinde teşebbüslere bulunarak Filis-tin'de bir Yahudi devleti kurmak için çalıştılar. Bunun sonucunda, Balfour Deklarasyonu adını alan belge Ya-hudilerin anavatan davasında bir dönüm noktası ol-muştur. İngiltere dış işleri bakanı Balfour 1917'de Siyo-nist Federasyonu başkanına gönderdiği bir mektupta İngiltere'nin Filistin'de bir Yahudi ana vatanının kurulmasını kabul ettiğini resmen bildirmiştir. Bu bildirge 1919 yılı içinde sırasıyla Fransa, italya ve ABD tarafın-dan da kabul edilmiş ve desteklenmiştir. Bundan sonra Yahudilerin Filistin'e göç etmelerine göz yumulmuş ve bölgede Yahudi çoğunluğunu sağlamak için her türlü faaliyete başvurmuşlardır. Ancak bir Yahudi devletinin kurulması II.Dünya Savaşı'nın sonunda gerçekleşebi-lecektir.

    IRAK
    San Remo Konferansı ile Irak'ın manda idaresi de İn-giltere'nin eline teslim edilmiştir. Bu mandaya Musul da dahildi. Yalnız Musul petrollerinin bir kısmı Fransa'ya verilecekti. Bu arada Suriye'de Fransızlar tarafından in-dirilen Kral Faysal Irak halkının isteği üzerine İngiltere tarafından 1921'de Irak krallığına getirildi. İngiltere Irak'daki aşiret reislerini para yardımı ve vergi muafiye-tiyle kendine bağlayarak ülkede egemen olmak istedi. İngiltere'nin politikası her zaman ki gibi sömürge yolla-rını kontrol altında tutmak ve petrol gibi değerli madenlere sahip olmak istiyordu. Ancak Irak halkının milliyet-çilik fikirleriyle ingiltere'ye karşı başlatmış olduğu mü-cadeleler sonucunda ingiltere manda ve himaye fikrin-den vazgeçerek 1930'da yapılan antlaşmayla Irak'ın bağımsızlığını tanımıştır.

    ÜRDÜN
    Ürdün Kral Faysal'ın Büyük Suriye krallığına dahil bir bölgeydi. Ancak Faysal Fransızlar tarafından Suri-ye'den çıkarılınca 1922'de Milletler Cemiyeti'nin kara-rıyla ayrı bir Ürdün Devleti kuruldu. Bu devlet İngilte-re'nin mandasına verildi ve başına Faysal'ın kardeşi Abdullah getirildi. Ürdün'ün ekonomik kaynaklardan yoksun olması ingiltere'ye bağlılığını arttırmıştı. Politik hayatı olaysız geçen Ürdün İngiltere ile 1948'de yaptı-ğı bir antlaşma ile Ürdün Krallığına dönüşmüş ve ba-ğımsızlığını kazanmıştır.

    MISIR
    Osmanlı Devleti'nin I.Dünya Savaşı'na girmesi üzerine ingiltere Mısır üzerinde himaye kurmuştur. Bu arada gelişmekte olan Mısır milliyetçiliği savaş sırasında da-ha da gelişmiştir. İngiltere'nin Mısır'ı askeri üs olarak kullanması Mısır halkını rahatsız etmiştir. Wilson ilkele-ri ise Mısır halkının bağımsızlık ümidini kuvvetlendir-miştir. Halkın ayaklanmalarını kontrol edemeyen İngil-tere 1922'de Mısır'ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalmıştır.

    ARABİSTAN
    I. Dünya savaşı sonrasında Arap Yarımadasındaki en önemli gelişme Vahabi Devleti'nin Suudi Arabistan'da kurulmasıdır. Müslümanlığın fanatik kolunu temsil eden Vahabiler Necd bölgesine hakimdiler. Vahabiler XIX. yy'da Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanmış ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından kontrol altına alınmışlardı. Daha sonra Osmanlı'nın zayıflaması üzerine Vahabiler güçlenmişlerdi. Ayrıca bölgede İngiltere'nin desteğini alan Şerif Hüseyin 1916'da Arap memleketlerinin kralı ilan edildi. Bu durum Necd'e Vahabi lideri olan Abdüla-ziz'in tepkisini çekmiştir. Bunun sonucunda Vahabiler ile Şerif Hüseyin'in mücadelesi başlamıştır. Şerif Hüse-yin Kıbrıs'a kaçmak zorunda kalmıştır. Bundan sonra Vahabi lideri Abdülaziz Suud 1926 da Hicaz Kralı oldu-ğunu ilan etmiştir. 1932 de bütün Arap topraklarını bir-leştiren Abdülaziz Suudi Arabistan Krallığını kurmuştur.

    İRAN
    Rusya'da Çarlık'ın yıkılmasıyla birlikte ingiltere tek ba-şına İran üzerinde nüfuz kurmaya başladı. Aralarında yaptıkları antlaşma ile İran'ın idari ve askeri teşkilatını düzenleme görevini üzerine almıştır. 1923 yılında İran harbiye bakanı Ahmet Rıza Han bir hükümet darbesi yaparak başkanlığı ele geçirdi. İran Meclisi 1925'te Ah-met Rıza Han'ı İran Şehinşah'ı ilan etti. Rıza Şah'ın bu hükümet ve monarşi darbeleriyle amacı kendisine ör-nek aldığı Atatürk gibi iran'da geniş ve köklü reformlar yaparak memleketi batılılaştırmaktı. Bunun üzerine İran'da birçok reform hareketi yapıldı. Eğitim sistemin-de yapılan yeniliklerle vatanseverlik ve batılılaşma dü-şüncesine önem verildi. Orduda düzenlemelere gidile-rek kapitülasyonlar kaldırıldı. Türkiye ile yakın ilişkilere girildi.

    AFGANİSTAN
    1880 yılında ingiltere ile imzaladığı antlaşma ile bu devletin himayesine girmiştir. I.Dünya savaşı sonrasın-da ingiltere'nin nüfuzundan kendini kurtarabilmiştir. Taht mücadeleleri sonucunda 1919'da Emir Amanullah başa geçmiştir. İngiliz karşıtı olan Emir Amanullah'ın mücadeleleri sonucunda Afganistan'ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalırı^ Amanullah döneminde Sov-yet Rusya baskısından kc.çan birçok Türk grup Afganis-tan'a sığınmıştır. Ayrıca Almanya'dan getirilen uzman-larla Batılılaşmak için birçok yenilik yapılmıştır. Yenilik karşıtlarının çıkarmış olduğu sorunlar sonucunda iç ka-rışıklıklar yaşanmıştır. Yapılan yenilikler kaldırılmak zo-runda kalınmıştır. 1941 yılında İran ingiltere ve Sovyet Rusya tarafından işgali üzerine Afganistan bu devletle-rin baskısı altında kalmıştır. II.Dünya Savaşı'ndan sonra Afganistan tekrar Sovyet Rusya nüfuzu altına girmiştir.




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. ORTA DOĞUDA MANDA YÖNETİMLERİNİN KURULMASI

    Sömürgecilik

    Sömürgecilik ve emperyalizm değimleri arasında kesin bir ayrım yapılamamıştır. Son yıllarda sömürgecilik değimi kullanılmaz olmuştur. Sebebi ise dünyadaki sömürge alanlarının pek az olmasıdır. Bu gün sömürgecilik yerine emperyalizm kavramı kullanılmaktadır.

    Emperyalizm: Bir devletin diğer bir devlet üzerinde ister maddi ister manevi bir kontrol nüfuz kurması veya bir üstünlük sağlaması demektir. Tarihte sömürge kur-mak büyük toprak kazanmak büyük devlet olmak için gerekli sayılmaktaydı. Sömürgecilik bazen dini sebep-lere dayanarak bazen de askeri ve stratejik sebeplerle olmuştur. Sömürgecilikte asıl sebepler ekonomik ve si-yasi sebeplerdir. 19,yy.'da doğan günümüze kadar de-vam eden sömürgecilik tamamen ekonomik faktörlere dayanmaktadır.

    Avrupa'yı 1890'lardan itibaren sömürgeciliğe iten faktör tamamen ekonomiktir. 1870'leren sonra endüstrinin gelişmesi başlıca ekonomik faktör olarak görülmektedir. Endüstrinin gelişmesi ortaya bir takım önemli prob-lemler çıkarmıştır; endüstri geliştikçe üretim artmıştır, üretim arttıkça endüstri ülkelerinin kendi nüfusları bu üretimi tüketemez olmuştur. Bu üretim fazlasını dağıta-cak alanlar aramaya başladılar. Öte yandan endüstri-nin ham madde problemi ortaya çıkmıştır. Avrupa'nın sınırlı hammadde kaynağı karşısında yeni hammadde kaynağı bulma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Ekonomik gelişme ile birlikte Avrupa ülkeleri sömürgeleri ile yap-tıkları ithalat ve ihracatlarında endüstri mamulleri yiyecek-içecek ve kömür çok yüksek oranlardaydı. Petrol üretimi de yeni mücadelelere yol açmıştır. 19.yy da ve 20.yy.'ın başlarının en önemli vasıtalarından biri demir yoludur. Demir yolları Asya, Afrika ve Uzak Doğu'ya ulaşımda kullanılmıştır.

    ORTA DOĞU
    İngiltere Arap halkını Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklan-dırmak için özellikle Mekke şerifi Hüseyin ile bir takım antlaşmalara girişmiştir. İngiltere Şerif Hüseyin'e bir Arap imparatorluğu veya bir Arap Devletleri Federas-yonu kurmayı vaat etmek suretiyle Arapların bağımsız-lık duygularını kışkırtmıştı. Fakat bir yandan bunu ya-parken öte yandan da 1916 yılında Rusya ve Fransa ile yaptığı antlaşmalarla Orta Doğu bölgesini yani Arap ül-kelerini kendisiyle Fransa arasında paylaşılmasını ka-bul ettirmişti. Fakat Bolşeviklerin Çarlığın gizli antlaş-malarını açıklaması Orta Doğu'daki İngiliz Fransız ta-sarıları bakımından soğuk bir duş oldu. Bunun sonu-cunda başkan Wilson da bu gizli antlaşmaları tanıma-yacağını belirtince olayların bu baskısı karşısında ingil-tere ile Fransa 7 Kasım 1918'de Orta Doğu hakkında bir bildirge yayınladılar. Orta Doğu memleketlerinde kendi halkları kendi serbest seçimlerine dayanan milli hükümet ve idareler kuracaklarını bildirdiler. Araplar üzerinde İngiltere ve Fransa'nın bağımsızlıklarını istediği gibi bir izlenim uyandırdı. Halbuki bu iki sömürgeci devlet Arap halklarını ikinci defa aldatmıştı. Hicaz kralı Hüseyin oğlu Faysal'ı büyük ümitlerle Paris Barış Konferansı'na göndermiştir. Faysal konferansta Arap ba-ğımsızlığını hararetle savunmuş olmasına rağmen in-giltere ve Fransa Hüseyin'in Suriye üzerindeki monar-şisini tanımakla beraber Arap memleketlerinde manda rejiminin kurulmasına karar verdiler. 1920 Nisan'ında toplanan San Remo Konferansı'nda da ingiltere ve Fransa, Amerika'nın bu konferansa katılmamasından da yararlanarak, Orta Doğu'daki manda rejimlerini ara-larında paylaştılar. Suriye ve Lübnan'da Fransız, Irak, Ürdün ve Filistin'de de ingiliz mandalarına verildi. Arap halkları için bağımsızlık şimdi aşılması gereken çok uzun bir yol olmuştu. Arapların İngiltere ve Fransa tara-fından aldatılmaları iki savaş arasında Orta Doğu'nun devamlı bir kaynaşma içinde kalmasına neden olmuştu. Batı'nın emperyalizmi Orta Doğu'da kendini göstermişti.

    SAN REMO KONFERANSI
    I. Dünya Savaşı'ndan sonra 18-26 Nisan 1920'de Os-manlı topraklarının paylaşılması ve Osmanlı ile yapılacak olan Sevr Barış Antlaşması'nın şartlarını hazırlamak için italya'nın San Remo şehrinde toplanan milletler arası konferans idi. İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yuna-nistan ve Belçika temsilcilerinin katıldığı konferansta Os-manlı'yı tasfiye ve petrol meselelerini çözümlemek amacıyla toplanmışlardır. San Remo Konferansı'nda Osmanlı Devleti'nin Asya ve Kuzey Afrika'da bulunan Arap toprakları üzerindeki bütün haklarından vazgeçmesi ba-ğımsız bir Ermenistan'la özerk bir Kürdistan'ın kurulması kararlaştırıldı. Osmanlı'nın eski Suriye topraklarında Suriye (Şam merkezli) ve Lübnan Fransa'ya Filistin ise ingiltere'ye bırakılacaktır. Irak ise ingiltere'nin mandası-na girecekti. San Remo Konferansı'ndan sonra 10 Ağustos 1920'de Osmanlı hükümetine imzalatılan Sevr Antlaşması'nın da özünü oluşturmuştur.



 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.1
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.