Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Osmanlı devleti 15. Yüzyılda hangi gelişmeleri yaşadı bilgi verirmisiniz Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Osmanlı Devleti Döneminde Gerçekleştirilen İnsan Hak Ve Özgürlüklerine İlişkin Önemli Olay
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 8      

  1. İnsan
    Sponsorlu Bağlantılar


    Post Osmanlı Devleti 15.Yüzyılda Hangi Gelişmeleri Yaşadı

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    15. Yüzyılda Osmanlı Edebiyatı

    Türkler, sanat ve edebiyatta İran ve Mısırlılar'ı geride bıraktılar.
    Fetret Devri'nden sonra, Çelebi Mehmed'in tahta çıkışıyla, Osmanlı Devleti'nde siyasi, ekonomik bakımlardan olduğu gibi, kültür ve medeniyet sahalarında da hızlı bir ilerlemenin başladığını gördük. En hızlı ve verimli gelişmenin edebiyat alanında olduğunu söyleyebiliriz. Bunda, bu yüzyılda yaşamış hükümdarların edebiyata önem vermelerinin ve kendilerinin de edib ve şair olmalarının tesirleri olabilir. Bu hükümdarlar, devirlerinin şair ve musikişinaslarını Türkçe eser vermeleri yönünde teşvik etmişlerdir.

    Onbeşinci yüzyılda eser veren yazar ve şairler pek çoktur. Bu dönemde de Hükümdar şairler ve kadın şairler önemli eserler vermişlerdir. Bu asırda eski OĞUZ DESTANI olan DEDE KORKUT hikayeleri hikaye halinde yazıya geçirilmiştir.



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. 15.yüzyılda Osmanlı Ekonomisi

    15. ve 16. yüzyıllarda tarihinin en parlak dönemlerini yaşayan Osmanlı İmparatorluğu, iktisadi anlamda kendi toprakları içinde geniş bir işbölümüne sahipti. Şehirlerin tüketimi için gereken gıda maddelerinin ve loncaların üretimi için gerekli hammaddelerin büyük bir kısmı devletin içinden sağlanırdı. Devlet de bu işbölümünü ve kendi kendine yeterli olan konumunu korumaya çalışırdı. Bursa’nın ipekli ürünleri ile Denizli, Borlu, Isparta, Karaman, Tire, Menemen, Çorum, Tokat ve Kastamonu’da üretilen çok çeşitli pamuklu kumaşlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun her yerine gönderiliyordu. Avrupa’nın makine ürünü dokumalarının Türk ürünleriyle rekabette öne geçtiği 19. yüzyıla kadar Anadolu, dünyanın tekstil üretim merkezlerinden biriydi. O tarihlerde Osmanlı dış ticaretinin yoğunlaştığı noktalar Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Doğu Avrupa bölgeleriydi. Anadolu ile imparatorluğun diğer bölgeleri arasındaki ticarette de üç ana eksen vardı.

    Bunlardan birincisi doğu-batı yönünde olup Osmanlı İmparatorluğu ile İran arasındaki karayolu üzerinden yapılan ticareti kapsıyordu. Tebriz, Diyarbakır, Şam, Halep, Konya ve Bursa, bu kervan ticaretinin önemli uğrak merkezlerini oluşturuyordu. Müslüman tüccarların yürüttüğü bu ticarette, ham ipek, lüks tekstil ürünleri ve Hindistan’dan gelen baharat ithal edilirdi. Bu ithalata karşılık Doğu’ya bazı tekstil ürünleri, altın ve gümüş ihracatı yapılırdı.

    İkinci ticaret ekseni kuzey-güney yönünde, Anadolu ile Suriye ve Mısır arasında gelişmişti. Bu eksen üzerindeki mal akışları özellikle İstanbul ile ordunun gereksinimlerinin karşılanması açısından önem taşıyordu. Mısır ve Suriye’den baharat, çeşitli boya maddeleri, pirinç, buğday, un, şeker, sabun gibi temel maddeler ithal ediliyor, bu bölgelere tahta, demir, demirden yapılmış araç ve gereçler ile ipekli tekstil ürünleri ihraç ediliyordu.

    Üçüncü ticaret ekseni ise Anadolu’dan Karadeniz’in kuzeyine, oradan Rusya ve Lehistan içlerine kadar uzanmaktaydı. İstanbul’un fethinden sonra Boğazlar Avrupalılara kapatılmış, Karadeniz bir Türk gölü haline gelmişti. Bu ticaret Osmanlı uyruklu Ermenilerin, Yahudilerin, Rumların ve Müslüman Türklerin denetimine geçti. Osmanlı İmparatorluğu sadece dost kabul ettiği Avrupa ülkelerinin ticaret gemilerinin Karadeniz’e çıkmasına izin veriyordu. Deniz ulaştırmacılığının ve Karadeniz’in kuzeyindeki Kefe gibi limanların sağladığı kolaylıklar sayesinde, bu eksen üzerindeki ticaret hızla gelişti. Anadolu’dan kuzey yönünde pamuklu dokuma, çeşitli gıda maddeleri ve şarap ihraç ediliyor, kuzeyden güneye buğday, un, tereyağı, tuz gibi temel gıda maddeleri geliyordu. 1483 tarihli bir belgeye göre, bir yılda İstanbul limanına 2.019 gemi ve 2.265 mavna gelmişti. 1520 tarihli başka bir belgeye göre, 70-80 gemi İstanbul ile Trabzon, Samsun ve Sinop limanları arasında aralıksız gidiş-geliş yapmaktaydı.

    Osmanlılar, Batı Avrupa ülkeleriyle de ticaret yapıyordu. Buğday, deri, ham ipek ve ipekli dokuma ihraç ediliyor, karşılığında yünlü dokuma, bir miktar ipekli dokuma ithal ediliyordu. Çeşitli renklerde Ankara sofları, Avrupa’da en çok aranan lüks tüketim malıydı. Avrupa’ya ihracat yapan Bursa ipekli sanayinde, 16. yüzyılın başında 1.000 kadar tezgâh vardı. Bundan başka, Aksaray, Gördes, Kula ve Uşak halıları Avrupa’da aranan lüks mallardı.

    15. yüzyılın son on yılı Avrupalıların, dünyanın kendi kıtaları dışında kalan alanlarını keşfetmeleri açısından bir dönüm noktası oluşturur. 1492 yılında İspanyol Krallığı için çalışmakta olan Ceneviz asıllı Kristof Kolomb, Hindistan yolunu ararken Yeni Kıta’ya (Amerika kıtası) varmıştı. Osmanlılar 1517’den sonra Arabistan’ın güneyindeki Yemen gibi toprakların fethiyle, Hint Okyanusu’na ulaşmıştı. Bunun hemen ardından, İspanya’nın komşusu ve rakibi olan Portekizliler, Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu’nu dönerek Hindistan’a denizden ulaşmayı başardılar. Böylece Hindistan ve Güneydoğu Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaret yolları, Portekiz’in denetimine giriyordu. Ancak bu yeni ve uzak hattın önem kazanması için bir yüzyıl daha geçmesi gerekecekti. 16. yüzyılın ortasında Lizbon’a Ümit Burnu yoluyla 30.000 kental baharat gelirken, aynı ağırlıkta baharat Kızıldeniz ve Basra Körfezi üzerinden Osmanlı ülkesine ulaşıyordu. Aynı tarihlerde Avrupa, yeni kıtadan gelen ürünlerle tanışacaktı. Bunlar arasında en başta gelenler mısır, çikolata, patates, domates, kırmızıbiber, yerfıstığı, tütün ve hindiydi.

    16. yüzyılın başında, Kahire, Şam ve Tebriz’e yapılan seferlerden sonra, bu şehirlerde yaşayan 1.500 zengin tüccar ve zanaatkâr İstanbul’a ve Anadolu’nun farklı bölgelerine gönderilmişti. Mısır’dan toplanan vergi gelirleri, devletin bütçesinde önemli bir kalem oluşturuyordu. Osmanlılar uzun mesafe ticaretinin gelişmesi için ticaret yolları üzerindeki belli başlı noktalarda hanlar ve kervansaraylar yaptırdı. Bu yolların güvenliğini sağlamak için “derbentçi” adı verilen yarı askeri bir örgüt kurulmuştu. Devlet adamları, tüccarların Osmanlı iktisadi düzeni çerçevesinde önemli işlevleri yerine getirdiğinin farkındaydılar. Bu nedenle tüccarlara geniş hareket özgürlüğü sağlanıyor, özel bir konumları olduğu kabul ediliyordu. Özellikle İstanbul’un, sarayın ve ordunun, yani başkentin, devletin ve ordunun iaşe sorunlarının çözümü için gerektiğinde tüccarlara imtiyazlar sağlanıyordu. İspanya’daki engizisyondan kaçan Sefardik Musevileri, Selanik’e yerleştirilerek yünlü dokumayı canlandırmışlardı. Selanik ve Bursa gibi uzak pazarlar için üretim yapan, sermaye oranı yüksek şehirlerde, zaman zaman loncalara bağlı çalışan ustalarla, loncalar dışına çıkıp daha fazla üretim yapmak isteyen sermayedarlar arasında sürtüşmeler yaşanırdı. Bunun üzerine merkezi idare loncaların yanında yer alarak piyasadaki dengeleri korurdu.

    Günümüzde de yazımızda bahsettiğimiz ticaret rotaları kısmen canlılığını korumakla birlikte, hava ulaşımının yaygınlaşmasıyla yavaş yavaş önemini yitirmeye başlamıştır.


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri